Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


PROF. DR. HİLMİ
DEMİR : SUUDİ ARABİSTAN’IN DİNİ JEOPOLİTİĞİ


KAYNAK : http://turpav.org/milli-politikalar-enstitusu/dis-politika/suudi-arabistan-in-dini-jeopolitigi.html


Din ve dinî yapıların uluslararası ilişkilerinin
önemli bir enstrümanı olmaya başlamasıyla birlikte
“dinî jeopolitik” kavramı gündemimize girmeye
başladı. Brooking Enstitüsü bu konuda “Geopolitics of Religious Soft
Power” başlığında bir de proje başlattı. Projede Suudi Arabistan, İran,
Türkiye, Katar ve Fas da dâhil olmak üzere birçok ülke tarafından desteklenen
dinî yayılma faaliyetlerinin küresel etkisi araştırılıyor.


Bir zamanlar din, siyaset ve kamusal alanla büyük
ölçüde alakasız olarak düşünülse de, bu varsayım gittikçe artan bir şekilde
sorgulanmaya başlandı. Dinin siyaset ve kamusal alana ilişkin yeri hakkındaki
sorular, 21. Yüzyılın başlarında, özellikle de uluslararası ilişkiler disiplini
içinde sayısız araştırmaya konu oluyor. Dinin uluslararası alanda kalıcı
etkisine rağmen, Türkiye’de din konusundaki tartışmalar, hâlen “laik bir ön
yargı” tarafından etkilenmektedir. Bununla birlikte, bu laik yanlılığın
egemenliği gittikçe zorlanıyor ve bilim adamları, din ve siyaset arasındaki
ilişkileri kavramsallaştırmak için alternatif yollar aramaya başlıyor.
Türkiye’de henüz sosyal bilimler ve uluslararası ilişkiler bu “laik ön yargı”yı
kıramamış olsa da, dinin iç ve küresel politikadaki rolü giderek daha belirgin
hâle geliyor. Dinî jeopolitik kavramı da bu ilginin bir sonucu olarak önem
kazanacağa benziyor.


“Dinî jeopolitik” kavramını ilk defa
2015 yılında kullanmış ve 2016 yılında da şu şekilde kavramsallaştırmıştım:
“Bir devletin bölgesinde ya da küresel ölçekteki dinî yapıları,
ideolojileri, oluşturdukları ağları ve grupları analiz ederek, onlar üzerinde
çalışarak çatışmaları çözme, tehditleri önleme veya bunlar aracılığıyla
kültürel, siyasal ve ekonomik iş birliği geliştirerek konjonktür oluşturma
tasarım ve inşasıdır.” Her ülke kendi dinî jeopolitiğini inşa ederken,
dinî yapıları kendi çıkarları için seferber eder. Dolayısıyla
dinî jeopolitiği çalışmak, bir ülkenin dinî yapılarla, örgütlerle nasıl
bir ilişkiye geçtiğini de anlamayı kolaylaştıracaktır.


Özellikle bizim gibi dinin ve
dinî örgütlenmelerin oldukça önemli olduğu bir coğrafyada
dinî jeopolitik çalışmak çok daha hayati önemde görülmelidir. Çünkü
dinî yapıları, örgütlenmeleri, onların uluslararası aktörlerle olan
etkileşimini anlamak, arka bahçenizde neler olduğu ve olacağını önceden
görmenizi sağlayacaktır.


Suudi Arabistan Vehhabi bir devlet olarak kurulmuş ise
de, dinî jeopolitiği dar mezhepçi politikalardan panislamist (Kral Faysal
dönemi) politikalara kadar geniş bir yelpazede yer bulur. En son Haziran
2017’de kraliyet kararnamesi ile Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’in yerine
atanan Muhammed bin Selman ile oldukça farklı ve yeni bir dinî jeopolitik
inşaya başlanmıştır. Bu yazımda bu yeni dinî jeopolitiğe geçişin nedenleri
ve yönelimleri üzerinde duracağım…


Suudi Arabistan kuruluşunda Vehhabiliği ya da onların
savundukları tanımıyla Selefîliği krallığın ana ideolojisi hâline getirmişti.
Prens Naif, Selefîlik konusunda yapılan bir sempozyumda bunu şöyle ifade
etmişti: “Krallık, Selefî ideolojiyi takip edecektir.” Kurucu krallarından
Abdülaziz’in şu sözü de bunu teyit eder: “Kuşkusuz ben Selefî bir adamım.
İnancım Selefîdir. Kitab ve Sünnet’in gerektirdiği bu yolda yürüyorum…”


Dolayısıyla Muhammed bin Selman Vehhabiliği reddetse
de, Selefîlik, Krallığın her zaman ana ideolojisi olmuştur. Tarihsel süreç
içinde Suudi Arabistan’da üç tür Selefîlik oluşmuştur.


Resmî Suud Selefîliği: Bunu Suudi Arabistan
Krallığına bağlı kurumlar tarafından desteklenen Selefîlik olarak
anlayabiliriz. Temsilcilerinin çoğu resmî görevli din adamlarından oluşur.
Abdülaziz bin Abdullah bin Bâz, Muhammed bin Salih
bin el-Useymin, Salih bin el-Fevzân, Şeyh Muhammed Emân el-Câmî‏
ve Dr. Rebi’ bin Hâdî el-Medhâlî gibiler sayılabilir. Suud Selefîliğinin
en önemli özelliği yöneticiye mutlak itaat anlayışıdır. Yöneticinin açık bir
şekilde dinden çıkması ve namazı yasaklaması dışında yöneticiye isyanı asla
kabul etmezler.


Sahve (İhvan Selefîliği): Suudi Arabistan’da
toplumsal muhalefet daha çok “Suud İhvanı” da diyebileceğimiz Sahve
(Uyanış) uleması tarafından temsil edilmektedir. 1970’lere kadar geri giden bu
hareket Mısır ve Suriye’den Suudi Arabistan’a gelen âlimlerce temsil
edilir. Bu âlimler daha çok üniversitede yoğunlaşmıştır ve daha ideolojik ve
siyasidirler. Muhammed Kutup, Sefer el-Havali ve Selman el-Avde gibilerin
temsil ettiği bu yapı Vehhabi ulemadan daha ideolojik ve küresel etkiye
sahiptirler. Sahve hareketi ayrıca Afganistan savaşı ve son Suriye savaşında da
aktif rol oynamıştır. Batı ve ABD’ye karşı mesafeli olan bu hareket özellikle
Mısır’da Sisi’yi destekleyen Suud rejimine ciddi eleştiri getirince pasifize
edilmeye başlanmıştır. Suriye, Katar ve Mısır’da İhvan ile ilişkilidirler.
Muhammed bin Selman reform açıklamalarından yaklaşık 3-4 ay önce de Sahve
hareketinin önde gelen isimlerini tutuklamıştır.


Radikal (Batılıların
Cihadî dedikleri) Selefîlik: Selefîliğin daha sert şekle
bürünmüş şeklidir. Cüheyman el-Uteybi’nin 20 Kasım 1979’da komutasındaki
yüzlerce kişi ile Suudi hanedanına karşı başlattığı isyan bir milat kabul
edilir. Akabinde Afganistan savaşı ve devam eden küresel cihat hareketi bu
kolun sürekli büyümesine ve genleşmesine neden olmuştur. Bin Ladin, el-Kaide ve
DEAŞ bu Radikal Selefîliğin bir devamı olarak görülür.


Suudi Arabistan uzunca bir süre kendi dışındaki İslami
hareketlere bu üç Selefî kolla sızmayı ve onları kontrol etmeyi başardı.
Bu süreçte de Batı tarafından sürekli terörü finanse etmekle suçlandı. En son
Suriye’de İran’ı durdurmak üzere giriştiği savaşı kaybetti. Özellikle dünyanın
ekonomik olarak değişimi, Çin’in güçlü bir aktör olarak ortaya çıkışı, BM 2030
vizyonu ve ABD’nin Orta Doğu’daki etkisini sınırlamaya gitmesi Suudi
Arabistan’ın petrol gelirlerine ve Selefî jeopolitiğe bağlı olarak devam
edemeyeceğini gösterdi.


Aslında Muhammed bin Selman’ın işbaşına gelmesi bu
değişimi yönetmek üzere Suudi Arabistan devletinin bir stratejisi olarak
okunabilir. 2017’de göreve geldiğinde hızlıca gündeme getirdiği reformlar
nedeniyle kısa sürede gideceği iddialarına karşı çıkmamım gerekçesi de burada
yatıyor. Çünkü Suudi Arabistan artık sadece petro dolar ve Vehhabi-Selefîlik
üzerinden anlaşılabilecek bir ülke değil. Gelecek tasarımı bu kapasiteden
oldukça farklılaşmaya başladı. Benim iddiam Suudi Arabistan’ın
dinî jeopolitik değişimi ile eko-politiği arasında çok yakın bir ilişki olduğu
yönündedir.


Nitekim Ekim 2017’de başkent Riyad’da göz kamaştırıcı
bir açılışta Muhammed bin Selman NEOM adlı Dubai’nin karşılaştırılabilir turizm
tesislerini içerecek ve Mısır, Ürdün ve İsrail ile ekonomik iş birliğini
gerçekleştirmek üzere yeni bir proje başlattı.


Başlatılan “Vizyon 2030” ve NEOM projesi güçlü
finansal kaynaklar ve katma değerli üretim ile ataerkil olmaktan ziyade
girişimci olacak yeni bir ekonomik planı gerekmektedir. Doğrudan yabancı
yatırımı çekmeyi amaçlayan liberal bir ekonomi öngörmektedir. Vizyon 2030’a
göre, çalışma piyasasında daha yüksek katılım oranları, daha fazla beceri ve
daha fazla esneklik gerektiriyor. Bu kesinlikle eğitimde büyük değişiklikler
gerektirecek, ancak aynı zamanda mevcut siyasi ve sosyal düzenlemeleri altüst
etmesi muhtemel sosyal hizmetlere yapılan kesintiler gibi daha derin kültürel
değişimleri de içerecektir.


İşte Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’ı bu
değişime hazırlamak için Selefîliğin içindeki aşırılıkları budayarak onu daha
ılımlı bir şekle sokmaya çalışmaktadır. Suudi Arabistan mevcut yasal ve sosyal
yapısı ile modern bir ekonomi kurmaz. Dijital bir ekonomi, yeniliklere açık ve
eğitimli, aynı zamanda esnek bir iş gücünün yanı sıra Suudi Arabistan’ın şu an
sahip olduğundan çok daha farklı bir finansal sistemi kurmasını sorunlu
kılıyor. Vizyon 2030’un hedeflerine rağmen, bu değişiklikler Selefîlik merkezli
yasal ve sosyal sistem içinde kolayca yerine getirilemez. Kadınların araba
kullanımına yönelik atılan adımlar aslında kadınları iş hayatına katma
çabasının ilk adımları olarak okunmalıdır. Vizyon 2030’un ve NEOM projesinin
hayata geçirilmesi Suudi Arabistan’ı yalnızca ekonomik olarak değil sosyal
olarak da kökten değiştirecektir. Bunun için ihtiyaç duyduğu şey, aşırılıkları
budanmış ılımlı bir Selefîliktir.


Bunun için de uzunca süre finanse ettiği aşırılığı,
Katar’ın ve Türkiye’nin üzerine yıkmaya yönelik bir diplomasi başlatmış
gibidir. Ayrıca Kaşıkçı’nın vahşice öldürülmesi, Muhammed bin Selman’ın
Avrupa’daki imajına ciddi zarar verdi. Ama yine de bu projelerin bölgede
İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan’ın elini güçlendirecek ve bölgeyi değiştirecek
küresel etkisi Muhammed bin Selman’ın bu katliamını örtmüş gözüküyor.


Son yıllarda, Suudi Arabistan, hem Çin ve Rusya ile
hem ABD ile ilişkilerini güçlendiriyor ve çevresinde ki ülkelerle küresel
sisteme eklemlenen yeni bir ekonomik piyasa oluşturmaya çalışıyor.


Anlaşılan o ki, Suudi Arabistan Orta Doğu’yu
değiştirecek büyük bir plan uyguluyor ve dinî jeopolitiği de buna göre
şekilleniyor.


Bu süreçte Türkiye sıkıştığı dar alanda bu büyük
değişime ne kadar hazırlıklı onu zaman gösterecek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış