Değişen
Japonya’nın Güvenliğine Bir Bakış


Ömer Çay*


Yaklaşık
yarım asırlık pro-Amerikan Liberal Demokrat Parti iktidarının ardından Japonya,
bu yıl Japon Demokrat Partisi’nin iktidara gelmesi ile Asyalı kimliğini ve
Asya’daki geçmişini yeniden keşfetme çabası içine girme yönünde ipuçları
veriyor. Bu büyük değişiklik hiç şüphesiz ülkenin savunma-güvenlik
politikalarına da yansıyacaktır. Japonya’nın ABD koruması altında geçirdiği 50
yıldan daha fazla süre boyunca Japon siyasetinde (bir bakıma dikte ettirilen)
Japon-Amerikan ortak savunma ve güvenlik politikaları çerçevesinde görülen
politikalar, yeni Japon hükümeti tarafından daha sorgulanabilir hale
gelecektir.


Japonya
topraklarında özellikle Okinawa’daki Amerikan askeri varlığının amacı,
Japonya’nın güvenliğinin ve bölgedeki genel stabilizasyonun sağlanmasıdır. Ne
var ki, ABD askeri varlığına karşı ciddi bir lokal direnç bulunamkatadır ve
Amerikan askeri üs bölgeleri, Japonya’daki anti-Amerikan duygulara kaynaklık
etmektedir. ABD’nin Japonya’daki askeri mevcudiyeti, Japonya’nın
adalar/kayalıklar problemi yaşadığı ve bölgede kendisine siyasi rakip olarak
gördüğü Çin’e karşı önemli bir denge unsuru sağlamaktadır. Ayrıca nükleer silah
sahibi Kuzey Kore’nin varlığı da, özellikle balistik füze savunma sistemleri ve
AEGIS hava savunma destroyerleri konusunda Japonya’yı ABD ile iş birliği
yapmaya zorlamaktadır.


Japonya
güçlü sanayisi hasebiyle büyük miktarda enerji ve hammadde ihtiyacı
duymaktadır. Enerjisinin %65’ini Ortadoğu’dan sağlamakta; çoğu hammadde olmak
üzere 700 milyon ton materyal ithal etmekte ve 70 milyon ton materyal ihraç
etmektedir. Bu alışverişin neredeyse tamamı deniz yoluyla gerçekleşmektedir. Bu
deniz yollarının kontrolü büyük ölçüde ABD kontrolü altında bulunmakta; Japonya
ise bu deniz yollarının güvenliği konusunda kendi üzerine düşeni yaparak
donanmasını sürekli güçlü tutmaya çalışmaktadır. Ancak geleneksel olarak Japon
savunma bütçesinin Japon GSMH’sinin %1’inin altında kalması, savunma
ihracatının ve ortaklıklarının çok kısıtlı olması; ayrıca Japonya’nın süregelen
askeri ihracat yasağı Japonya’nın savunma sistemleri geliştirmesinde zorluklara
yol açmaktadır. Bu da Japonya’nın tümüyle bağımsız bir askeri güç olmasını
engellemektedir.


Ekonomisi
dış ticarete bağımlı Japonya gibi ülkeler için savaş ve gerginliklere tahammül
düzeyi düşüktür. Bu yüzden Japonya eski imparatorluk günlerinin aksine oldukça
pasif bir yarım asır geçirdi. Ancak bu durum Çin’in güçlenerek ASEAN ülkeleri
üzerinde hegomonya kurmak istemesi halinde ve bilhassa da ABD’nin güç
kaybettiği bir ortamda değişebilir. Japonya ABD protektorası yerine kendi
savunma sistemlerini daha hırslı olarak üretmek isteyebilir. Hiroşima ve
Nagazaki facialarından sonra nükleer silahlara soğuk bakan Japonya, bu
ihtimallerin gerçekleşmesi durumunda nükleer silahlara karşısındaki soğuk
tavrını değiştirebilir ve nükleer silah edinme arayışına girebilir.


Öte
yandan ABD ile yoğun askeri ve politik işbirliğinin Japonya’ya Güneydoğu
Asya’daki maaliyeti hızla artmaktadır. Asyalı toplumlar Japonların Asyalı
kimliklerinden uzaklaştığını düşünmekte, bu durum ekonomik-politik nüfuzun
Çin’e geçişini kolaylaştırmaktadır. Bu yüzden Japon hükümeti, Japonya’nın
Asyalı kimliğini öne çıkararak; güç kaybeden doların yerine yen’i ön plana
çıkarma ve böylece bölgedeki etkinliğini artırma yoluna gidebilir. Bu durum
Japonya’nın ABD ile ilişkilerinde bir kopuş olarak değil, bir restorasyon
olarak değerlendirilebilir. ABD halen Japonya için iyi bir pazar ve ortaktır ve
en önemlisi de Japonya’nın güvenliği halen ABD’ye bağımlıdır.


*Ömer Çay Ekopolitik araştırmacısı olup savunma ve güvenlik
temelli çalışmalarını sürdürmektedir.


omercay84@gmail.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet