Değerli Üyeler,




Bildiğiniz gibi Alman Parlamentosu Sözde Soykırım Tasarısını onayladı. Bu ne anlama
geliyor ve ne gibi sonuçları olabilir, sizler için aşağıda derledik. İsteyen
okur.




Ancak vakit zaman kaybetme zamanı değil, okuma yazma bilen, yetişkin,
kafası çalışan ve aynı zamanda da içinde bir parça yurtseverlik duygusu
barındıran herkesin harekete geçme zamanıdır.
 

Ek’te Almanya’nın önde gelen akademisyen
yurtseverlerinden olan Refik Mor beyefendinin Alman Vekilleri hakkında yaptığı
suç duyurusu deklarasyonu bulunuyor.

DÖKÜMANLARI İNDİRMEK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.




Suç duyurusu kelimesini özellikle kullandık, çünkü Alman
Vekiller açıkça suç işlediler. Neden ve ne şekilde suç işlediklerini görmek
için lütfen ek’te bulunan belgeleri inceleyiniz.
 

Ancak bu deklarasyonu sadece birkaç kişinin bildirmesi yetmez.
Eğer birlik olursak ve bu deklarasyonu on binlerce kişi Alman vekillere kendi
dillerinde gönderirse sanıyoruz onlar da ne kadar yanlış bir karar verdiklerini
anlayacaktır diye umut ediyoruz. Eğer yine anlamazlarsa ULUSLAR ARASI
MAHKEMELERDE açılacak davalarda yargılandıklarında mutlaka anlarlar.




Değerli Üyeler, 

Az evvel de söylediğimiz gibi ek’te 2 dosya var. Alman Vekilleri
hakkında yaptığı suç duyurusu deklarasyonunun sizlerin okuması için Türkçesi ve
Almancası.




Sizden ricamız ise yine ek’te bulunan Alman Parlamentosu
Vekillerinin e-posta adreslerine Almanca deklarasyonu gönderiniz.
 

Daha önceki çağrımıza maalesef yeterli katılım olmadı. Bize gelen
bilgiye göre geçen hafta sadece 412 kişi bu çağrımıza iştirak etmiş. Şimdi bu
sayıyı 4,120 ve hatta 41,200 ve 412,000 yapmak tek hedefimiz.




Bu şekilde Türklerin 3. Lig kalecisi gibi bağdaş kurup maçı seyretmediğini,
bir Volkan bir Onur gibi kalesini korurken devleştiğini Almanlar bir kez daha
görsün. E-posta adreslerine gönderirken 10’luk paketler halinde göndermeniz
iletinin yerine ulaşmasını garantiler. Bu şekilde SPAM listelerine takılmaz.
Her 10’luk gönderimde bir 5 dakika ara verirseniz gönderinin kalitesi artmış
olur. Tüm gönderim işlemi ise en fazla 30 ile 45 dakikalık bir zamanınızı alır.
 

Teşekkürler,




ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU 

TASARIDA NELER VAR




“Alman Parlamentosu,
Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni ve öteki Hıristiyan azınlıklara karşı 100 yılı
aşkın bir süre önce başlanan tehcir ve katliamın kurbanlarının anısı önünde
saygıyla eğiliyor” denilen metinde, şu ifadeler yer alıyor:
 

”Dönemin Jön Türkler
rejiminin talimatıyla 24 Nisan 1915’te Osmanlı Konstantinopolis’inde 1 milyonu
aşkın etnik Ermeni’nin sistematik tehcir ve kıyımı başladı. Onların kaderi
20’nci yüzyılda yaşanan korkunç kitlesel kıyımların, etnik temizliklerin,
tehcirlerin ve hatta evet soykırımların bir örneği.”




Osmanlı
İmparatorluğu’nun müttefiki Alman İmparatorluğu’nun yaşananlardaki rolü için “utanç
verici” ifadesi kullanılan metinde
, Alman diplomatik temsilcileri
ve misyonerlerin açıkça uyarmasına rağmen Almanya’nın o dönem bu insanlık
suçunu durdurmayı denemediğine dikkat çekiliyor.
 Parlamentoya sunulan
ortak metinde ayrıca, Osmanlı İmparatorlu’ndaki Asuriler, Süryaniler ve
Keldaniler gibi Hıristiyan azınlığın da soykırıma uğradığı iddia ediliyor.
 

Soykırım
iddialarının Almanya’da okulların müfredatlarına konulması ve gelecek kuşaklara aktarılması da istenirken, bunun
Almanya’da yaşayan Türk ve Ermeni kökenlilerin uyumuna katkı sağlayacağı
belirtiliyor. Alman hükümetinden ayrıca Ermenistan ve
Türkiye arasında uzlaşmaya dönük çabaları teşvik etmesi ve desteklemesi de
talep ediliyor.


1915 Ermeni tehciri neden yapıldı-Ermeni meselesi nedir
 
Ermeni meselesi Türkiye’nin başını
ağırtmaya devam ediyor. Ermeniler, Osmanlı’da ve Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nde çeşitli devlet görevlerinde bulun
muşlardır. İçlerinden bir çoğu da ticaret, musiki,edebiyat,
mimari vs. gibi alanlarda önemli işler başarmışlardır. Rumlar’ın kendi
benliklerini korumalarına rağmen ,Ermeniler Türk adetlerini hatta dilini
benimsemişlerdir. Bu konumları ile Ermeniler’in” Sadık Millet “ olarak
vasıflandırıldıkları da bilinmektedir.




Ermeniler’in,bütün
bu avantajları elde edebilmeleri ,Osmanlı
Devleti’nin kendilerine sonsuz bir himaye ve lütuf göstermesi sayesinde
olabilmiştir.Gerçekten de Osmanlı Devleti,kuruluş döneminden itibaren
Ermenileri iyi niyetle himayesine almıştır.Onlar da Osmanlılar’a sığınmış ,
sadakatten ayrılmayacaklarına dair yemin etmiş bulunduklarından , diğerlerinden
ayrı tutulmuşlardır.

 

Osmanlı Devleti, bu
iyi niyetli tutumunu her zaman deva ettirmişse de özellikle 19.y.y.ın ikinci
yarısından itibaren Avrupalılar’ın gayr-ı müslim teba üzerindeki kışkırtıcı
faaliyetlerine kanan Ermeniler, düşmanca bir tavır alamaya ve çeşitli isyanlar
çıkarmaya başladılar.


 Birinci Dünya
Savaşı sonucu Türk Vatanı, İngiliz, Fransız, İtalyan ve onlara yardımcı olan
Yunan, Ermeni silâhlı güçleri tarafından işgal edildi. Soykırıma uğradığını
iddia eden Ermeniler, Anadolu’da düzenli ordularla Türklere karşı savaştılar.



Ermeni meselesi nedir?




Osmanlı Devleti’nin
güçsüzleştiği 19.yüzyılda önce Rusya, sonra İngiltere ve diğer Batılı
emperyalist devletler Rumeli’deki Hıristiyan halkları ve Anadolu’daki
Ermenileri Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmaları için tahrik ve teşvik
etti. 



93 Harbi denilen Türklerin yenilgisi ile biten 1877-1878 Türk-Rus Savaşından
sonra Türkler, 500 yıldan beri oturdukları Rumeli topraklarından imhâ edilerek
sökülüp atıldılar. Bu durum Ermenileri de harekete geçirdi. Ermeni patriği ve
Ermeni ileri gelenleri Türk tebasından olmalarına rağmen Rus başkumandanı
Grandük Nikola’yı tebriğe gittiler. 



Anadolu’da hiçbir yerde çoğunluk olmadıkları halde, kendilerine Ermenistan
kurulmasını istediler.  Bu olmadı amma, Ermeni adı ilk defa uluslararası
bir antlaşmaya, yani 1878 Yeşilköy Türk-Rus Antlaşması’na girdi. Daha sonra
İngiliz-Rus rekâbeti ve diğer devletlerin yardımı ile Ermeni terör örgütleri
kuruldu. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde Osmanlı Devleti’ne karşı isyanlar
başlatıldı.
 

Birinci Dünya
Savaşında Türk-Ermeni İlişkileri




 Osmanlı
Devleti’nin 14 Kasım 1914’de İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı Almanların oyunu
ile Birinci Dünya Savaşı’na girmesi Ermeni komitelerince büyük fırsat olarak
görüldü. Gönüllü alaylar kurarak Rus saflarına katılan Ermeniler, Rus işgal
kuvvetleriyle birlikte Doğu Anadolu topraklarımıza girdiler. Anadolu’nun
çeşitli bölgelerinde yeni isyanlar çıkartıp, Osmanlı kuvvetlerini arkadan
vurdular. Sivil Türk halkı büyük bir katliama uğratıldı.(1)
 

Tehcir (Ermenilerin
zorunlu göçü)




Devlet bir kaç
cephede savaşırken, Türklerin savaşa gitmeleri sonucu meydan Ermenilere kaldı.
Van’da isyan başlatıldı. Devlet bu durumda 27 Mayıs 1915 tarihinde ( tehcir )
Rus cephesindeki Ermenilerin güneye göç ettirilmesi kararını aldı. İşte bu
karar,  Ermenilerin Türkleri soykırım yapmakla suçladıkları olaydır. Önce
şunu sormak lazım,’’Türklerin yaptığı tehcir, soykırım târifine uyar mı?’’
 

Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli kararı ile kabul edilmiş soykırım târifi
tehcire uymamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu kendi vatandaşları olan savunmasız
Ermenileri kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak için öldürmemiş ve aynı amaçla
tehcire zorlamamıştır. Osmanlı Devleti, bağımsız devlet kurmak amacıyla savaş
sırasında Rusya tarafında yeralan, düşman saydığı Müslüman halkı öldüren
Ermenilerle savaşmıştır




Osmanlı Devleti
kendi topraklarının bütünlüğünü savunmak amacıyla düşmanla işbirliği yapan ve
yapabilecek Ermeni nüfusa tehcir uygulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti savaş
sırasında Ermenilerin öldüğünü ve nüfusun tehcire tabi tutulduğunu kabul
etmiştir. Olanları soykırım olarak adlandıranlar, Osmanlı Devleti’nin Müslüman
halkının da soykırıma uğradığını bu soykırımın Ermeniler tarafından yapıldığını
kabul etmek zorundadır. 




Prof.Justin Mcarty
‘’Ölüm ve Sürgün’’ adlı eserinde Doğu Anadolu genelinde, 1912-1922 arasında
öldürülen Türk-Müslüman sayısının 1 milyon 250 bin civarında olduğunu, bazı
şehirlerin nüfusunun yarıdan fazla azaldığını, bu sayıların ifâde ettiği
çilelerin derinliğinin idrake sığmadığını, bunun târihin gördüğü en büyük
felâketlerin üzerinde olduğunu yazmaktadır.




Doğu Anadolu’da
Ermeni zulmü
 

1916 Temmuz’unda
Ruslar Erzincan’a
kadar ilerlemişlerdi. 1917 Şubat Rus Devrimi’nden sonra Ruslar geri çekilmeye
başladılar. Meydan Ermenilere kaldı. Ermeniler bu dönemde Ruslarla işgâl
ettikleri Türk şehir ve köylerini Türklerden temizlemeye ve anlatılmaz
zulümlere hız verdiler. 1917 yılında Osmanlı orduları yeniden toparlandılar.
1918’de saldırıya geçtiler. Geri alınan Doğu Anadolu şehirlerimizin durumunu
15.Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir şöyle anlatıyor;




 ‘’15 Şubat’ta
Erzincan’ı aldık. Ermeniler pek az karşı koydular. Güzel yapılar ve kışlalar
yakılmıştı. Bazılarının içini insanlarla doldurup yakmışlardı. İçi cesetlerle
dolu kuyular çoktu.




21 Şubat’ta Bayburt’a geldik. Buradaki
cenazeler insanın aklını oynatacak kadar çoktu. Bütün çocuklar süngülenmiş,
yaşlılar ve kadınlar samanlıklara doldurulup yakılmış, gençler baltalarla
parçalanmıştı. Çivilere asılmış ciğer ve kalpler görülüyordu.  Müfrezem 22
Şubatta Mamahatun’u(Tercan’ı)işgâl etti. Burada sağ kalan kimse bulunamadı.



Ermeniler bütün ahalisini öldürüp büyük çukura doldurmuşlardı. Her taraf
yanıyordu. Aşkale ve Yeniköy’de ise aynı manzara vardı. Bunları görünce Erzurum’daki kardeşlerimizin
imdadına koştuk. 11 ve 12 Mart’ta Ilıca ve Erzurum’u aldık. Erzurum’da öyle
acıklı manzaralar gördük ki, insanı insanlıktan iğrendiriyordu.



Halk gözyaşı ile şuraya buraya koşuyor, kimi babasını, oğlunu süngülenmiş veya
yakılmış buluyordu. Birçok sokakta hiç hayat görülmüyordu. Yerlerde çocuk,
kadın, yaşlı kanlar içinde yatıyordu. İstasyon sanki bir mezarlık gibi
ölülerini dışarıya fırlatmıştı…’’
 

Güney Anadolu’da
Fransız-Ermeni işbirliği




  25 Kasım 1918
de Adana bölgesinde başlayan
Fransız ve Ermeni işgâlini  ‘Milli Mücadele’de Develi’(4) adını taşıyan
eserde Mehmet Özdemir, tanıklar ve belgelerle şöyle anlatmaktadır;




.’’Fransızlar ikindi
üzeri şehre girdiler. Kiliselerin
çanları çalınıyordu. Ermeni evleri, dükkânları, çarşı, pazar itilâf devletleri
ve Ermeni bayrakları ile donatıldı. Yer yer Türk bayrakları yırtıldı. Gece
fener alayları tertip edildi. Taşkınlık son haddini buldu. ’Kahrolsun Türkler ‘
sesleri ve ağza alınmayacak küfürler ortalağı çınlatıyordu’’(s.42)
 

 Fransızlarla
birlikte gelen Ermenilerin 70 bini Adana ile köylerinde, 12 bini Dörtyol’a, 8
bini Haçın’a(Saimbeyli) ve geri kalanı Osmaniye, Kadirli ve
Kozan’a yerleştirilmişti. Ermeni terör ve zulmü Türkleri canından bezdirmişti.
Çukurova Türkleri herşeylerini bırakıp Develi ve Kayseri’ye doğru
kaçtılar.’’ 




Bu sırada Develi’nin
durumu eserde şöyle anlatılıyor;
 

’’1.Dünya Savaşında
tehcir edilmiş Ermeniler Develi’ye dönmüşler hâkim ve zalim tavırları ile
intikam fırsatları gözlüyorlar ve her an Türk mahallelerinin hücuma uğrayacağı
bekleniyordu. Kimse hayatından emin değildi. Sevr antlaşmasının Ermenilere
verdiği hak ile Ermeniler vatanın hakiki sahibi kendilerini görüyor, Türkleri hakaretle
aşağılıyorlardı. Fransızlar kendi haritalarında istilâ mıntıkalarını çizdikleri
yerlere kadar hükümlerini yürütüyorlar, bu hükmün zabıta kuvveti de Ermeniler
oluyordu. Haçın’da toplu kuvvetle etrafa saldırıyor, Develi kenarından geçen
Zamantı suyunu hudut çizerek, iç taraflarda reva gördükleri gibi, dış tarafa da
hücumlarını hazırlıyorlar, yeni yerlerin zaptına karar veriyorlardı.’’)




Bu
dönemi araştıran Prof.Justin McCarty’ ‘Ölüm ve Sürgün’ isimli eserinde(5)
Ermeni Lejyonu hakkında önemli bilgiler veriyor  ;’’Fransız Doğu Lejyonu
topluluğunun bir parçası olan Ermeni Lejyonu, 4 tabura bölünmüş, yaklaşık 5 bin
askerle subaylardan oluşuyordu ve bunlar Mısır’da birliğe yazılmışlardı.
Birlikteki askerler Anadolu’dan gelme Ermeni sığınmacılar, Yakın doğunun diğer
bölgelerinden gelen Ermeniler, Avrupa’dan hatta Amerika’dan gönüllü gelmiş
Ermenilerdi. Daha işin başından beri, lejyonun amacı açıktı. Ermeni subayların
belirttiği üzere, lejyon mensupları düzenli Fransız ordusunun birliklerindeki
askerler gibi Fransa’yı düşmana karşı savunmak için değil, özellikle Türklere
karşı savaşmak için ve yalnız bunun için kendine özgü bir topluluk olarak
askere alınmışlardı.’’)



 Tehcir kararı kapsamında gerçekleştirilen sevk ve isyan faaliyetleri 25
Kasım 1915’te vilayetlere gönderilen bir emirle geçici olarak durduruldu, 15
Mart 1916 tarihinde ise genel bir emir ile tehcirin tamamen sona erdiği
bildirildi. Bu esnada henüz iskan edilecekleri bölgelere ulaşmamış Ermenilerin
bulundukları yerde yerleştirilmelerine karar verildi.


Bu tarihten önce, 29
Ağustos 1915 tarihinde Talat Paşa’nın vilayetlere gönderdiği telgrafta şu
sözler geçiyordu: “… Hükümetin dileği, halihazırda sevk ve iskan edilmiş
Ermenilerin yanı sıra başka hiçbir Ermeni’nin yerinden edilmemesidir. 



Daha önce de duyurulduğu gibi, asker aileleri, gerekli ölçüde esnaflar, ve
Protestan ve Katolik Ermeniler sevk edilmeyecek.” Talat Paşa, 24 Kasım tarihli
bir başka telgrafta ise şöyle diyordu: “Ermenilerin sevki kararı yürürlükten
kalktığı için artık sevk ve iskan edilmek üzere Ermeni konvoyları oluşturmak
uygun değildir. 



Bu sebeple, eğer incelemeler sevki gereken tehlikeli kişilerin varlığını ortaya
koymuşsa bizim önceden bu kişilerin isimleri ve sayıları hakkında
bilgilendirilmemiz gerekir.” Ermenilerin “soykırım”dan bizzat sorumlu
tuttukları isimlerden olan Talat Paşa’nın bu sözleri topyekun bir ortadan
kaldırma niyetinin olmadığını gösterir niteliktedir.




Bununla beraber,
tehcir kararının yürürlükten kaldırılması sürecinin hemen ve sorunsuz bir
şekilde uygulanmaya başlandığını söylemek de mümkün gözükmemektedir. 



Hükümet, 1915 Ağustos’unun sonlarından itibaren bu kararı birçok defa yinelemek
durumunda kalmıştır. Günter Lewy, merkezî yönetimin özellikle sınır
vilayetlerinde olup bitenler üzerinde tam bir denetim sağlayamadığını, geri
dönmeye çalışan Ermenilerin birçok sıkıntıyla karşılaştığını ifade eder. Yine
de, Lewy’e göre tehcirin bitirilmesi kararı resmî olarak verilmiş ve
Ermenilerin geri dönmesi için girişimlerde bulunulmaya başlanmıştır.




Osmanlı’nın Mondros
Mütarekesi’nin imzalanmasından önce başlamış olan geri dönüş işlemlerinin uzun
bir zaman dilimine yayıldığı söylenebilir. Yerel halkın itirazları, demiryolu
hatlarının çoğunlukla işgal kuvvetlerinin elinde bulunmasının son derece zor
hale getirdiği ulaşım, savaş koşullarının kötüleştirdiği açlık ve salgın
hastalıklar gibi nedenlerle sorunsuz bir şekilde ilerleyemeyen geri dönüş
işlemlerini kolaylaştırmak için Osmanlı’nın bu kararı yinelediğini ve birtakım
yardımcı unsurlar ortaya koymaya çabaladığını görüyoruz.

 

Geri dönüş yolunda
olan Ermenilere kolaylık gösterilmesi, ihtiyaçlarının mümkün olduğunca
karşılanması, can ve mal güvenliklerinin sağlanması ve yolculukları için tren
tesis edilmesi yolundaki talimatların resmî belgelerde yer aldığını biliyoruz.
Buna ek olarak emlak ve arazilerin iadesi, yetim çocukların veli veya
cemaatlere teslim edilmesi, din değiştirenlerden isteyenlerin eski dinlerine
dönmesi gibi konularda da adımlar atılmış gözüküyor. Ayrıca bu yardım
faaliyetlerinin daha derli toplu bir şekilde yürümesi için bir komisyon
kurulduğu, Hilal-i Ahmer’in, Ermeni Patrikhanesi’nin, İtilaf Devletleri’nin ve
Amerika’nın geri dönen Ermenilere yardım ettiği belgelerde mevcut.




Ermeni
Patrikhanesi’nin 1921 tarihli kayıtlarına göre 644.900 Ermeni evlerine geri döndü.
 

Günümüzde Ermeniler
ne istiyor?




Ermeniler geçmişte
proğramlı basın yayın faaliyetleri yanında Türklere karşı silâhlı terör yolunu
seçtiler. Özellikle Türk Devlet adamlarına yöneltilen bu terörist strateji ilk
defa 1905’de II. Sultan Abdülhamid’e
yapılan bombalı saldırı ile başladı. Ermeni terörü, İttihat ve Terakki’nin
ileri gelenlerinden sonra yurt dışındaki Türk temsilcilik ve kuruluşlarına
yönelmiş ve 1973 yılından 1994 yılına kadar 36 devlet görevlisi şehit
edilmiştir.




Ermeni terör
örgütlerinin amacı Türkiye’yi istikrârsızlığa sürüklemek ve sözde işgal
altındaki Ermeni topraklarını kurtararak ‘’Bağımsız Ermenistan’’ kurmaktı.
Bugün Ermenistan politikasında, söz konusu isteklerin değişik başlıklar altında
devam ettiği görülmektedir.

 Ermeniler
sözde Ermeni soykırım iddiaları vasıtasıyla önce meselenin tanınmasını
sağlamak, daha sonra soykırım olarak kabul edilmesini, bu yolla Türkiye’den
tazminat ve toprak talebinde bulunmak istemektedir.  Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluşuna mesnet olan 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış
Antlaşması’nda bu hususlar karara bağlanmıştır. 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet