I. Abdülhamid’in kurduğu
Hafiye Teşkilâtı, Türk istihbaratının ilk organize örgütüdür.


ADAYORUM/TARİH
MAKALESİ


Adayorum’un
alıntı yaparak yayınladığı tarihi makalalerinde bu hafta konumuz
2.Abdülhamit’in Hafiye Teşkilatı. Padişah 2.Abdülhamit’in kurduğu Hafiye
Teşkilatı ile ilgili 2015 yılında Stratejikortak.com’da 
Hatice Nur
Sarıtunalı’
nın makalesi ile sizi baş başa bırakalım.


Bu teşkilât XIX. Yüzyılın son çeyreğinde
oluşturulmuş bir yapı olarak, günün koşullarında istihbarat ihtiyacını
karşılamak için doğmuş ve görevini yürütmüştür. Hafiye Teşkilâtı bu yönüyle
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın atası diyebileceğimiz bir yapıya sahiptir.
Bununla birlikte kendisinden sonra kurulan istihbarat örgütlerinin atası olması
sebebiyle, Türk istihbarat tarihinde ayrı ve özel bir yere sahiptir.


II. Abdülhamid’in kurduğu ve onun için
önemli olan Hafiye teşkilatından bahsetmeden önce kısaca Abdülhamid’in ilk
tahta çıktığı zamanlara ve kurulmasındaki nedene değinilecektir.I.
Abdülhamid’in tahta çıkma süreci ve saltanat yılları Osmanlı tarihinin en
karışık ve buhranlı dönemi olarak bilinmektedir. Ayrıca Abdülhamid’in ilk tahta
çıktığı yıllarda siyasi tecrübesi de yoktur. Fakat daha sonra arka arkaya
gelecek olaylar devleti 33 yıl beceriyle idare etmek için gereken
tecrübeyi kendisine kazandırmıştır.


Genç Osmanlıların 1876’da
gerçekleştirdikleri darbe sonrası Sultan Abdülaziz tahtan indirilmiş yerine V.
Murat getirilmiştir. Kısa bir süre sonra Abdülaziz’in sarayda ölü bulunması
üzerine V. Murat’ın psikolojik dengesi bozulmuş ve yerine II. Abdülhamid tahta
çıkmak zorunda kalmıştır.


Bu olaylardan sonra Osmanlı sultanı olarak
II. Abdülhamid (1842-1918) 1876 yılında tahta geçmiş ve 1909 yılına kadar
saltanat sürmüştür. Sultan Abdülhamid 34 yaşında ve 34. Padişah olarak tahta
çıkmıştır (Aksun,2010: 13).


Birçok olaydan dolayı II. Abdülhamid’in
döneminin de olduğu on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı
tarihinden  “İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı” olarak bahsedilmiş
ve adlandırılmıştır.


Bu dönemde Abdülhamid’in farklı
politikalar izlediği görülmektedir. Bunların başında tahta çıkarken yaşadığı
olaylardan ve devlet adamlarına olan güvensizliğinden dolayı kurduğu Hafiye
teşkilatı gelmektedir.


Hafiye, kelime olarak gizli soruşturma
memuru anlamında kullanılmıştır. İşleri gizlice soruşturan kişiye hafiye memuru
veya kısaca hafiye denilmiştir (Gör,2015:19). Bu kelimeyle ilintili olarak,
geniş bir anlam zenginliğine sahip bulunan jurnal sözcüğü, diğer anlamları
yanında, “polis tarafından düzenlenen rapor” anlamını da ifade etmektedir. Bu
anlamıyla jurnal, yakın tarihimizde, II. Abdülhamid dönemi için bir “tarih
terimi” olmuş ve hafiye memurlarının, görevleri icabı düzenledikleri raporlar
anlamında kullanılmıştır.


Hafiye teşkilatının Zabtiye Nezareti’ne
bağlı olduğu bilinmekte ve teşkilatın üç temel hedefi bulunmaktadır (Beyhan,
1999: 68-69):


Hükümdarın, hükümranlığı elinde tutan
kişinin, şahsi hukukunun korunması hususudur.

Hükümdarlığın hukukunun muhafazasıdır.

Devletin ve ulusun emniyetinin devamı ve korunmasıdır.


Böylece, hafiye teşkilatının amacı ve
görevi belirtilmiştir ki bu, modern bir istihbarat örgütünün de görev ve
amaçlarını özetlemektedir.


II. Abdülhamid, bu teşkilatı, hukuken
Zabtiye Nezareti’ne bağlı olarak görülse de, fiilen kendisine bağlamış ve bunu
da kendince haklı bazı kanıtlara dayandırmıştır. Bir defa devletin üst
makamlarında bulunanlara güvenmemektedir. Çünkü amcası Sultan Abdülaziz’i tahttan
indirenler bu kişilerdi. Bununla beraber, bazı devletin üst makamlarında
bulunan kişilerin, taşıdıkları rütbeyi, üniformayı ve hatta sorumluluğu
unutarak, bir devlet adamına yakışmayacak davranışlar sergilemesi, II.
Abdülhamid’in güven duygusunu sarsmıştır.


Abdülaziz’in tahttan indirilmesi, hemen
ardından şüpheli ölümü; V. Murad’ın tahta çıkarılması ve tekrar indirilmesi,
hep Bab-ı ali’nin öncülüğü ile gerçekleştirilmiş olduğundan, Il.
Abdülhamid’in tahta çıktığında hazır bulunan devletin üst makamındaki kişilere,
genel bir ifade ile Bab-ı ali’ye güven duymamaktadır. Bu itimatsızlık
ortamında,  güvenmediği insanları kontrol altında tutmanın yolunun böyle
bir teşkilattan geçtiğini düşünmüştür. İkincisi, kendi soyunun İstihbarata önem
verdiğini bilmektedir. Görünürde Zaptiye Nezaretine bağlı olsa da hafiye
teşkilatını fiilen kendisine bağlamıştır.


Hafiyeliğin uygulanma şeklinden yola
çıkılınca biri “resmî” ötekisi “gayri resmî (serbest)” hafiye olmak
üzere, teşkilat bünyesinde faaliyet gösteren iki tip memurla
karşılaşılmaktadır.


Resmî hafiyelik adından da anlaşılacağı
üzere doğrudan devletçe atanıp maaş bağlanan ve sadece hafiyelikle meşgul olan
profesyonel istihbarat memurları tarafından uygulanmıştır. Zaptiye Nezareti’ne
bağlı olup Zaptiye Nazırı tarafından idare edilen bunlardır.


İkinci grup ise resmî işleri hafiyelik
olmadığı halde şahit oldukları olayları yahut duydukları haberleri
“jurnal” adıyla Saray’a ileten kişilerden oluşmuştur. Bu kişiler arasında vali,
müşir, ferik, ordu komutanı, mutasarrıf, hâkim, bürokrat ve ilmiye
mensupları gibi her meslek grubundan memurlarla sade vatandaş, yazar veya
gazeteci gibi serbest insanlar da bulunmuştur.


Bunların çoğu için hafiyelik, diğer bir
deyişle Saray’a jurnal vermek bir kazanç kapısı olarak görülmüştür. Bu kazanç
sadece bir miktar para koparmaktan ibaret değildi; jurnal vermek bazen
padişahın teveccühünü ve itimadını kazanıp mevki-mansıp sahibi olmanın ya
da terfi etmenin bir vasıtası gibi algılanmıştır. Daha kötüsü ise bazı karakter
ve ahlaktan yoksun insanların rakip olarak gördükleri veya hoşlanmadıkları
kimselerin mevkilerinden edilmesini ya da cezalandırılmasını sağlamak gibi
tarihin her döneminde kullanılmış bir silah olarak görülmüştür (Beyhan, 1999:
74-75).


Kısacası resmî görevi olsun veya olmasın
herkes hafiyelik yapmakta serbest bırakılmış, Saray’ın kapısı her tür jurnal
için açık tutulmuştur. Bazı kaynaklarda sadece İstanbul’da 4 bin kişilik
bir hafiye ordusunun ve sayıları binleri bulan bir jurnalciler furyasının
mevcudiyetinden söz edilmektedir (Parlar,2005:28).


Jurnallerin nasıl değerlendirildiğine
bakılınca karşımıza Yıldız Sarayı’nda bir “Ser hafiyelik (Baş hafiyelik)
makamı çıkmaktadır. Jurnaller Padişah’a takdim edilmeden evvel bu birimde
toplanmıştır. Burası, Birinci Ferik (orgeneral) rütbesini taşıyan ve kendisine
“Serhafiye-i Şehriyârî” denilen bir kişinin idaresinde bulunmuştur (Tahsin
Paşa, 1999: 152). Hafiyelik teşkilatı, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine
kadar varlığını sürdürmüştür.


II. Abdülhamid’in kurduğu Hafiye
Teşkilâtı, Türk istihbaratının ilk organize örgütüdür (Gör, 2015: 26). Bu
teşkilât XIX. yüzyılın son çeyreğinde oluşturulmuş bir yapı olarak, günün
koşullarında istihbarat ihtiyacını karşılamak için doğmuş ve bu görevini de
nispeten başarıyla yürütmüştür. Hafiye Teşkilâtı bu yönüyle Milli
İstihbarat Teşkilatı’nın atası diyebileceğimiz bir yapıdır. (Stratejik
Ortak.com)