Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/03/jeopolitik-teoriler-ve-turkiye.html?m=1


JEOPOLİTİK TEORİLER VE TÜRKİYE


Türkiye’nin misyonu ve akıbeti ile alakalı teorileri inceleyen bilimsel
makale ve analizler jeopolitik kavramına yoğun atıfta bulunurlar. Bu verilerin
ortak özelliklerine göre Türkiye’nin jeopolitik konumu oldukça yüksek öneme
haiz bir potansiyeli barındırmaktadır. Yalnız burada çoğu zaman jeopolitik ile
tanımlanan coğrafya ile anılan ile karıştırılmaktadır. Coğrafya bir ülkenin
savaş, ilhak, işgal hariç yani değişmeyen konumudur. Fakat jeopolitik ülkenin
konumunun dünya politik yapısına göre bulunduğu yeri ifade etmektedir. Yani
jeopolitik konum değişebilen bir değerdir. Türk siyasi tarihinde Orhun
Abidelerinde Ötüken Ormanları savunma stratejisinin bel kemiği olarak
tanımlanırken bir anlamda jeopolitik kavramada atıfta bulunulmuştur. Ancak
bilimsel disiplinler jeopolitik kavramının  İsveçli Rudolf Kjellen
tarafından ilk kez kullanıldığını vurgulamaktadır. Jeopolitik genel olarak
ülkelerin özel konumlarından dolayı elde ettikleri askeri, siyasi, ekonomik
önemi ifade için kullanılır.  Soğuk savaş döneminde İzlanda önemli bir
jeopolitik konumdayken coğrafyası değişmemesine rağmen günümüzdeki jeopolitik
konumu yüksek değildir. Nato 1949 yılında kurulduğunda Türkiye’yi bünyesine
katmaya istekli değildi. Ne zamanki Abd hava kuvvetleri Sovyetler ile alakalı
istihbaratın üçte birinin yalnızca Türkiye’den elde edilebileceğini raporladı
bundan sonra Nato’nun da ilgisi değişti. Yani Türkiye’nin jeopolitik konumu
önem kazanmıştı.

Klasik dönemden itibaren batı merkezli birtakım teoriler oluşturuldu ve bunlar
batılı devletlerin güvenlik ve politik referans noktaları olarak belirdi. 
Klasik dönem teorileri Avrasya bölgesinin önemini vurgularken modern teorilerde
de bu özellik devam etti. Çünkü enerji kaynakları bu yüzyıldaki mücadelenin ana
teması olacaktı ve bu kaynakların çoğunluğu Avrasya’da bulunmaktaydı.



KLASİK JEOPOLİTİK TEORİLER



Halford John Mackinder tarafından ortaya koyulan kara hakimiyeti teorisi genel
olarak gücü kara ve deniz olarak sınıflandırır. Ona göre yeni sistemde dünya
egemenliğini ancak kara gücü sağlayabilir. Kalpagah yani Heartland doktrini
ortaya koyan Mackinder’a göre Doğu Avrupa’ya hakim olan merkez bölgesini
kontrol eder merkezi kontrol eden dünya adasını dünya adasın ı kontrol eden ise
dünyayı yönetir. Doğu Avrupa ve Sibirya üzerinden Rusya ve Orta Asya’yı
kucaklayan Avrasya’nın denetimi önemlidir. Asya ve Afrika’nın geri kalanı ise
dünya adasını oluşturmaktadır. 1943’te bu teori güncellenerek Doğu Sibirya ve
Sovyetlerin doğu bölgeleri Heartland’dan çıkarılmış merkezden uzak bölgeler iç
kenar bölgelere dönüşmüştür. Mackinder kitaplarını İngilizler için yazmasına
rağmen kuramlarını en fazla kullananlar Almanlar olmuştur. Özetle kara
hakimiyet teorisi kara hakimiyetine öncelik vermektedir çünkü gemiler ne kadar
büyük ve donanımlı olsalar da üs ve limanlara ihtiyaç duyacaklarından karaya
bağımlı kalacaklardır.



Deniz hakimiyeti teorisi Alfred Thayer Mahan tarafından 1890’da yayımlanan
”Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi” adlı eseriyle ortaya koyulmuştur. Mahan
dönemim koşullarından etkilenmiştir çünkü sanayi devrimi ham madde arayışını
arttırdığından malzeme temin ihtiyacı deniz yollarının önemini yükseltmişti.
Mahan eserinde bazı tespitlerde de bulunmuştur. Bunlardan en önemlisi, Abd,
İngiltere, Almanya ve Japonya’nın Rusya ve Çin’e karşı birleşeceğidir.
Böylelikle Çin kontrol altına alınacak ve Rusya kuşatılabilecektir. Bugün de
bunun izdüşümleri görülür. Soğuk Savaş döneminde Rusya kuşatılmış, şimdiki
dönemde ise Çin’in kuşatılma stratejisi uygulanmaya koyulmuştur. Mahan’ın
eserleri halen deniz harp okullarında okutulmakta ve Abd donanma militarizminin
kaynağını oluşturmaktadır.



Nicholas Spykman tarafından oluşturulan kenar kuşak teorisi ise Mackinder’ın
teorisine benzemekle beraber bazı farklılıklar taşımaktadır. Spykman’a göre
Avrasya’nın asıl güç potansiyeli sadece Kalpagah’ta değil aynı zamanda bunu
çevreleyen ülkeler kuşağındadır. Rimland yani kenar kuşak denilen bu hatta:
Türkiye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Çin ve Kore
bulunmaktadır. Uluslararası politikayla ilgili bazı öngörülerde bulunan
Spykman’a göre;



1) Avrupa Birleşik Devletleri ortaya çıkabilir

2)Bir veya iki devletin hegemonyasında bir Avrupa oluşabilir

3) Güçlerin eşitliğinden müteşekkil bir Avrupa doğabilir

Spykman eserinde her olasılığı değerlendirmektedir. Spykman’ın teorisi 2. Dünya
Savaşı sonrasında Sovyetlere karşı izlenen yaklaşımın ilhamını oluşturur.



2. Dünya savaşı sonrasında tartışılan bir başka teori ise hava hakimiyetidir.
Bu teoriden de büyük oranda istifa edilmiştir. Abd Soğuk Savaş döneminde üç
radar istasyonu kurmuş ve Alaska Kanada arasında hava üsleri
oluşturmuştur.  Hava hakimiyeti Körfez ve Yugoslavya harekatı esnasında
etkin kullanılmıştır ve teorinin yıldızı parlamıştır. Ancak Afganistan ve Irak
harekatlarında hava operasyonlarıyla istenilenin tam anlamıyla elde edilemeyişi
yalnız hava gücüyle başarının çokta mümkün olmadığını göstermiştir.

Teknolojinin gelişmesi askeri bilimleri geliştirdiği gibi buna uygun olarak
stratejilerde değişti. Günümüzde tartışılan teorilerin en yenileri arasında
uzay hakimiyeti teorisi gösterilebilir. Everett Dolman’ın astropolitik
yaklaşımına göre Ay’a hakim olan Uzay’a, Uzay’a hakim olan ise Dünya’ya hakim
olur. Uzay hakimiyeti teorisi strateji ve düşünmenin sınırlarının olamayacağınıda
göstermiş olmuştur.



MODERN JEOPOLİTİK TEORİLER VE KÜRESELLEŞME




İki kutuplu dünya düzeninin son bulmasından sonra dünyaca ünlü bazı
stratejistler ısmarlama olup olmadığı belli olmayan bazı makaleler kaleme
aldılar ve yeni politik tariflerde bulundular. Francis Fukuyama’nın Tarihin
Sonu mu? tezi bunların başında gelmektedir. Ona göre ideolojik farklılıklar ve
belirleyicilikler ortadan kalkmış, artık ekonomiye dayalı bir rekabet
oluşmuştur. Gelecekte tüm dünya batı medeniyeti üzerine inşa edilecek yeni düzenin
temelinde batılı değerler, liberal demokrasi ve serbest pazar olacaktır.
Fukuyama aslında sınırların olmadığı ve batının kurguladığı bir dünya hükümeti
önermiştir. Gelinen noktada Asya Kaplanları ve yükselen Asya Değerleri aslında
tek bir batılı kültürün ya da batı merkezli dev devletin şu an için mümkün
olmadığını göstermiştir.



Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi ise en çok tartışılan politik
konulardandır. Dünyayı; Batı, İslam, Konfüçyüs, Japon, Slav, Latin, Hint,
Afrika olmak üzere sekiz medeniyete ayırmış ve küresel siyasetin Batı İslam
Konfüçyüs arasında cereyan edeceğini vurgulamıştır. Yani ona göre Rusya’nın
zayıflaması ile başka medeniyetler yükselecektir ve bunlar İslam ile Çin
medeniyetleridir. Ona göre de ideolojik belirleyicilik sona ermiştir ve
mücadelenin kaynağı kültür olacaktır. Bu vesileyle bugün için Batı ile İslam
medeniyeti arasında çatışma öngören Huntington aslında tezinde kısmen
başarılıdır. Örneğin; Afganistan işgalinden sonra müslüman ülkeler Abd’ye
ambargo uygulamamışlardır. Müslüman Libya işgaline bazı müslüman devletlerde
destek verdikleri gibi Müslüman İran’a ambargo uygulamasını Abd ile beraber en
şiddetli savunan müslüman körfez ülkeleri olmuştur.

Huntington makalesinde İslam dünyasının liderliği içinde karşılaştırmalar
yapmakta, İran, Pakistan ve Suudi Arabistan’ı eledikten sonra bu misyona en
uygun olarak Türkiye’yi takdim etmektedir. Fakat Türkiye’nin en büyük handikapı
ise laik mizacıdır. Laisizmi esnetmiş ve ortadoğu islam kültürüne daha istekli
eğilmiş bir Türkiye özellikle ortadoğu islam dünyasının da lideri olacaktır.



Zbigniew Brzezinski, soğuk savaş yeşil kuşak projesinin mucidi olduğu için
teorileri üzerinde dikkatle durulması gereken bir isimdir. Büyük Satranç
Tahtası tezine göre Avrasya, kültürel üstünlük mücadelesinin oynandığı satranç
tahtasıdır. Ülkeleri Jeostratejik Aktör ve Jeopolitik Eksen olarak kategorize
etmiştir. Aktörler küresel güçte iken, Jeopolitik Eksene dahil olanlar önemli
konumda bulunan fakat küresel güce erişemeyen devletlerdir. Fakat bu kategoride
Türkiye ve İran’a dikkat çekmekte bu iki ülkenin potansiyelleri bakımından aynı
zamanda Jeostratejik Aktör olabileceğinide vurgulamaktadır.



David Passing ve George Fridman gibi çok önemli isimler, Türkiye’nin yükselen
önemine dikkat çekerlerken İsrail ile de yakınlaşacağını savunurlar. Aynı
zamanda bu isimler Türkiye’nin Rusya ile çekişme halinde olacağını ve bunun
neticesinin Türk Rus savaşına kadar varabileceğini pekçok kez işlemişlerdir.

Özellikle Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra dünya literatüründe en çok
kullanılan kavramlardan biri küreselleşme idi. Zihinsel ve bilimsel algının
ilerlemesi ile geçmiş yılların tecrübelerinin neticesi olarak sınırların
giderek flulaştığı yeni bir dönemden bahsedilmektedir. Bu olgunun olumlu
yanları şu şekilde sıralanabilir;



.Dünyanın bir ucuyla diğer ucu arasındaki fark giderek
azalmıştır

.İnsanların bilgiye erişimi hiç olmadığı kadar kolay hale gelmiştir

.Demokrasi, insan hakları, şeffaflık gibi kavramlar gelişme göstermiştir

.Sermaye dolaşımında serbestlik sağlanmıştır

.Güvenlik politikaları yeni paktlar doğurmuştur

.Vasıtalar, internet, teknolojik gereçler zamanın tasarruflu kullanılmasına
olanak sağlamıştır




küreselleşmenin olumsuz özellikleri ise genel olarak;



.Mikro
milliyetçilik ve uluslararası elitler ulus devletlerin geleceğini belirsiz hale
getirmiştir

.Kayıt dışı ekonomide artış yaşanmıştır

.Yeni sömürgecilik anlayışları gelişmiş kapitalizm keskinleşmiştir

.Zengin ile fakir kesim arasındaki fark giderek açılmakta, sosyal devlet mekanizmaları
ise sarsılmaktadır

.Açlık, paramiliter savaşlar, virüsler gibi tehditler yayılmıştır

.Bilgiye ulaşımın kolaylığı bilgi putperesti yani yalnızca bilgiyi amaçlayan
fakat analiz, muahakeme ve vicdani kanaatlerden yoksun bir popülasyon
yaratmıştır

.Tüketimler artmış, yalnızca tüketince memnun olan, huzursuz, amaçsız ve sadist
egomanyak bir nesil doğmuştur.




Görüldüğü gibi her olguda olduğu gibi küreselleşmeninde iki yönlü bir mizacı
vardır. Bu olgunun Türkiye’yi diğer devletler bağlamında nasıl etkileyeceği
önemlidir. Klasik ve Modern jeopolitik teorilerin Türkiye’ye etkileri ve
küreselleşme bağlamında bazı önemli büyük devletlerin Türkiye tasavvurları ile
Türkiye’nin jeopolitik rotasının tayininden evvel Türkiye’nin bazı avantaj ve
dezavantajlarına değinmemiz gerekiyor.




Türkiye dünyanın önemli enerji kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Hazar Havzası,
deniz ulaşım yolları kavşağında Akdeniz Havzası, Karadeniz Havzası ve Türk
Boğazları, SSCB ve Yugoslavya’nın dağılması sonucu yapısal değişikliklere
uğrayan Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’nın merkezinde bulunur. Devlet kurma
geleneği bulunan ve zengin bir tarihi kültürel mirastan beslenmekle beraber
bugün 80 milyonu aşan nüfusu, Avrupa’nın Rusya’dan sonra en büyük ve ciddi
ordusuna sahip olması ile ciddi caydırıcılık özelliğine sahip bir ülke olmasını
sağlamıştır. Bunların yanında Türkiye;




.Demokratik, sosyal, laik hukuk devleti yapısı ve piyasa ekonomisini kabul eden
bir ülke olarak Batı sistemi ile ortak paydaya sahiptir




.Din, etnisite, imparatorluk geleneği gibi faktörlerle Doğu’nun da ortak
değerlerini paylaşmaktadır




.Birleşmiş Milletler, NATO, gibi uluslararası paktlara taraf olmakla beraber
işbirliği prensibini paktlar kurulduktan itibaren başvuru yapmak suretiyle
göstermiştir.




Bunlar yanında Türkiye’nin ciddi dezavantajlarıda vardır. Pekçok paramiliter
terör örgütüyle mücadelesi, her daim siyasi gruplaşmanın yaşanması, cari açık
oranı ve işsizlik miktarının artması, orta sınıfların giderek azalması, eğitim
sorunları ve istihdam yetersizliği ile genç popülasyonun değerlendirilememesi,
öz benlik kavramının doğu batı arasında sıkışması ve melez yapay eğreti bir
değerler sisteminin toplumsal kültür haline gelmesi, son askeri kalkışma ile
güvenlik bürokrasisinin sarsılması, halen nükleer bir güç olamamasının yanında
sürdürülebilir enerji kaynaklarından yeterince istifade edememesi,
İmparatorluktan bu yana on yılları kapsayacak ulusal stratejisinin bulunmayışı
handikaplar olarak sıralanabilir.



Türkiye bu coğrafi konum, jeopolitik ve jeostratejik faktörleriyle yalnız deniz
gücüne önem vermesi uzun kara sınırlarının mevcudiyeti dolayısıyla tehdit
yaratacaktır. Şimdiye kadar bir Uzay Ajansı ve Uzay Komutanlığı kurulmamış
olmasıda çok ciddi bir eksiktir.




Bunun yanında modern jeopolitik teorilerde göstermiştirki Türkiye, yeni düzenin
temel taşı olacaktır. Fakat Huntington’un önerdiği tez İslam Dünyasının
liderliği gibi gözüksede derinlemesine incelendiğinde böyle bir kavramın
geçerli olmadığı yalnızca Ortadoğu’nun birkaç ülkesine endekslenen bir Türkiye
ile Türkiye’nin tarihi misyonu ve potansiyelinin seyreltilmeye çalışıldığı
anlaşılacaktır. Brzezinski, Türkiye ve İran’ı birbirine rakip göstermiş,
Passing ve Fridman ise ısrarla Türkiye Rusya savaşı tasarlamışlar çok küçükte
olsa bunda başarılı olmuşlardır. Rus uçağının düşürülmesi hadisesinde iki ülke
savaşmamıştır ancak siyasi ve ekonomik ambargolar Türkiye’yi zora sokmuştur.




Bunun yanında önemli ülkelerle ikili ilişkilerde ikircikli bir tavır
göstermektedir. Abd her fırsatta Türkiye ile önemli müttefik olduğunu vurgulasada
çoğu uluslararası olayda Türkiye’nin aleyhinde hareket etmiştir. Avrupa
Birliği, Türkiye’nin ve Türkiye ile ilişkilerin öneminden bahsetsede herdaim
özellikle Türk güvenlik sistemi ve idari yapısıyla alakalı Türkiye’nin
düşünmediği taslakları masaya koymuş özellikle Kıbrıs, Ege ve Ermeni meselesi
gibi durumlarda Türkiye’yi suçlu ilan etmiş, Türkiye’nin haklı terör
operasyonlarını bile eleştirmiştir. Rusya Türkiye ile el sıkışmakta ve
müttefikliklerinin önemini hatırlatmaktadır. Ancak halen ülkesinde pkk ve
pydnin irtibat ofisleri bulunmaktadır ve Ermeni tasarısını desteklemektedir.
Her ülke kendi çıkarları minvalinde bir dış politika tesis ettiğinde aslında
dostlukların kağıt üzerinde kaldığı Türkiye’nin aleyhine faaliyetlerin
geliştiği görülecektir.  Neticede klasik ve modern jeopolitik teoriler
batı merkezli kuşatmalar için veri durumunda olmuş bir anlamda bu yazılanlar
mutlaka olacaktır psiklojisi belkide meşruiyet veya psikoljik bir hazırlık
sağlamıştır. Modern jeopolitik teoriler arasında yakın zamanda ulus devlet
küresel sermaye çekişmelerini inceleyen çalışmalarda görebileceğimiz gibi her
teorinin bir şekilde Türkiye’ye dayandığı unutulmamalıdır.



Türkiye ısmarlama tezlere endeksli bir politik tutum belirleme alışkanlığı
edinirse bu yüzyılda ençok zarar gören ülkelerden biri haline gelecektir. Yeni
teorilere göre Türkiye, İran ile savaşacaktır, Rusya ile savaşacaktır, Abd’den
askeri yardım alacaktır ve kendisini değiştirebilirse Ortadoğu’ya liderlik
yapacaktır. Gerçekten Türkiye’nin harbe ihtyiacı var mıdır? Türkiye hangi
coğrafi dilime liderlik edecektir? askeri kapasitesini hangi metodlarla
modernize edecektir? gibi kavramların cevabı Türkiye’nin o zaman dilimlerindeki
mevcut çıkarlarına göre kendi siyasi ve güvenlik bürokrasisine endeksli oluşturulacak
çözümlerde aranmalıdır. Küresel sistem göstermiştir ki her ülkenin birbirlerine
bağımlılığı söz konusudur. Yani Türkiye’de bir oranda Nato’nun parçası olmaya
devam edecek, bünyesindeki yabancı üslere müsade edecek ve uluslararası
anlaşmalara imza atacaktır. Fakat bağımlılık kesinlikle sömürge minvaline
dönüşmemeli, yani jeopolitik öneminin farkında, dengeli ancak birtakım
merkezlerde hazırlanacak program ve reçeteleride itebilen parlak güç sıfatına
erebilen daha az bağımlı ilkesini benimseyecek düzenini oluşturmalıdır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış