Jeolojik
Zaman Tablosu


HADEAN



(4.600 – 4.000 milyon yıl)



Yerküremizin oluşumu ve kimyasal evrim süreci



Dünyanın güneş sistemi içinde bir gezegen olarak oluştuğu zamandan, Arkeen’e
kadar geçen yaklaşık 600 milyon yıllık bir zaman dilimidir. Hadean’ın ilk
zamanlarında yaklaşık Mars boyutlarında bir gök cisminin Dünya ile çarpışması
sonucu kopan parçaların Ay’ı oluşturduğu düşünülmektedir.



Hadean sırasında ilk atmosfer ve okyanuslar oluşmuştur. Bu dönemde yeryuvarı
çok sayıda meteor düşmesine hedef olmaktaydı ve volkanik etkinlik çok yüksekti.
Dünyamız, volkanların püskürttüğü metan, amonyak, su buharı, hidrojen sülfür,
karbon mono ve dioksit, azot, fosfor ve kükürt gibi gazlardan oluşan ilkel ve
bugünkü canlılar için zehirli bir atmosferle çevriliydi. Henüz ozon tabakası
oluşmadığından güneşin mor ötesi ışınları yeryüzüne kolaylıkla ulaşıyordu.
Maddelerin yüksek enerji altında sentezlenmesi sonucu yeni moleküller oluştu ve
okyanusların korunaklı yerlerinde birikti. Bu şekilde başlayan ve uzun süre
devam eden kimyasal evrim süreci ile moleküllerden bir kısmı değişime uğradı ve
canlılığın temel maddesi olan DNA ve RNA molekülleri haline geldi.



Hadean döneminde dünya coğrafyasına ilkel okyanuslar hakimdi. Bunların üzerinde
bugünkü volkanik Japon adalarına benzeyen irili ufaklı ve kısa ömürlü bir çok
kara parçası bulunuyordu.



ARKEEN



(4.000 – 2.500 milyon yıl)



Biyolojik evrimin başlangıcı ve ilkel oksijensiz yaşam



Bu devirdeki ilk okyanuslarda oksijen yoktu. Daha önceki devirde oluşan DNA
molekülleri, canlılığın çeşitlenmesinde “protein sentezinin
denetlenmesi” gibi önemli bir rol üstlendi. Böylelikle, yaklaşık 4 milyar
yıl önce “bir gen + bir enzim” şeklinde kendi eşitini yapabilen ilk
canlı moleküller meydana geldi. Bu ilk hücreydi ve biyolojik evrim süreci
başlamış oluyordu.



Oksijensiz solunum yapabilen ilk canlılar (protobiyota) çevrelerinde birikmiş
besin maddelerini kullanarak kendi enerjilerini ürettiler. İlkel hücrelerin
çekirdekleri, hücre zarları ve özelleşmiş aygıtları (organelleri) yoktu. Hücre
proteinden yapılmış bir zar ile çevriliydi ve içinde genetik kodun bulunduğu
DNA zinciri (kromozom) yer alıyordu.



Prokaryotik bakteriler adı verilen bu canlılar, yaklaşık 3.3 milyar yıl önce
güneş enerjisini kullanarak “fotosentez yapma” özelliği kazandılar.
Fotosentez yapabilen yeni tip bakteriler (siyanobakteriler), o zamana kadar
oksijensiz olan okyanuslara oksijen aktarmaya başladılar. Bu bakterilerin
oluşturduğu jeolojik yapılar “stromatolitler” olarak bilinir.



Arkeen sırasında dünya coğrafyasına yine denizler ve ufak kara parçaları
egemendi. Ancak, yaklaşık 3.5 – 3 milyar yıl önce bu levhacıklar konveksiyon
akımları nedeniyle süratle çarpışarak birbirine eklendi ve yeryuvarının ilk
kıtaları oluşmaya başladı.



PROTEROZOYİK



(2.500 – 545 milyon yıl)



İlkel tek hücreden karmaşık çok hücrelilere


·       
Oksijenli atmosferin oluşumu


·       
Bakterilerin yaygınlaşması


·       
Çekirdekli hücrelerin (ökaryotların) gelişmesi


·       
Çok hücreli Ediakara topluluklarının oluşması


Yaklaşık 2.5 milyar yıldan
itibaren oksijen erimiş halde okyanuslarda ve serbest halde atmosferde giderek
daha da zenginleşti. Atmosferde serbest oksijenin artmasıyla daha iyi
fotosentez yapabilen ilk kalkerli mavi – yeşil su yosunları (siyanofitler)
tropikal denizlerin sığlıklarında yaşamaya başladı.



Bu dönemde görülen en önemli olaylardan biri de hücre zarının oluşmasıdır. Hücre
zarının oluşması hücre evriminde önemli gelişmelere neden oldu. Bu zar hem
hücreyi, hem de genetik materyali dış etkenlerden daha iyi korudu. Özel yapısı
nedeniyle bir çok molekül içeriye giremedi. İçeriye girebilenler de hücre
içindeki özel organelleri meydana getirdi. Bu olay, yaşam sürecindeki ilk
“doğal seçilim” di.



Böylece, yaklaşık 1.5 milyar yıl önce ilk çekirdekli hücrelere sahip bakteriler
(ökaryotlar) dünya hayatına katıldı. Oksijenin giderek artmasıyla canlanan
yaşam, günümüzden 700 milyon yıl önce ilk kez çok hücreli canlıların ortaya
çıkmasıyla daha da çeşitlendi. “Ediakara topluluğu” olarak bilinen
ilk çok hücreliler yumuşak bir gövdeye sahip kabuksuz denizel organizmalardı.
Bu hayvan topluluğunda süngerler ve denizanaları gibi bugün bilinen bazı
üyelerin yanı sıra, günümüzde hiçbir dalla ilgisi olmayan canlılar da
yaşamışlardı.



Proterozoyik sırasında devam eden kıtasal hareketlerle dev boyutlu kıta
“Rodinia” oluşmuştur. Dönemin başlangıcında yeryuvarı en büyük buzul
çağlarını yaşamıştır. “Kartopu Dünya” olarak da adlandırılan bu buzul
çağlarında yeryüzü birkaç kilometre kalınlığında buz tabakaları ile
kaplanmıştır.



PALEOZOYİK (1. zaman)



KAMBRİYEN



(545- 495 milyon yıl)



Kambriyen patlaması



Hayvanlar aleminin hızlı evrimi ve çeşitlenmesi

Kabuklu canlılara ilişkin ilk örnekler

Bilinen hayvan şubelerinin bir çoğunun ortaya çıkması ve çeşitlenmesi



Kambriyen yeryüzündeki yaşam için bir dönüm noktası ve yeryüzündeki yaşamın bir
daha asla tekrarlanmayacak şekilde hızla evrimleşip çeşitlendiği bir devir
olmuştur. Devrin başında en yaşlı kalkerli algler görüldü. Yine ilk
graptolitler bu devirde görüldü.



Tüm tartışmalara karşın “Kambriyen Patlaması” olarak adlandırılan ve
bu süreçte, sadece 25 milyon yıl içinde bugün bilinen hayvan şubelerinin neredeyse
hemen hepsi ortaya çıkmış ve hızla evrimleşmişlerdir. Bunlar kolsu ayaklılar,
salyangozlar, midyeler, kafadan ayaklılar, deniz kestaneleri ve mercanlar gibi
hayvanların ataları olan ilk kabuklu omurgasızlardı.. Kambriyen devrinin en
karakteristik canlısı 1. zamanın sonunda soyu tükenmiş olan Trilobitlerdi.



Kambriyen’in sonunda ilk defa yarı omurgalı canlılar karalardaki ufak su
birikintilerinde yaşamaya başladı.



ORDOVİSİYEN



(495 – 440 milyon yıl)



Tatlı sulardaki ilk omurgalılar



İlk çenesiz balıklar

Zırhlı balıklar

Denizlerde yaşayan omurgasız hayvanların çeşitlenmesi

Bitkilerin ve eklembacaklıların karaya çıkışı



Bu devirde denizlerde yaşayan omurgasız hayvanlarda büyük çeşitlenmeler
görüldü. Göllerdeki omurgalı hayat, çenesiz balıklar ile yavaş yavaş
çeşitlenmeye başladı. İlk kez bu zamanda gövdelerinin büyük bir kısmı kemik
levhalarla kaplı, yassı şekilli zırhlı balıklar ortaya çıktı. Dış iskeletli
(kavkılı) deniz hayvanlarına ait aile sayısı Kambriyen sonunda 150 iken,
Ordovisiyen’deki uyumsal açılımın ardından 400’e çıktı. Bu devirde görülen yeni
gruplardan bazıları; midyeler, yosun hayvancıkları, stromatoporoidler,
mercanlar, deniz laleleri, deniz kestaneleri ve deniz yıldızlarıdır. Ayrıca
articulat (eklemli) dallıbacaklılar bu devirde sayıca ve çeşitlikçe patlama
yaşadı. Bunlardan en yaygını 70 cm’lik dev deniz akrepleriydi.



Ordovisiyen’in en göze çarpan olayı, çok hücreli yaşamın denizlerden karalara
göçüdür.



SİLÜRİYEN



(440-410 milyon yıl)



Karalardaki ilk canlılar: Bitkiler ve böcekler



Çenesiz balıkların yayılması, tatlı su balıklarının ve ilk çeneli balıkların
evrimi;

Ökaryot (çekirdekli) yaşamın karaya kalıcı olarak yerleşmesi;

Örümcekler, böcekler, kırkayaklar ve akrabaları ile ilk damarlı bitkilerin
görülmesi.



Silüriyen’de sıcaklığın artması nedeniyle Gondwana kıtasını kaplayan buzullar
erimiş ve denizler alçak kara alanlarına ilerleyerek sığ denizler oluşturmuştu.
Yok oluşun ardından boşalan yaşam alanları hızla çeşitlenip yayılan canlılarca
işgal edildi.



Silüriyen’in en başarılı grubu denizlerde hızla çeşitlenen omurgalılardan
çenesiz balıklardı. Çenesiz balıklardan bazıları tatlı sulara da uyum
sağlamışlardı. İlk çeneli balıklar tatlı sularda ortaya çıktı.



İlk damarlı bitkiler bu devirde görüldü



İlk kara hayvanlarından ortama uyum yetenekleri tartışılmaz olan
eklembacaklılar bu devirde ilkin damarlı bitkilerle kaplı karalarda
dolaşmaktaydı. Örümcekler, Akrepler, böcekler, kırkayaklar ve akrabaları bu
ortamın sakinleriydi.



DEVONİYEN



(410-354 milyon yıl)



Çift yaşamlılar: Bir ayakları karada, bir ayakları denizde



Çenesiz ve çeneli balıklar çeşitlendi, ilk köpek balıkları ve ilk kemikli
balıkların görünümü;



Omurgalılar ilk defa karaya çıkması ve ilk iki yaşamlıların (Amphibia)
görülmesi;.



İlk ağaç ve ormanların görülmesi;

Tohumlu bitkilerin ilk görünümü;

Ammonitlerin ilk görünümü;



Silüriyen’de başlayan evrimsel eğilimler bu dönemde de devam etti. Denizlerde
ilk kez ammonitler, kemikli balıklar ve köpekbalıkları görüldü.



İlk tohumlu bitkiler ve ağaçlarla birlikte ilk ormanlar da Devoniyen’in sonuna
doğru evrim geçirdiler. Bunlardan en yaygını gelecekte Karbonifer ormanını
oluşturacak olan kibrit otlarının evrimiydi.



Denizlerde yaygınlaşan omurgalılar karaya ilk adımlarını devrin sonunda atarak
karalara ayak bastı. Bunlar atmosfer oksijeni ile kısa süreli de olsa solunum
yapabilen ilk ciğerli balıklar (Dipnoi) ile çift yaşamlılardı (Yaşamlarının bir
süresini suda bir süresini ise karada geçiren canlılar: Amphibia’lar). Bu
gelişmeler omurgalıların sulardan karalara çıkışlarının ilk sürecini başlattı.



KARBONİFER



Dev boyutlu bitkiler – Kömür devri



(354-298 milyon yıl)



Bataklık ormanlarının ortaya çıkıp yaygınlaşması;

Amniyotik yumurtanın oluşumu : Sürüngenler ve ilk uçan böceklerin görülmesi;

Gondwana ile Lavrasya’nın çarpışması : Pangea kıtasının oluşması



Dünya kömür rezervlerinin büyük bir bölümü bu devire ait olduğundan, devire
“karbon içeren” anlamında Karbonifer adı verilmiştir. Karbonifer tüm
dünya karalarının ekvatoral düzlemde bir araya toplanmaya başladığı ve büyük
bir bölümünün günümüz Amazon ormanlarına benzetilebilecek yağmur ve bataklık
ormanlarıyla kaplı olduğu bir devirdi. Dev boyutlu bitki örtüsünün (eğrelti ve
eğrelti benzeri bitkilerle, ilk tohumlu bitkiler) yanı sıra, dev boyutlu
böcekler, kırkayaklar ve akrepler ve çeşitli iki yaşamlılar bu devrin önemli
canlılarıydı. Karbonifer’in sonuna doğru, dev kıta Pangea’nın oluşması ve
buzullar genişlemesi sonucunda deniz suları çekildi ve iklim kuraklaştı.
Kuraklaşan iklimle birlikte bitkilerin ve ormanların yapısı da değişti ve yeni
ortamda sürüngenler kendilerini yavaş yavaş göstermeye başladı.



Göllerde yaşayan balıkların çift yaşamlılara doğru evrim geçirmesi ve bunların
karalarda yürüyebilme özelliği kazanmaları sonucu, sudan karaya geçiş hızlandı.
Böylelikle ilk kez, kara koşullarına daha iyi uyum sağlamış olan ve hızlı
hareket edebilen ilkel kertenkeleler ortaya çıktı. Bunların en önemli
özellikleri, balıkları ve çift yaşmalıların aksine yumurtalarını karalara
bırakmalarıydı.



PERMİYEN



(298-250 milyon yıl arası)



Memeli benzeri sürüngenler devri


1.    
Kurak karasal iklim ve Pangaea kıtası oluşumunun tamamlanması


2.     Bataklık ormanlarının yok
oluşu, açık tohumluların yaygınlaşması


3.     Sürüngenlerin yükselişi


4.     Büyük yok oluş


Permiyen’de gece-gündüz
arasındaki sıcaklık farklılıkları aşırı uçlarda seyretmiş ve kurak ve karasal
bir iklim yaşanmıştır. Denizlerin kıyı şeridi daralmış ve seviyesi düşen
sularda, deniz canlılarının yaşama alanları gittikçe azaldı. Buna karşılık tek
hücreli ve iri kabuklu fusulinler yarı tropikal denizlerde evrimlerinin doruk
noktasına ulaştılar. Karbonifer’in çeşitli ve yaygın çift yaşamlılar faunası
azalan sulak alanlarla birlikte geri çekilerek yerlerini sürüngenlere bıraktı.



Devrin sonuna doğru alt çene ve diş yapılarında memeli sınıfının karakterini
içeren yeni tip sürüngenler görülmeye başladı. Böylece memelilerin ataları
sürüngenler soyundan ayrılan bir kol ile evrimleşmeye başladı.



Bataklık ormanları Permiyen ortalarında kuraklığa dayanamayarak yok oldu. Buna
karşılık çamgiller büyük ormanlar oluşturdu.



Permiyen sonundaki büyük yok oluş tüm türlerin %90-95’ini yok etti.



İLK KİTLESEL BİYOLOJİK YOKOLUŞ



1. zaman yaklaşık 295 milyon yıl sürdü. Zamanın sonuna kadar omurgalı
sınıflardan balıklar, çift yaşamlılar ve sürüngenler hızla evrimleşti. !. zaman
sırasındaki en önemli olay canlıların sulardan karalara çıkması ve buralada
kendilerine yeni yaşam alanları bulmasıydı.Bu olay bitkiler – balıklar – çift
yaşamlılar – sürüngenler arasındaki evrimsel ilişkilerle gerçekleşti. 1. zaman
sonundaki ani iklimsel değişiklikler biyolojik toplu yok oluşlara neden
olmuştur. Tüm türlerin % 90 – 95’i oradan kalktı. Böylece trilobitler,
graptolitler, tablalı mercanlar, fusulinler gibi omurgasız canlılarla zırhlı
balıklar ve ilkel sürüngenler gibi omurgalılar 2. zaman geçemedi.



MESOZOYİK (2. Zaman)



TRİYAS



(250 -203 milyon yıl)



Dinozorların ayak sesleri



Pangaea kıtası bir bütün halinde ve henüz parçalanmamış durumda

İklim karasal ve sert.



Büyük yok oluşum ardından denizlerde ve karalarda yaşamın yeniden çeşitlenip
zenginleşmesi



İlk dinozorlar.



İlk memeliler ve pek çok yeni sürüngen grubunun görülmesi ve bunların farklı
ekosistemlere yerleşmeleri.



İlk mercanların ve belemnitlerin görülmeleri



Triyas’ta, ilk toplu yok oluştan kurtulmayı başaran az sayıda ve çeşitlilikteki
canlı grubu, uyumsal açılımla boşalan ekosistemlere yayılmışlardır. Bu devirde
denizlerde yaşayan omurgasızlar büyük oranda modern biçimlerine kavuştu ve
bitki yaşamında açık tohumluların ve özellikle kozalaklı bitkilerin baskınlığı
arttı. Karasal ekosistemlerde omurgalıların baskınlığı devam etti. Sürüngenler
süper kıtalar üzerinde ve okyanuslarda uygun iklim koşulları altında çok daha
kolay evrimleşme olanağı buldular. İlk toplu yok oluştan kurtulabilen az sayıda
sürüngenlerden terapsitler , çift yaşamlılardan Labyrinthodont ve Archosaurular
çeşitlendi. Dinozorlar henüz çok çeşitli değildi. Devrin sonuna doğru ilk
memeliler ve timsahlar görüldü.



JURA



(203 – 144 milyon yıl)



Dev sürüngenler devri



Pangaea kıtasının parçalanmaya başlaması.

Ekvatoral ve nemli olan iklim devir boyunca gittikçe yumuşaması

Dinozorlar karasal ekosistemlerin baskın omurgalı grubu olması

Denizlerde sürüngenler devri başlaması

Sürüngenler uçmaya başlaması

Belemnitler denizlerde yaygınlaşıp çeşitlenmesi

Bitkiler dünyasında “Sikatlar” yükselmesi

Kuşlar ilk defa görülmesi



Jura devri sırasında dinozorlar hızla evrimleşerek çeşitlenip dev boyutlara
ulaştı. Jura başlarında Diplodocus ve Apatosaurus gibi dev sauropod dinozorlar
çeşitlendi. Allosaurus ve Campsognathus gibi etçil Theropodlar sayıca bollaştı.
Bilinen en büyük uçan omurgalı olan Pterosaurlar gökyüzünde egemen oldu;
denizlerde yaşayan İhtiyozorlar, Plesiyozorlar ve dev boyutlu deniz timsahları
yaygınlaştı.



Havada uçan dinozorlar zamanın sonuna doğru krallıklarını ilan etti. Böylece
kuş benzeri dinozorlar yaygınlaşırken, Archeopteryx gibi dinozor benzeri ilkel
kuşlar ortaya çıktı. Sürüngenlerden ayrılan bir kol üzerinden evrim geçirmeye
başlayan bu ilk kuşlar hem dişli hem de tüylüydü. Bunlar iki sınıf arasında ara
geçiş formları olup evrimi kanıtlayan en önemli örneklerden biridir.



İlk gerçek memeliler bu devirde gelişmeye ve çeşitlenmeye devam etti.



Jura’nın sonlarına doğru ilk çiçekli bitkiler ortaya çıktı.



KRETASE



(144 – 65 milyon yıl)



Dinozorların yükselişi ve hazin sonu



Dinozorların altın devri

Çiçekli bitkilerin yaygınlaşıp, baskın bitki grubu aşamasına yükselmesi.



Pangaea kıtasının parçalanması devam etmesi ve Lavrasya ve Gondwana kıtaları
birbirlerinden tamamen ayrılması



Nemli tropikal iklim koşullarının devamı.



Kretase, pek çok yeni grubun görüldüğü ya da çeşitliliğini arttırdığı bir devir
olup dinozorların altın çağıdır. Bilinen dinozorların, %40’ı Kretase’nin son 15
milyon yılında evrim geçirmişlerdir. Tyrannosaurus rex ve Triceratoplar gibi
pek çok tanınmış dinozor bu devrin canlıları arasındaydı.



İhtiyozorlar ve Pterozorlar devrin sonuna doğru azaldı. Pek çoğunun soyu K/T
(Kretase/Tersiyer) geçişi yok oluşundan önce tükendi. Sıcak kanlı kuşlar, hızla
yüzebilen kemikli balıklar ve çiçekli bitkiler Kretase de başarılı gruplar
arasındadır. Bu devirde sucul sürüngenlerin dev biçimleri olan Mosazorlar
dikkat çekicidir.



İlk defa Kretase’de evrimleşen çiçekli bitkiler hızla yayılarak açık
tohumluların yerlerini aldı. Çınar, kavak, söğüt, kestane, meşe ve defne gibi
kapalı tohumlu çiçekli bitkiler evrimleşerk tüm karaları kapladı.



Keseli ve plasentalı (yavru gelişimini anne karnında tamamlar) memeli grupları
Kretase sırasında evrim geçirmeye başladılar; fakat yaygınlaşmak için devrin
sonunda gerçekleşecek büyük yok oluşu beklemek zorunda kaldılar.



Denizlerde sürüngenlerin ve balıkların egemenliğinin yanı sıra omurgasızlardan
ammonitler ve rudistler evrimleşerek çeşitlenen önemli gruplardı.



Devrin sonunda bir meteor çarpması sonucu gerçekleştiği düşünülen büyük yok
oluş, hem dinozorları ve hem de pek çok yaygın canlı grubunu ortadan kaldırdı.



İKİNCİ KİTLESEL BİYOLOJİK YOKOLUŞ



Yaklaşık 65 milyon yıl önce yerküre, korkunç bir meteor yağmuruna hedef oldu.
Oluşan yoğun gaz ve toz bulutu güneşin yararlı etkilerini uzun süre kesti. Bu
durum, iklimde büyük çapta değişikliklere yol açtı ve besin zinciri bozuldu. Bu
büyük trajedi ile başta dinozorlar olmak üzere karalarda ve denizlerde
canlıların bir çoğu yok oldu. Geriye kalan gruplar arasında en şanslıları
memelilerdi. Bu büyük felaket memelilerin 3. zamanda gelişmesi ve evrimleşmesi
için evrimsel olarak boş alanlar yarattı. Artık zafer memelilerindi.



SENOZOYİK (3. Zaman)



PALEOSEN



(65- 53 milyon yıl)



Memelilerin Zaferi



İkinci toplu yok oluşun ardından yeryüzünde her şey yeniden başladı. Yaşam
tümüyle normal hale gelinceye kadar yaklaşık 10 milyon yıl geçmişti. Büyük
felaketten keseli ve plasentalı memelilerin ilkel tipleri az bir kayıpla
kurtulmuştu. Bunlar, dallanan evrim kollarıyla çeşitlenerek karaları işgal etmeye
ve dinozorlardan boşalan evrimsel alanları hızla doldurmaya başladı. Bu devrede
kıtaların birbirinden ayrı takımadalar biçimindeki konumu, memelilerin
birbirinden etkilenmeden farklı evrimsel çizgilerde çeşitlenmelerine neden
olmuştur. Günümüzün canlıları ile soyları tükenmiş pek çok grup; eteneli;
keseli, tek delikli ve kuşlar bu devirde evrim geçirmeye başladı.



Denizlerde yeni tip omurgasızlar yaşama katıldı.



Sürüngenler ve kuşlar yeni gruplarla evrim yolculuklarına devam ettiler.



Paleosen süresince Dünya ölçeğinde deniz seviyesi düşük olup Kuzey Amerika,
Afrika ve Avusturalya’nın iç bölgelerinde kuraklık yaşanmıştır.



EOSEN



(53 – 33.7 milyon yıl)



Memelilerin yükselişi ve günümüz yaşamının doğuşu



Bu devirde iklim genel olarak sıcak ve ılıman, mevsimler belirsiz, yağışlar
oldukça bol ve deniz seviyesi yüksekti. Artık karalarda tümüyle memeliler
egemendi. Etçiller, otçullar, keseli memeliler ile primatların (insan ve
maymunların ataları ile birlikte ortak grubu) dahil olduğu plasentalı memeliler
yaşamda yerlerini aldılar.



At, tapir, gergedan, fil, domuz, deve ve primatların dahil olduğu çağımızın
memeli takımlarının çoğu ilk defa Erken Eosen’de 10 kg dan daha az hayvanlar
olarak ortaya çıkmışlardı. Günümüzdeki biçimlere benzer olmasa da ilk yarasalar
böcekçillerden farklanarak evrimleşti.



Bu devrede, kuzey Amerika ile Asya arasındaki Bering boğazı iklimsel
değişiklikler nedeniyle bir çok hayvan grubu için kara köprüsü oldu. Böylece,
çağımız toynaklılarının (atların) ataları Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’ya
yayıldı. Başlangıçta küçük boyutlu olan memelilerin bazıları devrenin sonuna
doğru boyutlarını hızla artırarak dev boyutlara ulaştı.



Balina ve deniz inekleri gibi deniz memelileri ilk defa bu devrede evrim
geçirmeye başladı. Balinalar Eosen devri içinde (Zeuglodan 20-25 m) büyük
boyutlara ulaştı. Kazlar, ördekler, balıkçılar, baykuşlar ve şahinler ve
benzeri ilk çağdaş kuşlar da ilk defa Eosen de görüldü.



Omurgasızlardan nummulitler ve yumuşakçalar (molluska) tropikal denizlerde
gelişip çeşitlendiler.



OLİGOSEN



(33.7-23.8 milyon yıl)



İlk hortumlu memeliler



Oligosen’de iklimde belirgin bir soğuma gerçekleşti. Pek çok hayvan grubunun
yaşadığı alanlar bu sıcaklık azalmasından etkilendi. Yaygın görüşe göre
Himalaya dağ kuşağının yükselmeye başlaması iklimsel soğumaya neden olmuş ya da
hızlandırdı. Soğumayla birlikte Antartika üzerinde buzullar oluşmaya
başlıyarak, deniz seviyesinde düşüş görüldü ve bunun sonucunda da denizlerdeki
plankton sayısı ve çeşitliliğinde düştü ve kıtalar kuraklaştı. Tropik ormanlar
ekvator kuşağına çekilirken, yerlerini yaprağını döken ılıman iklim ormanlarına
bırakmışlardı. Bu devrede çiçekli bitkilerin çağdaş biçimlerinin çoğu
evrimleşip, yaygınlaşmıştı. Bunlar arasında en dikkat çekici olanı
“ot”lardı. Asya’nın kurak iç bölgelerinden başlayarak yayılan
otlarla, ilk otlak alanlar oluştu.



Gelişmiş sindirim sistemine sahip ilk çift toynaklılar Oligosen’de evrim
geçirdiler. Yeni sindirim sistemleri onlara lifli ve sindirimi zor otlarla
beslenmede büyük avantaj sağladı.



Oligosen’nin en iri hayvanları tek toynaklılardı. Bu devrede yaşayan Orta
Asyanın dev boynuzsuz gergedanı Paraceratherium (Baluchitherium) yaşamış en
büyük karasal memeli bir hayvandı ve yüksekliği omuz hizasında 6 m, uzunluğu 8
m ve ağırlığı da 10 ton kadardı.



Afrika’da fillerin ataları ve gergedan benzeri hayvanlar boyutlarını
geliştirmişlerdi. Kendine özgü keseli memeli faunasıyla Avusturalya’da memeli
çeşitliliği arttı.Yırtıcı memeliler, atlar, gergedanlar, domuzlar, geyikler
Oligosen’de çeşitlendi.



MİYOSEN



(23.8-5.3 milyon yıl)



Atların göçü ve egemenliği



Miyosen göreceli olarak ılıman bir devredir. Devre boyunca kuraklık ve devre
sonlarında ise soğuma gerçekleşti.



Miyosen’in en önemli biyolojik değişimi; ormanların azalmasıyla çöl, otlak
alanlar ve tundra gibi açık yaşam sistemlerinin kurulmasıydı. Bu durum ılıman
iklim kuşağında yeni bir çeşitlenmeye ve hayvansal yaşamda pek çok morfolojik
farklılaşmaya neden olmuştu. Özellikle kuşlar ve memelilerde yeni türlerin
ortaya çıkmasına olanak sağlamış ve memeli çeşitliliğini zirveye ulaştırmıştı.
Böylelikle geyikler, rakunlar, gelincikler, zürafalar ve sırtlanlar soylarından
farklı türler geliştirmişlerdi.



Kıtalar arasındaki su engellerinin zaman zaman kalkmasıyla; Avrupa-Asya-Afrika,
Asya-Kuzey Amerika arasında hayvansal göçler yaşandı. Denizlerde balinalar ve
deniz inekleri evrim geçirmeye devam ettiler; hem tek hem de çift toynaklı
hayvanlar hızlı bir farklanma evresi yaşamışlardı. Bu devrede üç parmaklı
atlar, develer, değişik özellikte gergedanlar, dört savunma dişli filler
(Gomphotheridae) ve insansılar (Anthropoidler) yaygınlaşmışlardı. Orta Asya’dan
Anadolu’ya, kuzey Afrika’ya ve Avrupa’ya doğru günümüz atına çok benzeyen
Hipparion’lar göç etti.



PLİYOSEN



(5.3-1.8 milyon yıl )



Hominidlerin (İnsan soyunun) evrimi



Pliyosen boyunca küresel soğuma eğilimi devam etmiş ve kutup buzulları
alanlarını genişletmiştir. Yerküre Pliyosen’in sonuna doğru buzul çağlarına
girmiş; yarı tropikal bölgeler Ekvatora doğru geriledi. Buzul alanlarının
artması deniz seviyesinin düşmesine ve bunun sonucunda da Kuzey-Güney Amerika
ile Amerika-Asya arasında karasal bağların kurulmasına neden oldu.



Pliyosen faunası Miyosen’den çok farklı değildi. Günümüz memelilerinin tüm
takım ve aileleri evrimlerine devam ettiler. At, gergedan, fil, tapir ve
develerin soyları azalırken, kemirgenler, özellikle yer sincapların sayıları
arttı. Tek toynaklı atlar ilk defa bu devirde evrimleşti. Kılıç dişli
kaplanlar, köpekler, gelincikler Miyosen’in önde gelen yırtıcı hayvanları
olmuştu. Hominidlerin (insanların) evrimi bu devrenin en önemli olayları
arasındadır. Afrika’da savanların ve açık alanların yaygınlaşması Hominidlerin
bu alanlara hızla yayılmasına neden oldu.



PLEYİSTOSEN



(1.8 – 0.01 milyon yıl)

Buzul çağları



Pleyistosen insan türlerinin evrim geçirdiği bir devredir. İnsan alet yapmaya
ve ateşi kullanmaya bu devrede başladı.



Pleyistosen’de buzul çağlar ile bunları bölen ılıman hatta tropik dönemler de
yaşandı. Buzul dönemlerde buzullar ılıman kuşağa doğru ilerleyerek zaman zaman
karaların yüzde otuzunu kapladı; buna bağlı olarak deniz seviyeleri düştü ve
kıtalar arasında karasal bağlantılar oluştu. Bu durum hayvan ve insan
türlerinin göçlerine olanak sağladı.



Pleyistosen’deki yaşam günümüze çok benzemekteydi. Bugün yaşayan pek çok
kozalaklı, çiçekli bitki, böcek, yumuşakça kuş ve memeli cinsi-türü bu devrede
de yaşamıştı. Ancak bu hayvanların yeryüzündeki yaşam alanları, günümüzden
oldukça farklıydı. Fillerin ve su aygırlarının Pleyistosen temsilcileri
Londra’nın bulunduğu enleme kadar yayılmışlardı. Ayrıca Asya, Avrupa ve Kuzey
Amerika’da; kılıç dişli kaplanlar, mamutlar, kürklü gergedanlar, geniş boynuzlu
bizonlar, mastodonlar, kurtlar ve develer yaşamaktaydı.



Pleyistosen sonunda buzul çağları sona ermiş; iklim ılımanlaşmış ve denizler hemen
hemen günümüzün seviyesine ulaşmıştır.



Pleyistosen sonunda gerçekleşen yok oluşla birçok hayvan türünün soyu
tükenmiştir. Bazı bilim adamlarınca bunun nedeni olarak avcılık yapan insanlar
gösterilmektedir. Ayrıca insanların taşıdığı bir virüsün de tüm bu türleri yok
etmiş olabileceği düşünülmektedir.



HOLOSEN



(0.01 milyon yıl – Günümüz )



Dünyamız nereye koşuyor?



Gerçek bir jeolojik devre değildir.

Pleyistosen’de yaşanan son buzul çağının sona ermesiyle başlayan devre yaklaşık
10 bin yıl öncesinden başlayan ve günümüze ulaşan bir zaman dilimini ifade
etmektedir.



Buzul çağları arasında daha sıcak bir buzul arası dönemi ifade eden Holosen,
insanlığın tüm kayıtlı tarihini ve uygarlığını içerir. Bu devrede insanlar
yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçerek pek çok uygarlık kurmuşlar ve doğayı
ciddi olarak etkileyip değiştirmişlerdir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet