BİR JAPON BİLİM
ADAMI’nın TÜRKİYE ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİ

Ali KÜLEBİ

SAREM-Genelkurmay Stratejik Araştırma ve Etüd
Merkezi’nin 12-13 Mayıs 2005 tarihinde düzenlemiş olduğu “’Bilgi Çağı ve
Teknolojik Gelişmeler Işığında Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımları”
konulu Uluslararası Sempozyum’da “Bilgi Toplumunun Taşıdığı Risk Unsurları”
üzerine bir konuşma yapmış olan, Hitotsubashi Üniversitesi (JAPONYA) öğretim
üyelerinden Prof. Dr. Masanori NAITO ile yapılan söyleşi.



Ali Külebi : Sayın Naito yıllar evvel
bir süre ülkemizde, Ankara’da bulunmuş ve 1992 yılına kadar iki yıl A.Ü.
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde konuk öğretim görevlisi olarak çalışmalar
yapmışsınız. Türkiye’nin geçtiğimiz süre içindeki 13 yıllık gelişimini nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bu 13 yılda Türkiye daha fazla bir gelişme gösterebilir
miydi?




Dr. Naito : Türkiye’deki siyasi gelişmeleri ve dış ilişkileri bu süre içinde
uzaktan da olsa izlemeye çalıştım. Çok gelişmeler oldu. 1995’te AB ile
ilişkileriniz çok soyut ve geleceği olmayan bir konumdaydı. Türkiye AB
ilişkileri yeniydi. Toplumunuzda AB’ye taraftar olanlar vardı ama buna karşı
olan ve biraz da din nedeninden AB’ye karşı olanlar da bulunuyordu. İkiye
bölünmüş bir toplum görüntüsü veriyordunuz. Ama daha sonraki süreç içinde bu
bölünmüşlük giderek ortadan kalktı. Karşı olanların büyük kısmı, kökten dinci
kesim hariç, AB’ye yakınlaştı. Bunda AKP’nin de yaklaşımlarının ve toplumu
belli ölçüde yönlendirmesinin etkisi var diye düşünüyorum. Şu anda çok daha
demokratik ve olgun bir toplum görüntüsü veriyorsunuz 13 yıl evvele göre. Buna
karşın, yani siz dinsel açıdan Avrupa’ya karşı toleransla yaklaşırken bazı
Avrupa ülkeleri özellikle Fransa Müslüman toplum ve ülkelere daha sert ve
müsamahasız bakmaya başladı.



Ali Külebi : Sizce Türkiye AB’ye
girebilir mi? Girmeli mi? Yoksa Türkiye başka yönlerde mi geleceğini arasın?
Mesela Avrasya gibi?




Dr. Naito : Türkiye’nin bağımsız olmasını öneriyorum. Hiçbir blok içinde
geleceğini aramasın. Bir ara bazı politikacılarınız geleceğe Orta Doğu’daki
Müslüman ülkelerde bakalım diyorlardı. Sizin için Orta Doğu’daki Müslüman
ülkelerle bir birlik oluşturma olanağını ufukta göremiyorum.



Ali Külebi : Peki daha doğumuzda, bizim
de köklerimizin uzandığı Avrasya coğrafyası içinde, hatta İran, Hindistan,
Pakistan, Çin ve daha da ötede Japonya ile bir birlik olabilir mi?




Dr. Naito : Stratejik olarak olabilir. Yani Orta Asya Türk Cumhuriyetleri
kültür ve sosyal benzerlikler açısından size yakınlar. Ancak onları sizden
ayıran olgu, demokrasiyi hala gerçekleştirememiş olmalarıdır. Hala siyasi sistem
olarak eski Sovyet kalıntısı izleri taşıyorlar. Bu ülkelerin sizinle daha
anlayışlı ve beraberlik sağlayacak bir birliği ancak şimdiki iktidarların
ortadan kalkmasıyla olabilecektir. Bu durum bu yönde değişirse Japonya’ya kadar
uzanan bir alanda stratejik bir işbirliğinin esası gerçekleşebilir.

Ali Külebi : Türkiye’nin Asya’da, Çin, Hindistan,
Japonya gibi diğer bölgesel güçlerle ekonomik ve siyasal bağlamlarda bir birlik
oluşturabileceği konusunda ekleyebileceğiniz başka hususlar var mı?

Dr. Naito : Ekonomik olarak böyle bir birlik
olabilir. Olması yararlı olur. Ancak siyasi anlamda bu tür arayışlar Türkiye
için gereksizdir. Türkiye siyasi olarak tek başına çok büyük bir potansiyel
taşıyor. Çünkü çok büyük bir ülke. Büyük bir geçmişiniz var. Türkiye’nin esasen
Avrupa’nın bir kenar ülkesi veya Avrupa’nın bünyesine lütfen alacağı bir ülke
olarak gösterilmesine de karşıyım. Kültür, uygarlık, ekonomi, siyasal deneyim
açısından Türkiye çok büyük bir geçmişe sahip ve şimdi de büyük bir potansiyeli
var. Türkiye’nin şimdi böyle özellikleri varsa ve Orta Doğu’nun en demokratik ,
en gelişmiş ve laik ülkesiyse ülkeniz niye AB’nin peşine düşsün. Buna gerek
yok. Türkiye kendi başına bir güçtür. Geleceğini kendi tanzim etsin ve
geleceğine dönük kararlarda kendisinin egemen olacağı bir siyaset izlesin.
AB’ye gereksinim duymayacak bir Türkiye’nin olduğu apaçık ortada.



Ali Külebi : Peki sizce AB Türkiye’yi
kabul edecek mi?




Dr. Naito : Çok zor bir soru. Düşünülmesi hemen cevap verilmesi kolay değil.



Ali Külebi : Yani AB samimi değil mi?
Tereddütleriniz nerede? Bizimle oyun mu oynuyorlar?




Dr. Naito : Evet bence AB sizinle oyun oynuyor. Türkiye’yi kendi içinde bir
malzeme olarak kullanıyor. Örneğin Fransız Devlet Başkanı Jack Chirac
Brüksel’deki zirvede önce “Oui” (Evet) dedi, sonra “Si” (Eğer) dedi. Önce sizi
alırız dedi sonra ülkesine dönünce başka konuştu. İki yüzlü bir politika
izleniyor. Almanya’da Brüksel zirvesinde Türkiye’nin katılımını Schröder
onayladı. Ama bakınca öbür taraftan Alman siyasetinin başka bir kanadının
olumsuz olduğunu görüyoruz. Politikalar değişiyor.



Ali Külebi : Sizce Avrupa’daki yaklaşım
bir kültür ayrımcılığının çizgisinde ve hatta bunun da ötesinde katı ve temelde
Katolik öğretinin çizgisinde bir ayrımcılık işareti vermiyor mu?




Dr. Naito : Ben konuya tam olarak bu açıdan bakmıyorum.Eskiden, örneğin
Almanya’da din ayrımcılığı yoktu. Yabancı düşmanlığı vardı. Şimdi yabancı
düşmanlığını dile getirmek istemiyorlar. Konuyu din açısından öne sürüyorlar.



Ali Külebi : Bu yabancı düşmanlığının
boyutları nereye varacak? Bugün Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Türklere,
Araplara ve hatta Yahudilere karşı düşmanlıklar artıyor. Özellikle Hollanda,
Almanya ve Fransa’da bunu görüyoruz. Bu işin boyutları ileride daha da büyür
mü?




Dr. Naito : Şu anda, özellikle 11 Eylül’den sonra açıkça söylenmeyen bir
yabancı düşmanlığı kendini Müslümanları hedef alarak göstermeye başladı. Bu
artar mı? Belli değil. Buna karşı çıkan Sosyal Demokrat ve Yeşiller gibi
kesimler var. Ama seçmenlerin de ne düşündüğü önemli. Bu partiler seçmenin
eğiliminden etkilenebilirler.



Ali Külebi : Birtakım AB ülkeleri
Türkiye’nin büyüklüğünden ve AB’ye girince ikinci büyük güç olacağı korkusundan
bu eğilimleri tırmandırabilirler mi?




Dr. Naito : Olabilir. Yabancı düşmanlığı yıllar öncesinde de vardı. Belki bu
boyutlarda değildi. Ama bugün bu konunun dini motiflerle de tırmandırılması
belki de AB ülkelerinin bu çekincesinden ileri geliyor olabilir. Aslında
Türkiye laik, çağdaş ve büyük bir devlettir. Türkiye bunu niye doğru bir
şekilde değerlendirmiyor? Ama şimdi Alman ve Hollanda hükümetleri veya
diğerleri Türkiye’nin böyle gerçekleri de olduğunu tam olarak dile getirseler
Türkiye’yi böyle takdim etseler belki daha çok oy kaybedecekler. Bu nedenle
konuyu bu açıdan ele almıyorlar. Türkiye’yi Orta Doğu’nun bir Müslüman ülkesi
olarak göstermeyi tercih ediyorlar. Bu işlerine daha çok geliyor.



Ali Külebi : Sayın Naito bu arada şöyle
bir gerçeğe de işaret etmek isterim. Bugün AB’ye yeni alınan 10 ülkenin 9’unun
Gayrı Safi Milli Hasılasını üst üste koyup toplayın hepsinin GSMH’sı
Türkiye’ninkinin altında kalıyor. Ayrıca hepsinin finansman, bankacılık
sistemleri, endüstrileri bizim çok gerimizde. Türkiye bugün demir-çelik
ihracatında Avrupa’nın 3. büyük ülkesi, elektronik sanayinin belli kollarında
bir numarası, Avrupa’da Türk firmaları fabrikalar satın almaya başladılar.
Türkiye birçok açıdan çok ilerde. Eskiden bizim sanayimizin zayıf olduğunu
söyleyen ülkeler şimdi sanayimiz güçlenince başka bahaneler buldular. Bütün bu
yapılanlar haksızlık değil mi?




Dr. Naito : Yani mutlaka ciddi haksızlıklar söz konusu. Ama bakarsanız alınan
ülkeler eski Doğu Blok’u ülkeleri yani Hıristiyan ülkeler. Olaya bu açıdan
bakmak gerek. Evet doğrudur, Romanya, Polonya birer ekonomik güç değiller.
Türkiye’nin çok gerisindeler. Ancak kimliklerinde Hıristiyan yazması onları
AB’ye sokuyor.



Ali Külebi : Türkiye’de de şu anda
birçok kesimce kabul gören bir görüş de; Türkiye’nin Avrupalılarca bir üniter
devlet yapısından çıkarılmak istendiği ve hatta Türkiye’nin eski Sevr Anlaşması
sınırlarına geriletilmesi. Böyle bir gerçek sizin açınızdan da algılanıyor mu?
AB ülkeleri bunu istiyor mu?




Dr. Naito : Yani belki Türkiye’nin küçülmesini istemiyorlar ama büyümesini de
istemedikleri bir gerçek. Büyümemesi için bir takım önlemler alacaklar.
Özellikle belli alanlarda ve endüstride Türkiye’nin ciddi rakip olabileceği
endişesiyle ciddi baskılar ve sınırlandırmalar getiriyorlar Türkiye’ye karşı.



Ali Külebi : Son sıralarda Ermeni ve
Kürtlerin bağırışları, Türkiye’ye karşı AB’yi arkalarına alarak çıkış
yapmaları, himaye görmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?




Dr. Naito : Evet böyle bir eğilim ortada ciddi olarak var. Hatta size bir örnek
verebilirim. Geçen ay Japonya’da birkaç Kürt ailesi Japon Adalet Bakanlığı’na
sığınmacı olarak kabul için başvurdu. Bizim mahkemelerimiz bunu reddetti.
Onları Türkiye’ye geri gönderdi. Çünkü bu aileler 1990 yılında Japonya’ya
gelmişler, 6 yıl çalışmışlar ve sonra sığınmacı olarak başvurmuşlar. Japon
hükümeti bunları geri gönderince bazı Avrupalı insan hakları örgütleri Japon
hükümetini eleştirdi. Ancak Japon hükümetinin elinde bunların Türkiye’de
sıkıntı görmediklerine dair birçok kanıt vardı. Bu kişiler bu süre zarfında
defalarca Türkiye’ye gidip gelmişler. Bir sıkıntıları olsa dışarı bırakılmazlardı.
Yapılan tespitler ekonomik nedenlerden dolayı Japonya’da kalmak istemeleri ve
konuya böyle işlerine gelen siyasi bir boyut vermeleri doğrultusunda olmuş.
Burada bir istismar var. Ama bilgisiz gazeteciler bunu yazınca kamuoyu ve bazı
örgütler de buna inanıyor. Bu istismar Avrupa ülkelerinde Türkiye’ye karşı çok
uygulanıyor ve bize bile elleri kolları uzandı. Bu bağlamda, AB ülkeleri de
işlerine gelince bu ve benzeri istismara dönük yanıltıcı olayları
kullanıyorlar.



Ali Külebi : Sayın Dr. Naito değerli
görüşleriniz için size çok teşekkür ediyoruz efendim.










ÖZEL BÜRO

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet