SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

KKTC DOSYASI & KIBRIS’IN KUVAYI MİLLİYESİ – TMT

K.K.T.C. DOSYASI /// GÖKHAN GÜLER : Kıbrıs’ta Şehir Efsaneleri “İlhak ve Asimilasyon” (Kara Propaganda – Korku Yayma)

KKTC DOSYASI & KIBRIS’IN KUVAYI MİLLİYESİ – TMT
Bu haber 20 Şubat 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

GÖKHAN GÜLER : Kıbrıs’ta Şehir
Efsaneleri “İlhak ve Asimilasyon” (Kara Propaganda – Korku Yayma)


Şehir Efsanesi nedir? Şehir efsanesi,
günümüzde modern çağın kulaktan kulağa yayılan doğruluğu şüphe götürür, uydurma
ve dedikoduya dayalı hikâyelerine verilen addır.

Ülkemizde çok uzun yıllardır fısıltı gazetesi ile yani kulaktan kulağa
yayılmakta olan şehir efsaneleri olarak; ilhak ve asimilasyon konuları belli
kesimler tarafından ısıtılıp ısıtılıp ileri sürülerek siyasi malzeme olarak
kullanılmaya çalışılmaktadır.

Bu yöntem aslında kara propagandadır! Kara propaganda denildiğinde akla gelen
ilk isim şüphesiz Hitler’in propaganda bakanı Joseph Goebbles’dir.

Goebbels, kara propagandayı şu şekilde tanımlamaktadır: “propagandası yapılan
şeyin gerçek ya da yalan olduğu önemli değildir. Önemli olan ne kadar çok
kişiye ulaştığı ve ne kadar çok kişiyi inandırabildiğinizdir!”

Kara propaganda da her türlü gayri meşru vasıtadan yararlanılarak yalan, iftira
ve sahte deliler kullanılır. Amaca ulaşabilmek için gerçeği çürütmek, ortalığı
karıştırmak ve inançları sarsmaya yönelik faaliyetlerde bulunulur.

İnsanların belli bir konu hakkında karar alma sürecini etkileyen en önemli
konuların başında korku temelli(korku çekiciliği) ikna yöntemi gelmektedir.
Dünyada bunun birçok örneği vardır.

’’Bir kişiye kırk gün boyunca deli derseniz deli, akıllı derseniz akıllı olur’’
atasözü telkinin insan hayatındaki önemini gösteren önemli örneklerden biridir.
Telkin, bilinçaltına bilgi göndererek kabullendirme metodudur. Örneğin küçük
çocukların eğitimi mantıki olmaktan daha çok telkin yoluyla yapılmaktadır!


Fil eğiticileri yavru bir fili eğitirken
önce sökemeyecekleri kadar kalın zincirlerle bir ağaca bağlarlar. Filin her
kaçış denemesi acı ile son bulur. Kaçmaya çalışmanın acı verdiğini öğrenen fil,
ömrü boyunca artık kaçmaya bir daha denemez! Bu süreçte filler artık incecik
iplerle küçücük kazıklara bağlanırlar ve bir daha kaçmayı akıllarının ucundan
bile geçirmezler! Buna psikolojide öğrenilmiş çaresizlik denilmektedir!


Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin ve
toplumların herhangi bir durum karşısında çok sayıda başarısızlığa uğrayarak,
bir şey yapsalar da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi
kontrollerinde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşılamayacağını
düşünüp, bir daha deneme cesaretini kaybetmesidir.


Kıbrıs Türküne karşı uzun yıllardır bu tür
psikolojik savaş metotlarını uygulayanlar kimlerdir? Amaçları hedefleri
nelerdir?


Gerçek olan bir şey var ki o da Kıbrıs
Türk Halkına karşı uzun yıllardır kara propaganda yöntemleri ile psikolojik
savaş yöntemleri uygulanmaktadır! Yine bu bağlamda öğrenilmiş ve öğretilmiş
çaresizlik Kıbrıs Türk Halkına kabullendirilmeye çalışılmaktadır!

Ne deniyor? Kıbrıs Türkü eridi, bitti, tükenme noktasına geldi! (Korku
çekiciliği)

Ne deniyor? Türkiye, ilhak edecek! Asimile etmeye çalışıyor! (Kara propaganda)

Ne deniyor? Kıbrıs Türkleri olarak biz yapamayız, beceremeyiz. Federal çözümden
başka seçeneğimiz yok! Rumlarla anlaşmak zorundayız! (Öğrenilmiş/öğretilmiş
çaresizlik)

Kıbrıs Türkünün bittiği tükendiği yok! Bilakis, Kıbrıs Türk Halkının 1878’de
başlatmış olduğu Varoluş ve Özgürlük mücadelesi devam eden canlı bir süreçtir.
Bu anlamda Kıbrıs Türkü emin adımlarla kurmuş olduğu devletini daha ileri
noktalara taşıma azim ve kararlılığında yoluna devam ediyor.

Kıbrıs Türk Halkı eridi, bitti, tükenme noktasına geldi şeklinde kara
propaganda yapanlar öyle anlaşılıyor ki Hitler’in propaganda bakanı Joseph
Goebbles gibi yaparak halkımız arasında korku ortamı yaratarak amaçlarına
ulaşmaya çalışmaktadırlar. Peki, Kıbrıs Türkü bu tür numaraları yer mi? Bence
yemez!

Türkiye’nin hiçbir zaman ilhak/iltihak veya asimilasyon politikası olmamıştır.
20 Temmuz 1974’ün üzerinden henüz 6 ay geçmesinin ardından Ocak 1975’de dönemin
Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi, oy birliği ile ‘Türkiye’ye bağlanma’ konusunda bir
karar almış ve Türkiye bunu kabul etmemiştir! Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi,
Kıbrıs Türkünün siyasi iradesinin ta kendisidir!

Dönemin Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi Başkanı İsmail Bozkurt diyor ki, Kıbrıslı
Türkler olarak 1974 Barış Harekâtı öncesinde büyük acılar çektik. Bu nedenle
harekâttan hemen sonra ‘can ve mal güvenliğini garantiye alma’ düşüncesiyle
Türkiye’ye bağlanma yönünde oy birliği ile bir karar ürettik. Ancak Türkiye,
bunu kabul etmedi!

Hatırlanacağı üzere Toplumcu Kurtuluş Partisi kurucusu olan İsmail Bozkurt,
1976, 1981 ve 1985 genel seçimlerinde milletvekili seçilmiş. TKP’de Genel
Başkanlık ile Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı görevlerinde bulunmuştur.

İsmail Bozkurt diyor ki; Türkiye ilhakı kabul etmedi. Şu anda gündemde öyle bir
şey yok. Türkiye’nin politikasında böyle bir şey yok. Sayın Recep Tayyip
Erdoğan her fırsatta darbelere ve ilhaklara karşı olduğunu söylüyor. Hatay
Atatürk’ün çizdiği Misak-ı Milli sınırları içindeydi. Son günlerde gündeme
gelen bazı açıklamaları bu bağlamda anlamak mümkün değil!

Neymiş efendim, Türkiye asimilasyon politikaları uyguluyormuş! Eğer Türkiye
bunu istese bugüne kadar çoktan yapmış olmaz mıydı? 1975’de, 1980’de vb…

Bakınız, eridik, bittik bunun içinde bir avuç kaldık türünden söylemlerde
bulunanlara somut bir şey sormak isterim. Bu iddialarınızın siyasi
iradeye/meclise yansıması nerede?

1974’den günümüze siyasi irade de bunun yansıması hani nerede? Kıbrıs Türk
Halkı 1975’den sonra yapılan tüm seçimlerde her zaman için özgür iradesini
sandığa yansıtmıştır. Yenilen pehlivanlar, Kıbrıs Türk Halkının siyasi anlamda
desteğini alamayanlar ne yazık ki bu tür olmadık işlere yönelme
göstermektedirler!

KKTC vatandaşları bir bütündür. Ayrımcı, ayrıştırmacı ve kategorize etmeye
yönelik söylemlerde bulunanlara göre ise değil! Peki, KKTC Cumhuriyet
Meclisi’nde 50 adet milletvekilinden kaç tane KKTC dışında doğmuş olan
milletvekili var? Yüzde beşi geçmez!

Her şeyden önce KKTC dışında doğmuş olan kişileri ayrımcı bir şekilde
kategorize etmeye çalışmak hangi siyasi ideolojiye hizmet eder? Hitler
politikalarını andırmıyor mu bu tür yaklaşımlar?


KKTC’nin Varlığını Her Geçen Gün
Güçlendirmesi Kimleri Rahatsız Ediyor?

Neymiş efendim, Kıbrıs Türkleri olarak biz yapamaz ve beceremezmişiz. Federal
çözümden başka seçeneğimiz yokmuş! Rumlarla anlaşmak zorundaymışız!

Son 50 yıldır BM iyi niyet misyonu çerçevesinde federal çözüm sağlanmasına
yönelik olarak sürdürülen Kıbrıs müzakereleri Crans Montana’da Temmuz 2017
başında sonlanarak çökmüştür.

Kıbrıs Türkleri, Anavatanı Türkiye ile birlikte geleceğe güvenle bakmaktadır.
Son 50 yıldır tek kutuplu Atlantik dünya düzenin temsilcilerinin dayattıkları
federal çözüm yöntemi sonlanmış, çökmüş ve geçerliliğini yitirmiştir!

Tek kutuplu Atlantik dünya düzenin temsilcileri Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki
çıkarlarını Rumlar üzerinden koruyarak geliştirmeyi tercih etmişlerdir. Bu
nedenle de günümüze değin daima Rumlar lehine taraf olarak siyasi kararlar
almışlardır. Nerede BM!

1946’da başlayan 2 kutuplu dünya düzeni 1990’da Soğuk Savaşın ardından tek
kutuplu Atlantik(Batı) dünya düzenine dönüşmüştü. Günümüzde de tek kutuplu
Atlantik(Batı) dünya düzeni yerini çok kutuplu dünya düzenine bırakmıştır!

Çok kutuplu yenidünya düzeni temsilcileri Doğu Akdeniz’de KKTC’nin varlığını
kesinlikle devam ettirmesinden yana duruş sergilerken tek kutuplu dünya düzeni
temsilcileri ise Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki çıkar ve menfaatleri için
federal çözüm dayatmasında hala ısrar etmektedirler. Tek kutuplu Atlantik dünya
düzeni temsilcileri Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki çıkar ve menfaatlerini
1960’dan bu yana Rum yönetimi üzerinden yürütmek istemektedir.

Bakınız, ABD’de atom bombasının atılmasını istemeyen Başkan Franklin D.
Roosevelt o dönem(1945) ansızın görev başında rahatsızlanarak hayatını
kaybetmiştir! Yaşanan bu gelişme üzerine ABD Başkanlığına hali hazırda Başkan
Yardımcısı olarak görev yapmakta olan Harry S Truman getirilmiştir!

Hatırlanacağı üzere iki kutuplu dünya sistemi 1946’da kurulmuştu! Harry S
Truman ise 1945’de göreve getirilmişti! Bakınız, Truman döneminde dünyayı
yakından ilgilendiren ne tür önemli kararlara imza atılmıştır! Tesadüfe bakın
ki CIA, Birleşmiş Milletler ve NATO Truman’ın imzası ile kurulmuştur! 1945
Ağustos’unda Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması kararını Truman
vermiştir.

Kıbrıs meselesini görüldüğü üzere küresel ölçekte yaşanmış ve hali hazırda
yaşanmakta olan olayları yok sayarak sağlıklı değerlendirmelerde bulunmak
mümkün değildir!

Türkiye, Fetö darbe girişimi sonrasında çok ciddi paradigma değişikliklerine
gitmek durumunda kalmıştır. Bu bağlamda Türkiye artık bölgesel değil küresel
bir güce dönüşmeye başlamıştır.

Bu bağlamda çok kutuplu yenidünya düzeni temsilcilerinin Doğu Akdeniz’de
KKTC’nin varlığını ne kadar önemseyip değer verdiklerini kimse göz ardı
etmemelidir!

Doğu Akdeniz’deki ve dolayısı ile Ortadoğu’daki dengeler diğer bölgelerde
olduğu gibi Türkiye ve çok kutuplu yenidünya düzeni lehine değişmeye
başlamıştır. Dünyada ve bölgemizde yaşanmakta olan bir takım olaylar tamamen bu
süreçlerle ilgilidir.

Türkiye bölgesinde güçlü bir enerji koridoru haline gelmiş ve bu durumunu her
geçen gün güçlendirerek ileriye taşıyacak yeni projelere yelken açmış bir
vaziyettedir.

KKTC’ye Türkiye’den deniz altından su geldi. Sırada enterkonnekte elektrik ve
hidrokarbon yani gaz boru hatlarının döşenmesi var. Enterkonnekte elektrik ve
hidrokarbon boru hatlarının 3 yıl içerisinde(2023) döşenerek faaliyete
geçirilmesi hedefleniyor.

KKTC, önümüzdeki süreçte bölge ülkelerine su ve elektrik satabilecek bir konuma
geliyor. Yine bu bağlamda KKTC döşenecek boru hatları üzerinden bölge
ülkelerine ait hidrokarbon rezervlerinin de Türkiye ve Avrupa’ya ulaştırılması
planlanmaktadır. KKTC’nin önümüzdeki süreçte enerji terminaline dönüşme süreci
başlamıştır.

KKTC, Türkiye’den gelen suyu yakın zamanda tarımsal sulama da daha etkin
şekilde kullanmaya başlayacak. Enterkonnekte elektrik geldiğinde enerji
giderlerinin düşürülmesiyle birlikte birçok sektörde rahatlama ve zaman
içerisinde ciddi ilerlemeler görülmeye başlayacaktır. Başta, yüksek öğrenim,
Turizm ve Tarım olmak üzerek önümüzdeki süreçte pek çok sektörde ciddi
dönüşümlerin yaşanacağı ön görülmektedir.

KKTC’nin önümüzdeki süreçte önü açıktır. Türk tarafı herhangi bir müzakereden
de kaçmamaktadır. Lakin bir elli sene daha federal çözüm bataklığına saplanmama
kararlılığında olduğunu her ortamda dile getirmektedir.

Bugüne kadar 50 yıl federasyon zemininde sonuçsuz müzakere denemeleri olmuştur.
Federasyon seçeneğini dayatma olmadan ileride belki yeniden değerlendirmek
üzere bir kenara koyma zamanı gelmiş ve öyle de olmuştur! Artık eğer uygun
ortam ve şartlar oluşması durumunda diğer seçenekleri masaya getirip konuşarak
farklı çözüm yolları aramanın daha gerçekçi olduğunu kimse peşinen reddetmeye
kalkışmamalıdır!

KKTC her geçen gün güçlenerek yoluna devam etmektedir. Hiç kimse merak
buyurmasın KKTC’yi kuran ve geliştirenler bundan sonra da daha ileri taşıma
azim ve kararlılığındadır. Hiç kimse sünnetçi korkusu yayarak Kıbrıs Türkünün
siyasi iradesini etkilemeye kalkışmasın.

Kıbrıs Türk Halkı hem bu tür ucuz numaraları yemez! Neden mi yemez? Çünkü
1878’den günümüze İngiliz ve Rumların çok çeşitli psikolojik savaş metotlarına
karşı yılmadan, yıkılmadan Varoluş ve Özgürlük Mücadelesi vererek bu mücadeleyi
KKTC Devleti ile taçlandırmıştır.

Bu süreçleri unutan ve kendi halkına karşı Hitler’in ırkçı faşist psikolojik
savaş metotlarını kullanmaya tevessül edenleri halkımıza havale ediyorum.
Kıbrıs Türk Halkı, Hitler’in ırkçı faşist psikolojik savaş metotlarını
kendisine karşı kullanmaya tevessül edenlere en iyi cevabı günü saati
geldiğinde sandıkta verecektir diye düşünüyorum.

Kıbrıs Türkü en zor günüde dahi Anavatanı Türkiye’ye olan inanç ve güvenini
hiçbir zaman kaybetmemiştir. Buna dün olmadığı gibi bundan sonra da hiçbir
kimsenin gücü yetmeyecektir.


Bu vesile ile yazıma Nikos Sampson’un
hayatını kaybetmeden önce tarihe küçükte olsa ışık tutacak nitelikteki
hatıratından (bazı kısımları Rum ve Yunan toplumuna vasiyeti andıran) küçük bir
alıntıyı nakletmek istiyorum. Yazar Yaşar Aksoy, Nikos Sampson’un hatıratını
Türkçeye çevirerek “Kıbrıs Direnişi ve Çözüm” ismi ile 2015’de yayınladı.

Bakınız Eokacı Nikos Sampson Rum toplumuna vasiyet eder gibi bazı dikkat çekici
öğütlerde bulunuyor; “Türklerin birbirine düşman olması gerek. Onları sağcı ve
solcu diye böleceksiniz. Kuzey Kıbrıs’ta herkes birbiriyle kavgalı olmalı.
Kıbrıs’taki Türk komünistleri destekleyeceksiniz. Komünistler Denktaş’a karşı
en tutarlı muhalefeti yapacaklardır. Hem Türkiye, hem Kuzey Kıbrıs içinden
parçalanmalı. Biz neden ilk raundu kaybettik? Çünkü sağcı solcu diye
parçalanmıştık ve birbirimizi yiyorduk. Türkler bu ayrışmamızdan faydalanıp
adaya çıktı. Şimdi bunun tersi olmalı. Türkler birbirinin boğazına sarılmış
iken, geçmişten ders alıp bütünleşen bizler, onları adadan süpürüp atmalıyız…
Ermeniler bir yandan, PKK bir yandan Türkiye’yi hep vurmalı…’’(Yaşar Aksoy,
“Kıbrıs Direnişi ve Çözüm”, İzmir: Etki Yayınevi, Ocak 2015, s. 38.)


Gökhan
Güler

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER