Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un
19 Aralık 2016 tarihinde Ankara’daki Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde düzenlenen bir
fotoğraf sergisinin açılışı sırasında gerçekleştirilen silahlı saldırı
sonucunda yaşamını yitirmesi, hiç kuşkusuz, tarihi nitelikli bir olaydır.


Ferit TEMUR


Avrasya Uzmanı


Uluslararası
siyasi ve hukuki anlayışa göre “Büyükelçi” resmi olarak doğrudan bağlı olduğu
devletin en üst idari makamı ile milletini temsil eder ve 1961 tarihli Viyana
Sözleşmesi gereği hem “Büyükelçiler”, hem de mahiyetinde görevli “diplomatik
pasaport hamili” kişiler dokunulmazlık gibi bazı ayrıcalıklara sahiptirler.
Dolayısıyla bir devletin doğrudan “Büyükelçisini” hedef almak, o devlete
neredeyse savaş ilan etmekle eşdeğer bir eylem tarzıdır.


Peki, Rus
Devleti’nin Büyükelçisine saldırı düzenleyerek adeta Rusya’ya savaş ilan eden
bu eylemi nasıl okumak gerekir? Öncelikli olarak eylemin gerçekleştiriliş şekli
ve zamanlaması, seçilen eylemcinin örgütsel kimliği ve kurbanın ülkesel
aidiyeti olayın arka planında profesyonel bir gizli servis kurgusunun olduğunu
göstermektedir. Bu bakımdan hem Rusya’nın, hem de Türkiye’nin mevcut eylemi
stratejik istihbarat perspektifiyle irdelemesi, saldırının arkasındaki güç
odağının ve muhtemel hedeflerinin en doğru şekilde anlaşılmasına ve buna uygun
strateji geliştirmesine olanak tanıyacaktır.


  • Kurgudan
    Kurgucuyu Çıkarmak


Suikastçı
kesin olarak Rus Büyükelçiyi infaz etmeyi ve eylemin sonunda da ölmeyi hedefine
koymuştur. Önceden kendisine ezberletildiği düşünülen Türkçe ve Arapça söylem
ve teatral davranışları eylem esnasında başarıyla sergilemiştir. Bu suretle
eylemci kendisini “El Nusracı” gibi takdim etmeye çalışmış; eyleme gerekçe
olarak da Rusya’nın Suriye politikasını göstermiştir. Oysa eylemcinin kıyafeti,
özgeçmişi ve profesyonelliği ile yaratılmaya çalışılan örgütsel (El Nusracı)
algı bariz bir şekilde sırıtmaktadır. Bu, eylemi kurgulayan “istihbari akıl”
tarafından bilinçli bir tercih olup, esas amacı “adi yanıltmacadır”. Bir başka
ifadeyle, yabancı devletleri hedef alan bu tür siyasi suikastlar, bunu
gerçekleştiren asıl güç odağı için büyük risk taşıdığından dolayı açığa
çıkmamak adına eylemlerde “hedef şaşırtmaca” taktiğine başvurulur. Karlov
suikastında kasıtlı olarak “El Nusra” “adi yanıltmacası” seçilerek baştan
“hedef şaşırtma” arayışına bir önlem alınmıştır. Eğer “El Nusra” “asıl
yanıltmaca” olarak takdim edilecek olunsaydı, kesinlikle eylemin şekli ve
eylemcinin profili tamamen başka bir kurguyla tasarlanırdı. Hâlbuki
suikastçının kimliği ve örgütsel aidiyeti açıkça Fetullahçı Terör Örgütü’nü
(FETÖ) işaret etmektedir ve burada “asıl yanıltmaca” eylemde taşeron olarak
kullanılan FETÖ üzerinden verilmektedir. FETÖ’nün eylemdeki “asıl yanıltmacacı”
rolü, anılan örgütün köklü CIA bağı nedeniyledir. Yani bu eylemde oyun
içerisinde oyun kuran başka bir “istihbari aklın” varlığı kendisini
hissettirmekte, ama FETÖ sayesinde ABD’yi bir numaralı şüpheli konumuna sokarak
varlığını kamufle etmektedir! Bu durum, bahse konu “istihbari aklın”, CIA ile
FETÖ arasındaki gizli örgüyü çok iyi çözümlediği ve zamanla CIA’ye paralel olacak
şekilde FETÖ’nün kılcal damarlarına sızmayı başararak örgütü kısmen
yönlendirebilecek imkâna kavuştuğu tezini doğurmaktadır. (Hâlbuki FETÖ gibi bir
örgüte sızma ve onu ele geçirme başarısını asıl Türk istihbaratının yapmış
olması gerekirdi) Son suikast eylemi göstermiştir ki bu “istihbari akıl”
FETÖ’yü oldukça karanlık olaylarda taşeron olarak kullanabilmektedir.


 Kurgu
ve Kurgucudan Hedefleri Çıkarmak


 Bu tarz
tüm diğer riskli eylemlerde olduğu gibi Karlov suikastının altında da stratejik
önemde bazı siyasi hedeflerin olması gerekir. Bunu dış politika ve Türk iç
politikasına muhtemel yansımaları bakımından birbiriyle bağlantılı iki
kategoride  değerlendirmek mümkündür.


  • Dış Politika Açısından Değerlendirme


İlk bakışta
eylem Türk–Rus ilişkilerini baltalamayı hedef alıyor gibi görünse de tam
tersine böyle bir eylem, tarafları psikolojik olarak daha da yakınlaştırmaya
yarayan, bilhassa Türkiye’deki Rusya’ya dair toplumsal algıyı olumlu yönde
etkileyen bir süreci tetiklemesi beklenmelidir. Ancak Rus Büyükelçinin
Türkiye’de, bir Türk kamu görevlisi tarafından öldürülmesi Türkiye’yi
partnerine karşı edilgenleştirici bir konuma indirgemiştir ve kısa vadede bu
psikolojik mahcubiyet kendisini hep hissettirecektir. Bu durum Rusya’nın
Türkiye’den, başta Suriye olmak üzere Ortadoğu merkezli “terörizmle mücadele”
politikalarıyla daha uyumlu hareket etmesi yönündeki beklentisi için ciddi bir
fırsat sunmuştur. Suikastı kurgulayan “istihbari akıl” belli ki mikro planda
kısa vadeli Türk–Rus yakınlaşmasını teşvik etmekte, Suriye’de
Şam–Tahran–Moskova paktına Ankara’nın da eklemlenmesini istemektedir. Bahse
konu “istihbari aklın” bu yöndeki politikası, İslami görünümlü yapay terör
örgütler vasıtasıyla Irak ve Suriye’yi bölerek Ortadoğu’da bağımsız bir
“Kürdistan’ın” kurulmasını uzun süredir hedefleyen ABD-İsrail ittifakına
karşıdır. Makro planda da bunun Amerikan tek kutupluluğunun bertaraf edilerek
yerine çok kutuplu dünya düzeninin oluşmasını desteklediğini ileri sürmek
mümkündür. Dolayısıyla gerek Suriye ve Irak’ın bölünerek bir Kürdistan
kurulmasının engellenmesi, gerekse orta vadede çok kutuplu bir dünya düzeninin
kurulması Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla örtüşmektedir. Burada öne çıkan temel
soru, bu “istihbari aklın” teşvik ettiği Türk–Rus yakınlaşmasının, Amerikan tek
kutupluluğunun bertaraf edilmesinde salt “taktiksel ittifak” olarak kalmayıp,
ileride stratejik bir ittifaka dönüşme riskini neden görmediğidir? Ya Rusya’ya
kaptırmayacak kadar Türkiye üzerinde nüfuz sahibi olduğunu düşünüyor, ya da
Türkiye ve Rusya arasında böyle bir ittifak oluşana kadar Batı içi yeni güç
dağılımda Türkiye üzerindeki nüfuzuna “Rusya tehlikesini” işaret ederek”
diğer Batılı partnerlerini razı etmeyi hedefliyor olabilir!


Dış politika
açısından bu eylemin bir diğer örtülü yansıması ise Türkiye’nin Feridun
Sinirlioğlu & Ahmet Davutoğlu döneminde ABD-İsrail çizgisinde izlenen
Suriye politikasının çökmesi ve Ankara’nın Moskova–Tahran hattına
yakınlaşmasının desteklenmesidir. Son olarak belirtmek gerekir ki Türkiye’de
rutinleşen terör eylemleri üzerine yabancı bir ülke büyükelçisinin Ankara’nın
göbeğinde, üstelik bir polisimiz tarafından öldürülmesi maalesef uluslararası
kamuoyunda  büyük güvenlik zafiyeti içerisinde olan bir ülke görüntüsünü
pekiştirmiştir. 


  • Türkiye İç Politikası Açısından Değerlendirme


Tamamen Batılı
güçlerin çıkarlarına hizmet eden 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında
Türkiye’de psikolojik, siyasi, ekonomik ve güvenlik alanında yaşanılan
gelişmeler esasında ülkemize yönelik Batılı güçlerce yürütülmekte olan hibrid
savaşın
birer parçaları olup, Büyükelçi Karlov suikastını da bilmediğimiz
ve hazırlıksız yakalandığımız bu yeni tip savaşla ilişkilendirmekte fayda
vardır. Aslında 15 Temmuz sürecini, 2003 yılındaki Irak işgaliyle birlikte ABD
tarafından başlatılan hibrid savaş kapsamında FETÖ taşeron olarak
kullanılarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde büyük çaplı tasfiye operasyonları
yapılarak Türkiye’nin “sert gücünün” kontrol altına alınmasına bağlamak daha
doğru olur. Nitekim ABD öncülüğündeki Batılı güçler FETÖ vasıtasıyla ülkeyi
bugünkü krizvari ortama sokmayı başarmışlardır. Böylelikle Türkiye, tıpkı 1952
yılında NATO’ya girişinden sonra ortalama 10 yılda bir yaşadığı krizlere benzer
şekilde sinerjisini içeride tüketen bir ülke konumuna düşmüştür. Son Karlov
suikastında tetikçi olarak Ankara Çevik Kuvvet Müdürlüğü’nde görevli bir polis
memuru olan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seyahatlerinde görev aldığı anlaşılan
Mevlüt Mert Altıntaş’ın seçilmesinde, siyasal erk ile kamu kurumları arasındaki
güvensizliği artırma ve bizzat Erdoğan’ı psikolojik olarak sürekli öldürülme
korkusuyla gerilimde tutma amacının güdüldüğü açıktır. Böylece 15 Temmuz darbe
girişimden bu yana “FETÖcüler” hala devlette algısı canlı tutularak siyasal erk
üzerinde baskı kurulmakta ve yanlış kararlar almaya itilmektedir. Böylesine çok
boyutlu ve sistemli bir saldırı karşısında soğukkanlı ve stratejik devlet
aklıyla hareket edilmesi engellenerek siyasal erkin süreci yeterince doğru
yönetememesi ve bunun sonucunda oluşan çeşitli mağduriyetler nedeniyle
toplumsal huzursuzlukların körüklenmesi istenmektedir. Ekonomideki durağanlık,
kur artışları, terör olayları ve Karlov suikastı gibi planlı eylemler hibrid
savaş konseptinde “kontrollü kriz” stratejisi olup, “ülke
yönetilemiyor” algısı işlenmekte ve yeni bir siyasal tasarıma geçiş
hedeflenmektedir. Görünen o ki 15 Temmuz darbe girişimini FETÖ taşeronluğuyla
beceremeyen ABD’nin hatalarını iyi değerlendiren Karlov suikastındaki
“istihbari akıl” Türk iç politikasında özelde Erdoğan’ı, genelde ise “siyasal
İslam’ı” tasfiye etmek için bir süredir sabırla ortam hazırlamaktadır.


Karlov
suikastının kuşkusuz FETÖ’ye de yansımaları olacaktır. Anlaşılan bahse konu
“istihbari akıl” ABD güdümündeki FETÖ’yü tasfiye ederek kendi güdümünde yeni ve
muhtemelen daha küçük ölçekli başka bir formata dönüştürmeyi planlamaktadır.
Türkiye’nin FETÖ ile yurtdışında, özellikle eski Sovyet coğrafyasında
mücadelede yetersiz kaldığını / kalacağını gören bu güç odağı son Karlov
suikastı üzerinden bir taraftan Rusya’nın da sınırları dışında FETÖ karşıtı bir
politika gütmesini sağlamayı, diğer taraftan FETÖ’nün yaşam alanını artık
sadece Batı coğrafyası olarak sınırlamayı amaçladığı akla gelmektedir.
Rusya’nın FETÖ karşıtı bir dış politika izlemesi Türkiye’nin bu terör örgütüyle
uluslararası arenada mücadelesini güçlendirecektir. Öte yandan, Batıda yüksek
eğitimli kişilerden oluşacak muazzam FETÖ diasporasını Türkiye’ye karşı hangi
hedeflerde kullanmayı planladığı ise Ankara açısından şimdiden üzerinde çokça
düşünülmesi gereken bir başka hayati konudur.


Sonuç


Geçmişi Soğuk
Savaş dönemine dayanan ve bir Amerikan projesi olan FETÖ bir süredir
sadece  ABD çıkarlarına hizmet etmeyen ve kontrolden çıkan bir örgüte
dönüşmüştür. Son Karlov süikastını El Nusra’nın üstlendiği gibi birkaç gündür
yaratılmaya çalışılan algının altında “ihalenin” kendisinde
kalacağından endişe eden ABD korkusunu görmek mümkündür. Nitekim Rus Devleti
yapacağı kapsamlı analiz sonucunda büyükelçisinin intikamını, eylemin arkasında
gördüğü güç odağından mutlaka alacaktır! Fetullah Gülen’in sapkın şizofrenik
kişiliği ve örgüt üyelerinin dinsel dogmaya dayalı mutlak itaatçi profili ve
sahip oldukları örgütlü güç Karlov suikastı gibi eylemler için  FETÖ’yü
fevkalade elverişli kılmaktadır ki başka bir “istihbari akıl” bunu
çoktan fark etmiş görünmektedir. ABD başka büyük krizlerin içerisinde kendisini
bulmak istemiyorsa en kısa sürede örgüt lideri Gülen’den kurtulmalı ve FETÖ’yü
lağv etmelidir. Aksi halde Tanrı Amerika’yı, Allah da Türkiye’yi korusun!


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış