SON DAKİKA

16:21 - JİTEM DOSYASI /// VİDEO : TERÖRİSTLERİN GÖRMEKTEN BİLE KORKTUĞU EFSANE KOMUTANLAR – EŞREF BİTLİS VE EKİBİ

16:05 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : En Ölümcül Helikopter Kayıpları

17:07 - JİTEM DOSYASI /// Sedat Peker’in iddiaları : JİTEM davalarında son durum ne ?????

17:13 - HAVACILIK DOSYASI /// VİDEO : ÜCRETSİZ DRONE EHLİYETİ NASIL ALINIR ????? DRONE LİSANS BAŞVURUSU – İHA-1 / İHA-0)

15:25 - HAVACILIK DOSYASI : Pilot Otorotasyon Eğitimi mi Yapıyordu ???

20:32 - HAVACILIK DOSYASI /// E. Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : Atatürk Havalimanı eski statüsüne yeniden kavuşturulmalıdır

17:00 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : NATO’nun gayrimeşru çocuğu : Gladyo

09:30 - GLADYO DOSYASI /// CEYHUN BOZKURT : GLADYO UNSURLARI ÜLKEMİZDE YENİDEN BİR DİZAYN PEŞİNDE !!

16:24 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Ölümcül Robinson R-44 Kazası

05:26 - HAVAYOLLARI DOSYASI /// VİDEO : Yolculara Asla Söylenmeyen 15 Uçuş Sırrı

15:19 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Kasaturadan kuantum fiziğine Gladyo

15:43 - DENİZLERİMİZ DOSYASI : TARİHİN FIRTINALI SAYFALARINDAN * ERTUĞRUL FIRKATEYNİNİN TRAJİK YOLCULUĞU – (Bölüm I – II – III – IV)

22:30 - GLADYO DOSYASI /// Hikmet Çiçek : BİR GLADYO OPERASYONU KIZILDERE VE SAMANLIKTA SAKLANANLAR !!!

14:15 - KONTRGERİLLA DOSYASI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU “YEŞİL” KOD ADLI MAHMUTT YILDIRIM İLE İLGİLİ 40 YILLIK SIRRI AÇIKLIYOR

09:18 - DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’NUN VERDİĞİ BİLGİLER İLE İSTANBUL’DA 2 UYUŞTURUCU ŞEBEKESİ ÇÖKERTİLDİ. İŞTE YAZIŞMALAR !!!!!

08:09 - TAZİYE MESAJI : Teröristler tarafından döşenen el yapımı patlayıcının patlaması sonucu UZM. ÇVŞ. YUNUS EMRE YALMAN adlı askerimiz Şehit oldu. 1 askerimiz yaralandı.

19:00 - TAZİYE MESAJI : Tunceli’de Eren- 7 Operasyonunda yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

18:22 - AK PARTİ DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : Erdoğan’ın Abisi İsmail Kahraman’ın Başkenti Neresi ???

18:17 - GÜNDEM ANALİZİ /// MÜYESSER YILDIZ : 82’nci Vilayetimiz Kerkük “Bölücü Kebapçılardan” Daha Mı Önemsiz ???

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

KITALAR & BÖLGELER : BALKANLAR & KAFKASLAR & ORTADOĞU & KÖRFEZ

KAFKASYA DOSYASI /// Ekrem Hayri PEKER /// Kafkasya’dan Anadolu’ya : Zekeriya Efendi

KITALAR & BÖLGELER : BALKANLAR & KAFKASLAR & ORTADOĞU & KÖRFEZ
Bu haber 17 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Ekrem Hayri PEKER /// Kafkasya’dan Anadolu’ya : Zekeriya Efendi


08 Mayıs
2018


1864 yılında
yaklaşık üç asırdır Rus çarlığının saldırılarına karşı koyan ve
bağımsızlıklarını korumaya çalışan Kafkas halkları, Çarlık ordularına
yenildiler. Yüzyıllardır süren savaş, salgın hastalıklar ve çarlığın
uygulandığı ekonomik ambargo da bu sonu çabuklaştırdı. Kafkas halklarının
devletleşememesi, bu saldırılara birleşik güç olarak karşılık vermelerini
engelledi. Bağımsızlıklarına çok düşkün olan kabileler, aileler kendi
örflerine, adetlerine uyarak yaşadılar. Sadece Şapşığlar, Kabardeyler ve
Abazalar prenslik halinde örgütlenmişlerdi.


Yüzyıllar sonra
bağımsızlığını kazanan ve Müslüman devletlerarasında küçük bir Hıristiyan
devletçiği olan Gürcistan kendini korumak için çarlıkla anlaşma yapar. Rus
çarlığı Gürcistan’ın hamiliğini üstlenir, 1800’lü yılların başında son Gürcü
kralı tedavi olmak için gittiği Petersburg’da ölür. Ruslar Gürcü kralın yazdığı
vasiyetname ile topraklarını Rus çarına bıraktığını iddia ederek Gürcistan’a el
koyar. Sadece dağlı kabileler zayıf bir direniş gösterir. Gürcü asilleri çoktan
Çar’ın hâkimiyetini kabul etmişlerdi. Böylelikle Kafkasya’nın kuşatılması
tamamlanır. Rus Çarlığı Karadeniz’in kontrolünü eline geçirir. Gürcü’ler
Kafkasya halklarına saldıran Çar’ın askerlerine yardım ederler. Müslüman
Gürcüler yavaş yavaş Anadolu’ya göçer.


Kafkasya’da Rus
Çarlığındaki serflik sistemi yoktu. Yani toprağı işleyen köylünün bir beyin
kölesi olduğu, onun iznini almadan köyünü terk edemediği sistemdir bu. Bu
yüzden kölelikten kaçan bir kısım Rus Kafkas halklarına sığınıyordu.


Çarlık yenilen
Kafkas halklarının önüne üç seçenek koydu:


  • Serfliği kabul etmek
  • Sibirya’ya sürülmek
  • Osmanlı ülkesine göç etmek


Çarlık ve Osmanlı
imparatorluğu anlaşmıştı. Çar asi tebaa istemiyordu. Osmanlı’nın da yeni nüfusa
ihtiyacı vardı. Üstelik Kafkasya halkları Müslüman’dı. Halife kollarını açmış
onları mutlu bir gelecek bekliyordu..


******


Kafkasya’dan
gelenler önce Dursunbey taraflarında Kızılöz köyüne yerleşirler. Sonra gelip
Güvem’e yerleşirler. Güvem bir meyvenin adıdır Aslında göç edenler GUYAME
derler, gönül, özlem, hasret kokusu anlamındadır. Anayurdun hasreti köyün adı
olarak konur. Anayurdun kokusunun en iyi hissedildiği yer demek sanırım daha
doğru olacak. Köye yerleşenler çok becerikli insanlarmış. Eldeki kıt imkânlarla
ormanda tarla açıp evler yaparlar, hayvan yetiştirirler. Su getirip, çeşme
yaparlar. İbadet etmek için cami yaparlar.


Dağa yerleşen
Adigeler’in Güvem’e yakın iki köy ve bir mezra kurarlar. Abzah kökenlileri
Karadeniz kıyısındaki liman kentinin adını yeni köylerine verirler; 
Soğucak derler. Şapsığ kökenli aileler Mahmudiye köyünü ve Karanlık Dere
mezrasını kurarlar.


Zekeriya
Efendinin eşi Fatma Hanımın babası ailesiyle daha önceki yıllarda göç etmiştir.
Memleketlerinden gelirken bir avuç yurt toprağı ve kuru bir dal(çubuk/kalem)
getirirler. Toprak daha sonra Faruk Dayımın annesi Nefise Hanıma miras kalır.
Onun vefatında yanlışlıkla dökülür. Dal parçası hala saklanmaktadır.


Köy ve çevresinde
ilk çağlardan kalma bazı mezarlar ve büyük bir yapı kalıntısı varmış. Yapının
zeminine mozaik döşenmiş. Bu yapının taşları o zamanlar Nahiye merkezi olan
Deveci Konak’taki bir okul inşaatında kullanılmak için sökülmüş ve öküz
arabalarıyla nahiye merkezine taşınmış. Binanın kalıntıları zamanla yok olup
gitmiş.


Çevrede
tarlalarda sık sık çıkan kiremitler beklide Alpagut civarından geliyordu.
Alpagut Köyünden Güvem Köyüne yol açan dozer tesadüfen ilk çağlardan kalma bir kiremit
fırını kalıntısını bulunmuştu.


Köye yerleşenler
Kuzey Kafkasya’daki özerk Adıgey cumhuriyeti’nin başkenti Maykop yakınlarından
göç etmişlerdi. Yüz otuz-yüz kırk sene sonra aile adlarından oradaki
akrabalarını gidip bulanlar oldu. Ömer dedemizin iki erkek ve iki kız evladı
olur. Erkek evlatlarının adı Zekeriya ve Haşim’dir. Zekeriya dede 1880’de
doğar. Haşim ve Zekeriya dedelerim Eskişehir’de rüştiyede okurlar. O zaman
eğitimde Eskişehir daha öndedir. Zekeriya Efendi köyün bir nevi reisi,
önderiydi. Uzun boylu şövalye yürekli; gözünü budaktan sakınmayan biridir.
1919’dan sonra imparatorlukta düzen kalmamıştır, hükümet otoritesini yitirmiş.
Ankara’yı merkez tutan direnişçilerle İstanbul hükümeti arasında kıyasıya bir
mücadele başlamıştır. Zekeriya Efendi Ankara hükümetini destekler.


Osmanlı’nın
emekli jandarma binbaşısı Anzavur lakaplı Ahmet Bey;  paşa yapılır.
Görevi Güney Marmara’daki direnişi kırmak bölgeyi İstanbul’a bağlamaktır.
Emrine verilen subay ve askere ilaveten İngiliz altınlarıyla da takviye edilir.
Bir gemiyle bandırma’ya getirilen Anzavur Ahmet Paşa bölgeden çoğu Çerkez
birçok gönüllü toplar. Çanakkale’yi kontrol altına alır. Kuvvetlerinin bir
kısmı Balıkesir’e yönelirken kendisi Manyas üzerinden Bursa’ya ilerler.
Mustafakemalpaşa’ya gelir.


Çerkezlerde iki
türlü akrabalık vardır, yakın akrabalığın dışında soy-klan-aşiret akrabalığı
vardır. Anzavur Ahmet Beyin bölgeye ilk geldiğinde yanında fazla bir kuvvet
yoktur. Yanında kalabalık bir gurupla Güvem’e gelir. Ahmet Bey köyümüzde soy
akrabası Ramazan Aksoy’un evinde bir-iki korumasıyla kalır. Adamları köyün
dışında konaklar. Buradan Turfal dağına doğru giderler. Konaklama yeri olarak
Serçe Ören ve Yayla Çayırı Köylerini seçerler. Yayla Çayırı Köyünden batıya,
Balıkesir istikametine; Balıkesir –Susurluk şosesine doğru giderler. Geçtikleri
yerlerde Padişah lehine, Kuvvay-ı Milliye aleyhine propaganda yaparlar,
taraftar toplarlar. Sonra Susurluk ilçesinin Demirkapı Köyü yakınlarında
Balıkesir-Susurluk şosesine hakim bir tepeye yerleşirler. İsyancıların
propaganda timleri Dereli Köyüne de uğrar. Köylüye memleket ve din elden
gidiyor diye propaganda yaparlar. Anne tarafından akrabamız İshak
(Cankol)dedemiz o zaman 16 yaşındadır. Propagandadan etkilenir. Babasının,
ağabeylerinin haberi olmadan bulduğu ağızdan dolma bir tüfekle propaganda için
gelenlere katılır. Anzavur’un kuvvetleri Demirkapı tepelerindedir. Şose’nin
öbür tarafında Çerkez Ethem Beyin öncü kuvvetleri mevzidedir. Aznavur’un
kuvvetlerinin elinde bir-iki top vardır. Buradan top atışı yaparlar. Civardaki
köylüler top mermilerinin yola düştüğünü söylerlermiş. Çerkez Ethem’in
kuvvetleri karşılık verince Anzavur’un kuvvetleri geri çekilir. Dönüşte Yayla
Çayırı köyündeki Hacı Emin Ağa onları doyurur. Bölgede yıllar sonra bu olay
konuşulur; Hacı kadar insana nasıl sofra çıkardı, nasıl doyurdu diye.
Anzavur’un kuvvetleri dağılır gider. Anzavur Kirmasti üzerinden Biga
taraflarına çekilir. İshak dedemiz Dereli köyüne döner, hiç bir şey olmamış
gibi tüfeği yerine koyar. Anzavur Ahmet Bey İstanbul’a döner.


İshak Cankol daha
sonra askere alınır, çavuş rütbesine yükselir. Doğu Cephesinde Kürt
isyanlarının bastırılmasında yer alır. Bulunduğu müfreze daha sonra Musul ve
Kerkük yöresini kurtarmaya giden birliklere katılır. Musul ve Kerkük’te İngiliz
birlikleriyle çarpışır. İshak Çavuş çocuklarına şunları anlatmıştı; Birliğimiz
800 kişiydi. Kürt isyancılarla çarpıştıktan sonra El-cezire bölgesine gittik,
İngilizlerle çarpıştık. İngiliz tayyareleri bize çok zayiat verdirdi.
Tepemizden ince mızrak gibi demir çubuklar atarlardı. Bu çubuklar bizi delip
geçerdi. Tayyarelerin sesini duyduğumuzda söğüt ağaçlarının altına
girerdik.  Atlarımızın altına saklanırdık. Geri çekildiğimizde birliğimiz
80 kişiye düşmüştü”. Döndüğünde parmaklarının bir kısmı iş görmüyordu. Devletten
hiçbir talepte bulunmadı. Balıkesir’in Kepsut İlçesine bağlı Dereli köyündeki
aile mezarlığında vatana karşı görevini yapmanın huzuruyla yatmaktadır.


********


Anzavur Ahmet Bey
üç ay sonra daha güçlü olarak bölgeye geri döner. Yanında çok miktarda İstanbul
yanlısı subay ve bol miktarda İngiliz altını vardır. Çok miktarda top ve
makineli tüfekle de takviye edilmiştir. İsyanın temelinde Kaymakam Hamdi Beyin
ve diğer Kuvvay_ı Milliyecilerin milli müdafa için topladıkları müfrezelerin
masraflarını halktan toplaması yatar. İsyanın temelini Pomak Köylüler
oluşturur. Bölgedeki birliklerdeki askerlerin çoğu da Pomaktır. Bu askerler ya
isyancılara katılır veya direnmeyip kaçarlar. Anzavur Mustafakemalpaşa’ya gelir
ve Belediye binasından halka hitap eder:


“Bir elimde
ferman, bir elimde Kur’an, göğsümde iman gelin bana katılın. Kendi atıyla
gelene şu kadar altın maaş, yaya gelene şu kadar altın maaş verilecek” der.
Çevreden az sayıda katılım olur. Sonrasında Çerkez Ethem Beyin kuvvetleri
yetişip, Ahmet Paşa’nın kuvvetlerini dağıtır. Kuvvay-ı Seyyare
Mustafakemalpaşa’ya girdiğinde köprübaşına kurulan üç darağacında üç Milli
Mücadele yanlısı asılmak üzeredir. Olayı öğrenen Ethem Bey’in abisi Tevfik Bey
asılmak üzere olan insanların ellerini çözdürür (içlerinden birini
tanımaktadır) ve asmak isteyenleri onlara astırır.


İkinci Anzavur
İsyanıyla aynı tarihlerde Konya Bozkır’da İsyan başlar Eski Konya valisi Cemal
Bey’in ve Ayan üyesi Zeynel Abidin’in düzenlediği isyanın amacı Ankara’daki
direnişi yok etmektir. Zamanlama doğrusu çok ilginçtir.


Ayaklanma
basıldıktan sonra Yarbay Kasap Osman’ın mahkemesi kurulur. Osman Bey Göl
kenarındaki Dorak köyünde İki katlı bir evde karargah kurar. Aznavur’a destek
veren kim varsa yargılar. Birçok insan suçlu-suçsuz asılır. Bunların içinde
Aznavurun isteği üzerine ona yemek yapan kadının kocası da asılanlar
arasındadır.


Zekeriya Efendi
de bu mahkemeye sevk edilir. Davut yandaşlarına ihbar mektubu yazdırmıştır.
Güvem köyünden on kişi jandarmalar tarafından alınıp Osman Bey’in karargahına
teslim edilir. Zekeriya Efendi dışındaki köylüler değil misafir ağırlamak kendi
karınlarını zor doyuran insanlardır. Köylüler sırayla falakaya yatırılıp
sorgulanır. Hangi eşkıyayı ağırladın, ne verdin; bayıltana kadar dayak.


Zekeriya Efendi
böyle sorgu olmaz, ben yazılı ifade vermek istiyorum der. Jandarma kulak asmaz.
Zekeriya Efendi ısrar eder, direnir. Bir jandarma Zekeriya Efendi’nin karnına,
kalçasına birkaç kez süngüsünü batırır. Jandarmalarla Zekeriya Efendi arasında
kavga başlar. Israrları sonucunda jandarmalar Osman Beye size yazılı ifade
vermek isteyen bir köylü var derler. Osman Bey verin bir kağıt kalem verin der.
Sonunda yazdığı ifade Osman Bey’e iletilir. İfadesinde “Eşkıya geliyor köylüyü
sıkıştırıyor. Ekmek, katık, para alıyor. Sonra Jandarma geliyor oda köylüyü
sıkıştırıyor, darb ediyor, asıyor. Böyle mücadele netice vermez. Köylüler zor
durumda” diye yazar. Osman Bey yazıdan ve söz konusu ifadeden farklı bir
insanla karşılaştığını anlar. Hemen yanına çağırır. Zekeriya Efendi “ Teşkilatlanmadan
eşkıya ve isyancılarla mücadele edilemeyeceğini söyler.” söyledi. Bu arada
paçamdan sızan kanı Osman Bey fark etti. “Ne oldu diye sorar?”Osman Bey onu
dinler. Tedavi ettirir. (Dayım dedeme banyo yaparken yardım ederdim, bu izleri
gördüm demişti).Memleketin Zekeriya Efendi’yi misafir eder. Sabaha kadar
memleketin durumu üzerine konuşurlar. Osman Bey ve Zekeriya Efendi arasındaki
dostluk Osman Bey asılana kadar sürer.


Zekeriya
Efendi’nin daha önceden gayri resmi olarak Kuvvay-ı Seyyare’yle, İstanbul Karakol
Cemiyeti’yle bir alakası vardır. Yaptığı faaliyetleri perdelemesi için
kendisine İstanbul’dan 1919 yılında gönderilmiş gezici imam olduğuna dair bir
belge verilmiştir.


Zekeriya Efendi
Osman Beyden silah ister. Osman Bey “Bu konu beni aşar der”. Sonra beraberce
Bursa, Eskişehir veya Ankara’ya giderler. Yetkililerle görüşürler. Kendisine


Kuvvay-ı Milliye
adına bir Balıkesir-Bursa- ve Kütahya’da geçerli bir yetki belgesiyle 200 altın
verir. Osman Bey’de Zekeriya Efendiye bir İngiliz Filintası hediye eder. Bu
filinta ve yanında başka bir filinta yıllar sonra Haşim Hoca’nın yıkılan evinin
bir köşesinde paslanmış olarak çıkar. Savaştan sonra artan silahlar
Mustafakemalpaşa’da, parada Ankara’ya götürülüp makbuz karşılığında teslim
edilir. Yapılan harcamaların belgeleri yetkililere verilir. Zekeriya Efendi
Ankara’ya birkaç defa gider. Ankara’nın başkent olduğunu duyunca yakınlarına
“Bu taşlık kasaba bu milletin çok parasını yer” demiş.


Zekeriya Efendi
serbest bırakılır. Verilen yetki belgesi tüm resmi görevlilerin ona yardımcı
olmasını ve istediği silah, mermi ve malzemeyi vermesini emreder. Zekeriya
Efendi bu belgeyle Mustafakemalpaşa ( o zamanki adı Kirmasti) Kaymakamlığına
gider. Üzerimde keçeden yapılma kapüşonlu dizlerime kadar inen bir kaban vardı.
Kasabalılara pek benzemiyordum.


“Kaymakam nerde
diye kapıdaki adama sordum, üst katta dedi. Çıktım kapı aralıktı. Ayağını bir
sandalyeye uzatmış gazete okuyordu Kapıyı çaldım içeri girdim, ne var? Diye
sordu. Elimdeki belgeyi uzattım, elimden alıp şöyle bir göz gezdirdi. Sonra
hızla ayağa kalktı. Elindeki gazete yere düştü, ayağını koyduğu sandalye
devrildi. Kalktı, bana eliyle selam verdi.


Kendisine
istediğim silah ve mühimmatın listesini verdim. Ne gün nerde alacağımı da
söyledim. Sözleştiğimiz gün belirlediğimim yere yanıma aldığım birkaç güvenilir
insanla gittim ve kazasız belasız silahları aldım.


Güvem ve çevre
köylerde (Soğucak ve Çakallar köylerinde) ve Karanlık Dere mezrasında gözü pek,
ağzı sıkı insanlardan silahlı gizli bir teşkilat kurdum. Köy yollarına hakim
yerlere mevzi kazdırdım. Yolları kullanmak isteyen eşkıyalar nereden atıldığı
belli olmayan mavzer mermilerinin sesini duyunca, bazıları da yaralanınca yollardan
uzak durdular, orman içlerini kullandılar, o yörelere uğramaz oldular. Kurtuluş
savaşından sonra kalan silah ve mühimmat devlet yetkililerine iade ettik” Diye
yıllar sonra çocuklarına ve torunlarına anlatmıştı.


Askerlik
Şubesinde görevli Üstelik Bursa’da Redd-i İlhak Cemiyetini kuranlar arasında
yer alan Binbaşı Nevres Bey’le de bağlantısı vardır(kimi yaşlılar Firdevs Bey
diye hatırlıyorlar).Nevres Bey sık sık Zekeriya Efendi’yle görüşmeye gelirdi.
Kaçamak ve Çerkez Tavuğu ile ağırlanırdı. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da sık sık
köye gelip Zekeriya Efendi ile görüşür.


Kara Davut


Dönemin en meşhur
eşkıyası Sünüklü (Sünlük köyünden) Davut’tur. Kara Davut diye bilinir. Manav,
yani yerlidir. Yunanlı işgalcilerle işbirliği yapan Davut yörenin astığı astık,
kestiği kestik derebeyidir. İstediği yeri basar, istediğini dağa kaldırır.
Kendisine Çerkez denilse de aslı yoktur. Sadece çetesinde birkaç Çerkez vardır.
Adıge’leri kötülemek isteyenler Davut’a Çerkez Davut demişler ve maalesef
amaçlarına ulaştılar.


Davut’la
işbirliği yapan Yıldız Köyünden İzzet adında bir eşkıya vardır. Onun baş adamı
Zekeriya Efendi Davut’u tanımaz. Bir gün tanıdığı Gulalako (ikircikli,
kararsız) lakaplı İzzet diye bir adamın bulunduğu dört kişi ( Davut, İzzet,
Döllük köyünden Neçhak Recep ve Recep adında diğer bir eşkıya)köye geçiyorduk,
misafir geldik diye mola verirler. Köy korucusu Ethem bunları alıp Zekeriya
Efendi’nin evine getirir. Eşkıyalar Yıldız üzerinden Susurluk tarafına
gideceklerdir. Atlarından inip bahçeye girerler. Zekeriya Efendi ikindi
namazını kılmak için abdest almaktadır. Zekeriya Efendi istifini bozmadan
abdest almaya devam eder. Koruyucuya misafir odasına alması için başıyla işaret
eder.


Davut ve adamları
içeri girerler, Zekeriya Efendi’nin ilgisizliği onları sinirlendirir.
Misafirler yatak-yorganları yerdeki halıların üzerine atmışlar ve kendilerine
ikram edilen kahveyi reddetmişler. Zekeriya Efendinin odaya girmesiyle üç
eşkıya odadan çıkarlar.  Sonrada evi terk edip atlarına binerler. Atlarına
binip ileri-geri giderek gövde gösterisi yaparlar. Geride sadece Neçhak Recep
kalır. Zekeriya Efendi sorar; “ne istiyorsunuz” diye. Recep havadan-sudan
konuşmaya çalışarak ortamı yumuşatmaya çalışır. Arkadaşlarının /Davut’un çok
cesur insanlar olduklarını söyler. Zekeriya Efendi’nin ilgisizliğinin onları
incittiğini söyleyerek, konuyu mermi istemeye getirir. “Haşlak kaldık, mermimiz
yok, birkaç bağ mermi versene” der. Eşkıyalarda her an ateş açılabilir, hedef
olmayalım diye ileri geri gitmektedirler. Bu sırada Davut dışarıdan bağırmaya
başlar; “Vur onu, vursana”. Zekeriya Efendi Receb’e “Bağıran köpeği alıp hemen
köyü terk edin, yoksa hepinizi ebediyen sustururum” Deyip Neçhak Recep’i kovar.
Bahçeden çıkan Receb’e arkadaşları “Niye vurmadın, niye vurmadın” diye
sorarlar. Neçhak Recep ne cevap verdi bilinmez ama köyü hızlı bir şekilde terk
ederler.


Davut bu olaydan
işi büyütür. Yanına çok sayıda adam toplayarak çetesini güçlendirir. Bölgenin
neredeyse tek hakimi olur. Sonra adamlarından biriyle Zekeriya Efendi’ye bir
mektup gönderir. Mektubunda “Bizin mesleğimiz, işimiz adam öldürmek, bizimle
zıt gidenler bu bölgede yaşayamaz. Hesabını görürüz” der. Zekeriya mektubu
hemen okur, arkasını çevirip şunları yazıp aynı adamla geri iade eder; “Benim
silahım keçi boku atmıyor, hesap görebileceksen varım. İstediğin yerde
vuruşalım, Hodri Meydan”


Zekeriya Efendi
Davut’u sürekli uyarır. Yaptıklarından vazgeçmesini ister. Davut da Zekeriya
Efendi’den kendisine katılmasını ister. Devlet arkamızda der. Karşılıklı
tehditler gider gelir. Zekeriya Efendi sülük Davut’u düelloya davet eder, Davut
kabul eder. Düello yeri Davut’un köyü Sünlük ve Güvem Köyü arasındaki Turfal
Dağında bir tarladır.


Zekeriya Efendi
kararlaştırılan gün silahlarını kuşanıp yola çıkar. Bunun duyan kardeşi Haşim
Hoca aceleden eğer bile takmadan bir ata atlar ve ona yetişir. Zekeriya Efendi
kardeşini şiddetle azarlayıp geri gönderir.


Zekeriya Efendi
erken gelmiştir. Tarladaki armut ağacının altındaki doğal siper haline gelmiş
çukura girer. Bu mevkii özellikle seçmiştir. Buradan her tarafı görmek, kontrol
etmek mümkündür. Davut buluşmaya gelmez, adamını gönderir. Bir saat sonra adamı
Karaorman köyünden Recep tarlaya gelir. Yalnız geldiğine emin olan Zekeriya
Efendi yerinden çıkıp Davul’u sorar. Recep yalnız geldiğini, Davut’un
gelmeyeceğini söyler. Zekeriya Efendi Davut’un nerede olduğunu sorduğunda Davut’un
bu saatlerde Afyon’daki Sultan Dağında olduğunu söyler. Recep Davut’u Zekeriya
Efendi’ye över:“Davut iyi adamdır, cesur adamıdır, arkadaşlarına sahip çıkar, o
da seninle birlikte hareket etmek istiyor” der.  Zekeriya Efendi Davut’un
adamına “ Söyle ona saklanmak için Afyon uzak, yalan söylemesin. Davut kadın
çarşafı giyip dolaşsa daha iyi eder. Git bunları ona söyle” der. Davut bundan
sonra Güvem’e uğramaz.


Zekeriya Efendi
tedbir olsun diye yattığı odanın içine yarım metre duvar ördürür. Yatarken suikaste
uğramaya karşı bir tedbir alır.


Bir gün Sünlüklü
Davut çetesiyle beraber Alpagut üzerinden gelip, Güvem köyünün altından geçer.
Tercümanın ağılında mola verirler. Akşam üzeride Soğucak köyünün bir mezrası
olan Karanlık Dere’de konaklar. Gece orada kalırlar. Kim nerede yatıyor iyice
öğrenilir. Çete uykudayken konakladıkları yeri basılır. Çete mensupları
çatışmada öldürülür. Onları misafir eden ev sahibinin kardeşi silah seslerine
uyanıp, elindeki tüfekle fırlar. Kardeşinin evini basanlara ateş açar. O da
baskıncılar tarafından çeteci zannedilerek öldürülür.


Sünlüklü Kara
Davut yattığı yerde uyumazmış. Gece oradaki bir samanlığa gizlenip yatmış.
Çatışma çıkınca atını bile almadan oradan kaçar. Sünlüklü Davut yayan-yapıldak
Dereli Köyüne ulaşır. Açlık ve yorgunluktan bitap düşmüştür. Orada İshak
Çavuş’un babasının köye gelen misafirler, gelip-geçen yolcular için açtığı
konuk odasına uğrar. Yukarıda belirttiğim gibi Mola Yusuf’un oğlu İshak Çavuş
16 yaşlarında bir delikanlıdır o zaman. Öğleden sonra odaya uğrayan İshak Çavuş
Davut’u odada volta atarken bulur. “Siz dinlenin size sofra getireyim der.”
Davut can derdine düşmüştür. “Yemeği bırak, sen bana acele peynir-ekmek getir
yeter” der. Baskından sağ kurtulan Davut takip edilme korkusuyla ormanda saklanarak
yol alır. İki-üç saatlik yolu yarım günde yürüyerek Dereli Köyüne ulaşır. 
İshak Çavuş’un getirdiği peyniri ekmeğin arasına yerleştirip yiye yiye çabucak
köyden ayrılıp birkaç yandaşının olduğu Yıldız köyü istikametine doğru
uzaklaşır. İshak Çavuş Davut’un başına bir iş geldiğini, bir yerde
sıkıştırıldığını anlar. Ama olayı tam öğrenemez, Davut’ta bir bilgi vermeden
oradan uzaklaşıp elindeki ekmeği ısırarak Yıldız Köyüne gider. Burada
eşkiyalığa başladığı yıllardan bu yana arkadaşı olan Gulaleko İzzet’e sığınır.


Bu olaydan sonra
Sünlüklü Davut Yine etrafına 8-10 adam toplar, eşkıyalığa devam eder. Ama dağ
yörelerine bir daha uğramaz.


* * * *  *


Talihli adamdır
Davut. Sonradan Haşim Hoca’nın eşi olan Hamide Hanım yıllar sonra dayıma
şunları anlattı; bekârdım. Sabah evimizin çatısının düz kısmına çıkmıştım.
Bütün gün Soğukpınar taraflarından silah sesleri geldi. Gece de zaman zaman
silah sesleri geldi. Çerkez Ethem Bey Anzavur Ahmet Beyin kuvvetlerini
Soğukpınar da sıkıştırmış, köyü sarmış. Bir kısım kuvveti de Davut’un çetesini
Sol Dere’de kıstırmış, orada yok etmişler.


Bir adamın kimi
zaman koşarak kimi zaman hızlı yürüyerek dere tarafına gittiğini gördüm.
Arkasından gelen iki atlı zaman zaman ateş ediyorlarsa da aralarındaki mesafe
yüzünden etkili olamıyorlardı. İyice yaklaşınca gelenin Davut olduğunu gördüm.
Davut dereyi akıp dere kenarında kayanın yanına gitti. Takipçiler iyice
yaklaşmışlardı. Davut Kayanın ardından gelenlere tüfekle ateş etmeye başlayınca
takipçileri önce duraksarlar, sonra da geri dönerler. Davut belirli yerlere
silah ve mermi saklarmış, o kayanın uygun bir yerine de silah ve mermi
saklamış.


Dayım 191 9
yılında Kirmasti’deki jandarma komutanının çeteler karşısında pasif kaldığını,
çetelecilerin çok rahat Kirmasti’ye gelip gittiğini anlattı. Daha sonra gelen
komutan jandarmayı disipline eder ve kasabaya alışverişe gelen Davut’u, kardeşi
Zekeriya ve bir adamını yakalar. Onları falakaya yatırır. Bursa’ya Davut’u
yakaladım, ne yapayım? Diye sorar. Bursa’dan bırakın emri gelir Davut ve adamları
bırakılır.


Buna tevatürdür
deyip geçelim. Bursa Halkevinin 1935 yılında Bursa’nın işgal altında olduğu
yıllar ve kurtuluşu konusunda yapılan ankete cevap veren Yarbay Beşir Pakalın
şunları anlatır (Bursa Defteri Sayı 27).


“6 Haziran 1919
günü Bursa’da mülkiye (Vilayet) hapisanesinde mahpus idam mahkumu beş şaki
askeri hapisaneye getirildi. Hâlbuki askeri mapusane ufak cürümlere mahsus adi
bir binadan ibaretti. Hatta tavanı delik ve duvarı yıkık bir yerdi. Bunlar
burada muhafaza edilemez diye itirazımız nazar-ı itibara alınmadı. Esasen
bunlara kaçmak için yol gösterilmişti. Daha mapusaneye geldikleri gece
ayaklarındaki prangaları odanın ortasına bırakmışlar, tavandaki delikten
Tophaneye ve oradan dağa kaçmışlardı. Sabahleyin erken haber verildi. Gittik, tetkik
ettik, takip edelim dediksek de Arif Bey müsaade etmedi. Haâlbuki müsaade
etseydi bu şakiler Çekirge üzerindeki dağda yakalanacaklardı. Bunun üzerine
derhal istifa ettim ve çekildim. Vesikaları bende mevcuttur. Kaçan şakilerin
adları:


1-
Kirmastili Çerkez Davut- elyevm Yunanistan’dadır. (Davut Çerkez değildir)


2-
Kirmastili Hafız Mehmetoğlu İbrahim


3-Kirmastili
Mehmet Çavuş oğlu Recep


4-Kirmastili
İdrisoğlu Yahya – Anzavur harekâtında öldürüldü


5-
İnegöllü Arnavut Tevfikoğlu Zeynel, İnegöl’de öldürülmüştür.


Dayım, Devlet
bazı kirli işleri o zamanda çetelere gördürüyordu (şimdi olduğu
gibi         Zekeriya Efendi’nin kardeşi
Haşim Medrese bitirmiş, ama köyden uzaklaşmayı düşünmemiş. Köyümüzün yakınındaki
Alpagut köyünde imamlık yapıyormuş, çocuklara ders veriyormuş. O dönemlerde
köyler şimdiki gibi boş değildi. Kalabalık nüfusları barındırıyordu.


Dediğim gibi
1920-21 yılları. Yunan işgali bir yandan, çeteler öbür yandan halkı ezmektedir.
Yaşamın değeri bir kurşundur. Kemalist, Kuvvay-ı Milliyesi, Padişahçı,
Aznavurcu. Kimin ismi sivrilmişse yaşamı namlunun ucundadır.


Sünüklü Davut’un
yeni çetesine Manyas yöresinden Yahya isminde biriside katılır. Eşkiyalar
birer-ikişer köyleri dolaşırlar. Köylülere “Ben falanca çeteden geliyorum, şu
kadar haraç vermezseniz köyünüzü gelip yakarız, insanları öldürürüz” diye haraç
toplamaya başlamışlardı. Eşkıya Yahya Güvem köyüne sık sık gelir, oradaki
kabile akrabalarında kalır. Bir yandan da komşu köylerde kim ne kadar zengin,
kimde ne kadar para var bunları öğrenmeye çalışır.


Güvem köyünde
yaşayan Demirci Nazmi’ nin (Nazmi Özdemir)  babasında bir bakır dolusu
altın olduğu  (Çok altın olduğu) olduğu söylentisi vardır. Bu aile köye
geldiğinden beri bu söylenti vardır. Kimi bana söyledi der, kimisi bana
altıları gösterdi der. Kimi sayarken üzerine gittim, gözlerimle gördüm der.
Kısacası altını gören yoktur ama tevatür çoktur.


Yahya Demirci
Nazmi’nin babasına sık sık uğramaya başlar. Altınların muhabbetini yapar.
Sürekli lafı altınlara getirir getirir. Adam bu durumdan şüphelenir, rahatsız
olur, başına bir şey gelecek diye korkmaya başlar.


Demirci Nazmi’nin
babası Zekeriya Efendi’ ye gelir ve durumu anlatır. “Yahya sık sık bana
uğruyor, elinde fazla miktarda kâğıt para biriktiğini, bunları muhafaza
edemediğini ve altın para ile değiştirmek istediğini söylüyor. Benden borç
altın istiyor. Değişik halleri var, beni sürekli baskı altına tutuyor ‘’diyor.


Teşkilatın Güvem
ayağı toplanıyor. Yahya‘nın uyarılmasına, ikaz edilmesine karar veriliyor.
Sözcü seçilip konuşması için görevlendiriliyor.


Sözcü Yahya’ya’ “
Burada oturup komşu köyleri rahatsız edip Güvem’e gelme. Güvem’de kimseyi
tedirgin etme. Aksine davranırsan pahalıya ödersin. Bu sana ilk ve son
ikazımız” der. Yahya hah! Bunlar komşularından korkuyorlar. Ne biçim
insanlar’’  der.  Kendine yapılan bu uyarıyı ciddiye almaz.


Aradan aylar
geçer. Sünlüklü Davut Kirmastı’da kuvvetlenmiştir. Yahya Alpağut köyüne gider
Sünlüklü Davut adına geldiğini söyler. Köyün birikmiş borçları olduğunu, iki
teneke altını Güvem köyüne getirmelerini emreder. Aksi durumda köyün yakılacağı
söyler, yağar eser.  Sonra Güvem Köyüne gelir. Uzaktan akrabasının evinde
konaklar. Altınları beklemeye başlar.


Teneke deyince
hemen büyük tenekeler aklınıza gelmesin, yaklaşık 100-120 altın alan büyükçe
kutular bunlar. Kutu küçük olsa da istenen miktar çok yüksektir.


O zamanlar köyler
şimdiki gibi gelişmiş değildir.


Güvemde kahvehane
yoktur. Camilerin yanında cami odaları vardır. Kış günlerinde namazlardan sonra
bu odalarda toplanılır, sohbet edilir. Gelip geçen yolcular ve sade misafirler
bu odalarda ağırlanır; yedirilir, yatırılır. Hatırı sayılır, önemli insanlar
ise evlerde misafir edilirlerdi.  Uzaktan yakından köyde akrabası olanlar,
doğrudan akrabalarının evine giderlerdi.


Köylü doğal
olarak korkmaktadır. Eşkıyanın arkasında Sünüklü Davut, onun da arkasında
işgalci Yunanlılar vardır. Köydekiler Haşim Hoca’ya gelirler. Aracı olda
istediği altını bir tenekeye indirsin derler. Olayı bu şekilde duyan ve
Zekeriya Efendinin kurduğu teşkilattan haberdar olan Haşim Hoca Güvem’e gidip
Zekeriya Efendiye söyler.


Zekeriya Efendi,
Mecit Efendi ve güvendiği kişilerle konuşur ve karar alırlar. Uygun bir zaman
ve yerde eşkıyanın işi bitirilecektir. Köyden çeşitli yerlere giden ona yakın
patika vardır. İkişer kişi kimseyi huylandırmadan patikalarda nöbet tutacaktır.
Eşkıyanın hareketleri, gidiş-gelişleri kontrol altındadır artık.


Haşim Hoca sabah
namazını Orta Camide kılar. Cami odasında dinlenir, namaza gelenlerle sohbet
eder. Güneş yükselince de evine gidip kahvaltı etmek için cami odasından çıkar
(Haşim Hoca’nın evi şimdi Aydın Cengiz’in evidir). Eşkıya Yahya’da cami
yakınındaki bir odun yığınının üstüde deyim yerindeyse tünemiştir. Haşim Hoca
eşkiyayı görmezden gelip yoluna devam eder. Ama eşkıya Haşim Hoca’yı çağırır. O
zaman köylerde kahvehaneler yoktur. İnsanlar Cami avlularında veya kışlık yakacak
olarak ormandan getirilen odunların yanlarında toplanırlar. Odunların üzerine
otururlardı. Eşkıya selam ve hal-hatır faslından sonra Haşim Hoca’ya: “Hocam,
dün gece bir rüya gördüm, yeşil elbiseler içinde göğe yükseliyordum. Sence
nedir bu? Hayır mı? Yoksa şer mi?” der.


Haşim Hoca
eşkıyanın ortadan kaldırmak için kurulan tertibi bildiği için eşkıyaya şöyle
der. “Yahya rüyan hayır değil, çok yakında ecel gelip seni bulacak gözüküyor,
gel bu işten vazgeç, köylüden haraç isteme. Zaten insanlar yokluk içindeler,
tövbe et. Köylüden istediğin iki teneke altını isteme. Eşkıya  “Yok Haşim
Hoca vazgeçmem ’’ der. Sonra “Ölürsem benim için arkamdan hatim indirirsen, bir
tenekesini affederim.” Haşim Hoca’da  “Ben eşkıya arkasından hatim
indirmiş hoca diye anılmak istemem” diye cevap verir. Eşkıya para teklif eder,
ama Haşim Hoca reddeder. Eşkiyanın ısrarı ve haracı bir tenekeye indirme
karşılığında Haşim Hoca eşkıyanın talebini ister istemez kabul eder. (Eşi
Eşkıya öldürüldükten sonra Haşim Hocanın verdiği söz doğrultusunda Hatim
indirdiğini söyler). Haşim Hoca Alpagut Köyüne döner. Sonunda eşkiyanın
istediği bir teneke altın gelir. Yahya parayı kontrol eder. Birkaç altın eksik
diye getiren adamı kalabalık içinde döver.


Parayı alan
eşkıya atını eyerler. Para tenekesini ve eşyalarını heybeye koyar. Güvem
Köyünden ayrılır. Buradan Sünlük’e gidip Davut’la buluşacaktır.


Altınların
Alpagut Köyünden geleceği bilindiği için tedbir alınmıştır. Güvem Köyünden
çevre köy ve mezralara on patika yol vardır. Bir gün öncesinden patikalar
tutulmuştur. Güvem’den Tırnova Köyüne giden patikalardan Erikli’ye yakın patika
üzerinde Güvem Köyünden Apdurrahim (ÖZ) ve Soğucak Köyünden Münir Hoca
pusudadır. İkisi birden ateş açarlar. Eşkıya Soğucak’lı yiğit tarafından
öldürülür. Yahya attan düşer, atı Kara Orman köyüne doğru kaçar. Başına gelip
eşkıyaya bakarlar. Soğucak’lı eğilip eşkıyanın köstekli saatini alır. Eşkıyanın
son sözü “ Bırak onu, alma lan” olur. Zekeriya Efendi Sünlüklü Davut’ a haber
gönderir; “Gel itinin ölüsünü al” diye. Davut adamlarına Yahya’nın cesedini
aldırır, defnettir.


Savaş biter,
yıllar geçer. Kader bir gün onları Mustafakemalpaşa’da karşı karşıya getirir.
Sünlüklü Davut Yunanistan’dan gizlice gelip sakladığı altınları alıp gidermiş.
Zekeriya Efendi Davut’a Kısmetlisin, isteseydim seni de öldürürdüm” der. Davut,
“Esas ben seni öldürecektim, Soğucak köyüne cenazeye gitmiştin. Dönüşte köy
mezarlarına girdin. Ölen adamın mezarının başında dua ediyordun. Bende mezarlık
duvarının arkasında sana nişan almıştım ama elim tetiği çekemedim, atın
yedeğinde yayan köyüne doğru yoluna devam ettin. Bundan daha fazla kısmet
olurmu? ” der.


Savaştan sonra
Soğucak ve Mahmudiye gibi bazı köyler etraftaki köylere zarar verdikleri
gerekçesiyle Balıkesir tarafından gelen askerlerce ceza olarak yakılır. Kimse
malını- mülkünü kurtaramaz. Düzen kurana kadar aylarca çardaklarda, barakalarda
kalırlar. Zekeriya Efendi Soğucak yakılırken haberi olur, köye koşar ama çok
geç kalmıştır. Bir şey yapamaz.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER