• DERİN DEVLET DOSYASI /// Adelina Sfishta : “Derin Devlet”, “Deep State” gerçekte kim ???
  • Yayın Tarihi : 6 Ağustos 2019 Salı
  • Kategori : İSTİHBARAT SERVİSLERİ (ASKERİ - SİVİL) & DERİN DEVLET & İSTİHBARAT KONULARI & MİT - MEH & MAH VE TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Adelina Sfishta : “Derin Devlet”, “Deep State” gerçekte kim ???

KAYNAK : https://www.ocakmedya.com/derin-devlet-deep-state-gercekte-kim/

“Derin Devlet” sözü bir çok ülkede, üzerinde en çok spekülasyon yapılan kavram, sanırım. 

5-6 yıl öncesine kadar, birisinin şüpheli hareketleri, ulaşabildiği yerlerin-çözebildiği işlerin profilinin yüksekliği, “hayrola derin devlet mi?” sorusu ile karşılaşmasına neden olurdu.

Şimdilerde filmleri bile yapılır oldu.

Kosova’da bu meseleye işaret eden enteresan bir olayla karşılaşmıştım. Bu olay, gazeteci olarak bana, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı konusunda ciddi bir ders oldu. Standart parametrelerle ve standart dışı parametrelerle bakmak, “double check” adet oldu bende.

Kosova’nın bağımsızlığını kazanması ve bağımsız devlet olarak inşası sürecinde; “Arnavut milliyetçiliği” tek parametre olarak belirlenmiş, Arnavut tarihi, kültürü, gelenekleri, İslam’a bakışı, Osmanlı tarihine bakışı, Türkiye’ye bakışı, bu süreçte yeniden tanımlanmıştı. Arnavut’un dini “Arnavut olmaktır” denecek ölçüde, tek parametre “nasyonalite” idi. Bağımsızlığa giden yol ve yeni devletin inşasındaki bütün kurumsal yapılar, bu temel ölçüye göre yetiştirilmiş insana ve bu çerçevede oluşturulmuş ideolojilere-fikirlere dayandırılıyordu.

Yugoslavya devletinden, uluslararası bir “uzlaşı projesi” olarak kurulduğundan beri, “Vatikan” rahatsızdı aslında. İki nedeni vardı bunun: Birincisi “dinsiz devlet” kavramına karşıydı Vatikan; ikincisi ise, “Katolikler” Balkanlardaki “hinterlandını” kaybetmekten rahatsızdı.

Vatikan bu durumu ters yüz etmek için, yıllarca, sabırla çalıştı. Yugoslavya devleti varlığını sürdürürken, Arnavutlar için; alternatif eğitim kurumları kurulması, yeni kitapların hazırlanması, dağ-mağara ve bodrum okullarında illegal eğitim kurumlarının oluşturulması ve bu fikre uygun yeni nesillerin yetiştirilmesi, işte bu çalışmalar sonucu gerçekleştirildi. 

Dini saf dışı bırakan Arnavut milliyetçiliği, Arnavutların yeni tarihi, Arnavutların İslam’a yeni bakışı, Arnavutların bütün kültür normları bu plan çerçevesinde değiştirildi. Geleceğin Kosova güç merkezleri bu çerçevede şekillendirildi. “Arnavut’un derisini kazısan altından haç çıkar” güzellemesi de, bir yandan bütün dimağlara nakşediliyordu.

Reklam

Bu sürecin yıldızı, şüphesiz Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) idi. Kosova Katolik icmasının iddiasına göre, Vatikan UÇK’yı da savaşa hazırlamıştı.

Siyasetin ve sivil toplumun güçlü aktörleri de “Arnavut milliyetçiliği” etrafında şekillendiriliyordu. Bu konuda en ileri siyasi hareket “Kendin Karar Ver-Vetevendosje Hareketi” ve onun genç lideri Albin Kurti idi. Albin Kurti, Kosova ölçeğinde bir “Arnavut milliyetçiliği” ile yetinmiyor; aynı zamanda Arnavutluk’la birleşmeyi, Makedonya Arnavutları ile güçlü beraberliği düşünen bir fikri de öngörüyordu. Geleceğin başbakanı gözüyle bakılan Albin Kurti, Vatikan’ın bütün kurgularına uyuyor gözüküyordu. Arnavut milliyetçiliğinin “kalesi” oydu. Senaryo belli, “esas oğlan” belliydi. Görüntü buydu.

Son seçimde beklenen oldu ve Albin Kuti’nin Vetevendosje hareketi birinci oldu. Başbakan olması bekleniyor, en azından koalisyonun büyük ortağı olmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Seçim sürecinde Albin Kurti kendisinden pek umulmayan birkaç cümle sarf etmişti, “İslam bir tehdit değildir, ekstremistlerle ve İslamofobi ile mücadele edeceğim, başörtülüler devlette çalışabilir.” Bu cümleler, sıradan bir cümle gibi geldi bir çoğuna, ancak bu cümlelere çok dikkatle bakanlar da vardı. Vatikan’ın senaryosunu bozan bu cümleler, bir yere not edilmiş olmalıydı. Parti karıştı. Albin Kurti’nin partisindeki 31 vekilden 11’i istifa ettirildi, başkent Priştine’nin belediye başkanı Albin Kurti’den ayrıldı. Albin’in halktan aldığı oylar, masabaşı oyunuyla “hiç” mertebesine indirilmişti. Sonra Kosova savaşının bütün “UÇK” komutanlarının partileri bir araya getirilerek yeni hükümet komutanlara kurduruldu.

Bu olay beni çok düşündürdü. Albin kimin ayağına basmış, hangi yanlışı yapmıştı? Kosova’da esas güç kimdi, Kosova’nın rolü ne olarak belirlenmişti? Albin bilmeden hangi oyunu bozmaya kalkmıştı? Kosova derin devleti mi devredeydi? Albin’in partisini parça parça eden, “UÇK” komutanlarının partilerini bir araya getirip hükümeti kurdurtan ve asla yıktırtmayan kimdi? Kosova derin devletini Vatikan mı kurgulamıştı? Kosova’nın kırmızı çizgisi “İslamiyet” olarak mı belirlenmişti? Kosova’nın yüzü Vatikan’a mı dönük olmalıydı?

Kafam karma karışık olmuş, cevabını bulamadığım sorular beynimde fırtınalar yaratmıştı.

Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de mesele daha da kompleks gözüküyor.

Derin devlet kavramı Türkiye’de de çok etkili biliyorum. Kavramın oradaki izlerine de bakmaya çalıştım. Yalnız 3-4 yıldır, derin devlet kavramını pek kimsenin kullanmadığının da farkındayım. Bu derin devletin etkisizleştirildiği, ya da Türkiye’de defteri kapattığı anlamı mı taşır? Sanmam.

Önce, Türkiye’de bu konuyla ilgili önemli figürlerin “derin devlet” tanımlarına bakalım.

Reklam

Süleyman Demirel’in derin devlet tanımı, yıl 2005: “Derin devlet devletin kendisidir. Askerdir derin devlet. Cumhuriyet’i kuran askerler, kurulu nizamın yıkılmasından daima korku duyar”. “Devleti yıkılma sınırına getirmediğiniz sürece, derin devlet hareket halinde değildir”. 

Demirel’in tanımına bakarsak; cumhuriyeti kuranların, ki onlar askerler, belirlediği bir devlet yapısı var ve ordu bunun koruyucusu ve kollayıcısı. “Görünene” itibar etseniz, Demirel’in “derin devlet askerdir” tanımı doğru. TC Devletini, CHP’yi kuran onlar. 1960-1971-1980-1997 darbelerini yapan, siyasete çeki düzen veren onlar. Askerler “dediğini yaptırabilecek” en önemli silahlı güç, bu doğru ve bundan ötesi bir anlam yüklemek, aşırı zorlama.

Demirel’in tanımlamasını güçlendiren, 2000-2003 yıllarında (AKP’ye darbe yapma çalışmalarının yapıldığı yıllar), Türkiye’de görev yapan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson’un 2003 tarihli kriptosu. “Şahin generaller, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e her an muhtıra verebilir ve istifasını isteyebilirler”. “Şahin generaller: Şener Eruygur, Çetin Doğan, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Tuncer Kılınç” diyordu. Tanıdınız mı bu isimleri?

Kimdi bu ekip? “Muhafazakar-dindar bir partiyi iktidarda görmekten tüyleri diken diken olanlar”, Erbakan’ı iktidardan uçurdukları gibi, AK P’yi de “uçurmayı” planlayanlar. Sonra?

Bülent Ecevit ise, 2005’de; “Türkiye’de bir derin devlet olayı var. Derin devlet kontrgerilladır. Ama herkesin derin devleti farklıdır”, “1974 yılında Genelkurmay Başkanı örtülüden para istedi, yüklü bir miktar. Ne için diye sordum. Özel Harp Dairesi için dedi. Daha önce bu dairenin parası Amerikalılar tarafından verilirmiş” diyor ve derin devleti “kontrgerilla” olarak açıklıyordu.

Tayyip Erdoğan 2007’de: “Derin devletin varlığına katılmıyorum diye bir şey yok. Katılmıyorum olur mu, neden (derin devlet) olmasın. Türkiye Cumhuriyeti döneminde başlamış bir şey de değil. Ta Osmanlı’dan. Bu gelenekten gelen bir şey zaten. Ama bunu minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak gerek” diyerek, derin devleti “İttihat Terakki’ye ve Teşkilât-ı Mahsusa’ya”, yani Osmanlı’nın yıkılması şartlarını hazırladığına inandığı, siyasal oluşuma ve onun devlet inşasına kadar götürüyordu. Bu “dindarların” genel kanısıydı.

Necmettin Erbakan; “Ergenekon davası, TSK’da ABD karşıtlarının tasfiyesidir” diyerek, derin devlet kavramına, Erdoğan’dan çok farklı bir anlam yüklüyordu. Neden?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Kemal Kayacan; “Bizden yukarıda öyle bir örgüt var ki, her şeyi o tezgâhlıyor, biz uyguluyoruz” diyordu.  Kayacan bir üst akıla işaret ediyordu.

CHP genel başkan yardımcısı Özgür Özel; “Türkiye’de bir başka mekanizma, bir başka dinamik var, hepsini birden yönetiyor. Bir başka mekanizma devreye giriyor ve birbirine en ağır hakaret edenleri birbirine dost, ahbap yapabiliyor, birden çok partiyi kontrol eder bir şekilde Türkiye siyaseti üzerinde (derin devletin) bir vesayet kurduğuna ben şahsen inanıyorum” diyordu.

Solcuların yorumu; “Türkiye’de bir derin devlet var ama bu Amerikan derin devletinin uzantısı”. “Dindarlar ve milliyetçiler de bu Amerikancı derin devletinin yerli işbirlikçileri”. “Komünizm ile mücadele için NATO Gladio’yu kurmuş, Türkiye’de ise 1952 yılında Kontrgerilla teşkilatlandırılmış”. Doğu Perinçek’in yol arkadaşı, emekli Tümamiral Soner Polat, “dünyada NATO Gladyosu’nu yenen, tasfiye eden ilk ve tek ülke Türkiye’dir ve bunu Erdoğan başarmıştır” diyor.

Eski istihbaratçı Mahir Kaynak da, derin devleti “ülkenin geleceğini planlayan ve bunu gerçekleştirmek için politikalar üreten bir akıl” olarak nitelemiş.

Arşivleri karıştırsak daha çok tanımlama bulabiliriz, öyle gözüküyor. Derin devlet konusunda yapılan tanımlar, herkesin görebildiği parçalar ve karşılaştıkları olaylar ile sınırlı. Solun tanımı farklı, sağın tanımı farklı, dindarınki daha farklı. Tanım farklılığı derin devletin çok çeşitli enstrümanlara sahip olması ve çok cephede hareket edebilmesi ile ilgili. Ordu, siyaset, istihbarat, finans, sivil toplum, fikir hareketleri, din, terör örgütleri vb. içerisinde, derin devlet var. Derin devletin içerisinde olmadığı hiçbir yapı yok.

Zamanın ruhu, solu hareket ettirmeyi gerektiriyorsa, sol enstrümanlar hareket eder, sağın içindekiler, karşıt konumda dahi olsa, esas aktörün işini kolaylaştırıcı şekilde tavır alır. Dindar cephe hareket ettirilmek istenirse, dindar enstrümanlar hareket eder, diğerleri onun işini kolaylaştırır. Dışarıdan bakanlar sadece harekete geçen parçaları görür. Zaman gelir, terör örgütleri azdırılır, zaman gelir, milliyetçi kuvvetler harekete geçirilir. Ülkeyi istikametinde tutmak tek bir unsurun boyunu aşarsa, sol unsurlar dindarlarla, milliyetçiler dindarlarla bir araya da getirilir. Daha da yetmezse, farklı unsurların içindeki derin devletle çalışan yapılar, kendi kurumunu parçalar ve esas mücadeleyi yapan unsuru destekler.

Derin devlet, yerli de değil, milli de değildir. Kendisini kurgulayan “üst aklın mensubiyetini taşır”. Derin devlet, kendi üzerindeki “yabancı” olan “yönetici bir güç-üst akıl” tarafından yapılandırılır. Bu güç, global sistem içinde bir rol verilen ülke için kurgular derin devleti. İşte kurgulanmış derin devlet, ülkeyi “belirlenen istikamette tutmakla görevlendirilir”. Biz bu istikamette tutma oyunlarını, gerçekmiş gibi algılar ve tavırlarımızı belirleriz.

Parçalar inandırılmış fikirlerle hareket ederler. Farklı inançlar, dolaylı tutumla da olsa, aynı hedefe hizmet edebilirler. Fikirlerin etrafında kümelenenlerin, derin devletten asla haberleri olmaz. Ancak fikirlerin arasına öyle bir nüans ilave eder ki üst akıl, farklı fikir grubu fikirlerinin tam zıttı bir hedefe yönelebilecek kıvamda tutulabilir. Bu yöntemle, grup istenilen hedefe yöneltilemezse, parçalanır, etkisizleştirilir, muhalefeti sınırlandırılır.

Parçaların içinde hareket edenler, her zaman kendilerinin en doğruyu yaptığını, en vatansever olduğunu, diğerlerinin de “hainimsi” olduğunu düşünür.

Bu şablonu Türkiye için uygularsak, son yüz yılda meydana gelen olayları nasıl okuyabiliriz?

Osmanlı yıkıldı, petrol ve kritik alanlar paylaşıldı. Tablo buydu. “Etrafıyla ilgilenmeyecek, oyunu bozmayacak ve Kürt meselesini çözemeyecek” bir Türkiye, bu tabloyu tamamlayıcı olarak belirlendi. Türkiye hep bu istikamette tutuldu. Sınırı aşmak isteyenler etkisizleştirildi.

Bakmayın siz binlerce “detay” olaya. Son resim ne? Dışarıda bir milim kımıldayamamış, aksine sıkışmış bir Türkiye, içeride de Kürt meselesini çözememiş bir Türkiye. Diğer yorumlar palavra. Demek üst akıl işini görmüş, kurduğu derin devlet de güzel çalışmış. Solcu, sağcı, dindar, milliyetçi, ocu-bucu, ufak lokmalarla tatmin edilmiş. Ama atı alan Üsküdar’ı geçmiş.

Halk, aydınlar, siyasi kadrolar ve bürokrasi; geminin gittiği yön konusunda yönlendirici olamadan, sadece geminin gidip-gitmediği, geminin dökülen boyaları, bozulan makinaların tamiri, içindekilerin kılık ve kıyafetleri, gemi içinde kurulacak nizam, gemi bölmeleri arasındaki mücadeleler, gemi içindekilerle ilgili istihbarat, gemi içindekiler için ordu kurulması, gemi içinin dizaynı gibi, neticesiz bir kargaşa içinde enerji tüketmiş. Çabaların hiç biri geminin yönünü belirleyememiş. Hiçbir siyasi hareket ve siyasi lider de kuşatılmışlığı parçalayabilecek, oyunu bozacak bir hikaye yazamamış bu millete. Yazmak isteyene de derin devlet gereğini yapmış. Herkes içerisinde olduğu parçanın hikayesini yazmış, oynamış ve bununla mutlu olmuş. Elbette başarılar da bu parçanın içiyle sınırlı kalmış.

Türkiye’de gerçek derin devletin ve üst aklın varlığını belirleyebilmiş olan var mı? Şüpheliyim. Önemli insanların tanımlarını yukarıda okudunuz.

Bugün için bir işaret-şablon var mı derseniz? Size sadece “demokrasi şablonunu kullanın” diyebilirim. Demokrasi şablonu, kimin nerede durduğuna dair önemli ipuçları verir.