JİTEM & GLADYO & KONTRTERÖR & KONTRGERİLLA & ÖZEL KUVVETLER

KAYNAK : http://nasname.com/jitem-selahattin-demirtasa-yuklu-para-gonderdi/ 

“JİTEM Selahattin
Demirtaş’a Yüklü Para Gönderdi”

Anayasa değişikliklerinin
görüşülmesi ile birlikte başlayan ve Referandum kararıyla tırmanışa geçen PKK
eylemlerinin yanı sıra, PKK-JİTEM VE MHP’nin Dörtyol’da aynı olayda
buluşmaları ve aynı eylemin farklı aşamalarında yer alarak, birbirlerinin
eksikliklerini tamamlamaları bizler için şaşırtıcı olmasa da,çoğu insanda
şaşkınlık yarattı. Hem PKK, hem de JİTEM içinde yer alarak; karanlık,
şaşırtıcı ilişkilere bizzat tanıklık eden A.Kadir Aygan, Nasname’nin güncele
ilişkin sorularını yanıtlarken, aynı zamanda PKK’nin bugünlere evirilmesi sürecinin
geçmişe dayandığına dair birçok veri sunuyor. Dörtyol buluşmasına(!) şaşıranlar
bu röportajı okuduktan sonra bugünkü şaşkınlığın anlamsızlığını
göreceklerdir.Çünkü buçirkin ilişkiler hep vardı ama bu kadar ele ayağa
düşmemişti…

Nasname

Nasname: Abdulkadir,
Türkiye’de askeri vesayet rejimine biraz dokunuldu mu, farklı farklı yerlerde
duran güçlerin statükoyu koruma refleksiyle aynı cephede birleştiklerini
görüyoruz. Örneğin; eskidençalıştığın ve birbirlerine düşmanmış gibi kabul gören
PKK ve JİTEM türü yapılanmaların kısmi anayasa değişiklikleri için yapılacak
olan Referandumda aynı cephede yer almış olmaları sence birçelişki değil mi?

Aygan: Bu
durum, insanlarımıza acayip veya inanılmaz gelebilir. Ancak, PKK/Devlet ilişki
ve etkileşiminin tarihi arka planını biraz bilenler açısından bu durum hiç de
şaşırtıcı değildir.

Nasname: Nasıl
yani?

Aygan: Bakın,
ben PKK ile başlayan ve JİTEM ile devam eden trajik serüvenimi her fırsatta
kamuoyu ile paylaştım. Bunun tekrarına girmeyeceğim. Ancak, PKK’nin ilk
yıllarında farklı güç odakları ile kurduğu maddi işbirliği/bağlılık ilişkileri
geliştikçe siyasi ve eylemsel işbirliğini de zorunlu kıldı. Düne kadar
birbirlerine düşmanmış gibi topluma yutturulan MHP-CHP-DİSK-PKK-BDP ve
Ergenekon benzeri yüzlerce paravan yapılanmalar mevcut hükümetin kısmi değişim
ve demokratikleşme hamlelerine karşı ortak tavır alabilecekleri kimin aklına
gelirdi? Bu alt-üst oluşun bir maddi dayanağı olmalıdır. Öyle değil mi?

Nasname: Öyle
de, sence bu süreç nasıl işletildi veya işliyor?

Aygan: Sağcı
veya Solcu, Kürd veya Türk, adına ne deseniz deyin bugün hepsini bir araya
toplayan veya toplanmalarını zorunlu kılan temel olgu; Türkiye’nin demokratik
değişim ve dönüşüm sürecine karşı direnmek, mevcut Kemalist/Militarist sistemi
ilelebet yaşatmak amaçlanmaktadır, gerisi teferruattır.

Nasname: Kemalizm’in
birer türevleri olan Türk Sol Örgütleri/Partileri ile ırkçılık/faşist MHP gibi
güdümlü güçlerin bir araya gelmiş olmaları anlaşılır. Ancak, Kürdler adına
siyaset yaptığını iddia eden PKK’nin de bunlarla ayna saflarda ve demokrasiye
karşı ortak bir direnç odağı oluşturmuş olması birçelişki değil mi?

Aygan: Hayır.
Bakın, halk arasındaçokça kullanılan bir deyim vardır; Kimin Eli, Kimin Cebinde
diye… Buçok anlamlı bir deyimdir. Örneğin; bugünlere gelene kadar kimin eli
kimin cebindeydi? Bu konuda uzun uzadıya sosyolojik ve siyasi tahlillere girmek
benim kârım değildir. Ancak, geçmişte tanık olduğum bazı kirli maddi ilişkileri
burada bilgilerinize sunacağım:

Henüz
adı PKK değil iken, halk arasında ve Perinçek’in Aydınlık Dergisinde adımız
”APOCULAR” iken, Antep bölgesinde CHP fedaileri gibi hareket ettik. Bu fedailik
karşılığında ise karakola düşen Apocuları kurtarmak görevi, CHP’li vekil ve
başkanlara düşüyordu. Güneydoğu Birlik ve benzeri devletin ekonomik kurum ve
kuruluşlarında ”Alım Experti” olan CHP’liler, Apocuların halktan topladığı kuru
üzümleri ve fıstıkları değerinin üzerinden alıyor ve ödeme yaptırıyordu.
(Apocuların getirdiği mallar isterseçürük ve küflü olsun, fark etmezdi) Ayrıca;
o bölgede Apoculuk dışında gelişebilecek tüm devrimci, ilerici ve demokrat
kesimlere karşı şiddet uygulanıyordu. Böylece her şey Apoculuğun tekeline
geçti. Bu konuda da CHP’liler gereken işbirliğini yani Apoculara desteklerini
esirgemiyorlardı. Urfa ve Siverek yörelerinde planlı ve bilinçli olarak
geliştirilen aşiretçatışmalarına bir göz atalım. APOCULAR(PKK)’ın desteklediği
aşiretler CHP’li olarak bilinir. Geçmişinde Kürd milliyetçiliği ve
yurtseverliği olan aşiretler ise bilinçli olarak hedeflendi ve Derin Devlet’in
safına itildi.

Nasname: PKK
daha grup aşamasında iken de CHP’den destek mi alıyordu? Bu duruma bir örnek
verebilir misin?

Aygan: Yukarıdaki
cevabımda bahsettiğim gibi… Bölgede CHP’nin rahatça örgütlenebilmesi için sağcı
kesim hedeflendi. Bu Eylemler aynı zamanda, 12 Eylül Askeri darbesinin
şartlarını da olgunlaştırıyordu. Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan
PKK’liler, CHP milletvekilleri ve İl-İlçe başkanlarının devreye girmesiyle
serbest bırakılıyorlardı. CHP yandaşı aşiretler desteklendi ve diğer partilere
mensup aşiretlere saldırıldı. Bu durum; Kürdlerin sosyal, siyasal ve kültürel
yapısında onarılmaz yaralar açtı. Taktik; tam da ”Böl Yönet” veya ”İti,
ite Kırdır” taktiğiydi. PKK’nin yanlış politikaları sonucu birçok
aşiret, Kürd kimliğini inkâr eden Kemalist sistemle işbirliğine girmek zorunda
kaldı. (Bucak, Süleymanlar, Jirki, Goyan, Tatar, Tayan v.b.)

Nasname: Basına
yansıdığı kadarıyla da olsa, PKK/Devlet ilişkisi artık konuşulmaya başlandı.
PKK/Devlet ilişkilerine sen hiç tanık oldun mu?

Aygan: Henüz
PKK saflarında iken tanık olduğum bir olayı anlatayım: Sınır boyundaki bazı
karakol komutanları, köylülerin/kaçakçıların Haftanin bölgesindeki PKK
kamplarına erzak göndermelerine göz yumuyorlardı. PKK militanlarının
bölgelerinden geçiş yapmalarına müdahale etmiyor, ancak söz konusu bölgede
eylem koymamalarını istiyorlardı. Sizce, bu durumda bir tuhaflık yok mu?
Bahsettiğim olaylar, 1980-1990 yılları arasıdır. Ve Kuzey Kürdistan’da birçok
yerde PKK tarafından köy katliamlarının yapıldığı yıllardır. Durum açıktır; TSK
mensubu subaylar PKK’ye erzak gönderiyor ve ”Güney’den Kuzey’e geçebilirsiniz, fakat geçişinize göz
yumduğumuzuçaktırmayın” diyor. PKK sorumlularından SelahattinÇelik’in,
bizlere; ”İsveç TIR’larını yakın,
şoförlerini öldürün” dediği yıllara denk düşüyor. Şu meşhur, ”Eruh ve Şemdinli Baskınları”na denk
düşüyor…

Nasname: Abdulkadir,
bu konuda daha net bilgi verebilir misin? Örneğin; PKK/Devlet tarafında kimler
o zaman o alanlarda görevliydiler? Ayrıca, SelahattinÇelik’i sık sık gündeme
taşıyorsun, onun dışında PKK adına ilişkileri yürüten başka kişiler yok muydu?
Neden hep SelahattinÇelik?

Aygan: SelahattinÇelik
veya bir başkasıyla kişisel sorunum olamaz. Şahsi sorununu, kinini toplumsal
meselelerin önüne koyan insanlar dürüst olamazlar.

Bahsettiğim
yer ve zamanda; Öcalan Şam’da idi.
Pratik Yürütmeyi Abbas’a (Duran Kalkan) devretmişti. Zaten hiçbir zaman
Öcalan’ın kendisi pratik yürütmenin başında bulunmadı. Hep; örgütü uzaktan
kumandayla yönetti. Duran Kalkan’la birlikte, Cemil Bayık, Ali haydar Kaytan,
Halil Ataç ve SelahattinÇelik sınırdaki örgütü idare ediyorlardı. Örgüt içi tasfiyeler,
infazlar, sınır boyunca uzanan 30 kilometrelik (İran-Irak-Türkiye) bir sahanın
sadece PKK denetimine geçirilmesi (aslında, tampon bölge) için IKP ile girilen
silahlıçatışmalar bu döneme tekabül eder.

Nasname: Abdulkadir,
yukarıda; “PKK’nin ilk yıllarında farklı güç odakları ile kurduğu maddi
işbirliği/bağlılık ilişkileri geliştikçe, siyasi ve eylemsel işbirliğini de
zorunlu kıldı.’ Dedin. Bundan ne anlamak lazım?

Aygan: Bahsetmek
istediğim ”maddi” konu şudur: Kavgasız/çatışmasız bir ortamda haksız kazanç
sağlamak pek mümkün değildir. Mesela; silah kaçakçılığı, uyuşturucu
kaçakçılığı, haraç toplama, bir takım insanlardan şantaj yoluyla veya ”şu kadar
miktar verirsen, şu işini halederiz” gibi yöntemler ancak kargaşa ortamında
uygulanabilir. Mevcut ortam; kirli işlerden rant elde edenlerin işine yarıyor.
Hatırlarsınız; YEŞİL lakaplı
kontracı Van’da PKK yandaşı olarak bilinen ve uyuşturucu ticareti yaptığı iddia
edilen “Tilki Selim‘
lakaplı Selim Işık denen
şahsa telefon açıyor ve ”beni iyi
dinle, yalnız yedirmezler, yalnız yemeye kalkarsan kustururlar” diye
uyarıda bulunuyor. YEŞİL’in bu konuşması aslında var olan bir gerçeği dile
getiriyor. Yani; ”PKK’li de olsan,
yasadışı işini yürüt, fakat devlet içerisineçöreklenmişçetelere de payı ver”… Özel Harp Dairesi’nin birer taşeron örgütleri
olan Ergenekon/JİTEM/PKK gibi odakların insanları pervasızca ”Faili Meçhul”
ettiği yıllarda da kirli maddi ilişki devam etti.

Örneğin: 1990’lı
yıllarda, PKK tarafından ”Amed Eyaleti” olarak adlandırılan;
Diyarbakır-Muş-Bitlis-Elazığçevresinde bir ara PKK kontrolü ele almış gibi
görünüyordu. Hiçbir iş adamı veya Devlet, o bölgeye yatırım yapmak, hizmet
götürmek, (yol v.s.) gibi girişimlere cesaret edemiyordu. Fakat bu işin tezgâhı
Diyarbakır merkezde kurulmuştu:

Üç-dört
inşaat şirketi ihaleleri alıyor, fakat JİTEM ve Cemal Temizöz‘ün has adamı olan Abdulhekim Güven’e
devrediyorlardı. A.Hekim Güven ise, işi hem Ankara’daki bazı MHP’lilere (bir
keresinde birlikte gittik ve MHP’den Cumhur… diye biriyle görüştük) hem de ANAP
içindeki bazı milletvekillerine yüzdelikler vererek halediyordu. (partililere
verilen pay idi) Ankara’da iş bağlandıktan sonra sıra ”bölgeye hâkim olan” PKK’ye geliyordu.
PKK’nin JİTEM’e olan minnettarlığından mıdır veya paraya olan düşkünlüğünden
midir bilinmez ama yüzdeliklerini alınca her türlü yol ve inşaat makinesi o
bölgede (Lice-Kulp)
korkusuzcaçalışmaya başlardı. Bu ortamda yapılan işin kalite kontrolü
yapılamadığından en ucuz malzeme ile iş bitiriliyor ve büyük kazançlar elde
ediliyordu. JİTEM’ci Abdulhekim Güven’in aracılığı ile yol yapılan bölgede
PKK’li grupların gündüz gözüyle futbol ve voleybol oynadıklarını duymayan
yoktu. Halkın deyimiyle; Kuş
uçurtmuyorlardı, fakat bir JİTEM’ci-İtirafçı kişi maddi menfaat karşılığı orada
iş yapma izni alabiliyordu…

Nasname: Abdulkadir,
Abdulhekim Güven bu işi yaparken PKK ile ilişkide olduğu kimseyi biliyor veya
hatırlıyor musun?

Aygan: Aradançok
zaman geçti, hatırladıklarımı sayayım: A.Güven; Kaya inşaat’ın sahibi Ali İhsan Kaya, Emniyet Müdürlüğü bitişiğindeki bir mühendislik
bürosunun sahibi Yılmaz…… Zaza Ramazan, ……inşat firması
sahipleri Dicleli Abdurrahman ve Fethi kardeşler (Bunlar
Ensarioğlu’nun aşiretindendirler), Cizreli Özalp İnşaat sahiplerinden Hasan Özalp, Diyarbakır’daki
bazı Kürdçe Kurs Dershanelerinin
öğretmenleri, Akdeniz İnşaat firmasının sahibi Şırnaklı İsmail Tuluk, Avukatlardan; Ersin Toy, Selahattin Demirtaş’ın kardeşi,
Nizip’te; MHP’li Enver…..,
Antep’te; Cizreli zenginlerindenÇatuk Otelinin sahibi…… Kulp’tan hem JİTEM elemanı hem de PKK milisi
ve aynı zamanda İstanbul’daki uyuşturucu trafiğini iyi bilen Kulplu Memet ve şu
an ismini hatırlayamadığım birçok kişiyle irtibatta idi. Aklıma
gelmişken söyleyeyim; Hürriyet
Gazetesinden Naci Sapan‘la da iyi anlaşırdı. Bakın, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi-Anıt Park
yapım ve onarım işinde de yine aynı kişi aracı olmuştur. İhale Şırnaklı
İ.Tuluk’a devredilmiştir. Bu şahıs da JİTEM komutanlarından Cemal Temizöz’ün
ahbaplarındandır. Diyarbakır gibi bir yerde DTP’nin yönettiği Belediye,
JİTEM’ci ve İtirafçı Abdulhekim Güven’e ihale veriyor. Bunun yorumunu sizlere
bırakıyorum… Vermiş olduğum bu kısa örneklerin dışında; Kürd
coğrafyasında süregelençatışmalı durumdan faydalanarak, servet sahibi olan TSK
mensupları, Emniyet mensupları ve Korucu başları da vardır.

Nasname: Bunlara
örnek verebilir misin?

Aygan: Hem
JİTEM komutanları hem de Güney’deki PKK sorumluları arasında mekik dokuyan, bu
arada işini (silah ve uyuşturucu ticareti) yürüten bazı kişiler de bilgim ve
duyumlarım arasındadır.(Silopi dekiÇimen lokantasının sahibi Hasan Barkın‘ın babası Keko
lakaplı Abdullah Barkın)
Yine; kirli savaşın leş kargalarından olan YEŞİL lakaplı Mahmut Yıldırım’ın defalarca Muş’taki Zangok Oteli’ne konuk
olduğu, otel sahipleri Sakık kardeşler tarafından kıymetli misafir gibi
karşılandığı, ”hoş geldin
Tim Ahmet abi” diye kendisine hitap edildiği kamuoyunun malumudur…

Şu an BDP başkanı olan şahsın, evlilik safhasında kardeşi vasıtasıyla
JİTEM’ci Abdulhekim Güven’den yüklü miktarda para yardımı aldığı bilgim
dâhilindedir.

Nasname: Abdulkadir,
yani sen JİTEM elemanı Abdulhekim Güven’in BDP’nin şimdiki eş başkanı
Selahattin Demirtaş’a yüklü miktarda para verdiğini mi iddia ediyorsun?

Aygan: Bu
olayı bizzat kendisinin ağzından duydum. D.Bakır Ordu evi bitişiğindeki
Sinemanın teras katındaki içkili restaurantta bana anlattı. Yanımızda
Selahattin Demirtaş’ın kardeşi olarak tanıttığı bir şahıs da vardı. Şahıs
lavaboya gidince Abdulhekim bunları bana anlattı. Hepsi yaşıyor, yalan iseçıkıp
söylesinler…

Nasname: Başka
eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Aygan: Yukarıda
saydığım kirli ilişkiler gözümün önüne gelince referandumda dışa vuran şer
cephesinde yer alanların işbirliğini normal karşılıyorum.Çünkü Onlar; geçmişten
beri birbirlerini besleyen, birbirlerine göbekten bağlı olan, karşıtmış gibi
görünmeyeçalışsalar da aslında aynı amaca hizmet eden ”üçüzler”dir”. Temel
gıdaları da halkların kanıdır. Yaşam alanları ise kavga, kargaşa ve kaos
ortamıdır… Sivrisinekler nasıl ki bataklık ortamlarda ürüyorlarsa, bunlarda
varlıklarını kargaşa ortamına borçludurlar. Bu yüzden, demokratikleşme,
şeffaflaşma yönünde atılacak her adıma köstek olurlar.

Bence;
Öcalan ve PKK’si başından beri bir derin devlet projesi idi. Biz bunu
göremedik. Kürdlerin ulusal taleplerini dile getirebilecek oluşumlara karşı
kurulmuş bir TRUVA ATI olduğunu deneyimlere dayanarak rahatlıkla
söyleyebilirim. Ve ne yazık ki, Kürd halkının meşru davasını uluslararası
alanda terörize etmeyi, Kürd coğrafyasını insansızlaştırmayı ve Kürdistani tüm
dinamikleri tarumar etmeyi başarmıştır…

Nasname: Bu
söyleşinizden dolayı teşekkürler, umarız hafızaların tazelenmesine bir katkısı
olmuştur.

Aygan: Ben
teşekkür ederim ve bu kirli tezgahın bozulması için üzerime düşeni
esirgemeyeceğim…

Nasname/Röportaj












































































12.08.2010

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir