Liberal Feminizm !..

Bir önce ki AK-ŞAKA köşesinin yazısı, “Kadının
Adı Yok Diyenlere!” başlığını uygun gördüğüm bir makale olmuştu.   Bu yazı ile ‘Kadın’ kimliğini biraz kara
mizah duygularla anlatan yetenekli bir internet dostunun kalemine küçük
eklemeler yapmış ve okurlarımla paylaşmıştım.  
İlginçtir ki, bu yazının yayınlanmasının ertesi günü ilginç bir
rastlantı ile “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Dayanışma Günü” etkinlikleri vardı.

Bugün ise bu etkinliğe içtenlikle katıldığımı
ifade ederken, kadınlara özgü kısa geçmişi olan ana etkinliğe değinmek istiyorum.

Kadınların ikinci bir kimlik olarak
belleklerimize yerleştirilmesinin uzun geçmişinde sanırım ‘Din-Tarım Toplumu’
olduğumuz dönemin imzası vardır.  Kadının
öncelikle iş gücü üreten kişi olarak düşünülmeye başladığı bu dönemler,
maalesef ‘Endüstri Devrimi’ sonrasında da etkinliği sürdürmüştür.   Yaşadığımız çağda da aynı sancıları
özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler içeriğinde yaşamaya devam
ediyoruz.   Tabii ki ülkemizin de bu konu
ile halen çözümlenemeyen ve AKP İktidarı ile tırmanan sıkıntıları vardır.

Haksızlık etmeyelim, birçok batı ülkesi de bu
yoldan geçmiştir.   Örneğin; ünlü Fransız
aydını olan Simone de Beauvoir, yazdığı bir kitapla bunu hem kendi ülkesinin ve
hem de dünya insanlarının yüzüne haykırmıştı. 
“Kadın, İkinci Seks (Le Deuxieme Sexe)” adlı bu ünlü yapıt, yıllar önce
ülkemizde de yayınlanmış ve oldukça ilgi çekmişti.   Simone de Beauvoir, bu eseri ile ‘Beyni İle
Düşünen ve Kalbi İle Yaşayan’ bir kadın imajını vurgulamıştı.

Rahmetle anmadan geçemeyeceğim, merhume Duygu Asena
da “Kadının Adı Yok!” adını verdiği kitabı ile bizleri kadının gerçek kimliği
ile buluşturmuştu (tabii okuyanlara!).

Yazıma başlığını koyduğum ve dünya ölçeğin
de  “Liberal Feminizm” olgusu olarak
kabul gören ana akım, ABD’li yazar Betty Friedan (1921-2006) ile başlar.  Musevi ve varsıl bir ailenin kızı olan Betty,
sosyoloji, psikoloji ve felsefe eğitimi almıştır.  Makul bir evlilik sonrası New York’a
yerleşmiş ve bir dergide çalışmaya başlamıştır. 
1947 yılında ikinci çocuğunun doğumunu takiben iznine ayrılmak isteyince
işinden çıkarılmıştır.  Bu olay, onu yeni
fikir arayışlarına sürüklemiş ve kadın kimliği üzerinde bazı fikirlerini
seslendirmeye karar vermiştir. 
Yazılarında ve özellikle bir kitabında kadınların yaşamına ilişkin yeni
yaklaşımlarını okurları ile buluşturmaya başlamıştır.  Bu ünlü kitabı “Kadınlığın Gizemi (The
Feminine Mystique)” adını taşımaktadır (1963).

Betty Friedan, kadın için biçilen kendi döneminin
kimliğine karşı çıkmıştır.  Çünkü o
yıllar, II. Dünya Savaşı sonrası evine dönen erkeklere sadece eş olmak, anne
olmak ve ev kadını olmak rollerine sıkıştırılan kadınların dönemidir.  Özellikle beyaz, orta sınıf ve eğitimli
kadınların eve hapsedilmelerini içine sindiremez Betty.  Ve “Tüm Kadınlar Birleşin, elektrikli
süpürgeden başka kaybedecek bir şeyiniz yoktur!” diyerek kadınların bakış
açısını değiştirmiştir.   Kadınların
kendi iş kariyerlerinin de olması ve önemsenmesi gerektiğini haykırmıştır.

İşi yarıda bırakmaz Betty Friedan, 1966 yılında
‘Ulusal Kadın Örgütü’ adlı cepheyi kurar. 
Bunu 1970 yılında gerçekleştirdiği ‘Eşitlik İçin Kadın Boykotu’
etkinliği ile geliştirir.

Aktivist, sol eğilimli ve hatta komünizme sempati
duyan Betty, günümüzde “Liberal Feminizm” olarak tanımlanan demokratik kadın
harekâtının öncüsü sayılmaktadır.

Ülkemiz kadını ise unutanlar olabilir diyerek
anımsatmak istiyorum; Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk sayesinde özgür insan
olabilmek ve erkeklerin sultasında ikinci kimlik olarak yaşamak utancından çok
yıllar önce kurtarılmıştı.   O yıllar da,
ne Betty Friedan’ın adı ve ne de “Liberal Feminizm” denen gerçekle
yüzleşmemişti batılı kadınlar.   Ama ne
yazık ki, kadınlarımız emek ve ter dökmeden kendilerine sunulan bu özgürlük
meşalesinin kıymetini takdir edemedi ve akıl almaz bir şekilde ikinci kimlikle
yaşamayı içine sindirebildi. 

Gelinen noktada son 15 yılda 6.375 kadın şiddete
maruz kalmış ve yaşamını yitirmiş olmuştur.  
Binlerce ve yüz binlerce kadınımız sokağa taşarak bu anormal durumu
protesto etmiş olsa da, korkarım bu sevimsizlik bir süre daha sürecektir!

Sevgili kadınlarımız; çaresiz değilsiniz, çare
sizsiniz!..




















































Erdal Akalın (27.11.2017)