Bu makalede aslında bir
istihbarat analizcisi ile sohbet ediyoruz. Ama göreceli olarak devlet
adamlarına, politika yapıcılara ve nihayet dünyada işlerin nasıl döndüğünü
anlamak isteyen sizlere de önemli şeyler anlatacağız. Devlet adamı normal
olarak durumu kontrol edemez, durum onu kontrol eder. Gücünüz ne olursa olsun
beklenmeyen ve istenmeyen şeyler olur, sonuçtan emin olamazsınız. Yaşanan büyük
başarısızlıkların nedeni, güç kullanımını bilmemektir. Bununla beraber, devlet
adamı hata yapmadığını, her şeyi bildiğini sanır. Lazım olanları zaten
istihbaratçıların ona söylediğini düşünür. Hâlbuki istihbarat, hikâyeler
yaratmak veya revize etmek üzerinedir. Örneğin
Sovyetler Birliği için yaratılan hikâye hep yayılmacı niyetleri üzerine idi.
Kimse dağılmakta olduklarını anlayamamıştı. Peki, istihbaratçının sorunu neydi?
Sovyetler Birliği’nin çöküşü bir bulmaca değil ‘sır’dı. Kimse bir cevap
bulamadı. İstihbarat analizcisi artık bulmaca çözmüyor, sırlarla uğraşıyor
hatta işleri karmaşıklıklar içinde kehanette bulunmaya kayıyor. Şimdi, daha
detaylı anlatabiliriz.

Belirsizlik ve analizci..

Çağdaş güvenlik sorunlarının üç temel özelliği;
yayılganlık, karmaşıklık ve belirsizlik (çeşitli olasılıklara açık olma) olarak
kabul edilmektedir. Belirsizlik, mevcut durumu ve geleceği anlamlandırmak
konusundaki karmaşıklığı ifade eder; tamamen yok edilemez, sadece ortam
hakkında değerlendirme yapılabilir ve sonra belki yönetilebilir. Belirsizlik ve
güvenlik çelişkisi uluslararası ilişkilerin merkezinde yer alan iki temel
olgudur. Belirsizlik, politika yapıcıların güvenliğimize zarar verecek olan
aktör ve trendlerin gelecekteki davranışları ve niyetleri hakkında emin
olamamaları durumudur.

Analizci temel olarak iki
tür analiz peşindedir; stratejik ikaz ve niyet analizi. Stratejik ikaz da
analizci ve politikacı birbirine çok uzaktır, yapılan ikazlar genellikle önlem
alınmadığı için başarısız olur. İkaz, aşk gibidir yani karşılıklı anlamaya ve
güvene ihtiyaç vardır. İkaz edenler, ikaz edilenin zor
ikna olacağını ve ima ile ikaz edilmeyeceğini bilir ve ikazı güçlü bir şekilde
verir. İkaz edilen ise ikaz edenin abartma eğiliminde olduğunu düşünür ve
gerçekçiliğini sorgular. İkazların sahte alarm olduğu ortaya çıkınca ikaz
edenin itibarı azalır. İkaz haklı çıkarsa da “düşündüğün kadar kötü değildi”
denir. Bu mutsuz psikolojik ilişki sürer gider.

Niyet analizinde rakibin muhtemel hareket tarzını
belirlemek için zaman çok azdır ve ortak sonuca gitmek için yeni bilgi yoktur.
Üstelik çok yakın ilişki kurmak zorunda kalmanın tehlikeleri ortaya çıkar.
Analizci ve politika yapıcı arasındaki entelektüel rekabet üç tür kavram
üzerine yoğunlaşır;

– Bilinebilir ve bilinenler
(gerçekler),

– Bilinebilir ve
bilinmeyenler (gizli, sırlar),

– Bilinemeyenler (gizem,
kehanet).

Bunlardan son ikisi
entelektüel yapıya bağlı olarak geliştirilen değerlendirmeye tabidir. Bu yüzden
genellikle istihbaratın pratik yönü ile bilimsel (akademik) yönü arasındaki
açığın başarısızlığa yol açtığı bilinmez.

Bulmacalar, sırlar ve
karmaşıklıklar

Geleneksel istihbarat modelinin diğer bir özelliği gizli
bilgiler ve sırlar arasındaki farktı. Gizli bilgiler, gerçekti ve bir yerlerde
saklı idi. Ancak, yeterince zeki istihbaratçılar onlara nüfuz edebilirdi.
Sırlar ise öngörü idi yani henüz olmamış şeylerdi. Örneğin bir ülkenin nükleer
silah geliştirme ya da başka bir ülkeye saldırma ihtimali gibi. Sırlar için de
analizci değerlendirmeler yapmalı ama bu tahminden kehanete geçmek demekti.
Burada devreye yeni bir kategori giriyordu; karmaşıklıklar. Karmaşıklıklar ise
sırlardan da ötedir. Bulmacalar ve sırların ikisi de aldatmanın bir çeşididir
ama farklıdırlar. Bulmacaların bir cevabı vardır ve cevabı bir kez bulunca
bulmacayı çözersiniz. Bulmaca gizli olanı saklar ve siz onu bulursunuz. Sırlar
ise sizin hünerinize bağlıdır. Önünüzde bütün bilgiler vardır ve işiniz ne
olduğunu anlamaktır.

Sırlar, sayısız faktöre bağlı olasılıklardır. Bulmacalar
ise çok farklı bir istihbarat problemidir. Bir cevap vardır ama biz onu
bilmiyoruzdur. Bulmacalar da sırlardan pek çok kez kolay değildir. Usame Bin
Ladin’in nerede olduğu bulmacası on yıl sürdü. Üstelik istihbarat bulmacaları
kareli bulmacalar gibi doğru cevabı bulduğumuzdan emin olduğumuz bir form
değildir. Nitekim Saddam Hüseyin’in kitle imha silahlarına sahip olduğu ile
ilgili bulmaca doğru cevabı vermedi. Ancak, bulunan cevap, istihbaratın
istediği bazı kanıtları sağlamaktadır. Sırlar ise cevabı kesin olmayan
sorulardır. Uzmanlığa dayalı sübjektif hükümler gerektirir. Büyük miktarda
nispeten küçük aktör durumsal faktörlerin kaydığı ortamda karşılık vermektedir.
Bu karşılık daha önce belirlenmiş eğilimler içinde tekrarlanmamakta, klasik
yöntemlere bir analiz yapmak, tahminde bulunmak zorlaşmaktadır.

Komplo teorileri..

Geleceğin okunamadığı, çeşitli senaryolar bile yazılmasının
zor olduğu durumlarda komplo teorileri yani istihbaratçının büyük hikâyeler
uydurduğu durumlar devreye girer. Komplo teorisi, gelecekte bir faaliyete
ilişkin tasarım hakkındadır. Algılanan gerçeği istenen şekilde değiştirmek için
yapılan gizli bir çalışmadır. Bazı büyük komplo teorileri yıllar hatta
yüzyıllar sürebilir. Çok az kişi bunların içeriğini ve beklenen sonuçları
anlayabilir. Bunların başında dünyayı yönetme iddiası ile haklarında hikâyeler
yazılan İllüminati, Masonluk ve 1903 yılında ilk defa Rusya’da yayınlandığı
iddia edilen Siyonist Protokolü sayılabilir. Bunların bir kısmı doğru ya da
gerçek olabilir. Amaç, kamuoyunun anlamakta zorluk çektiği konuları kendi
hikâyesi ile açıklayarak algı yaratmaktır.

Dedikodular gibi komplo teorileri de fondaki gürültüler
gibi görülse de bu teoriler dünyadaki pek çok gelişmenin ve problemin nedenleri
için algı yaratmaktadır. Çünkü bilgiyi kontrol edenler yani devletler açıklama
ve eylemleri ile de asıl kaynağı oluşturmaktadır. Komplo ile ortaya atılan ne
kadar büyükse o kadar inandırıcı olur. Bunun komplo yani yalan olamayacak kadar
büyük bir iddia olduğunu düşünürsünüz. Komplo teorileri ile mücadele etmenin
yolu; olaylara, teyit edilmiş bilgi seviyelerine göre düzenlenmiş bağımsız ve
doğrulanabilir bilgi bankaları oluşturmaktır. Eski CIA ajanı Philip Giraldi’nin
Suriye’deki gelişmeler ile ilgili sözlerini dinleyelim; “İşin içinde bir
istihbarat örgütü varsa, misyonu gerçeğin bir versiyonunu yaratmaktır. Bu,
yaratılanın gerçek olduğu anlamına gelmez.” Komplo teorileri ile algı yönetimi
devam ediyor, nasıl olsa sıradan insanlar bir şey anlamıyor, anlayanlar ise
“komplo teorisyeni” yaftası alıyor.

Sonuç yerine..
































İstihbaratçı bir dünya liderinin sevgilisine ne
söylediğini öğrenmek isterse bunu çabuk başarır ama çok önemli bir konuda
anlama seviyesinde bilgi gerektiği zaman oldukça zorlanır. İstihbaratçı,
geleceği söylemez ama politika planlayıcılara geleceği düşünmek konusunda
yardım eder. İstihbarat analizcilerinin işi hep elde edilen bilgi, haber, data,
olgu vb. verileri toplayıp, sınıflandırıp, işleyip, analiz edip, anlamlı
sonuçlara ulaşmak oldu. Unutulan bir şey vardı. O da analizcinin bu anlamlı
sonuçlara ulaşması için “anlama” kabiliyetinin genişlemiş olması idi.
Tecrübesiz analizci resme baktığı zaman sadece bir manzara görür ama anlama
kabiliyeti yüksek olan analizci resimde saklı olan kediyi fark eder.
Amerikalılar bu tür uzmanları genellikle akademik dünyadan yani çok disiplinli
çalışan kişilerden buldular. Daha detaylı bilgi için yakında çıkacak olan
“Temel İstihbarat” kitabımdan istifade edebilirsiniz.