Reza Zarrab’ın hikayesi….

Sevgili kardeşlerim, yeğenlerim ve
dostlarım,

Hiç uzatmadan, sallanmadan konuya
doğrudan gireceğim. Efendim, bu hafta konumuz Reza Zarrab. Şöyle bir
araştırayım dedim. Vay vay vay vay… Ben hayatımda böyle bir yolsuzluk, rüşvet,
kara para düzenbazlığı ne duydum ne de işittim.

Reza ailesiyle birlikte Miami’ye
turistik bir seyahat (!) için gittiğinde ABD’de tutuklandı. Ne turisti be?
Resmen Amerika’ya sığındı. Çünkü ortağı ya da patronu Zanjani’nin İran’daki
mahkemesi sonuçlandı. İdama mahkûm oldu. Savunmasında Türkiye’de dağıtılan
rüşvetin 8,5 milyar dolar olduğunu açıkladı. Açık açık söyledi. “Yalnız
üç bakana
 137 milyon dolar rüşvet verdim” dedi. Reza fena
halde korkuyordu. Ya İranlılar onu kaçırıp ülkelerine götürecekler,
yargılayacaklar ve o da idama mahkûm edilecek, ya da rüşveti alanlar onu
susturmak için indireceklerdi.

Şimdi size bu heriflerin ne
yaptıklarını, nasıl yaptıklarını dilim döndüğü kadar anlatmaya çalışacağım.

Önce Zanjani ile tanışmamız lazım.
Babek Murteza Jancani. 1974 doğumlu. Sorient Grup holding yönetim kurulu
başkanı.  Tahsilini Ege üniversitesinde yaptı. Ticaret hayatına deri
sektörüyle başladı. Ahmedinejad’ın döneminde, eski bir asker olduğu için devrim
muhafızlarıyla çabucak iyi ilişkiler kurdu.  Ahmedinejad’ın yürüttüğü
siyaset ve nükleer program nedeniyle İran, uluslararası toplumun uyguladığı
ekonomik ambargo ile çıkmazda idi. Bu darboğazı bir şekilde aşan becerikli
Zanjani, ülkesinin Bakanlar Kurulu toplantısına katılacak kadar büyük bir
siyasi güce ulaştı. Milyarlarca dolarları çeviren esrarengiz bir beyine
dönüştü. Zanjani, BM tarafından İran’a ekonomik ambargo uygulandığı dönemde
ambargoyu delmekle suçlanmış, ABD ve AB tarafından kara listeye
alınmıştı. “Sarışın Oligark, Sarışın Milyarder” olarak
anılıyordu.  Zanjani için işler, Amedinejad’ın seçimleri kaybetmesiyle
bozuldu.  İran’da politik değişimler başladı. Yeni Cumhurbaşkanı Hasan
Ruhani Amerika ile iyi geçiniyordu. Ambargoları gevşetmesiyle birlikte artık
İran’da Zanjanilerin, Zarrabların dönemi kapanıyordu. Yeni döneme İran, kendi
göbeğini keserek başladı.  Zanjani, Aralık 2013 de İran Cumhurbaşkanı
Hasan Ruhani’nin talimatıyla tutuklandı. Uluslararası dengeleri bile
bozabilecek 22 aylık yargı süreci başladı.

Tahran Devrim Mahkemesi Zanjani’ye
26ıncı duruşmada idam cezası verdi. Duruşma süreci, Zencani’nin Türkiye’de
kurduğu sistemi aydınlatması bakımından oldukça önemliydi. Ancak enteresan
olan, böylesine önemli  yargı sürecini hiçbir Türk gazeteci izlememişti.
Bu nedenle Zanjani’nin Türkiye’de dağıtılan rüşvet ve Reza Zarrab hakkında
söyledikleri Türkiye’de basına pek yansımadı.

Savunma sırası davanın iki numaralı
sanığı M.Ş.’ye ve üç numaralı sanığı H.F.H geldi. Bu isimleri İran gizli tuttu.
Onun için sadece baş harflerini biliyoruz. Bunlar kimdir, görevleri ne idi
bilmiyoruz.

M.Ş. ve H.F.H., (Bu iki kişi İran
devletinde önemli isimler) Zanjani’yi, İran istihbaratı, İran Bankacılık
sistemi yöneticileri ve Petrol Bakanı’yla nasıl tanıştırdığını ve onların bu
suçların ne kadarının içinde olduğunu anlatmaya başladılar. Zanjani’nin daha
önce talep ettiği ama mahkemenin reddettiği gizlilik kararı H.F.H. konuşunca
kabul edildi. Yirmi birinci duruşmaya gelindiğinde Türkiye’de “çapraz
sorgu”
 denilen yöntem başladı. Yargı, petrol parasının kayıp
kısmının nerelerde olduğuna ilişkin daha detaylı sorguya geçti. Bunaltıcı sorgu
sonucunda, Zanjani ülkesine borcunu ödemek istediğini ancak SWIFT sistemine(Tüm
dünyadaki bankalar arasında elektronik fon transferi standardı sağlayan
sistem…)
 dâhil olmamaları nedeniyle parayı İran’a getirmesinin fiilen
imkânsız olduğunu dile getirdi.

 Bu noktada kritik bir
uluslararası hamle gerçekleşti ya da denk geldi. Amerika Birleşik Devletleri,
ambargonun en güçlü ayağını ortadan kaldırdı ve İran’ı tekrar SWIFT sistemine
dâhil ediverdi. Bu hamle İran yargısı karşısında Zanjani’yi köşeye sıkıştıran
en güçlü darbe oldu. Zencani sözünü ettiği paraları getiremedi. Tahran yargısı
bunun bir oyalama olduğuna hükmetti ve davayı karara bağlayacağını duyurdu.
Babek Zanjani’nin Tahran Devrim Mahkemesi’ndeki yargılanma maratonu 5 ay sürdü.
Zencani, 3 Ekim 2015’te başlayan davada, İran’da cezası idam olan “Fesat
Fil
 Arz”, yani yeryüzünde yolsuzluğu yaymak ile
suçlanıyordu. Zanjani’nin birlikte yargılandığı ve eski iş ortakları olan iki
kişiye de idam cezası verildi. Zanjani çıkarıldığı 26’ncı duruşmada idama
mahkûm edilirken gözyaşları içinde kaldığı fotoğraf ertesi gün birçok gazetenin
birinci sayfasında yer alacaktı.

Zencani’ye idam kararı verilmesi
ülkede iki farklı biçimde yorumlanıyor. Bir tarafta “adalet yerini
buldu!”
 diyenler var. Diğer tarafta ise “Zanjani
feda edildi, asıl suçlular korunuyor” 
diyenler. Asıl
suçlulardan kasıt İranlı pek çok üst düzey devlet görevlisi ve uluslararası
sistemdeki bağlantıları… Dava boyunca İran medyasında, yargılamanın
Türkiye’yi de kapsayan bir süreç olduğuna ilişkin haberler çıktı. Haberler
‘ismini vermek istemeyen İranlı yetkililere dayandırıldı. Haberdeki yetkililer,
Babek Zanjani’nin İran’dan çaldığı paranın büyük bir kısmının Türkiye’de
olduğunu vurguluyorlardı.


4 Nisan 2016 tarihinde Amerika’da başlayan  Zarrab davası bu iddianın
doğruluğu hakkında yeni bir aşama olacak. Çünkü Zanjani, Zarrab’dan
Türkiye’deki kolu olarak net biçimde söz etti. Duruşmalarda ve iddianamede
Türkiye’nin adı sıkça geçti. Zanjani, rüşvet verdiğini inkâr etmedi hiçbir
zaman. Bin 500 kilo altının İstanbul’da uçakta yakalandığında rüşvet vererek
uçağı nasıl havalandırdığını açık açık anlattı. İran’ın petrol paralarını
Türkiye’deki ortağı Reza Zarrab’a verdiğini de aynı açıklıkla dile getirdi.

Zanjani ve Zarrab olayını
anlayabilmek, İran’a ambargo ile birlikte oluşturulan kayıt dışı ekonominin
işleyişini bilmekten geçiyor. İran, 37 yıldır ambargolarla yaşayan bir ülke.
Önceki Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, nükleer programı yeniden başlattığını
duyurunca Amerika mevcut ambargoyu daha da ağırlaştırdı. Alınan uluslararası
kararlıların yanısıra daha boğucu ekonomik ambargo yöntemleri de lobi/baskı
gücüyle fiilen uygulandı. Ambargo, İran’ın petrol ihracatı yaptığı ülkelere
dönük baskıya da dönüştü. Bir enerji devi olan İran, dünya petrol rezervinde
dördüncü; doğalgazda ise dünya ikincisi konumunda. Ülke ekonomisinin temeli
petrol ve doğalgaz satışı üzerine kurulu. Uzun vadeli anlaşmalar nedeniyle
doğal gaz, ambargo dışı tutuldu. Ancak petrol ihracatında İran neredeyse “kımıldayamaz” duruma
geldi. Günlük üretilen 3 milyon varil petrol satışından gelecek gelir, İran
halkının ihtiyaçlarını karşılamak için vazgeçilemez konumdaydı. Ambargo
dayanılamaz hale gelince İran “B Planlarını” devreye
soktu. Ambargo sadece devletleri kapsadığı için İran, özel şirketler üzerinden
bunu delme yoluna gitti. Ahmedinejad’a yakın kişilere dünyanın çeşitli
ülkelerinde onlarca ithalat/ihracat şirketi kurduruldu. “B Planı” sistemin
işleyişi özetle şöyleydi.


1- Ulaşım sektöründen tanker filoları, havayolu şirketleri ve limanlar satın
alınmaya başlandı.

2- Küçük tankerler, İran’dan petrolü alıp Malezya açıklarına götürmeye
başladı.

3-  Petrol burada büyük tankerlere aktarılarak; Kore-Singapur-Hindistan ve
spot petrol piyasasına satıldı.

4- Dolar olarak alınan para altına çevrildi. 

5- Altın, Malezya İslam Bankası başta olmak üzere farklı ülkelerdeki
bankalar üzerinden dolaşıma sokuldu.

Peki, bu tonlarca altın İran’a nasıl
dönecekti? Sistemde dönen para oldukça büyüktü. Zanjani’nin duruşmada verdiği
bilgiye göre bazen günde 2 milyon varil (250 milyon dolar) petrol satıldığı
olmuştu. İran’ın petrol üretim kapasitesini düşündüğümüzde yıllık 80-90 milyar
dolar büyüklükten söz ediyoruz. Bu kadar “kara parayı” dolaşıma sokmak büyük
bir zorluktu. “Zanjani Çarkı” tam bu noktada devreye girdi.
“Sarışın Oligark” tek başına iki yılda 170 milyar dolarlık kara
parayı aklayıp dolaşıma soktu.

7- Satın aldığı havayolu firmaları (İddiaya göre Türkiye’de Onur…) ya da
kiraladığı uçaklarla bu altınları Türkiye’ye soktu.

8- Altın, “değerli taş” ya
da başka isimlerle gümrüklenerek Dubai’ye nakledildi. Böylece Türkiye çok
büyük “altın ve değerli taş ihraç
eden ülke” olarak gözükmeye başladı.

Türkiye’de sanki cari açık kapanıyordu. 

9- Dubaili mücevherat üreticileri bu altınları eritip ziynet eşyasına
dönüştürdü.

10- Ziynet altınları teknelerle İran’a gönderildi.

11- Ziynet altınları İran’da tekrar eritilip külçeye dönüştürüldü. İran
elindeki altınları ülke ihtiyacı için kullanıma sokuyordu. Kara para
aklanmıştı.

Zanjani’ye göre oluşturulan bu dev
kayıt dışı ekonomide komisyonlar kaçınılmazdı. İfadesine göre; para trafiğinde
yüzde 20-25’lik kısmı “aklanma komisyonu” olarak
dağıtıldı. Kendi payı ise; yüzde 2 idi. Zanjani komisyonun yüzde 5’inin
Dubai’de, yüzde 5’inin ise Türkiye’de kaldığını söylüyordu. Mahkeme bu noktada
daha net sorular yöneltiyordu tabi. Zanjani, kendisine ait havayolu
şirketleriyle Türkiye’ye soktuğu altın/paranın çıkarılması sırasında
Türkiye’deki ortağı aracılığıyla Türk yetkililere yüksek miktarda rüşvet
verildiğini itiraf etti. Zanjani üç Türk bakana bizzat ne kadar para verdiğini
isimlerini vererek anlattı. Verdiği rakam toplamda 137 milyona denk geliyordu.
Zanjani, Türkiye’de dağıtılan rüşvetin toplam rakamını da verdi: 8,5 milyar
dolar! İddia ettiği 8,5 milyar dolar “komisyonun” asıl büyük
kısmının dağıtımını ise“Türkiye’deki kolunun” bildiğini söylüyordu.
Kimdi bu Türkiye’deki sağ kolu. Reza Zarrab…

Şimdi size çarpıcı bir görüşmeyi
aktaracağım. Bu görüşme Reza Zarrab ile eski iç işleri bakanı Muammer Güler
arasında 11 Ekim 2013 günü saat 19.51 de yapılıyor.

Reza Zarrab :

-Sayın bakanım, sadece insanın
ailesini zedeliyorlar, başka bir şey yok.

Eski iç işleri bakanı Muammer Güler:

-Abicim sen o konuda rahat ol.
Vallahi öyle bir şey varsa senin önüne ben yatarım yaaa. Senin iç işleri
bakanlığında bir şeyin yok, MİT’te bir şeyin yok, mali’de (maliyede) bir şeyin
yok.

…. Ne diyeceğini şaşırıyor insan…

Zanjani savunması boyunca yaptığı tüm
faaliyetlerin İran’a uygulanan ambargoyu delmek, ülkesini ve halkını
rahatlatmak için olduğunu söyledi. Ancak İran mahkemesi tüm bunlara rağmen idam
kararı verdi. Mahkeme, Zanjani’nin para akışında Petrol Bakanı ile birlikte
sahte alındı makbuzlarıyla en az 14 milyar doları “iç ettiği” görüşünde.
Hatta mahkemenin elinde bu çarkın içinde dönemin devlet başkanı, dini lideri ve
çok sayıda devlet yetkilisinin olduğuna ilişkin deliller var. Mahkemenin bu
yetkililere doğru uzanma ihtimali Ruhani yönetiminin elindeki çok büyük bir koz.
Nitekim Ruhani hükümeti idam kararının ardından “Zanjani idam edilerek
asıl suçlular izini kaybettirmek istiyor”
  açıklamasında bulundu.

Ruhani’nin bir kritik hamlesi
de “Asıl suçluların bulunmadığı ve diğer ülkelerdeki bağlantılarının
ortaya çıkarılacağı güne kadar mücadelenin devam edeceği”   
şeklindeki
açıklamasıydı. Bu uluslararası paslaşmaların eşliğinde Reza Zarrab, eşi ve
çocuğunu yanına alarak Amerika’ya gitti ve FBI tarafından gözaltına alınıp
tutuklandı.


Bu hamlede ABD’nin 2 amacı var:

1-Reza Zerrab üzerinden ilk etapta kendi
ulusal çıkarlarına yönelik tehdidi yok etmek.

Çünkü muhakkak ABD’de de rüşvetler
verildi. Orada da pislikler var. ABD bu pislikleri deşifre etmek istemiyor. En
azından şu aşamada. Belki sonra onlar da kendi göbeklerini kendileri
kesecekler…

2-İkinci etapta ise; İran iç siyasetinde
Ruhani’nin yapamadığını yaparak, İran ekonomisi ve siyaseti üzerinde etkin olan
derin gücü çökertme peşinde.

İran-Batı anlaşması gün geçtikçe
gelişirken masadaki Zarrab davası, ABD’nin İran karşısında elini güçlü tutacak
sağlam bir koz aynı zamanda.


Birçok otoriteye göre dava, tarihte iz bırakan siyasi davalardan birine
dönüşebilir. ABD tarafından ele geçirilip delil niteliği kazanan Zarrab’ın
mektubundaki   “ekonomik cihat” kavramı, CIA’in İran
Devrimi’nden bu yana mücadele ettiği bir kavram.


Bu davada, birkaç ülkeyle birlikte Türkiye’nin de, özellikle bir kamu bankası
(Halkbank)  Hazine Müsteşarlığı ve bazı siyasiler üzerinden sıkıştırılması
muhtemel.

Türkiye temelde bir rüşvet soruşturması
olan 17 Aralık’ı bağımsız biçimde yargılayamadı, Zarrab’a karşı hukuku
işletmedi. Cezaevinde olması gereken  Zarrab, şimdi yaban ellerde güçlü
bir koz. Türkiye ise uluslararası sistem önünde “kara para aklama ve
bankacılık sisteminde sahtekârlık”
  gibi büyük suçlamalarla
yüzleşme riski ile karşı karşıya… İran başta da dediğimiz gibi yeni dönemi
çok iyi okudu ve kendi göbeğini kendi kesti.  Türkiye ise “yolsuzluk,
rüşvet ve kara para aklamada”
  büyük bir başarıya imza atarak 149
ülke arasında 12nci sıraya yükseldi. Hele son 2-3 yılda bu başarı öyle
küçümsenecek bir başarı değil. Boru mu bu? Ukrayna, Irak, Bangladeş, Katar,
Mısır hatta Venezüella’yı bile solladık. Küresel Finansal Dürüstlük Örgütü
Türkiye’nin son bir yılda 14 basamak birden yükselerek kara para aklamada dünya
12nciliğine yükseldiğini duyurdu. Bir evvelki raporda Türkiye 26ncı sırada yer
alıyordu. Aklanan miktar yılda ortalama 15-16 milyar dolar… Vay bee!

Bakalım işin sonu nereye kadar
varacak…

Bu hafta da bu kadar sevgili
kardeşlerim, yeğenlerim ve dostlarım…

Bu yazımı büyük oranda nokta
dergisinden aldım. (4 Nisan 2016) Hatta bir kısmını aynen kopyaladım.

Ayrıca Cumhuriyet gazetesi
arşivlerinden faydalandım. Özellikle eski iç içşeri bakanı Muammer Güler ile
Reza Zarrab arasındaki konuşmayı 15 Şubat 2014 tarihli Cumhuriyet.com.tr. den
aldım. Ayrıca Vikipedia ansiklopedisinden de faydalandım.

Hoşça kalın sevgiyle kalın…
























































































































































Aaron Baruch  (Ankaralı)



NOT :  Bu yazımı Reza Zarrab konusunda araştırma yapmam için bana
Miami’den yazan 40 senelik dostuma ithaf ediyorum. O kendisini
biliyor.Ben de onun bildiğini biliyorum. Bu da bize yetiyor… Çok yaşa
sevgili dostum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet