JİTEM & GLADYO & KONTRTERÖR & GERİLLA – KONTRGERİLLA

(SÖZDE) faili meçhul davasında tutuklu yargılanan Jandarma Albay Celal
Temizöz, kendi adına kurulan www.cemaltemizoz.com
adlı yayında neden hedefe konulduğunu yazdı
.



CİZRE’de tarihsel gelişim
içerisinde Kürtçülük faaliyetlerini, terör örgütünün ulaştığı gücünü,
uyguladığı modeli, görev dönemim içerisindeki şartların ne olduğunu izah
etmeye çalıştım.

İşte ben emir komuta ettiğim
birliğim ile birlikte büyük bir azim ve kararlılıkla komutanlarımın, mülki
idarenin (İl-İlçe) tüm kamu kurum ve kuruluşların, diğer güvenlik
kuvvetlerinin, GKK ve sağduyulu vatandaşların desteğini alarak halk merkezli olarak yürüttüğümüz terör ile
mücadelede imkansızı başardık. Terör örgütünün oyunu bozarak Cizre Halkının,
bölge genelinin makus talihini yendik. İlçeyi huzura kavuşturduk.
Cizre’deki bu başarılı çalışmalar karşılığında “TSK ÜSTÜN CESARET VE FERAGAT MADALYASI
ile ödüllendirildim.



Terör örgütü de başarısızlığına sebep ve oyunu bozan olarak beni gördü. Gerek görev dönemim içerisinde gerekse
sonraki yıllarda Yurt içi ve Yurt dışında hakkımda aldığı ölüm kararlarını
uygulamak için suikast timleri görevlendirdi. Yıllarca korumalı
yaşadım.



Görev safahatım boyunca DHKP/C terör
örgütünün faaliyette bulunduğu bölgelerde hiç görev yapmamama rağmen bu örgüt
tarafından da hedef alındığımı Jandarma Genel Komutanlığı ve Denizli İl
Emniyet Müdürlüğünün Nisan-Mayıs 2006 aylarındaki uyarı yazılarından
öğrendim. DHKP/C ile PKK terör örgütleri 26 Aralık 1996 tarihli “Müşterek Eylem ve İşbirliği Protokolü”
imzaladığından bu örgüt tarafından da hedef alınmamı yadırgamadım. Bu durum
terör örgütlerinin nasıl birbirinin taşeronluğunu yaptığını göstermektedir.



PKK terör örgütü, FKÖ (Filistin
Kurtuluş Örgütü)’den de öğrendiği ve bir dönem Cizre’de uygulamaya koyarak
başarılı olduğu ve etkili olduğu diğer alanlarda da kademe kademe hayata
geçireceği model, gelişemeden başladığı yerde başarısızlıkla sonuçlanmış,
büyük bîr prestij ve otorite kaybına uğramıştır. Bu duruma tek sebep olarak
beni gördüğünden görev döneminden itibaren şahsımı imhaya yönelmiştir.



SONUÇ OLARAK;



Terörün hakim olduğu bir bölgede, faili meçhul cinayetler için bir çok
sebepler vardır şöyle ki; Terör örgütünün şiddeti yaygınlaştırarak, halk mahkemeleri kurarak ve
kararlarını infaz edecek şekilde etkin olduğu ilçede, örgüt disiplinini
sağlamak için de örgüt içi infazların yapıldığı bilinen bir gerçektir.



Ayrıca, Cumhuriyet Savcılığında alınan ifademde belirttiğim gibi 1993 yılında
PKK terör örgütünün gündüz saatlerinde Kuştepe köyüne yaptığı saldırıda Hizbullahçı olduğu gerekçesiyle iki
vatandaşı öldürmesi ile köy boşaltılmış, bu olay her iki örgütü birbirine
hasım haline getirmiştir. Bu hususlar haricinde faili meçhul
cinayetler için aile içi hesaplaşmalar, adi bir suç olarak hesaplaşma, kan
davası gibi, yöreye has birçok sebep vardır.



DGM Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen çoğu avukat olan 23 sanıklı
soruşturma (EK-B 22.12.1993 tarihli iddianame, avukatlar davası olarak da
bilinir.) ve 3 nolu DGM’nin kararına göre; İnsan Hakları Derneğinde görevli olan bazı avukatların bölgede meydana
gelen olayların güvenlik kuvvetlerince yapıldığına dair sahte belge
düzenleyerek Avrupa İnsan Hakları Derneklerine göndererek PKK terör örgütü
lehine propaganda yaptıklarını tespit etmiştir.



Bu durumda, şahsıma yöneltilen iddiaların terör örgütü ve müzahir
kuruluşların çalışma ve görev alanına girdiği görülmektedir.



PKK terör örgütü, Cizre’de görev yaptığım dönemden itibaren şahsıma yönelen
taşeron terör örgütüne de havale etmesine rağmen gerçekleştiremediği imhayı,
bu sefer müzahir kuruluşların çalışma ve görev alanına giren faaliyetleri ile
gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bu iş için temin ettiği uygun kişileri, itirafa
yönlendirerek tanık ve Gizli Tanık şemsiyesi altında, adliyeye intikal etmiş
ve bölge halkınca bilinen ve çetelesi tutulan olayları aradan 15-16 yıl gibi
çok uzun zaman geçmesine rağmen bazılarının isim, yer ve zaman belirtmek
suretiyle azmettirdiğim iddiasıyla suçlamalarda bulunarak imhanın değişik şeklinin uygulandığını değerlendirmekteyim.



Olağanüstü Hal Bölgesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından PKK terör
örgütüne karşı yürütülen Iç Güvenlik Harekatında Temmuz 1993-Temmuz 1995
yıllan arasında Cizre İlçe Jandarma Komutanı olarak birliğim ile silahlı
olarak yer aldım. TCK 4. ve 5. bölümünde belirtilen TCK 302-313. maddeler
arasında düzenlenen suçların işlendiği varsayılarak TCK 314/2’ye göre silahlı
örgüte üye olarak birden fazla adam öldürmeye azmettirmek suçlamasıyla
tutuklandım. TCK 302-313. maddeler arasında düzenlenen suçlar, genel olarak
Devletin Birlik ve Bütünlüğüne yönelik suçlardır. Halbuki görev dönemim içerisinde terör örgütüne karşı Türk Silahlı
Kuvvetlerinin emir komutasında silahlı mücadeleye devam ederken halk merkezli
ve halkı kazanmak için yürüttüğümüz çalışmalarda izah ettiğim gibi devletin
çalışamaz hale gelmiş Milli Eğitim, Sağlık, Güvenlik ve Adalet gibi ana
fonksiyonlarına işlerlik kazandırılmasına, halkın birlik ve beraberlik şuuru
ile milli bayramlara katılmasına ve halka moral verecek her faaliyet (Örnek:
Nevruz Kutlamaları) ve sportif etkinliklerin (Cizrespor gibi)
canlandırılmasına katkı sundum. Ayrıca her fırsatta ne şekilde olursa olsun
halka yardım faaliyetlerinin içerisinde yer aldım. Yapılan bu
çalışmaların terör örgütünün tehdidi ve baskısı devam ederken, nasıl zor
şartlar altında ve riskli bir ortamda yürütüldüğünü göstermekte olup TCK
302-313. maddelere konu olan suçlamaların tamamıyla karşısında olan
faaliyetlerdir.



Yaşanan bu süreçte, basına sızdırılan bazı haberlerden anlaşıldığına göre;
terör örgütü ve müzahir kuruluşlar ile o dönem her türlü örgütsel faaliyetler
içerisinde yer alıp bölge dışına kaçan müteakiben mağdur olarak geri dönen
işbirlikçilerin, müşterek yürüttükleri linç kampanyası sonucu bölgedeki tüm
kanunsuzluklar üzerime fatura edilmeye çalışılmaktadır. Terör tehdidi altındaki
ilçenin genel durumunu, yapılan çalışmaları, özel durumumu izah etmeye
çalıştım. Yüce Türk Adaletinin bu hususları değerlendireceğine inanıyorum.



İzah ettiğim gibi görev dönemim içerisinde yapılan mücadeleye mülki idare
amirleri (İl-İlçe), Komutanlarım, Yargı Mensuplan (Hakim-Savcılar) Askeri
birlikler, Kamu Kurum Kuruluşları, GKK’lar ve sağduyulu vatandaşlar tanıklık
yapmıştır.

ALBAY TEMİZÖZ
DAVASINDA MÜTHİŞ ÇELİŞKİLER

Cizre’yi pkkdan temizleyen Albay Cemal Temizöz’ün öldürttüğü iddia
edilen insanların yaşadığı belirlenirken, insan kemiği denilen kemiklerin ise
hayvanlara ait olduğu ortaya çıktı.

Cizre’de İl Jandarma Alay Komutanı olarak görev yaptığı 1993 ile 1995 yılları arasında birçok
fali meçhu cinayeti azmettirdiği iddiasıyla tutuklu yargılanan Jandarma Albay Cemal Temizöz‘ün
iddianamede öldürttüğü savunulan kişilerin halen yaşadığı ortaya çıktı. Cizre
eski Belediye Başkanı ve Korucubaşı Kamil Atak’ın da tutuklu yargılandığı
davada “faili
meçhule kurban gitti
” denilen İHSAN ARSLAR, BEŞİR BAYAR, ABDULLAH ÖZDEMİR ve İZZET PADIR‘ın halen hayatta oldukları
nüfus kayıtları ile ispatlandı.

İNSAN KEMİĞİ” DEDİLER HAYVAN
ÇIKTI




Tanıkların gösterdikleri yerlerde yapılan ve basının, “asit kuyuları”, “ölüm kuyuları” ve “topraktan kemik fışkırıyor”gibi
başlıklarla duyurduğu kazılara kolluk kuvvetleri, savcılar, Güneydoğu
barolarından temsilciler ve bazı dernekler de eşlik etmişlerdi. İşte bu
kazılarda çıkan ve Adli Tıp Kurumu’nda incelenen kemiklerin hepsinin hayvan
kemiği olduğu belirlendi. ADLİ TIP RAPORU 1 ve ADLİ TIP RAPORU 2



DAHA ÖNCE SONUÇLANAN
DAVA




Bu arada, Albay Temizöz ve diğer sanıkların tutukluluklanmasına neden olan Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak,
Yahya Akman ve Ömer Candaruk
’un öldürülmesi ile ilgili daha
önce Şırnak Ağır Ceza Mahkemesince dava açıldığı ve beraat kararı verildiği
(2003 / 280 E. 2005 / 35 K.), bu kararın da Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2005 /
2422 E. sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği ortaya çıktı. Yani savcılar,
adaletin en yüksek makamının verdiği kesinleşmiş karara rağmen, sanıklara, aynı
suçu tekrar yönelttiler.



O TARİHTE AYDIN’DA

Albay Cemal
Temizöz’ün, faili meçhul cinayetle öldürüldüğü söyleen ve kimliği bilinmeyen
erkek şahsın ölüm tarihi olan 8 Eylül 1995’te Cizre’deki görevini bitirip
Aydın’a tayin olduğu bildirildi. Davada yine faili meçhul olduğu iddia edilen
Ramazan Elçi’nin ölüm tarihi 14 Şubat 1994’te de Albay Temizöz’ün YURTDIŞI GÖREVİNDE olduğu belirlendi.



“ÖLDÜRDÜ”
DENİLEN TARİHTE ASKERDE




Yine Abdurrahman Akyol’u
öldürdüğü iddia edilen, Cizre
eski Belediye Başkanı Kamil Atak’ın oğlu Temer Atak
‘ın,
Akyol’un ölüm tarihi olan 12 Ocak 1995’te Bilecik’teki acemi birliğinde ASKERLİĞİNİ YAPTIĞI ortaya çıktı.



TANIK VE MAĞDURLAR KAYIP



Dosyada tanık ya da mağdur oldukları söylenen kişilerden büyük bir kısmına
halen mahkeme tarafından ulaşılamamış olması da dikkat çekiyor. Bu kişilerin
adreslerini tespit etmek için yapılan emniyet araştırmasında ise çok ilginç
sonuçlar çıktı. Emniyet tarafından mahkemeye gönderilen yazıda, Meryen Uykur‘u çevrede
ve aynı soyadını taşıyan insanlar arasında tanıyan olmadığı, Salahattin Uykur‘un 1994 yılında Irak’a gittiği ve
oradaki adresini veya ne zaman döneceği bilen kimsenin bulunmadığı, Abdurrahman Uykur‘un 1990 yılında, “İstanbul’a gideceğim
diyerek evden ayrıldığı ve bir daha kendisinden haber alınamadığı, Suzan Candoruk‘un
evlenerek İsveç‘e
yerleştiği ve oradaki adresinin bulanamadığı, Hacere Özer‘in ise bir bebek olduğu ve 3 aylık iken vefat
ettiği, Çağdaş Özer‘in
ise Ahmet Yesevi
Üniversitesi
‘nde öğrenci olduğu ve Kazakistan‘daki
adresinin öğrenilemediği BİLDİRİLDİ.



TETİKÇİLER DE YOK



İddianamede, faili meçhul cinayetlerde öldüğü söylenen Abdurrezzak Binzet, Beşir Bayar, Abdullah Efelti’nin
ölümlerinin azmettiricisi olarak Kamil Atak ya da Cemal Temizöz görünürken, bu iki
ismin kimi ve nasıl azmettirdiği ile ilgili hiçbir bilgi yer almıyor.

HASAN CEMAL’İN İTİRAFI



Jandarma Albay Cemal Temizöz kendisinin, pkkyı Cizre’de bitirdiği için hedef
alındığına dikkat çekiyor. Öyle ki, Temizöz’e daha yüzbaşı rütbesinde ve
Cizre’de bir senesini doldurmuş iken SİLAHLI KUVVETLER ÜSTÜN CESARET VE FERAGAT MADALYASI
veriliyor. Temizöz’ün pkkya karşı aldığı önlemler ve halkla kucaklaşma
çalışmaları sonucunu veriyor ve Cizre’de
1993 yılı
sonunda “Terörü
Tel’in mitingi
” yapılıyor. İşte bu an, terörle mücadele
açısından kırılma noktası oluyor. Güvenlik güçleri ve vatandaşlar moral
kazanırken, pkk yıkılıp bölgede etkisiz hale geliyor. 1994-95 yıllarında Nevruz
Bayramı etkinliklerde konserler veriliyor ve ilçe Türk Bayrakları ile
donatılıyor. Pkk esas darbeyi ise seçimlerde alıyor. Pkkya katılan iki oğlu Silopi ve
Siyahkaya’daki çatışmalarda öldürülen
ve örgüt ile ilişkisi
bilinen dönemin Belediye
Başkanı Salih Şık
, halen aynı davada tutuklu yargılanan Kamil Atak karşısında
seçimi kaybediyor. Şık’ın bir diğer oğlu Besim
Şık
‘ın ise Temizöz‘ü
Cizre’den sonraki görev yeri olan Aydın‘da
öldürmek için kente geldiği istihbarat raporları ile ortaya çıkıyor.












Temizöz, Cizre’nin
pkk için önemini şöyle anlatıyor: “Terör
Örgütü, mülki idareye alternatif olacak şekilde ilçe merkezinden genel bir
sorumlusu (Kaymakam ile eşdeğer) olmakla birlikte, mahalle komiteleri, kırsalda
köy komitelerini kurmuş, örgütün 1991 yılından itibaren her geçen gün artan
yoğun baskısı sonucu kırsal alandaki Jandarma karakollarından Hisar, Düzova,
Kocapınar Jandarma karakolları merkeze çekilmiş, boş kalan hizmet binası ve
lojmanları terör örgütünce yakılmış durumdaydı. Örneğin 18 Mart 1992’de Düzova
Jandarma Karakolu’nda olduğu gibi)




Devlet’in Cizre’de Jandarma Albay Cemal Temözöz ile kazandığını en net itiraf
eden ise, örgüte sempatisi bilinen Hasan Cemal’in 1995 yılında yazdığı yazı
oluyor: “Devlet büyük
bir hata yapmadıkça pkk buralara bir daha dönemez!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir