Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Soğuk
Savaş Sonrası Hazar’da Politik Güç ve Statü Sorununa Bağlı Kıyıdaş Devletlerin
Görüşleri


Orta
Asya ve Kafkasya’da 1990’lı yılların başında meydana gelen jeopolitik değişim,
Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sonucunda ortaya çıkan yeni devletlerle
gerçekleşti.[1] Ülkeler arası sınır uyuşmazlıkları, doğal kaynakların kullanımı
ve Hazar’ın statüsü, paylaşımı gibi sorunlar ülkeler arasında uyuşmazlıklara
sebebiyet vermiştir. Bilindiği üzere SSCB’nin dağılmasından önce Hazar’a kıyısı olan
iki devlet mevcuttu: SSCB ve İran. Dağılma sonrası bölgede SSCB’nin
yerini Rusya’nın yanı sıra bağımsızlılarını yeni kazanan Azerbaycan, Kazakistan
ve Türkmenistan yer aldı. Böylece Hazar’a kıyıdaş ülke sayısı beşe yükseldi.


Paylaşılmak
istenen bölgede mevcut doğalgaz ve petrol rezervlerine ilaveten yeni
rezervlerin keşfedilmesi ile Hazar’ın stratejik önemi daha da artmış
durumdadır. Hazar bölgesi hem stratejik önem hem de doğal kaynakların varlığı
sebebiyle, SSCB’nin
dağılmasından önce ve dağılma sonrası yeni bağımsız ülkelerin de bölgeyle yakın
alakaları sonucu paylaşılması zor bir bölge haline gelmiştir. Uluslararası bir
sorun haline gelmiş olan Hazar Denizi ile ilgili bu çalışmada öncelikle SSCB’nin
dağılma öncesi ve sonrası hakkında bilgi verdikten sonra tarafların görüşleri,
hukuki yönleri ve bölge üzerinde ortaya atılan teoriler hakkında bilgi vermeye
çalışacağım.


1. SSCB’nin
Dağılmasından Önceki Dönem


SSCB öncesi dönemde Hazar ile ilgili
Çarlık Rusya ve İran arasında yapılan 1813 tarihli “Gülistan Antlaşması”na göre
İran Deniz Kuvvetlerinin Hazar’da kullanılması yasaklanmıştır.   Yine
bu dönemde 1828 tarihinde yapılan ” Türkmençayı Antlaşması”  ile Rusya ile
İran arasındaki kara sınırı Hazar olarak belirlenmiş ve böylece sınır
tespitinde Hazar önemli rol oynamıştır.


Bolşevik
İhtilali’nden sonra SSCB döneminde de, Sovyet Rusya ve İran arasında
Hazar’la ilgili birçok antlaşma yapılmıştır. Ancak Hazar üzerindeki egemenlik
kargaşası ile ilgili bir antlaşma yapılmadı ve taraflar herhangi bir sınır
çizgisi koymadan Hazar’ı kullandılar. Yapılan antlaşmalar ise balıkçılık ve
seyrüsefer ile ilgili konuları kapsamaktaydı. Bu nedenle Hazar’ın statü
sorununu çözmek hayli çetrefilli bir şekil almıştır.


2. SSCB’nin
Dağılmasından Sonraki Dönem


SSCB’nin dağılmasından sonra bölgede
yer alan Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ülke çıkarları
doğrultusunda Hazar üzerinde haklarını savunmaya ve suyun altındaki doğal
kaynaklardan en iyi şekilde faydalanmak istemektedirler. Tabi bağımsızlıklarını
yeni kazanmış devletlere nazaran daha güçlü (Rusya dışında) bir durumda olan
İran faktörünü de unutmamak gerekir. Nitekim dağılma öncesi Hazar’ın iki
sahibinden biri olarak İran da kendi ulusal çıkarları doğrultusunda konuya
hâkim olduğunu ve ortaya koymuş olduğu tezlerle haklarını belirtip
savunmaktadır. Kıyıdaş devletler birçok kez masaya oturmuş ama küçük pürüzler
sonucu nihai anlaşmaya varamadıkları görülmektedir. Yapılan çok taraflı
toplantılar sonucu da netice alınamayınca taraflar ikili görüşmelere
başlamıştır. Kıyıdaş devletler arasında bu konuda ilk olarak 1997 yılında Kazakistan
ve Azerbaycan, Hazar’ın hukuksal statüsü konusunda bir sözleşme imzalanıncaya
kadar, “orta hat boyunca sektörlerin sınırlarına bağlı kalmak için” mutabakata
vardılar.[2]  Yine 1997 yılında Kazakistan ile Türkmenistan aynı hat
üzerinde sektörlerin sınırlarına bağlı kalmak için bir bildiri imzaladılar.
Takribi bir yıl sonra da Kazakistan, Rusya ile Kuzey Hazar’ın deniz yatağını
iki ülke arasında orta hat boyunca taksim eden iki taraflı bir anlaşma
imzalamışlar.


2001
yılında ise Rusya, Azerbaycan ile daha önce Kazakistan’la yaptığı 1998
Antlaşmasına benzer bir anlaşma imzalamıştır. Bu iki taraflı antlaşmaların
Rusya, Azerbaycan ve Kazakistan tarafından onaylanmasından sonra, üç ülke,
havzanın hukuksal statüsü üzerinde bir uzlaşı sağlanıncaya kadar, Kuzey
Hazar’ın işletme ve yatırımlar için açık olduğunu beyan etmişler. Ancak İran ve
Türkmenistan buna karşı çıkmış ve bu antlaşmanın geçersiz olduğunu Hazar için
beş taraflı bir anlaşma gerektiğini ileri sürmüşlerdir.


Bununla
birlikte görüldüğü gibi, statü sorunu kesin olarak çözümlenebilecek bir konu
gibi görünmemektedir. Hazar’ın değişik meselelerini çözmek amacıyla görüşmeler
devam etmektedir. Ortak bir çözüme ulaşılamasa da zaman zaman ikili olarak
devletler bazı konularda mutabakata varabilmektedirler.[3] Ancak beş kıyıdaş
devletin mutabakata varamaması, sorunu düğümlemekten öteye götürmemektedir.


3. Hazar Denizi’nin Sınırlandırılması


Hazar
Denizi’nin sınırlandırılması ile ilgili olarak iki temel sınırlandırma
hâkimdir. Biri ortak kullanım ilkesinden yola çıkarak “sınırların belirlenmesi”
diğeri ise orta hat çizgisinden yola çıkarak denizi “milli sektörlere”
ayırmaktır. Uluslararası Deniz Hukuku egemenlik rejimi genel ortak kullanımı
benimsemiştir.  Önceden Rusya ve İran bu ortak kullanımı savunurken şimdi
Rusya bu düşüncesini değiştirmiş İran tek kalmıştır ve düşüncesini diretmiştir.
Bunun nedeni ise %20’lik kısımda rezervi yüksek olan Araz-Alov-Şark kısmının
ona kalacak olmasıdır.


Ortak
mülkiyetin Hazar’da uygulanması zordur çünkü birden fazla kıyıdaş devlete
sahiptir. Hazar Denizi’nin milli sektörlere ayrılması daha çok hukuksal
geçerliliğe sahiptir.  İki ya da daha çok devletin kıyıdaş olduğu kapalı
bir deniz veya göle ilişkin sınırlandırma söz konusu olduğu zaman orta hat
ilkesi adil bir karardır. Bu konuda Almanya Federal Mahkemesi tarafından 1920
yılında karara bağlanmış olan Constance Gölü davasında da orta hat uluslararası
hukukun genel bir ilkesi olarak kabul edilmiştir.[4]


4. Uluslararası Hukuktaki Teorik Yaklaşımlar


Bilindiği
üzere SSCB’nin
dağılmasıyla bölgede oluşan aktör sayısında ki farklılık havza üzerinde
paylaşılma sorununu ortaya çıkarmıştır. Taraflar bölgeyi kendi aralarında eşit
bir şekilde paylaşmaya varamadıkları için bölge üzerinde farklı görüş ve
çözümlere gitmişlerdir. Ortaya atılan görüşler Hazar’ın statüsü ile ilgili
sorunun Hazar’ın “kapalı deniz” mi yoksa “göl” mü olduğu konusunda
düğümlenmektedir. Başka bir görüşe göre ise Hazar ne deniz ne de göl Hazar’ın
“özel bir su havzası olduğu görüşü ileri sürülmektedir.  Hazar’ın deniz veya
göl olarak tanımlanması, bu su havzasının tamamen ulusal sektörlere bölüneceği
veya tamamen ortak kullanılacağı anlamına gelmektedir. Öncelikle Hazar herhangi
bir coğrafi tanıma kolay kolay uymayacak kadar karmaşık bir yapıya sahiptir.
İkinci olarak sadece coğrafi açıdan bakmamakla birlikte, coğrafyanın yanında
başka faktörleri de göz ardı etmemek gerekir. Zira Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin
kapalı ve yan kapalı denizlerle ilgili 122. Maddesinin farklı şekillerde
yorumlanması Hazar’la ilgili farklı sonuçlar elde etmeye götürür.[5] Tabi aynı
şekilde Hazar’ın göl olması veya olmaması durumunda da söz konusu
belirsizlikler kendilerini göstereceklerdir.


Tüm
bu teorik yaklaşımların sonucu ne olursa olsun, Hazar’ın deniz, göl ve ya başka
bir su şekli tanımlamasının gereksiz hale geldiğinin ortaya çıktığı
söylenebilir. Zira kıyıdaş devletlerin tarih, örf ve adetleri, mevcut çıkar ve
gelecekteki ihtiyaçlarına göre hukuksal bir rejim oluşturma konusunda özgür
oldukları da söylenebilir.


4.1. Hazar’ın “Kapalı Deniz” Olduğu Görüşü


Hazar,
1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS), Kısım IX ’da
ele alınan “Kapalı veya Yarı-Kapalı Denizler” in tarifine göre bir dereceye
kadar uymaktadır.  Sözleşmenin 122. maddesine göre; ‘kapalı veya
yarı-kapalı deniz’, iki veya daha fazla devlet tarafından etrafı çevrilmiş ve
başka bir denize veya okyanusa dar bir çıkışla bağlanan veya tamamen veya esas
itibariyle iki veya daha sayıdaki kıyı devletinin karasuları ve münhasır
ekonomik bölgesinden oluşan bir körfez, havza veya deniz, manasına gelir.[6]
 Tanımda geçen  “dar çıkış” unsuru bir denizin “kapalı veya
yarı-kapalı” olmasını belirleyen bir unsur olduğunu ifade emektedir. Böyle bir
dar çıkışın bulunması durumunda “yarı-kapalı deniz”, bulunmaması durumunda ise
“kapalı deniz” söz konusu olmaktadır. Ancak söz konusu bu 1982 BMDHS’ne Hazar’a
kıyısı olan devletlerden sadece Rusya taraf olmuştur. Aynı zamanda Hazar’ın
deniz olduğu tezine karşı çıkan devlet yine Rusya’dır. Dolayasıyla Hazar, bir
deniz olarak kabul edilse bile Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi
diğer kıyıdaş devletlerin o sözleşmede imzası olmadığı için uygulanamayacaktır.
Bununla birlikte Hazar hukuksal olarak kapalı ya da yarı-kapalı deniz olarak
kabul edilmesi statüsünde bir farklılık olmayacaktır. BMDHS’ ne göre
(Sözleşmeye taraf olan ülkeler bakımından), her kıyıdaş devletin “karasuları,
kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesi” olacaktır. Karasuları dışında ise
açık deniz statüsü uygulanacaktır.


4.2. Hazar’ın “Göl” Olduğu Görüşü


Uluslararası
göllerin kullanımına ve paylaşımına ilişkin geniş geçerliliği olan uluslararası
hukuk kurallarının varlığından söz etme olanağı yoktur. Bu yüzden kıyıdaş
devletlerin uzlaşması önem taşımaktadır. Bugüne kadar Hazar’ın kullanımı ve
paylaşımı için iki önemli öneri vardır. Bunlardan biri “condominium” (ortak
mülkiyet) olarak da belirtilen ortak egemenlik görüşü, diğeri ise sektörel
paylaşım görüşüdür.[7] Yani kıyıdaş ülkelerin göl yatağı ve su alanlarını eşit
bir şekilde paylaşarak sahip oldukları alanlarda her türlü hükümranlık hakkına
sahip olacaklardır.


4.3. Hazar’ın “Özel Bir Su Havzası” Olduğu Görüş


Hazar’ın
statüsünde ilişkin bu üçüncü görüş; Hazar’ın özel bir su havzası olduğunu ve
statüsü belirlenirken tek başına deniz hukuku ilkelerinin ve uluslararası
göllerin bölünmesindeki uygulamanın mümkün olmayacağı görülmektedir. Bundan
mütevellit kıyıdaş devletlerin kendi aralarında bir düzenleme yapmaları
gerektiği savunulmaktadır. Rusya ve İran bu görüşü savunmaktadır. Çünkü kendi
sektörlerinde petrol ve doğal gaz olmayan bu iki ülke bu şekilde diğer
devletlere ait enerji kaynaklarından istifade edebileceklerdir.


5. Hazar Denizi’ne Kıyısı Olan Ülkelerin Görüşleri/Tezleri


5.1. Azerbaycan


Azerbaycan
devleti ilk günden itibaren Rusya’nın yapmış olduğu teklifleri geri çevirmiş ve
buna karşılık kendi ulusal çıkarları doğrultusunda teklifler sunmuştur.
Azerbaycan konuyla ilgili iki farklı teklifte bulunmuştur. Bunlardan biri “açık
deniz”, diğeri ise “sınır gölü” teklifidir.


Azerbaycan
Hazar’ın sınır gölü olduğu düşüncesinden hareketle, orta hat esasına dayanmış
ve gölün beş ulusal sektöre bölünmesini savunmaktadır. Bu şekilde Hazar’ın
sularının ve deniz dibinin tamamen taksim edilerek, egemenlik alanlarına
bölünmesini ve her ülkeye ait alanda mülkiyet ve egemenlik ilkelerine dayalı
olarak o ülkenin mevzuatının geçerli olmasını savunmaktadır.


Azerbaycan
ikinci bir teklifi olarak Hazar’ “açık deniz” statüsünün uygulanabileceğini
ileri sürmektedir. Bu durumda Hazar’a 16 Kası 1994’te yürürlüğe giren 1982
BMDHS’nin uygulanmasını istemektedir. Böylece her kıyıdaş devlet 12 millik
karasularını, 12 millik bitişik bölge, 200 mil ve daha fazla kıta sahanlığı ve
200 millik münhasır ekonomik bölgeye sahip olacaktır.[8]  Azerbaycan açısından
Hazar’ın göl veya deniz statüsünde tanınmasından çok, kıyıdaş devletlerin deniz
üzerinde münhasır yetkilerini kullanabileceği ulusal egemenlik alanlara
bölünmesi önem taşımaktır.


5.2. Rusya Federasyonu


Hazar’ın
statüsünün belirlenmesinde tarihi, stratejik, siyasi ve ekonomik sebeplerden
ötürü en etkili olabilecek devlet Rusya Federasyonu’dur. Bundan mütevellit
Rusya’nın bu konu hakkında üç temel politikası vardır. 1921 ve 1940
yıllarında SSCB ve İran arasında imzalanan anlaşmalarla
münhasır egemenlik alanının yalnız balıkçılık için tanınan 10 millik kıyı
şeridinden ibaret olduğunu, bunun dışındaki bölgelerde ise ortak kullanıma açık
olduğunu savunmuştur.


Rusya’nın
ikinci politikası 12 Kasım 1996’dan itibaren 40-45 millik kıyı şeridi dışında
ortak kullanım şeklinde olmuştur. Böylece Rusya Hazar’ın bölünmesini kabul
yönünde bir adım daha atmıştır.


1998’den
sonra üçüncü bir politika benimsemiş; bu politikada ise Kazakistan ile Hazar’ın
statüsüne ilişkin bir uzlaşma metni kabul etmiştir. Buna göre Hazar’ın deniz tabanını
eşit uzaklık ilkesine göre tamamen bölmüşler, su kütlesini ise eşit kullanıma
bırakmışlardır. Ancak kıyıdaş ülkelerin Hazar üzerinde sahip olacakları ulusal
sektör konusunda herhangi bir açıklama yapmamışlar.


5.3.  Kazakistan


Kazakistan;
Hazar’ın BM’nin
1982 Deniz Hukuku sözleşmesine tabi olmasını, 12 millik ulusal karasularına
sahip olunması gerektiğini, denizin ulusal sektörlere bölünerek münhasır
ekonomik bölgelerin belirlenmesini, her kıyıdaş ülkenin ulusal sektörü üzerinde
egemenlik haklarını kullanabilmesi gerektiğini belirten bir deklarasyon
yayınlayarak kendi pozisyonunu ortaya koymuştur.  Bundan önce de 1993’de
ülkesinin görüşlerini açıklayan Kazakistan yönetimi kıyıdaş ülkelere Hazar’ın
“orta hat”  prensibine göre “ulusal sektörlere” bölünmesi hususunda bir
anlaşma önerisinde bulunmuştu.


Görüldüğü
üzere Kazakistan Hazar’ın statüsü konusunda Azerbaycan ile benzer görüşler
benimsemiştir. Ancak aralarında tek bir fark bulunmaktadır. Azerbaycan Hazar’ın
tümüyle ulusal sektörlere bölünmesini savunurken, Kazakistan deniz yatağının
paylaşılmasını yeterli bulmakta, Hazar’ın sularının ise belirli münhasır yetki
alanı dışından ortak kullanılmasını kabul etmektedir.


5.4. Türkmenistan


Hazar’ın
statüsünün belirlenmesinde en kararsız olan taraf Türkmenistan denilebilir.
Çünkü Türkmenistan statü konusunda uzunca bir süre diğer kıyıdaş devletlere
göre daha belirsiz ve esnek olmuştur. Türkmenistan, Rusya ile İran’ın baskıları
nedeniyle önce bu ülkelerin görüşüne yakın bir görüşü Ocak 1997 tarihine kadar
savunmuş ve kıyıdaş ülkelere bırakılacak 45 millik münhasır yetki alanı dışında
kıyıdaş devletlerin ortak kullanımına açık bir alan tesis edilmesi gerektiği
görüşünü savunmuştur.


Türkmenistan
daha sonra ise bu görüşü değiştirmiş ve idari paylaşımın orta hat esasına göre
yapılması, ayrıca kıyıdaş beş ülkenin Hazar’ın kendi sektörlerinde kalan
bölümünde mineral kaynakları münhasıran kullanmakta serbest olması gerektiği
görüşünü savunmaya başlamıştır.


Türkmenistan
bu kararında da sabit kalmamış ve Hazar’ın statüsü konusunda kıyıdaş
devletlerin onayladığı bir antlaşma ortaya çıkana kadar İran ve Sovyetler
Birliği arasında imzalanan anlaşmaların geçerli olacağını belirtmiştir. Böylece
Türkmenistan, Hazar’ın hem deniz tabanının hem de su kütlesinin ortak
kullanımını savunan İran’ın görüşüne daha yakın hale gelmiştir.


5.5. İran


Hazar’ın
statüsüne yönelik İran politikasında geçmişten günümüze herhangi bir değişiklik
olmamıştır. İran, Hazar Denizi’nin göl olduğunu iddia etmekte ve ulusal
sektörlere bölünmesine karşı çıkmaktadır. Eğer bu şekilde bir paylaşım olursa
İran %13.8’lik bir oranla Hazar Denizi’nde en az paya sahip ülke haline
gelecektir. Bu nedenle Hazar’ın deniz tabanının ve yüzeyinin beş kıyı devleti
arasında eşit biçimde paylaşılmasını istemekte ve Hazar’a kıyısı bulunmayan
devletlerin Hazar’dan yararlanmasına karşı çıkmaktadır. İran’ın bu
politikasının arkasında, enerji zengini Hazar Denizi’nin petrol ve doğal gaz
rezervlerinin işletilmesi sürecinden dışlanmamak ve diğer devletlerle eşit
olarak bu kaynaklardan yararlanma düşüncesi bulunmaktadır.


İran,
Hazar konusunda yıllarca stratejik ortağı Rusya ile beraber hareket etmiş ve
Hazar’a yönelik Rus tezlerini desteklemiştir. Fakat Rusya’nın politika
değiştirerek 1998’de Kazakistan’la anlaşma imzalaması üzerine İran Hazar
politikasında yalnız kalmıştır. Bu durum karşısında BM
nezdinde bu anlaşmayı protesto etmiş ve 7 Temmuz 1998’de Türkmenistan’la ortak
bir bildiri yayınlayarak beş kıyı devletinin ortak rızası olmaksızın Hazar’ın
bu şekilde paylaştırılmasının kabul edilemeyeceğini ve ayrıca Hazar’ın tek bir
hukuki statüsünün bulunduğunu, kaynakların adil ve eşit biçimde bölüşülmesi
gerektiğini ilan etmiştir.


Hazar
konusunda yalnız kalan İran tüm bu gelişmelere rağmen Rusya ile stratejik
işbirliğini devam ettirmek istemektedir. Bu doğrultuda 2001’de İran ile Rusya
arasında Hazar konusunda ortak bir deklarasyon imzalanmıştır. Deklarasyonda
taraflar statüsü belli olana dek Hazar’da herhangi bir resmi sınır
tanımayacaklarını, Hazar’da hiçbir şekilde askeri bir varlığı kabul etmeyeceklerini
ve Hazar’ın paylaşımının kıyı ülkeler arasında bir sorun olduğunu ve üçüncü
tarafların müdahalesinin kabul edilemez olduğunu beyan etmişlerdir.[9]


6. Kıyıdaş Devletler Arasında İmzalanan İkili Antlaşmalar


Geçmişte
bölge devletleri arasında statü belirlenmesi konusunda sürekli bir müzakere
süreci yaşanmış ve bir dizi anlaşma imzalanmıştır. Ancak bazı devletlerin tavır
değiştirmesi, politik dönüşümler vs. faktörler nedeniyle mevcut anlaşmalar
feshedilip yerine başka, sözleşmeler düzenlenmiştir.[10] Sonuçlara bakılacak
olursa her hangi bir netice alınamamıştır. Bu antlaşmaların kısa bir öz
geçmişine değinerek neler olduğunu görelim;


2 Ekim 1813 Gülistan Anlaşması: Rusya
ile İran arasında yapılmış olup, İran, Kuzey Azerbaycan’ı, Gürcistan’ı ve Dağıstan’ı
Rusya’ya bırakmıştır.


10 Şubat 1828 Türkmençay Antlaşması
Antlaşmanın 4. Maddesi Rusya ile İran arasındaki sınırın Hazar’da sona erdiğini
ifade etmekte, 8. maddesi ise sadece Rusya’nın Hazar’da savaş gemisi bulundurma
hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Böylece Hazar, kara sınırının tespitinde
ölçütünde sınır olarak alınmıştır.[11]


26 Şubat 1921 Moskova Dostluk Antlaşması:  11.
Madde ile İran Hazar’da donanma bulundurmasını engelleyen Türkmençayı
Antlaşmasını iptal etmiştir. İki taraf Hazar’da kendi bayrakları altında
seyrüsefer konusunda eşit haklara sahip olacaklardı.


27 Ağustos 1935 Tarihli Antlaşma:
Antlaşmanın 14.  ve 15.  Maddelerinde Sovyet ve İran gemileri için
seyrüsefer hakkı ile 10 millik bir münhasır balıkçılık alanı kurulması öngörülmüştür.
Ancak resmi sınır tayin edilmemiştir. Antlaşmaya dair nota teatisinde Hazar bir
Sovyet-İran Denizi olarak ilan edilmiştir.


25 Mart 1940 Tahran Antlaşması: Bu
antlaşma büyük ölçüde 1935 Antlaşması’nın hükümlerini teyit etmektedir. 12.
Maddenin 4. fıkrası ile 10 mile kadar olan sularda balıkçılık haklarının kıyı
devletinin bayrağını taşıyan gemilere ait olduğu kaydedilmektedir.[12]


SONUÇ


1991
öncesi, 1935 yılında Sovyetler Birliği ve İran arasında yapılan antlaşmaya
dayanarak, SSCB
ve İran’a ait olan Hazar Denizi, SSCB’nin dağılması sonucu bağımsızlığını yeni
kazanan cumhuriyetler ile birlikte beş ülke arasında paylaşılmaya başlanmıştır.
Asıl sorunun ise tam olarak burada yani paylaşılması kısmında çıkması ülkeler
arasında ki paylaşım rekabeti ve ulusal çıkarları doğrultusunda çıkarmış
oldukları tezlerini savunmaları ile sürmektedir. Aslında Hazar üzerindeki
tartışmalar onun göl veya deniz olması ile alakalı değil asıl sorun suyun
altında kalan doğal kaynakların ne şekilde paylaşılıp, kullanılması sorunudur.


Bağımsızlıklarını
yeni kazanmış olan Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan kendi ekonomilerini
kurmak ve 70 yıldır Sovyetlere hizmet etmekten yorgun düşmüş halklarını refah
ve huzurlu bir şekilde hayat sürmelerini sağlamak amacıyla Hazar’ın kaynaklarından
olabildiğince fazla yararlanmak istiyorlar. Ama Sovyet mirasçısı Rusya ve eski
ortak İran ‘ı da yanına alarak buna karşı çıkmış ve Hazar’ın statü sorununu
tartışmaya açmışlar ve bu güne kadar daha nihai bir çözüm
bulamamışlardır.  Kendi aralarında ikili görüşmeler ve antlaşmalar yapmış
olsalar da beş kıyıdaş devletin aynı görüş etrafında toplanmamaları statü
sorununun devam etmesini kaçınılmaz yapmaktadır.


Bağımsızlıklarını
yeni kazanmış devletler bir yana Sovyet mirasçısı Rusya, Hazar’da daha önce SSCB
ve Sovyetler Birliği’ inde olduğu gibi bölgeyi kendi egemenliği altına almak
için mücadele etmektedir. Bu yolda devam etmek içinde eski ortak İran ile
benzer görüşler savunmaktadırlar. Eski ortak İran ise kendi kıyısında
bulunmayan veya az bulunan Hazar kaynaklarından diğer kıyıdaş devletler ile
eşit bir şekilde yararlanmak istiyor. Görüldüğü üzere her kıyıdaş devlet kendi
çıkarı peşinde olduğu için konunun nihai bir çözüme gitmesi olanaksız
görülmektedir.  Günümüze kadar statünün belirlenmemesinin nedeni paylaşım
konusunda kesin düzenlemelerin olmaması bu tartışmayı körüklemektedir.


Sonuç
olarak halen çözülememiş olan statünün bir an önce nihai çözüme kavuşturulup
doğal kaynaklardan faydalanmak ve ekonomik kazanç elde etmek amacı ile
özellikle yeni cumhuriyetler için hayati önem arz etmektedir. Bu nedenle
kıyıdaş devletlerin kendi gelecekleri ve ekonomileri için adil ve hakkaniyete
uygun çözümler üretmeleri gerekmektedir. Statünün sonuç olarak nasıl
çözüldüğünün yanında asıl önemli başka bir nokta ise deniz hukukuna dolayısıyla
da uluslararası hukukun gelişimine önemli bir katkısı olacaktır.


Emrah BOZKURT, Giresun Üniversitesi, İktisadi
ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış