KARAPARA & NARKOTİK & SUÇ


Yeni Hayat gazetesi yazarı Nazif
Apak, bankacılığın önemli bir isminden edindiği bilgiyi paylaştı. Bu bilgiye
göre Reza Zarrab, Türkiye’de bir bakanın referansıyla bankalar üzerinden kara
para akladı. Apak, kulis olarak paylaştığı yazısında Zarrab’ın saat sever bir
bakanın referansıyla bir bankanın yetkilisiyle irtibata geçtiğini, dürüst
yetkilinin olayı Zarrab’tan duyar duymaz teklifin kara para aklamak olduğunu ve
bunun da suç olduğunu belirttiğini aktardı. Aynı yetkilinin daha sonra diğer
banka yetkilileri ile bir bakan tarafından meclise çağırıldığını burada bir
kamu bankası yetkilisinin teklifi kabul ettiğini, dürüst banka yetkilisinin bu
yapabilmenin 3 yolu olduğunu bunların da teker teker 3 gün üç ay ve bir yıl
içerisinde ortaya çıkacağını yapılanın yanlış olduğunu belirttiğini aktaran
Apak, bu dürüst banka yetkilisini toplantının hemen ardından bir Amerikalı
yetkilinin makamında ziyaret ettiğini ve bu dürüst banka yetkilisi daha
konuşmadan bu 3 yolun da kapalı olduğunu ve yanlış yapılmaması uyarısında
bulunduğunu kulis olarak paylaştı.




İşte “Nazif Apak’tan
bomba kulis” başlığı ile yayımlanan o yazı: Bir bankanın en tepesindeki
bir yetkiliye saat sever bir bakan şöyle der: ‘Sana birini gönderiyorum. Adamın
problemini çöz; Patron tanıyor ve yardımcı olmamızı istiyor’. Aradan birkaç saat
geçmemiştir ki sekreter genç bir adamın banka merkezine geldiğini, önemli bir
kişiden selam getirdiğini, ziyareti konusunda daha önce aranmış olması
gerektiğini vs. söylüyor. Üst düzey bürokrat şaşırıp kalıyor bu şimşek hızına.
‘Peki gelsin’ diyor gönülsüzce. İçeriye genç bir adam giriyor. Kendini
tanıtıyor. Rıza Zarrab ismini ilk defa o gün duyuyor bankacı.




Adam, İran asıllı ama Türk
vatandaşı olduğunu, hükümet bünyesinde çok üst seviyede insanlarla tanıştığını
falan anlatıyor. Selam kelam faslı bitince asıl konuya geçiliyor. Yeni bir tür
ticaretten bahsediyor Zarrab. İran’a karşı uygulanan uluslararası ambargodan
söz açıyor. Oradaki sıkıntıyı çözecek, Türkiye’ye de para kazandıracak bir
sistemden ayrıntılar vermeye başlıyor. Üst düzey bankacı renkten renge giriyor.
Her cümle ‘üstat bankacı’ için kara paraaklamaktan rüşvete kadar uzanan bir
kapalı sistemi deşifre ediyor çünkü. Sonunda dayanamıyor ‘üstat’ ve ‘Kardeşim
biz bunu yapamayız.




Sizin söylediğiniz şey resmen
kara para aklama; uluslararası hukuka aykırı. Ortaya çıktığında sadece bizim
banka değil, aynı zamanda Türkiye ciddi problemler yaşar.’ diyor. Zarrab’ın
yüzü düşüyor. Hükümetin zirvesinde yer alan bazı isimleri tekrar hatırlatıyor
ama usta bankacının tecrübesi karşısında söylenecek çok söz kalmadığını
anlıyor. Müsaade alıp makam odasını terk ediyor. Aradan bir iki saat geçiyor ki
Zarrab’a ‘hayır’ diyen bankacıya haber ulaşıyor ve deniyor ki ‘Falan bakan sizi
Meclis’e çağırıyor.’ Az önceki genç İranlı ile bu seferki davet arasında
herhangi bir irtibat kuramıyor. Bakanlar farklı, gündemler farklı. Meclis’e
geçiyor. Bir de ne görsün; kendisi gibi birçok banka üst düzey görevlisi de
davet edilmiş aynı makam tarafından. Meselenin mahiyetini anlamaya fırsat
bulamadan kendilerini davet eden kişi çıkageliyor.





Bir oda aranıyor önce. İlk girilen odada başka bir
toplantının olduğu anlaşılınca başka bir yere bakılıyor. Orası da dolu. Sonra
bir başka oda. Neyse ki orası müsait.Ekonomide etkili ve yetkili olan kişi söze
giriyor. Genç bir işadamının İran’daki sıkıntıyı çözme formülünden bahsediyor
ve beklenmedik bir şekilde Zarrab’a kapıyı gösteren bürokrata dönüyor: ‘Neden
Bakan Bey’in size gönderdiği kişi ile yakından ilgilenmediniz?’ Bürokrat,
teklif edilen işin hileli bir konu olduğunu, böyle bir işlem yapılması halinde
Türkiye’nin sıkıntılar yaşamasının kaçınılmaz olacağını izah ediyor. Kamu banka
yöneticilerinden biri lafı bölüyor ve ‘Ben yaparım bu işi.’ diyor. Davet
sahibinin yüzünde beliren gülücükler toplantının rotasını çizmiş oluyor. Ta
başta ‘olmaz’ diyen bankacı, meslektaşına itiraz ediyor ve şöyle izah ediyor
endişesini: Eğer biz böyle bir işlem yapacaksak bunun üç yolu var. Bu üç yolun
ilki üç günde, ikicisi üç ayda diğeri de bir yıl içinde anlaşılır. Her
hâlükârda zor durumda kalırız. Bu riski almaya, kayıt dışı işlem yürütmeye,
karadelikler eşliğinde yol yürümeye, bunu yapabilmek için uluslararası hukuku
çiğnemeye gerek yok. Toplantının ev sahibi, ‘Tamam sen yapma, ama madem ben
yaparım diyen biri var; bırak onlar yapsın, karışma…’ diyor. Tecrübeli bürokrat
kaygılı bir şekilde makamına dönmek için yola koyulur. Daha bir kaç kilometre
gitmemiştir ki sekreteri ulaşır kendine. Amerikalı bir yetkilinin acil randevu
istediğini söyler. ‘Tamam’ cevabını verir üstat. Makamına ulaştığında şoke
olur; çünkü o çok önemli Amerikalı yönetici kendisinden önce gelmiştir. İçeri
geçerler misafir lafı hiç uzatmadan tek cümle söyler: Üstat o üç yolun tamamı
da kapalı, sakın bu suçu işlemeyin başınız çok ağrır… Yukarda özetlediğim
hadiseyi bankacılığın duayenlerinden biri anlatıyor. Doğru mu, doğruysa bile
abartılı mı; bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ki ona siz de vakıfsınız: Zerrab
ile ilgili Amerikan savcılığı tarafından açılan soruşturmaya sadece bazı
bakanlar ve siyasetçilerin ismi karışmadı; aynı zamanda 6 Türk bankası da
soruşturma kapsamına alındı. Rüşvet, kara para, yolsuzluk suçlamalarının en
esrarengiz halkası da bu. Vaktiyle uyarıları dinlemeyenler mutlu mudur acaba?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir