Serkan
Yıldız
: Ateş çemberindeki Türkiye


Onlarca asırdır “Yurt” bellediğimiz
bu topraklar, hiç bugün olmadığı kadar “düşmanla” ve “düşmanca hisler” besleyen
topluluklarla çevrilmemiştir tarihte. Ama bugün içinde bulunduğumuz durum ne
yazık ki budur. Tek tek saymaya kalkıp da laf kalabalığına gerek yoktur. İmkân
ve şerait ortadadır. Ve en çok ihtiyacımız olan şey; “fakir fukara edebiyatı olarak
sayacağım; -Birlik ve beraberlik- teorisi”
 dışında bilimsel çözümlerdir. 


Bu bilimsel çözümler içinde en çok yol
almamız gereken kısım ise, hiç şüphe yok ki; “İstihbarat Teknikleridir.” Evet,
son zamanlarda bu konuda önemli yollar kat etmiş olsak da, spesifik olarak tek
bir bölge ve düşman üzerinde durulması ciddi bir hatadır. Ve sanırım şu an yaptığımız da tam
olarak budur. 
Devletin tüm istihbarat kaynakları, Güney ve
Güney Doğu cephemize çevrilmiş durumdadır. Ancak düşmanı sadece orada görmek /
hissetmek ölümcül
bir hata
 olacaktır. Çünkü düşman sadece orada değildir.
Kuzeyimizde, Batımızda, Doğumuzda ve hatta okyanusların bile ötesindedir. 


Güney ve Güney Doğu sınırımızdaki
hengâmenin yazılacak –
çizilecek bir yeri yoktur, kalmamıştır.
 ABD tarafından
ağzımıza sürülen bir parmak bal ile “Tampon
Bölge”
 için varımızı – yoğumuzu dökerken, ABD’nin istediği
ve daha önceki
yazılarımızda
  işlediğimiz “Güvenli
Bölge”
nin her geçen gün önemini artmaktadır. Fakat gidilen yol
ile alınan yol arasında ciddi bir fark vardır. İstihbarat kanallarımızın büyük
çoğunluğunun buraya akması da şu an en doğal olanı gibi görülmektedir. 


Yine aynı cephede Suriye – PKK / PYD ve
uzantıları gibi “aleni
düşmanlar”
 da mevcuttur. Ve en sağlam yumruğu
yiyebileceğimiz yer de yine orası gibi gözükmektedir. Bireysel, örgütsel ve
teomilijik istihbarat açısından en büyük risk de oradadır. Zaten bu sebeple
değil midir tüm savunmamızı oraya kaydırmamız? Ama yazının başından beri demem
odur ki, bu bize pahalıya mal olabilir.


Zira Kuzeyimizde Rusya ile yapılmış olan
S-400 antlaşması, bize güven verse de asla güvenilip, rahatlamamalıyız. Zira bir kuzey ayısı ile dans
ediyorsanız, dansın ne zaman biteceğine ayının karar vereceğini de bilmeniz
gerekir.
 Ve biz burada “ayı” değil, dans teklif edilen partneriz. İyice
gözlemlemek, düşünmek, analiz etmek, eldeki verileri çok iyi değerlendirip,
ayı “Tamam bu kadar
dans yeter”
 demeden önce bizim çoktan hazırlıklarımızı yapmış
olmamız gerekmektedir. Bu da ancak; “Bilimsel
İstihbarat”
 ile mümkün olur. Yoksa birden kendimizi pistin
ortasında, yapayalnız ve tüm salon bize gülerken bulabiliriz.


Rusya’nın bizimle olan ilişkileri, bizimle
ilgili olan dış dünya ilişkileri, bizle alakalı Rus halkının görüşleri,
fikirleri, politikaları çok ama çok mühimdir. Merak ediyorum şimdi, en son Rus
halkının hakkımızdaki “fikirleri” ile
ilgili bir alan çalışması ne zaman yapıldı? “Dost / Düşman” ayrımı
konusunda ne zaman ciddi bir hazırlık düzenlendi Rus halkı içinde? Bilen varsa
söylesin lütfen… Yani Rusya ile “Kurtuluş Savaşı” nda başlayan dostluk, SSCB ve
“Anti – Komünizm” ile gerilen ahbaplık, sonrasındaki S-400 antlaşmaları ile
ısınan ortaklık, oraya karşı savunmamızı düşürmemiz anlamına gelmemelidir. Zira
bugün ülkemize en çok turist Rusya’dan gelmekteyken acaba gelenlerin hepsi
turist midir? Artık daha da dikkat etmeliyiz şu noktadan sonra, çünkü dediğim
gibi, dans teklifini kabul eden biziz…


Dünyanın en eski sınır antlaşmalarından
birine sahip olduğumuz İran’da da durum oldukça karmaşık bir hal almıştır.
Rusya Enerji Bakanının Opal kararı, Trump’ın İran’a olan ambargoları hafifletme
/ katılaştırma kararları, John Bolton’ın İran politikası yüzünden görevinden
alınmış olma dedikoduları ve uranyum kaynakları açısından hiç de hafife
alınacak bir komşu değildir İran. Ki zaman zaman ülkemiz ve politikalarımıza
karşı anormal sayılabilecek
çıkışları da mevcutken, mezhep farklılığı oldukça keskin çizgilerle
belirlenmişken, ne kadar boş bırakılabilir?


ABD ve NATO ile olan “Şiddetli Geçimsizlik üzerinde yürüyen
evliliğimiz”
 öyle ya da böyle İran’ı rahatsız etmektedir. Peki,
biz tüm gücümüzle Suriye sınırında istihbarat çalışmalarını yaparken, İran’ı ne
kadar ciddiye alıyoruz? İran ve onun politikaları hakkında ne kadar bilgiye
sahibiz? İran’la kırılacak – tarumar olacak bir dostluk sonrası ortaya çıkabilecek
problemlerle ilgili çözümsel çalışmalarımız var mıdır? Arazi etüdünde İran
üzerinde ne kadar hâkimiz? Sosyolojik ve epidemiyolojik çalışmalarımız ne
durumdadır? İran hemen dibimizde, perdelerini kapatmış bir komşu gibidir. Ne
bizi evine davet eder, ne de bizim evimize gelir. Oysa evine gelip gidenleri
görüyoruz, biliyoruz hatta tüm mahallede, hakkında dedikodular da almış başını
gidiyor, peki biz ne yapıyoruz? “Oradan
bize zarar gelmez ya…”
 demek ne büyük bir gafilliktir
oysa? Perdeleri
kapanmış evin içinde neler döndüğünü bilmiyoruz çünkü…


Batımızda ise “Ezeli Rakibimiz” Yunanistan,
artık eskisi gibi “maaşlarını
alamayan memurların” 
oluşturduğu bir ülke olmaktan çıktı.
Çıkalı da çok oldu. Hatta inceden tekrar bilenmeye de başladılar. Akdeniz’deki
petrol arayışlarımızdaki pervasız ve özensiz çıkışları bunu
gösteriyor. 1995 –
2005
 yılları arasında, istihbarat kaynaklarımızın en çok
yoğunlaştırıldığı bölgeyken, yaşadıkları büyük ekonomik kriz o cephemizde biraz
olsun bizi rahatlatmış olsa da, artık tekrardan dikkatlerimizi oraya da vermek
zorundayız. AB ile aralarındaki gerilimi düşürmeleri, dış politikalarındaki
gelişmeler, kaynak oluşturmaktaki yaratıcılıkları ve ordularına yaptıkları
yatırımlar bu “becerikli” komşumuzla
olan istihbarat faaliyetlerimizi tekrar gözden geçirmeye mecbur bırakmaktadır
bizi. Ege’de yine adaları oymaya, küçük büyük demeden birçok adada yedek hava
meydanları, deniz kuvvetleri için gizli limanlar yapmaya başladılar. Ve bunu
yine aylar önce bir yazımızda işlemiştik.


Yunanistan’la ilgili en son yapılan
istihbarat çalışması üzerinden kaç yıl geçti? Ne zaman raporlar düzenlendi en
son? Bunlar hep “Devlet”in bileceği işler… Ama hassas karnımız “Güney ve Güney
Doğu” derken burayı ihmal etmemek lazımdır. 


Okyanuslar ötesindeki müttefikimiz Amerika… 1980 öncesi
bu ülkede her 2000 kişiye 1 tane CIA ajanı düşerken, kanlı 12 Eylül darbesini
hazırlarken, “Yeşil
Kuşak”
 projesi ile FETÖ ve diğer tüm tarikatları
başımıza sarmallarken, harıl harıl çalışan Amerika’ya bugün güvenmek yapılabilecek
en büyük hatadır. “Biz
kendi ülkemizdeki hainleri asarız, ama başka ülkedeki hainleri besleriz” 
felsefesi
ile hareket eden bir ülke ve onun politikaları asla boş bırakılmaya gelmez.
Nitekim ülkemizin yetiştirdiği en büyük hain şuan oradadır ve biz sadece
uzaktan izlemekle meşgulüz. Neden? Ama
sözde en büyük müttefikimiz… Ne diyelim; “Peki…” Hükümet temsilcilerimiz de böyle
demiyor mu zaten? Amerika’da faal olarak kaç istihbarat uzmanımız alan
görevinde bulunmaktadır diye haddimi aşan bir soru sormak isterim bu durumda…
Cevaplayabilecek varsa buyursun… 


Tüm bu “Ateş Çemberindeki Türkiye” için sanırım
en güvenildik yer; Gürcistan ve Bulgaristan gibi
durmaktadır. Ama sakın… Sakın! Buraları da gevşetmemeliyiz. Çünkü her ikisi de
birilerinin, abilerinin ya da ağalarının “Hadi bakalım” dediğinde nara atmaya
başlayacak fedaileridir. Nitekim bunu tarihte görebiliriz. Atmışlardır. Ve yeri
geldiğinde yine atacaklardır. Ve o acı tarihten ders almıyorsak, alamıyorsak ne
yazık ki, kendi
kafamıza bir altı patlar dayamış sadece tetiği çekeceğimiz zamanı
bilmiyoruzdur.
 Eğer boşluk yaratıp, bir an o boşlukta
yakalanırsak emin olun o tetiği bizim çekmemize bile gerek kalmaz. Bulgaristan ve Gürcistan bunun için
elini kaldırıp, gönüllü olmaya hazırdır. Peki, biz bu iki yaramaz komşumuzun bu
fevri ve kendilerine çok zarar verecek çıkışları için ne tür önlemler almış
durumdayız? Uzun yıllardır ben hiç bu konuda bir çalışma işitmedim doğrusu…


Sözün kısası; istihbaratın önemi ve
kesinliği işte bu kadar mühimdir. Komşularınızın evlerinde ne yaptıklarını
bilmezseniz bir gün tüm komşularınız toplanır, kapınıza dayanıp, “Süren doldu. Artık bu ev bizim. Kendi
aramızda paylaştık. Hadi boşalt”
 diyebilir. Demiştir de. Ve o
zaman elimizde bir Mustafa
Kemal
 olmayabilir. Bir Mustafa Kemal‘e
ihtiyaç duymamak için, “Yetiş!
Kurtar bizi”
 diye feryat etmemek için çalışmalarımızı kati
suretle yaygınlaştırıp, operasyonel olarak daha aktif olmalıyız. Bilimsel, materyalist, gerçekçi ve
hayalden uzak istihbarat
 çalışmaları yapmamız lazımdır.
İlla ki devletin, bu konuyla yetkili kurumu tarafından değil, toplum olarak bu
konuda çalışmamız gerekir. Tüm
toplum, küçük – büyük demeden… 
Sadece Güney cephemizde
değil, sınırımız olan her cephede. Hatta okyanus ötelerinde… En kuzeyde ve en
güneyde… Batıda ve doğumuzda… 


İstihbarat işte bu kadar önemlidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet