İLETEN : ERKUT ERSOY

İSTİHBARAT CİDDİ İŞTİR /// SİYASALLAŞAN İSTİHBARAT DEVLETİ KÖR EDER

İstihbarat örgütlerinin ilk görevi siyasi, askeri
liderleri, diplomatları, teknokratları kötü sürprizlerden korumaktır. Kamuoyu
kurumun kapasitesini “kötü sürprizlerle” ölçer. Bedeli ise siyasiler için
kamuoyu desteğinin kaybedilmesi, komutanlar için zayiat, diplomatlar için küçük
düşmektir. Yine istihbarat örgütlerinden devlet hayatındaki kişi ve kurumların
karar alma süreçlerine katkı sunmaları beklenir.   

Öte yandan, örtülü operasyonların ister hedefi, isterse
icracısı olsun, devlet için iyi bir istihbarat örgütü vazgeçilmezdir. Kitaba
göre, istihbarat örgütlerinin bir diğer sorumluluğu da istihbaratçı yetiştirmektir.
İnsan kalitesi, eğitim, öğretim, liyakat ve tecrübe önemlidir. Bu yüzden
istihbaratın işini iyi yapması herhangi birine makam, rütbe veya sıfat vermekle
sağlanmaz. 

Son olarak, istihbarat gizli devlet faaliyetidir.
Personelin kimliği, organizasyon yapısı, çalışma yöntemleri, kapasitesi,
kaynakları, ilişkileri, niyetleri gizlidir. Bu husus istihbarat örgütlerini
güçlü yapar. O yüzden gizlilik, sadece kurum kültürü, iç kurallarla değil,
yasalarla da sağlanmaya çalışılır. Ama buna rağmen sızıntılar olur. 

Türk istihbarat kurumları son dönemde, dört dalga halinde,
gizliliği ihlal eden kurumları krize sürükleyen kötü tecrübeler yaşadı. İlk
dalga, kumpas davaları sürecinde ortalığa saçılan bilgiler ve belgelerdi.
İkinci dalga, 17/25 Aralık sürecinde ortaya çıktı. İçişleri Bakanı’nın Emniyet
İstihbaratın %95’nin FETÖ ile bağlantılı olduğu açıklamasında olduğu gibi.
Üçüncü dalga, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası yaşananlardı. Dava
dosyalarındaki bilgiler krizin boyunu gösteriyor. Farklı karakterdeki son dalga
ise, geçen ağustos ayında iki üst düzey MİT görevlisinin PKK terör örgütü
tarafından rehin alınmasıyla başladı. Nevi şahsına münhasır bu hadise,
muhtemelen istihbarat ders kitaplarındaki yerini alacaktır.     

Sızıntı, ihanet, güvenliğin ihlali istihbarat dünyasının
kâbusu olmakla birlikte tamamen önlenemez. Örneğin, E. Snowden hadisesinde
olduğu gibi. Ancak kasıt olmamakla birlikte (!), ortada “stratejik” bir hata
var ve bu amatörlükten, özensizlikten kaynaklanıyorsa ciddiye alınması gereken
sorunlar var demektir. Olup bitenler profesyonellikten ne kadar
uzaklaşıldığını, alanın ne kadar siyasallaştığını gösterir. Bazen olay o kadar
çarpıcıdır ki “sızıntı”dan bile söz edilebilir.

Bu gün belirsizlikler ve sürprizlerle dolu bir dünyada
yaşıyoruz. Karar alıcıların önünü görebilmesi, sürprizlerden korunması
ağırlıklı olarak istihbarat kurumlarına bağlı. Türk karar alıcılarının önünde
de belirsizliklerle dolu uzunca bir liste var. Rusya, ABD, AB ile ilişkiler,
sınırlardan içeriye uzanan Suriye, Irak, İran’daki gelişmeler. FETÖ ve PKK
sorunları.

Başlıkların her biri sürprizle dolu olabilir ve önemli
kararların alınması gerekir. Bu nedenle “son dalga” üzerinde durmayı hak
ediyor. Nasıl gerçekleştiğini, kuruma verdiği hasarları, karar alma
süreçlerine, kaynaklara etkilerini bir daha düşünmek gerekir. Özellikle de
siyasi, askeri, terörle mücadele cenahında.
















KAYNAK : MİLLİYET