Sinan TAVUKCU : Kafkaslar
ve Çöken Uluslararası Sistem


Kafkasya, modern
uluslararası sistemin bütün parlak sözlerinin ve parıltılarının söndüğü bir
coğrafyadır.


Kafkaslar
üzerinde hâkimiyet kuran hegemon gücün, tıpkı diğer batılı büyük güçler gibi,
kolonileştirmelerini “medenileştirme” adı altında meşrulaştırdığı, buna
direnenlerin ezilip sürgünlere yollandığı bir yurdun adıdır Kafkasya.


Uluslararası
ilişkileri belirleyici ana unsurun “çıkar” olarak kabul edildiği mevcut uluslararası
sistemde, uluslararası ilişkilerin temel aktörü “egemen devletler”
olmuştur. Devletlerin amacı, bireylerin güvenlik ve refahının sağlamak, ulusal
çıkarlarını korumak ve maksimize etmek, kendisine tanınan egemenlik alanının
sınırlarını koruyacak kadar güç sahibi olmaktır.


Bu uluslar arası
sistemde egemen devletlerin yanısıra, sistemin gerçek sahibi hegemonik güçler
küresel düzeni sağlamakla sorumlu lider ülkeler olarak kabul edilmektedirler.
Hegemonik güçlerin küresel sorumluluğu, bir şekilde kurulmuş bulunan güçler
dengesinin muhafaza edilmesi, yeni bir aktörün hegemonik güç olarak sisteme
girişinin önlenmesidir. Hegemon devletlerden birinin diğerleri aleyhine
nüfuzunu genişletmeye çalışması savaş sebebi olarak kabul edilmekte ve çoğu
zaman, nüfuz altında bulundurulan topraklarda cereyan eden vekâlet savaşları
ile mücadele sürdürülmektedir.


Modern
uluslararası sistemi kuran Batılı hegemon devletler, kendi medeniyet
standartlarını insanlığın evrensel değeri olarak sunmuş  ve Batılı olmayan
halklara aşağılık duygusunu empoze etmişlerdir. Diğer devletler, hegemon
devletler tarafından işbaşında tutulan yönetici elitler eliyle, medenileştirme
adı altında, hegemon devleti üstün kabul edip kendi halklarını hegemonya sahibi
halka benzetmeye ve tâbi olmaya icbar etmişlerdir.


Sistem, her ne
kadar uluslararası dense de, uluslararası denen ilişki hegemon devletler ile
onların işbaşında tuttuğu yönetici elitler arasındaki ilişki olarak cereyan
etmektedir. Bu ilişkilerde gerçekte ulus/halk yoktur. Yönetici elitlerin kendi
halklarına zulmü, değişime zorlaması hatta bir kesimi yok etme politikası,
uluslararası mevcut düzene/güç dengesine zarar vermediği müddetçe, bir
egemenlik hakkı olarak kabul edilip ses çıkarılmamaktadır.


Bugün için modern
uluslararası sistemde hegemon güçler (ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya)
kendilerini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyeleri olarak
konuşlandırmışlardır.


Kafkasyanın
hegemon gücü Rusya, bu uluslararası sistemin tipik devletlerinden birisidir.
Nüfuzu altında bulundurduğu halklar ve diğer devletlerle ilişkisi bakımından
batılı hegemonik güçler olan ABD, İngiltere, Fransa’dan bir farkı
bulunmamaktadır.  Rusya Federasyonu, Çarlık Rusyası ve SSCB’nin devamı
olarak tarihi mirası sahiplenmekte ve devraldığı politikalarını sürdürmeye
çalışmaktadır.




Kafkasya


LİNK : http://mapsof.net/caucasus/the-caucasus-physical


Çarlık
Rusyası’nın 1554 yılında Astrahan’ı işgal ederek başladığı, sıcak denizlere
ulaşım yollarını ele geçirme hedefi, I. Petro’dan itibaren bütün bir
Kafkasya’nın işgali ile devam etmiştir. Kafkas halklarını medenileştirme
söylemiyle işgalini meşrulaştırmaya çalışan Rusya, 200 yıldan beri hâkimiyeti
altında tutmaya çalıştığı Kafkaslarda ciddi direnişlerle karşılaşmış,
katliamlara maruz kalan milyonlarca Çerkes ve Türk, topraklarını terke mecbur
edilerek sürgüne yollanmıştır.


50’nin üzerinde
dil ve 60’ı aşkın etnik grup ve birçok farklı mezhebin yaşadığı Kafkasya’nın bu
yapısı, Rusya’nın Kafkasları değişik gruplar halinde taksim etmesini ve
yönetmesini kolaylaştırmıştır. 200 yıl içinde Rus dili, kültür değerleri
aşağılanan halkların birinci dili haline getirilmiştir. Rusya, bölgede nüfuzunu
devam ettirmek ve ihtiyaç duyduğunda güç kullanımak için, Rusça konuşan
hakların hâmisi rolünü üstlenmiştir.


SSCB’nin çökmesinden
sonra, Rus hâkimiyetinin zayıfladığı Güney Kafkasya’da üç devlet (Azerbaycan,
Gürcistan ve Ermenistan) bağımsızlığını elde etmiş, Kuzey Kafkasya özerk
cumhuriyetleri de bağımsızlık mücadelesine girişmişlerdir. Çeçen bağımsızlık
mücadelesi Rusya tarafından şiddetle bastırılmıştır. Rusya’nın bütün çabalarına
rağmen Kuzey Kafkasya halklarının Rus halkına entegrasyonu bir türlü
sağlanamamış, birbirleriyle biraraya gelme ihtimali bulunan halklar yeni
dönemde, Güney Federal Okruğu ve Kuzey Kafkasya Federal Okruğu arasında
bölünmüşlerdir. Bağımsızlık sonrası jeopolitik önemin artması ile Güney
Kafkasya (Azerbaycan ve Gürcistan) ekonomileri hızla gelişirken Kuzey Kafkasya
halen Rusya’nın en fakir bölgesi durumundadır, işsizlik çok üst düzeydedir.
Rusya, Moskova’ya sadık yerel otoriteleri iktidarda tutarak, sosyal patlamaları
anti-terör politikaları ile bastırmaya çalışarak bölgede hâkimiyetini devam
ettirmeye çalışmaktadır.


Karadeniz ve
Hazar Denizi arasındaki stratejik bölgede yer alan Kafkasların jeopolitik ve
jeostratejik önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Hazar petrollerinin
yanısıra, Ortaasya’dan Avrupa’ya taşınacak enerji hatlarının ve dünya
ticaretinin akışını değiştirecek olan Çin İpek Yolu’nun Gürcistan ve Azerbaycan
koridorundan geçecek olması, bütün hegemonik güçlerin Kafkasya’ya olan ilgisini
artırmıştır. Enerji geçiş hatlarında Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye işbirliği
bölgede yeni bir jeopolitik güç oluşması sonucunu doğurmuştur.


Rusya için
Kafkasya, bir yandan Avrupa ile Orta Asya arasında geçit köprüsü diğer taraftan
Karadeniz ve Hazar Denizine kıyısı olması sebebiyle Karadeniz-Boğazlar-Akdeniz
yolu ile Süveyş kanalına ulaşabileceği jeopolitik bir bölgedir. Bu jeoolitik
avantajları ile Kafkasya, Rusya stratejisi bakımından hayati önemdedir.
SSCB’nin dağılmasından sonra özellikle Güney Kafkasya’da etkinliğini kaybeden
Rusya, Putin döneminde Ermenistan’daki askeri gücünü takviye edip, 2008’de
Gürcistan’ın kuzeyindeki Abhazya ve Osetya’yı Gürcistan’dan ayırarak bu bölgeye
askeri olarak yerleşti. Dağlık Karabağ işgalinde Ermenistan yanlısı politikası
ile siyaseten Azerbaycan’ı sınırlamaya çalıştı. Rusya tarih boyu işine
geldiğinde ortodoks-slav kimliğini, işine geldiğinde medenileştirici rolünü öne
çıkararak emperyal güç olarak kalmaya çalıştı.


Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) daimi üyelerinin karşılıklı olarak
birbirlerinin emperyal arzularına göz yumma, insan hakları ihlalleri ve
işgallere ses çıkarmama ilkesine dayalı olarak sürdürdükleri uluslararası
sistemde Rusya, bu düzenin avantajlarından sonuna kadar yararlanmış ve
Kafkaslarda Sovyetler Birliği sonrası dönemde güce dayalı olarak hâkimiyetini
yeniden tesis etmeyi başarmıştır.


Sonuç


Modern uluslararası sistem hızla itibarını
kaybetmektedir. Az sayıdaki ülkenin, askeri gücüne ve iletişimi kontrol etmek
suretiyle kültürel üstünlüğünü v’az etme kapasitesine dayalı bu düzenin devam
ettirilme imkânı kalmamıştır. Kendilerine uluslarası toplum payesini veren
büyük güçlerin kurduğu modern uluslararası sistemin üzerine inşa edildiği değerler
kendileri tarafından yıkılmış, ahlâken çökmüştür.


Yeni uluslararası sistem, içinde yeni aktörlerin yer
alacağı, ulusal çıkar ve güç kavramlarının yerini adaletin tesisine  terk
edeceği yeni değer ve kavramları esas alan, bölgesel ittifaklar şeklinde
örgütlenmiş bir yapı olarak zuhur edecek görünmektedir.


1,7 milyar nüfusu ile İslâm dünyası bu yeni sistemin
en önemli aktörü olmaya adaydır. 200 yıldır uluslarası sistemin sahiplerinin
işgal, yıkım ve sömürüsüne maruza kalan İslâm Dünyası, kendi iç dinamiklerinin
harekete geçmesi ile, hegemon güçlerin işbaşında tuttuğu yönetici elitleri
tasfiye ederek kendi tabii mecrasına yönelecektir.


Kafkaslarda bu dönüşüm ve yeni yapılanmanın dışında
kalamayacaktır. Bu nedenle, içinde Türkiye, İran ve Rusya’nın da yer aldığı
bütün Kafkas devletleri ve halkları, modern uluslararası sistemin ardından
kurulacak olan yeni dünya düzeninde, bu düzenin üzerine kurulmak zorunda olduğu
adalet temelli yeni bir anlayış ve model üzerinden bölgeyi yapılandırmaya
hazırlık yapmalıdırlar.