MUSTAFA ÖNSEL : İÇERİ
GİRDİĞİMDE KOCA BİR ÇINAR GİBİ TERTEMİZ KANIN İÇERİSİNDE YATIYORDU

19 Ocak 2009’da intihar etmişti Kerim Kırca. Evi görev yaptığım
yere çok yakındı. Korumalı lojmanlarda kalıyordu. Olay yerine ilk
gidenlerdendim. Çok etkilenmiştim onun intiharından. Sivaslı bir Türkmen çocuğu
idi Kerim Kırca.

Abdülkerim Kırca;
Güneydoğu’da ailesinden uzun süreler ayrı kalmak pahasına yıllarca PKK ile mücadele etmişti. Binbaşıyken
Antalya’ya Toros dağlarına kadar sızan PKK’ya
karşı operasyon yapması için Ankara’dan görevlendirilmişti. Burada girdiği bir
çatışma sonucu omuriliğine aldığı mermi yüzünden belden aşağısı felçliydi. 11 yıldır tekerlekli sandalyeye bağlı
olarak yaşıyordu. Madalya sahibi bir kahramandı.

Ama 2007’den itibaren yandaş medya diline
dolamıştı onu. Yasadışı işler yapan bir örgüt olarak algılatılan JİTEM’de çalıştığını yazarak yasadışı
işler yaptığını ifade ediyorlardı. Dayandıkları kaynak Abdülkadir Aygan
ismindeki eski bir itirafçıydı.

Bu eski terörist
İsveç’e yerleşmiş kendisine çeşitli vaatlerde bulunanlarca istenildiği gibi
konuşturuluyordu. Abdülkadir Aygan konuşuyor; başta Taraf Zaman ve Star gibi
gazeteler onun savurduğu iftiraları manşet yapıyorlardı.

BU PSİKOLOJİK
SAVAŞ OLDUKÇA BAŞARILI OLDU

Kırca’nın intihar
ettiği gün Star gazetesinin manşeti
“Madalyanın
arkasındaki korkunç sır”
idi. Manşetin hemen yanında eski
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kendisi tekerlekli sandalyede
olduğu halde göğsüne Devlet Övünç Madalyası takılırken çekilmiş bir resim
bulunuyordu. Gazetenin iç sayfasında haberin devamının başlığı ise
“Yanımda kafalarına sıktı”idi. Şok iddia olarak Kırca’nın bu eski bölücü terör
örgütü militanı PKK’dan ayrılıp
sözde JİTEM adına çalışan ve
hemşire yüksekokulunda okuyan Serpil T. ile ilişkisi olduğu için JİTEM tarafından cezalandırıldığı
konusunda bazı şeyler duyduğunu ifade ediyordu. Sabah gazeteyi okuyan bir
arkadaşı Kırca’yı arayarak söz konusu haberle ilgili kendisine bilgi verdi.

Haberi duyar duymaz
yüreğinin sıkıştığını hissetti Kırca. Sanki yüreğini mengeneye vermişler
sıktıkça sıkıyorlardı.
“Ne istiyorlar benden?”
diye tekrarladı defalarca. “Neden beni onursuzlaştırmak istiyorlar?”
diyordu. “Ne
sevgilisi ne yasak aşkı benim sadece iki sevgilim oldu. Biri ülkem biri de
eşim. ”
Defalarca “Neden?” diye bağırdı. Eşi
teskin etmeye çalıştıysa da pek başarılı olamadı.

Sonra kendiliğinden
sakinleşti. Gözlerini uzaklara dikti öylece daldı gitti. Bu arada eşi haberi
yapan gazeteyi alıp gelmişti. Abdülkerim Kırca gazeteyi eline aldı kendisiyle
ilgili olan habere göz attı.

Onun gibi onurlu
birinin bu başlığı ve devamında yazılanları kaldırması mümkün değildi. Çünkü
gazete eski bir teröristin ağzından kendisini faili meçhul cinayet ve
ahlaksızlıkla suçluyor devamında PKK
tarafından değil arkadaşları tarafından ahlaksızlık yaptığı gerekçesi ile
vurulduğunu ifade ediyordu. Gazete de bunun doğruluğunu araştırmaya gerek
duymadan manşet yapıyordu.

Amaç belliydi. “İtibar infazını” yargısız gerçekleştirmek isteyen
çevreler böyle
“itibarsız iftiracıları” buluyor
istediklerini söyletiyor sonra da kontrol ettikleri basın yoluyla kamuoyu
oluşturuyorlardı. Peki artık görevde olmayan ancak arkadaşları tarafından
kahraman olarak sembolleştirilen yeni kuşakların
‘rol modeli’ olan bu insanlarla neden uğraşılıyordu? Bu terörle mücadeleyi
de akamete uğratmaz mıydı?

Doğrusunu söylemek
gerekirse bu psikolojik savaş oldukça başarılı oldu. Çünkü hayatını hiçe
sayarak kıyasıya yapılacak bir mücadele paradan puldan ziyade onur için
yapılır.

Onur için yapılan
mücadele sonunda eğer siz itibarsızlaştırılma tehlikesi ile
karşılaşabileceğinizi düşünüyorsanız yeterince mücadele etmeniz risk almanız
düşünülemez. Çevremden biliyorum ki; bu olaylar yüzünden pek çok insanda
‘Biz de Kırca gibi kelle koltukta risk alarak bir şeyler yapsak bu
uğurda gözümüzü bacağımızı kaybetsek bırakın kahraman muamelesini hain ahlaksız
infazcı diye kamuoyu nezdinde yargısız infaza tabi tutulabiliriz’
düşüncesi hâkim
oldu.

Bence istenen de
buydu…

ÇEKİLEN
ACILAR YORGUNLUKLAR AYRILIKLAR…

Tekrar Kırca’nın
intihar öncesine dönelim. Kırca eşinin yardımıyla banyo yaptı. Sonra 11 yıldır mahkûmu olduğu tekerlekli
sandalyesine oturdu. Eşi her zamanki gibi ona çayını getirdi sonra da
mutfaktaki işlerini halletmek üzere odadan çıktı. Abdülkerim Kırca çayını bitirdi.
Çok seviyordu çayı hele demlisini. Terörle kora kor mücadele ederken en önemli
arkadaşlarından biriydi çay. Uykusuz geçmesi gereken zamanlar için en önemli
yardımcı idi bu meret.

Son kez Star
Gazetesine baktı hep yanında bulundurduğu tabancasını çıkardı hazneye bir mermi
sürdü namluyu kafasına dayadı. Bir an bütün hayatı gözünün önünden geçti.
Çekilen acılar yorgunluklar ayrılıklar… Bugünleri görmek için miydi bütün
bunlar?

Eşini ve iki kızını
düşündü. Acıdan başka ne yaşatmıştı onlara. Görev aşkı yüzünden kızlarının ne
zaman büyüdüğünü bile anlayamamıştı.
“Ellerinden
tutup bir kere bile gezdiremedim onları”
diye düşündü. Zaten eşine yük hissediyordu kendini.
“Bir gün yüzü göstermedim ona da”
diye geçirdi içinden. “Bu tür iftiralara uğramak mıydı bunun karşılığı”
dedi. Omuriliğine o
gün saplanan PKK mermisinin
canını almadığına hayıflandı. En okkalısından bir küfür etti o mermiye. İnançlı
bir adamdı af etmesi için Allaha dua etti sonra derin bir nefes aldı ve
kafasına dayadığı tabancanın tetiğini çekti…

Boğuk bir ses
duyulmuştu. Sese koşan eşi yanına geldiğinde kan gölüne dönmüş odanın ortasında
büyük bir aşkla sevdiği adamın cansız bedeniyle karşılaştı ve yürek parçalayan
bir çığlık attı…

KOCA BİR
ÇINAR GİBİ TERTEMİZ KANININ İÇERİSİNDE MASUM MASUM YATIYORDU

Ben o an için
olaydan habersiz Güvercinlikte bulunan Eşref Bitlis Kışlasındaki görev
yerindeydim. Telefonum acı acı çaldı. Arayan Askeri Mahkeme Başkanı Albay
Dinçer Ural’dı. O da yıllarca Güneydoğu’da terörle mücadele etmiş sonrasında
hukuk fakültesini bitirerek hâkim sınıfına geçmişti. Terörle mücadelenin sembol
isimlerinden biriydi. Dolayısıyla Kerim Kırca ile çok samimi idiler.

Telefonda bana “Kerim
Abi ile ilgili bir şey duydun mu? İntihar ettiğini filan söylediler. Öğrenip
bana bilgi verirsen sevinirim”
dedi oldukça tedirgin bir sesle. Hemen lojmanlara
telefon ettim. Haber doğruydu ve çok yeni olmuştu. Hemen Dinçer Albay’a durumu
iletip süratle olay yerine hareket ettim.

Kırca’yı henüz
kaldırmamışlardı olay yeri ekibi ilk incelemelerini yapıyordu. Olayın geçtiği
odaya oldukça gergin girdim. O heybetinden bir şey kaybetmemiş şekilde koca bir
çınar gibi tertemiz kanının içerisinde masum masum yatıyordu. Yüzünü tarif
edemeyeceğim bir nur kaplamıştı. Her şeye rağmen
“Neden yaptın bunu?” diye söylendim
kendi kendime. “Senin gibi bir adam nasıl kıyar canına?”

Neler yaşadığını
neler çektiğini biliyordum. Çektikleri aklıma geldi. O görüntü ile duygular
düşünceler birbirine karıştı.
“Erkekler de ağlar” dedim ve göz
pınarlarıma dolan gözyaşlarımı serbest bıraktım.

Sonuç olarak gerçek
bir kahraman hayatına son verecek kadar canından bezdirilmişti. Başka ülkede
olsa heykelini dikerlerdi onun…

BU İNTİHARA
SEBEP OLAN HABERİ YAPAN STAR GAZETESİ…

Abdülkerim Kırca’nın
kan gölünün ortasında yattığı dakikalarda Etimesgut’ta bulunan bir benzin
istasyonunda pompacı çocuk arabasına benzin koyduğu orta yaşlı bir adama ”Abi belediye bugün Star Gazetesini
bedava dağıtıyor buyur” diyerek malum gazeteyi uzatacaktı.

Gazeteyi alan bey
hareket etmeden beleş gazeteye kısa bir göz atacak ve Kerim Kırca ile ilgili
haberi görür görmez;
“Ulan ne kadar ahlaksız şerefsiz
subaylar varmış bu orduda. İyi ki şu gazeteler var. Yoksa biz bunları kahraman
sanarak bağrımıza basmaya devam edecektik”
diye geçirecekti içinden.

Bu intihara sebep
olan haberi yapan Star Gazetesi o gün bazı belediyeler tarafından bedava
dağıtılıyordu.
“Bu devirde kimse kimseye günahını bile vermezken bu gazeteler
neden ve nasıl bedava dağıtılır bunların finans kaynağı nedir?”
diye düşünmezdi
tabii orta yaşlı adam ve onun gibi düşünenler…

O gazeteyi okuyan
kaç kişi bu şekilde düşünmüştür bilemiyorum. Ama inandığım hiç de
azımsanmayacak sayıda olduklarıdır. Maalesef toplumumuzu yönlendirmek çok
kolaydır.

Gerçeği tam olarak
bilmeden; insanlar rahat yataklarında uyurken onlar güvenlik içinde olsunlar ve
çocukları özgür bir ülkede yaşasın diye ölüme talip olanların arkasından kötü
sözler söylenmesinin ve hemen hemen her şeyin Allah’ın verdiği aklı kullanmadan
sorgulamadan kabul edilmesinin sonucunun ilahi anlamda mutlaka bir karşılığının
olacağını düşünüyorum…

Şunu ifade edeyim ki
2006-2014 yılları arasında
kahramanlar ülkeyi yöneten siyasilerinde desteğiyle CIA beslemesi Fetullahçı çete militanlarınca yok edildiler. Kimi
intihar etti kimi cezaevine tıkıldı bir kısmı da bu manzara karşısında artık
fedakârlık yapmanın anlamsız olduğunu düşünerek köşelerine çekildi. Artık
geriden gelenlerin önlerinde rol modelleri yok.

Ama kahramanlığın
sonu ile ilgili günümüzde pek çok model olay var. Bunun sonunda yaşanacaklardan
ülkem adına hem korkar hem de üzülürüm. Çünkü gidebileceğimiz bir başka ülke
yok. Herhalde bu ülke ile ilgili projeleri olanların özellikle son 10 yıldır ellerini ovuşturdukları bir
dönemi yaşıyoruz.

Son söz olarak; bir
ulusun kahramanları o milletin gözünün önünde canından bezdirilip intihar
edecek noktaya getiriliyorsa ve ulus buna kayıtsız kalıyorsa bilinsin ki
aslında o ulus intihar etmektedir…19
Ocak 2018

(Not: Yazı 2012 yılında Cezaevinde iken kaleme
aldığım
“Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu” kitabından
derlenmiştir…)

Mustafa Önsel

Odatv.com










































































LİNK : https://odatv.com/iceri-girdigimde-koca-bir-cinar-gibi-tertemiz-kanin-icerisinde-yatiyordu-1901181200.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet