Eski Devirlerde Gizli
İstihbarat Nasıl Çalışıyordu ??

İLETEN : ERKUT ERSOY

Gizli İstihbarat Teşkilatı nedir? Gizli İstihbarat
Teşkilatının görevleri, çalışma şekli nasıldır, Gizli İstihbarat hakkında
bilgi.

Bir yabancı memleket
hakkında askeri ve siyasi bilgi toplamak her memlekette «gizli istihbarat»
teşkilâtının işidir. Bu teşkilat düşman bir memleket hakkında bilgi topladığı
gibi dost ve müttefik bir memleket hakkında da araştırma yapabilir. Yabancı bir
devletin bu teşkilatına karşı her memlekette bir de «mukabil istihbarat»
teşkilatı vardır. Memleketten dışarı haber sızmasını önler. Birçok
memleketlerde bu iki teşkilat biribirine bağlıdır. Bir yandan başka
memleketlerden haber toplanırken bir yandan da memleketin kendi iç bünyesine
ait haberlerin gizli tutulmasına çalışılır. Gizli istihbarat teşkilatının
toplayacağı haberlerin sınırı yoktur denilebilir. Siyasi, askeri, coğrafi,
içtimai, kültürel, velhasıl her alanda haber araştırılabilir.

ESKİ DEVİRLERDE

 

Dünya milletleri devletlere ayrıldıklarından beri, devlet
başkanları, komşu ve düşman memleketler hakkında bilgi edinmek istemişler,
bunun için de birtakım çarelere başvurmuşlardır. Ortaçağ’da dış işlerinin
idaresiyle gizli istihbarat hesabına çalışmalar birbirine iyice karışmıştı.
İngiltere’de bu işe, başka memleketlerdekinden daha çok önem veriliyordu, Ünlü
yazar
Daniel
Defoe
İngiltere’deki
Intelligence Service’in kurucusudur.

Napoléon
Savaşları’ndan sonraya kadar Avrupa da gizli istihbarat servislerinin çalışma
alanları gayet dardı. O devirde at ve gemiden başka hiçbir taşıt olmadığı için
bir ülkeden bir ülkeye haber getirmek aylarca sürüyor, çoğunlukla, haber yerine
ulaşıncaya kadar da önemini kaybediyordu.

XIX, yüzyılın ikinci
yarısında yolculuk imkanları artınca gizli istihbarat servislerinin de
çalışmaları kolaylaştı, faaliyet alanları genişledi. Bu arada, yeni icatlar da
haberleşmeleri kolaylaştırıyordu. Birinci Dünya Savaşında bağımsız kalmış
memleketlerde çalışan birçok «ajan» türedi. Bunların içinde en ünlüsü, 1915’te
Amerika’ya gönderilen, Amerika’nın Müttefik Devletlere yapacağı yardımı
baltalamakla görevlendirilen Alman ajanı Franz von Rintelen’di. O tarihlerde
Amerika’da haber alma merkezleri gayet zayıftı, Avrupa’da olduğu gibi köklü bir
casus şebekesi yoktu. Bu yüzden Rintelen uzun bir müddet rahat rahat çalıştı.
Ancak, Amerika Birleşik Devletleri savaşa katılınca durum değişti, Rintelen’in
çalışmasına imkan kalmadı.

SON SAVAŞLARDA

 

Birinci ve İkinci
Dünya Savaşları arasında milletlerin gizli istihbaratı adamakıllı genişledi. Bu
servisler artık sadece siyasi ve askerî değil, akla gelen her alanda faaliyet
gösteriyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında gizli istihbarat servisleri
birbirileriyle rekabete giriştiler. Bu yüzden de savaş planları şifreli
yapılıyor, bazı yerleri tatbikat sırasında değiştiriliyordu. Savaş planlarını
ele geçirenler böylece yanılmış oluyorlardı. 1945’te İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra gizli istihbarat servislerini ilgilendirecek yeni birtakım meseleler
ortaya çıktı. Bunun üzerine, bütün dünyadaki gizli istihbarat servisleri
faaliyetlerini artırdılar. Dünyanın bütün memleketlerinde gizli istihbarat
servislerinin çalışma sistemleri hemen hemen aynıdır. Sürekli haber toplama
yerlerinden bilgi alınır, merkeze bildirilir. Ancak, gizli istihbarat
servislerinin faaliyetlerini sınırlandıran bazı kanunlar vardır ki, ajanlar bu
kanunlara uymadıkları takdirde çok ağır cezalara çarptırılırlar.

Asrın Casusu-Kim
Philby

Harold Adrian Russell Philby (1912-1988),
sömürge Hindistan’da Ingiliz yönetici sınıflarından bir ailenin ferdi olarak
doğmuş ve Ingiliz dış istihbarat servisi MI-6’da karşı istihbarat
(co-unterespinage) servisinin operasyon dairesinin şefliğine dek yükselmiştir.
Ayrıca Philby, Washington’da ingiliz ve Amerikan istihbarat servisleri
arasındaki bağı yürüten en yüksek Ingiliz istihbarat subayı olarak görev
yapmıştır. Philby, Rudyard Kipling’in romanındaki Ingiliz casusu çocuk Kim’in
adını almış ve tüm dünyada Kim Philby olarak tanınmıştır. Buna karşın, asıl
olarak MI-6’ya, ingiliz veya Amerikan istihbarat servislerine değil, kendini
gizleyebilmiş inançlı bir komünist olarak Sovyet istihbarat servislerine çok
değerli bilgiler vermiştir. Örneğin, Kim Philby’nin yardımı sonucu Balkanlarda,
Arnavutluk’ta örgütlenen Kontras gücü, karşıdevrimci darbe açığa
çıkartılmıştır.

Ingiliz Gizli Haberalma Teşkilatı (SIS), 1938 yılının sonuna doğru
bir alt servis kurdu. Bu teşkilât, yabancıların eline geçen toprakları sabote edecekti.
Bu bölümün ismi SOE (Special Ope-rations Executive) idi. Philby, SOE’de
çalışmaya başladı. Ilk önce bir sabotaj okulunda eğitim gören Philby, 1941 yılı
yazında karşı casusluk bölümünde çalışmaya başladı. Böylece, 1933’ten beri
çizdiği rotayı aynen takip ederek istihbarat teşkilâtının kalbine doğru inmeye
başlamıştı. Philby’yi önce Iberik Bölümü’nün başkanı yaptılar. Bir süre sonra
Gizli Haberalma Teşkilatı’nda şef oldu. 1949 yılında Soğuk Savaş’ın zirvede
olduğu bir dönemde Washington’daki Ingiliz Büyükelçiliği’ne tayin edildi.
Burada CIA ile birlikte komünistlere karşı çalışacaktı. Bu esnada birçok
teknolojik sırrı Ruslara gönderdi. Amerikan Atom Enerji Komisyonu’nda istediği
gibi dolaşıyordu. Ancak bütün bilgilerinin Ruslar tarafından ele geçirildiğini
fark eden ingilizler, Cambridge ağını zamanla ortaya çıkararak çökertmeyi
başardılar. Philby, adına hatıra pulu bastıracak kadar değerliydi Ruslar için.

Dağılan SSCB’nin gizli servisi KGB’nin, 1930’Iu yıllarda hedef
ülkelerin birinci sırasına oturttuğu Ingiltere’de “Cambridge Beşlisi”
adı verilen ve hepsi de iyi ailelerden gelen beş gizli ajan kullandığı sonradan
ortaya çıktı. Bunlardan biri de Philby idi. Philby -Sovyetler için çalışan
Ingiliz ajanlarının en meşhuru olması bir yana- tüm zamanların en meşhur
köstebek casusu olarak anılageldi. Hindistan’da doğmuş ve Cambridge’de eğitim
görmüştü. Arkadaşları Guy Burgess, Donald Maclean ve Anthony Blunt’la birlikte
komünist oldu ve Burgess tarafından 1940 yılında Ml6’ya alındı. 1963 yılına
kadar da Sovyetler için çalıştı.

Işin ilginç tarafı Philby, CIA’in kuruluşu döneminde İngiltere
temsilcisi olarak görev almıştı. Bir Sovyet casusu olduğu ancak 1963 yılında
Moskova’ya kaçtığı zaman anlaşılabildi. Kim, Türkiye’de de çalışmıştı.
Istanbul’daki Sovyet Başkonsoloslu-ğu’nda görevli Konstantin Volkov adlı
diplomatın ingiltere’ye iltica için hazırlık yaptığını öğrenince uçağa atlayıp,
işi bizzat üstlenmişti. Ustaca manevralarla Volkov’un açıklayacağı ve
kendisinin de aralarında olduğu ‘Casus Listesi’nin el değiştirmesini önledi.
Sonuçta, Volkov’u Moskova’ya aldırıp işini bitirtti.

Aynı zamanda gazeteciydi. Kim Philby’nin görünürdeki görevi
gazetecilik idi. Hatta Ürdün Kralı Hüseyin’le yakınlaşmasını ve onu
kullanmasını Times’ın muhabiri olmasına borçludur. Bu ünlü casusun en renkli
yanlarından biri başından geçen beş evliliktir. Deniz aşırı ilk görev yerinin
Türkiye olması ise tesadüf değildir. Ingiltere adına çalışıyor görünüp
Moskova’ya hizmet ediyordu. Meramını anlatacak kadar Türkçe ve iyi derecede Arapça
biliyordu. Ölümü TASS ajansı tarafından küçük bir haber olarak duyuruldu.
Ingilizler hiçbir zaman Philby’nin ihanetini unutmadılar. Istihbarat
servislerinin yöneticisi konumundaki bir ismin onları nasıl sattığını devamlı
olarak hatırladılar.

Hâlâ MI-5 ve diğer birimlerde görev alacaklara, onunla ilgili
bilgiler verilmekte, uyarılar yapılmaktadır. Çünkü Philby, neredeyse ingiliz
istihbarat servisi SIS’in başına geçiyordu. Ve serviste Sovyet masası şefliği
yapıyordu. Kim Philby, yaşamının son dönemlerinde “ihanet etmek için”
demişti, “insanın bir yere ait olması gerekir. Oysa ben hiçbir yere ait
değilim.”

Şafağın Gözü-Mata Hari

1876’da Hollanda’da orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelen Mata Hari’nin gerçek ismi Margareta Zelle’dir. Ailesi tarafından rahibe
okuluna gönderilen Mata Hari belli bir süre burada okuduktan sonra bir Iskoç
kaptana âşık oldu ve onunla evlendi. Bir süre Endonezya’da yaşayan genç kadının
bu evlilikten Norman adında bir oğlu, Non isimli bir kızı oldu.

Kocasıyla birlikte Doğu Hint adalarına giden Zelle, daha sonra
alkol düşkünlüğü ve pavyon merakı yüzünden kocasından boşandı. Bu sırada küçük
Norman da zehirlenerek öldü. Margareta Zelle daha sonra gizemli Doğu Hint
danslarını kullanarak Mata Hari (Java dilinde ‘Şafağın Gözü’ anlamına
geliyordu) olarak anılmasına yol açan ünü elde etti. Margareta’nın seks,
entrika ve iha-netle örülü hayatı ise boşanmadan sonra başladı. Genç kadının
hayatı tamamen farklı bir yönde seyretti. Hayatta kalabilmek için fahişelik
yaptı. Bir süre sonra kendini gece kulüplerine striptiz yapıp, yılanlarla dans
ederken buldu. Sahne çalışmaları ve âşıklarının yardımlarıyla azımsanamayacak
paralar kazandı. Ancak Almanya’dan hesabına gönderilen 20 bin franklık para,
Mata Hari’nin casus olabileceği şüphesini destekledi.

Fransız ve ingilizler, Mata Hari’yi çift taraflı ajan olarak
kullanmak istiyorlardı. MI5, 1915 yılının Aralık ayında ingiltere’nin
güneyindeki Folkestone kentine gelen Mata Hari’yi takibe aldı. Pek çok hükümet
yetkilisi onun danslarını izliyor ve o da bu sayede önemli isimlerle ilişki
kuruyordu. I. Dünya Savaşı sırasında Almanlar Mata Hari’yi kadrolarına aldılar.
Fransa karşı casusluk teşkilâtı ise bir süre sonra onun Almanlar hesabına
çalıştığını anladı. Fransızlar Zelle’ye iki taraflı çalışması teklifinde
bulundular. Zelle de bunu kabul etmiş göründü, ancak Fransızlar ona
güvenmiyordu. Bu yüzden deneme amaçlı olarak onu Belçika’ya altı Fransız ajanla
ilişki kurması için gönderdiler. On beş gün içinde bu altı ajanın tamamı da
Almanlar tarafından yakalandı ve kurşuna dizildi. Bu olay, altı ajanın hayatına
mal olsa da hiçbir zaman Mata Hari’ye güvenilmeyeceğini göstermesi bakımından
önemliydi. Hari, Almanlar tarafından da artık benimsenmediği için Fransa’ya
dönmek zorunda kaldı. Fransızlar cephelerdeki yenilgilerini bu kadının üzerine
attılar.

Mata Hari’nin Clara Benedix isimli Alman casusu olduğundan
şüphelenen gizli servis, ünlü dansözü 1916 yılının Kasım ayında sorgulamaya
aldı. Belgelere göre Benedix olmadığını savunan Mata Hari, ‘Ama bir milyona
beni satın alabilirsiniz’ diyerek karşı tarafla dalga geçti. Amsterdam polis
müdürüne Flemenkçe bir not gönderen Mata Hari, ‘Ümitsizlik içinde şu anda
Scotland Yard’dayım. Bana yardım edin’ dedi. Zelle’nin casus olduğu yolunda
kanıt bulamayan MI5, kadını Ispanya’ya geri yolladı. Alman casusu olduğu
gerekçesiyle Fransa’da tutuklanan Mata Hari, Ekim 1917 tarihinde kurşuna dizilerek
öldürüldü.

Ancak MI5’in şüpheleri belgelememesi şimdi akıllarda soru işareti
yaratıyor. Nitekim belgeleri inceleyen Cambridge Universitesi’nden Profesör
Christopher Andrew, ‘Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Mata Hari, casusluk
fantezisini benimsedi’ diyor. MI5’in 84 yıl sonra açıklanan gizli belgeleri,
1917’de Alman casusu olduğu gerekçesiyle Fransızlar tarafından kurşuna
dizilerek öldürülen Mata Hari’nin boşu boşuna öldürülmüş olabileceği şüphesini
doğurmuştur.

1876 – 1917 yılları arasında yaşayan Mata Hari geride bir efsane
bırakarak karanlıklar içinde kaybolan bir kuyruklu yıldız gibi yitip gitti…
Alman Haberalma Teşkilatı’nın bir yetkilisinden aldığı 30 bin Markı nasıl
açıklayacağını merak eden mahkeme savcısının gözlerinin içine soğukkanlılığını
yitirmeden bakıp “O benim sevgilimdi. Bu para ona yaptığım iyiliklerin
bedeli” demişti. Savcı: “Buradaki meblağ basit bir armağan için
oldukça fazla” dediyse de o “Benim için değil ama” diye yanıt
vermişti. Fransız mahkemesinin üst düzey yetkililerinin karşısındaki kadın
gerçek adıyla Margareta

Zelle idi, sahne unvanı ile Mata Hari… Bir gece için 30 bin mark
aldığını öğrenen mahkeme yetkilileri, onun para karşılığında casusluk
yaptığında karar kıldılar.

15 Ekim 1917’de şafak vakti Vincennes’deki bir atış poligonuna
götürüldü. Kurşuna dizilirken gözlerinin kapatılmasına karşı çıktı. Hafızalarda
bir şafak vakti bembeyaz karların üzerine yığılıp kalan genç bir kadın
görüntüsü olarak kaldı.

Operasyonel Istihbaratın Şövalyesi-MOSSAD Mossad; dünya çapında
faaliyet gösteren en gizli, en bilinmeyen istihbarat servisidir. Çoğu kişi
Israil gibi “küçük” bir devletin niçin ve nasıl böyle bir
organizasyona sahip olduğunu anlamayabilir. Süper güç ABD’nin CIA’i dışında
dünyada bu kadar etkin tek istihbarat örgütünün Israil’e ait olması aslında
fevkalade çarpıcıdır. Ama bu konuda ABD’nin güçlü Yahudi lobisini ve israil’e
verdiği destekleri gözardı etmemek gerekir. Örneğin dünyanın en büyük
şirketlerinden birisi, ABD’li Philip Morris’tir. Yani her gün içilen Marlboro,
Parliament, LM gibi sayısız sigara çeşidinin üreticisi. CIA verilerine göre,
Philip Morris, kazancının yüzde 12’sini Israil’e göndermektedir.

2 Mart 1951’de Israil’de bulunan beş istihbarat topluluğunun
başkanları Israil’in ilk Başbakanı Ben-Gurion liderliğinde bir araya gelir.
Ben-Gurion bütün istihbarat birimlerini bir çatı altında toplayıp koordinasyon
sağlamak amacıyla koordinasyon kurumu anlamına gelen Mossad’ı kurar. Mossad
Israil’de bulunan bütün istihbarat örgütlerinin koordinasyonunu sağlayan, bütün
bu istihbarat servislerinin üzerinde bir kurum olarak tesis edilmiştir. Kısaca
Mossad, şu an içinde bütün Israil istihbarat servislerinin üzerinde bulunan ve
genel stratejileri ve politik eğilimleri örgütleyen bir kurumdur.

David Ben-Gurion, “Alışveriş listenizi Mossad’a vereceksiniz.
Mossad gidip istediklerinizi alacak. Nereden aldığını ya da ne kadar ödediğini
bilmek sizin işiniz değil” sözlerini israil’deki bütün kurumların
başkanlarına hitaben sarf etmiştir. Mossad’ın yetki alanı da bu sözlerle açık
bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Mossad terminolojisinde Katsa, belirli bir
görev ve yerdeki vaka subayını, yani keysofiseri; Kidon, operasyonla suikast
yapan görevlileri; Honey tramp(Bal tuzağı), istihbarat amacı ile cinsel tuzağa
düşürmeyi; Bat Leveyha ise yardımcı kadın ajan olgularını ifade etmektedir.
Türkiye ile Mossad arasında muhtelif zamanlarda ilişkiler olmuştur. Bu
ilişkiler Adnan Menderes döneminde derin bir şekilde başlamıştır.

Mossad’ın ilk başkanı bir hahamın oğlu olan Reuven Shiloah’dır.
Shiloah, başkanlığı çok kısa sürmesine rağmen teşkilâtın temel kurallarını
belirleyen kişi olmuştur. Shiloah, II. Dünya Savaşı’ndan sonra Siyonist
liderlere yazdığı gizli raporda yabancı istihbarat kurumlarıyla ilişkiye
geçeceklerini özellikle CIA’ye bildirmişti. Shiloah tüm dünyadaki Yahudilerle,
Yahudi Devleti arasında kurulacak sağlam ilişkinin öneminin farkına varmıştı.

Mossad’ın propaganda amacıyla düzenlediği çarpıcı eylemlerden
bazıları şunlardır:

· 1969 yılında Fransa Devlet
Başkanı De Gaulle’ün israil’e göndermediği 5 roket-atar hücum botunu, Mossad,
Israil’e kaçırdı.

· 1972 yılında FKÖ’lülerin Münih
Olimpiyat Köyü’nde Israilli sporculara yaptığı baskın nedeniyle 12 Filistinli,
Mossad’ın Golda Meir tarafından kurulmuş X Komitesi tarafından tek tek
katledildi. Bu cinayetler bazen bir telefon ahizesine yerleştirilen bombayla,
bazen de tabanca ile yapıldı.

· Mossad’ın ölüm
listesindeki 12 kişi öldürülürken Filistinli olmayan birçok kişi de bu 12
kişinin yanında Mossad tarafından öldürüldü. Bu 12 kişi arasında eylemle en
ufak ilgisi olmayan Filistinli aydınlar da bulunuyordu.

· 2 Ağustos 1976 Entebbe
Baskını, Mossad ajanlarının giriştiği önemli eylemlerden biriydi. Uganda
sınırları içinde FKÖ tarafından esir alınan uçaktaki israilli yolcular Entebbe
Havaalanı’ndan kurtarıldı. Bu baskın Mossad’ın tüm dünyaya bir gövde gösterisi
oldu. Entebbe Baskını hemen filme alınmış ve “Entebbe” adıyla
gösterilerek dünya çapında Mossad propagandası yapılmıştır.

· Nazi Generali Adolf
Eichmann’ın Arjantin’den Israil’e kaçırılması hadisesi.

· Mordechai Vanunu
Operasyonu. Bu operasyonlara daha sonra tekrar değineceğiz.

MOSSAD’ın Birimleri

Mossad, faaliyetlerini muhtelif alanlarda ihtisas sahibi üç ayrı
birimle yürütmektedir: Askerî Istihbarat, Ulusal Gizli Servis, Yabancı
Istihbarat Servisi.

Askerî istihbarat – AMAN

Mossad’ın askerî istihbarat bölümü ‘AMAN’ olarak tanınmaktadır.
Manası, “istihbarat kanadı”dır. Görevi Müslüman ülkeler hakkında
bilgi toplamaktır. Aman “devleti olan ordu” olarak da
nitelendirilmektedir.

Israil’de Genel Kurmay Başkanlarını değiştirmek Cumhurbaşkanını
değiştirmekten çok daha önemlidir. Sadece, Başbakan Genel Kurmay Başkanından
daha önemli kabul edilir. Ordu, hayatın bütün alanlarında inanılmaz bir nüfuza
sahiptir. Genel Kurmay Başkanının “ordunun görüşlerini” açıklamasına
izin verdiği tek kişi AMAN şefidir. O, “ulusal durum
değerlendirmesi”ni formüle etmekle görevli tek mercidir. Hiçbir kabine
üyesi Bakan ve Knesset üyesi parlamenter, yanlışlığı kanıtlanmış bile olsa AMAN
değerlendirmelerine karşı çıkma cesareti gösteremez.

Generaller, hiçbir politikacının gözardı etmeye cesaret
edemeyeceği bir güç olan medyanın kontrolüne tam olarak hakim durumdadır.
Çoğunlukla, tüm “ordu muhabirleri” ve “askerî yorumcular”
ordu komutanlarının emrine amade durumdadır. Genel Kurmay Başkanı ve
generallerin brifinglerini kendi fikirleri gibi yayınlarlar.

Ekseriyetle, bütün “Arap ilişkileri muhabirleri”
geçmişte ya da halen AMAN personelidir. Onlar da AMAN brifinglerini kendi
fikirleri gibi yazarlar. Uri Avnery’e göre, eğer bir Bakan, Genel Kurmay
Başkanının taleplerine ya da AMAN’ın değerlendirmelerine karşı çıkma cesareti
gösterirse, medya, “megatonluk bir bombayla” üzerine yürür.

AMAN çok iyi teşkilâtlanmış bir askerî birimdir. Altı birimden
oluşur ve özellikle iki bölüm tarafından yönetilir: Toplama ve Prodüksiyon.

Toplama ünitesi, sınır ötesine ajanlar göndermek, radyo
kanallarını ele geçirmek, genellikle ülkelerdeki telefon konuşmalarını dinlemek
ve izlemekten sorumludur. Prodüksiyon ünitesinde, AMAN’lı 7.000 kişinin 3.000’i
çalışır. Konulan, dış ülkelerden çalınan belgelerin ve bilgilerin analizidir.
Bu analizler politikacıların karar vermesinde yardımcı olur. AMAN basına verilen
bilgileri de kontrol altında tutar.

“AMAN’a bağlı GADNA da değişik bir eylem grubudur: GADNA
yarı askerî bir gençlik grubudur.”

Ulusal Gizli Servis – Shin Beth

Shin-Beth, Genel Güvenlik Servisi anlamındadır.

Shin Beth, Destek ve Operasyon olmak üzere iki üniteye ayrılır.
Destek ünitesinde sorgulama teknolojileri, koordinasyon ve operasyonlar için
lojistik destek vardır. Operasyon ünitesi ise üçe ayrılır:

1.    Koruma ve güvenlik: Israil
elçiliklerinin, Başkanın ve Israil savunma sanayinin korunması, Müslüman
ülkelerle ilişkiler,

2.    Müslüman olmayan ülkelerle
ilişkiler.

3.    Yabancı istihbarat
Servisi-Varash

Yabancı istihbarat servisi Varash’ın toplantı saati, yeri hiçbir
zaman bilinmemektedir. Özenle saklanır. Varash, kamuoyuna hiç açıklanmamıştır.
Varash’ın görevi, çeşitli istihbarat servisleri arasında bağlantı kurmaktır.

MOSSAD’ın Eylem Usulleri

Mossad’ın propagandaya yönelik, fakat fazla stratejik değer
taşımayan eylemlerini alenî bir gövde gösterisi şeklinde yaptığı bilinen bir
vakıadır. Bu propaganda genellikle Mossad kontrolündeki medya vasıtasıyla dünya
kamuoyuna iletilir.

Entebbe Baskını gibi operasyonlar bu mahiyettedir. Ancak Israil’in
ve Siyonist ideolojinin menfaatlerini doğrudan ilgilendiren ciddi durumlarda
fevkalade gizli ve örtülü bir siyaset takip edilmektedir. Bu durumda Mossad
kendi eylemlerini başka servis ve teşkilâtlara tahmil ederek, tamamen ilgisiz
bir tavır göstermektedir. Tüm bunlar dünya genelinde teşkilata bağlı basın
kurumları, gazeteci ve yazarlar, film yönetmenleri, siyasî yorumcular kanalıyla
kamuoyuna kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Bu manada Mossad’ın propagandasının yapıldığı filmler ve yapımlar
dünya televizyonlarında ve sinemalarda yoğun bir şekilde vizyona sürülmektedir.
Filistinlileri sürekli olarak terörist olarak tasvir eden ancak Israil’in
suçlarından hiç söz etmeyen “Delta Force”, Münih Olimpiyat Köyü’ndeki
hadiselerin Israil lehinde çarpıtılarak lanse edildiği “Münih’te 21
Saat”, 1976 Entebbe Baskını’nın anlatıldığı çalışmalar gibi çok sayıda
film yapılmış, eser basılmış ve Mossad, dünya kamuoyuna yalnızca Israil
Devleti’ni düşünen, diğer devletlerin iç işlerine karışmayan, kahraman bir
servis gibi tanıtılmıştır.

Diğer yandan bakıldığında, Nazi generali ve savaş suçlusu Adolf
Eichmann ve Israil’in nükleer santralı Dimona ile bilgileri açıklayan
Vanunu’nun kaçırılmaları gibi operasyonlar, adeta tüm dünya kamuoyuna
“israil’e ihanet edenler, nerede olurlarsa olsunlar bulunur ve
cezalandırılır” mesajı vermek amacıyla yapılan Mossad eylemleridir.
Madalyonun öbür yüzü değerlendirildiğinde, bir başka usul olarak kendi
ajanlarını bilgi sızdırmış gibi gösterip “Hile Yolu Mossad” türü
kitaplarla Mossad’ı olduğundan da mükemmel bir istihbarat servisi gibi lanse
ederek, Mossad’a karşı insanlarda korkuyla karışık bir hayranlık oluşturmak
olduğu düşüncesi de akla uzak değildir.

Ayrıca sadece istemekle elde edebileceği bilgileri, bir güç
gösterisi yapmak amacıyla ajan Pollard vasıtasıyla CIA’den çalması da bu tür
Mossad usullerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Lakin birçok belge,
kitap ve kaynakta yer alan fevkalade önemdeki bilgi ve notlar, Mossad olgusunu
hakikî bir şekilde gözler önüne sermektedir. Mossad’ın dünyadaki uyuşturucu ve
silah ticareti üzerindeki kontrolü, Olof Palme’nin öldürülmesi, Ken-nedy
suikastı, Maxwell’in esrarengiz ölümü, muhtelif devletlerde-ki faili meçhul
cinayetler, mafyanın teşkilâtlanması, kontrgerilla ve terör örgütlerinin
organize edilmesi, tüm dünyadaki kontralara verilen destekler, şüpheden uzak
bir mahiyet taşımaktadır.

25 Ocak 2002’deki bir medya haberinde şu hususlar
zikredilmektedir:

“Sabra ve Şatila kamplarındaki katliamlardan sorumlu tutulan
Şaron’un aleyhinde tanıklık yapmaya hazırlanan Hıristiyan milislerin eski
lideri Elias Hubeyka suikastına Mossad’ın karıştığı iddia edildi.

Lübnan’daki Hıristiyan milislerin eski lideri ve aynı zamanda eski
Içişleri Bakanı Elias Hubeyka, evinin önünde düzenlenen suikast sonucu
öldürüldü. Aracına bomba yerleştirilen Hubeyka ile birlikte 3 koruması da
havaya uçtu. israil Başbakanı Ariel Şaron ile birlikte, 20 yıl önceki Lübnan iç
savaşının nefret uyandırıcı eylemi olarak nitelenen Sabra ve Şatila
katliamlarından sorumlu tutulan isimlerden biri olan 45 yaşındaki Hubeyka
katliamlara ilişkin

olarak ’emirleri yerine getiriyordum’ ifadesini kullanmıştı.”

Anılan eylem, Mossad’ın klasik infazlarına fevkalade
benzemektedir. Bu konuda şüphe bulunmamalıdır.

Ayrıca 1995 yılında Israil Başbakanı Izhak Rabin’in öldürülmesi de
Mossad gibi istihbaratın ustası sayılan bir örgüt açısından önem taşımaktadır.
Sineklerin cinsiyetlerini tespit etmekle övünen istihbarat elemanlarının gözü
önünde Başbakan Izak Rabin’in bir suikasta kurban gittiği hafızalardan
silinmemiştir…

Rabin suikastı konusunda Fehmi Koru da Yeni Şafak gazetesindeki
köşesinde şöyle yazmıştır: “Rabin, 1933’te yine bir suikasta kurban giden
Işçi Partisi lideri Chaim Arlosoroff ile benzer bir kaderi paylaşmıştır.
Arlosoroff, öldürülmesinden hemen önce Araplarla toprak pazarlığı yürütüyordu,
ölümüne pek az kişi üzüldü. Oslo sürecini başlatan, Filistin Devleti kurulması
için müzakereler yürüten Rabin de popülerliğini bu yüzden yitirmişti.

Ölümünü fanatikler sevinçle karşıladı; suikast doğru-dürüst
soruşturulmadı. Bugün, Rabin’in hapisteki genç Yigal Amir tarafından
öldürüldüğüne inanmayanlar inananlardan daha fazladır. Israilli gazeteci Barry
Chamish, ‘Ya dünyanın en itibarlı istihbarat örgütü kof bir örgüttür, ya da
ajanların göz yummasıyla olabilmiştir suikast’ diyerek konunun hassas noktasını
ifade etmiştir.”

2000’e Doğru dergisinin 8 Nisan 1990 tarihli sayısında Mossad’dan
şu şekilde bahsediliyordu: “Mossad, Kıbrıs’tan Sibirya’ya uzanan Irak,
Suudi Arabistan, Pakistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne Seylan üzerinden ajan
sokan tek örgüt, Afrika ve Latin Amerika’ya ajan ihraç eden belalı şirket.
Türkiye’de Güneydoğu sorununa ilişkin sıkı önlemler alınırken okun sivri ucunu
Irak ve Suriye’ye yöneltmeye çalışan, bu arada Türkiye’yle ilişkileri
geliştirmeye çalışan bir örgüt şeması Mossad.”

Israil’de yayımlanan Haaretz gazetesi, 4 Eylül 2003 tarihli
sayısında Mossad’ın iran’ın olası nükleer silah yapma çalışmaları hakkında
istihbarat toplayacağını, alınan bilgi ışığında gelecekte Mossad ajanlarının
operasyon düzenleyebileceğim yazmıştır. Anlaşıldığı gibi Mossad yine dünyanın
gözü önünde birtakım operasyonel istihbarat eylemlerine girişecektir. Bu
noktada Mossad hiçbir engel tanımamaktadır.

israil gizli servisi Mossad, yeni başkanıyla birlikte artık
‘doğrudan eyleme’ öncelik vermektedir. Israil Yediot Ahranot gazetesindeki
habere göre, Ekim 2002 sonunda başkanlığına Meir Dagan’ın geçtiği Mossad,
yurtdışında komando operasyonlarıyla ‘Islamî terörizmle doğrudan mücadele’
etmeye başlamıştır. Dagan’ın, 1970’te Gazze Şeridi’ne saldırı düzenlemekle
suçlanan Filistinlileri fazlaca araştırma yapmadan öldüren gizli komandolar
birliği ‘Ri-mon’u yönettiği söylenmektedir. Israil’in sağcı Başbakanı Ariel
Şaron’a çok yakın olduğu belirtilen 55 yaşındaki Dagan, seçim kampanyasında
Şaron’un siyasî danışmanlığını yapmıştı. Dagan, 1996-1999 yıllarında
Başbakanlık yapan Benyamin Netanyahu’nun terörizmle mücadele danışmanı olarak
da görev yapmıştı. Bir sivil, diplomat ve iyi bir entelektüel olan Efraim
Halevi’den görevi devralan Meir Dagan eski bir asker, emekli bir tümgeneral.
Mossad, Orta Asya’daki Türk Devletleri’nde yaptığı yoğun propaganda çalışmaları
ve bu ülkelerin pek çok yer altı kaynağının kullanımını kendi tekeline almasıyla,
Kuzey Irak’taki Barza-ni bağlantısıyla, Ortadoğu’da yedeğine aldığı angaje
devlet başkanlarıyla, Bosna-Hersek katliamındaki rolüyle, sürgün ettiği mazlum
Filistinlilerle, Latin Amerika’daki uyuşturucu işini organize eden
kontralarıyla, insanî yardım adıyla Somali’den Kızılde-niz’in hakimiyetini ele
geçirmesiyle gündeme oturan operasyonel istihbaratçılığın zirvesindeki bir
servistir.

MOSSAD’ın Unutulmayacak
Ismi-Rafi Eitan

Hiç kimse, Rafi Eitan’ın tam olarak kaç kişi öldürdüğünü
bilmemektedir. Bunu kendisine soranlara Rafi Eitan’ın tek söylediği şu
olmuştur:

“Öldürürken gözlerini, gözlerinin akını görmek ihtiyacı
duyardım. Işte o zaman çok sakin, çok dikkatli olur, sadece yapmam gereken şeyi
düşünürdüm. Sonra da yapardım, hepsi bu.”

Rafi Eitan, neredeyse çeyrek asır MOSSAD’ın operasyonlardan
sorumlu müdür yardımcılığını yapmıştı. Masasının başında oturup raporları
okumak ve başkalarını göreve yollamak ona göre değildi. Her fırsatta sahaya
çıkmış, dünyayı dolaşmıştı. Hayatına yön veren ilkeyi tek bir cümleyle
özetlemişti: “Cevabın bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısın
demektir.”

Soğukkanlı bir acımasızlıkta, kurnazlıkta, yıldırım gibi bir hızla
hemen bir şeyler yapmakta, bir avı yorulmadan izlemekte ondan daha iyisi yoktu.
En akıllıca hazırlanmış planı bile ondan daha kurnazca davranarak bozabilmekte
doğuştan bir maharete sahipti. Bütün bu özellikler ona kalıcı bir ün sağlayan
tek bir operasyonda bir araya geldi:

Adolf Eichmann’ın yakalanması
operasyonu

Eichmann, şahsiyetinde Hitler’in nihai çözümünün tüm dehşetini
toplamış bir Nazi bürokrattı. Tüm dünyaya, yaşayan hiçbir Nazinin güvenlikte
olmadığını hatırlama fırsatını veren eski bir gerilla sayılırdı Eitan. Onun
evine davet edilmekten ve cüret-kârlığıyla hâlâ eşsiz olan operasyon
hikâyelerini dinlemekten kimse bıkmazdı. Mossad 1957 yılında, Eichmann’ın
Arjantin’de görüldüğü haberini aldı. Araplara karşı düzenlediği kurnazca
saldırılar sayesinde Rafi Eitan’ın yıldızı Mossad içinde çoktandır parlamaya başlamıştı.
Eichmann’ı yakalayıp Israil’e getirmek ve hakim karşısına çıkarmak görevi için
onu seçtiler. Eitan, bu operasyonu başarırsa, Mossad tüm dünya istihbarat
servisleri arasında birinci sıraya yükselecekti.

Rafi Eitan ve adamları, 1960 yılının Mayıs Bayramı’nda Bounes
Aires’e vardılar. Mossad tarafından önceden kiralanan güvenli eve yerleştiler.
Eitan, kaçırma ekibini ayarladı ve ertesi gün Eichmann’ı takibe aldılar. Takip
sırasında Eichmann ve Eitan aynı hizaya gelince Eitan silahını çekerek Eichmann’ı
yakaladı ve kafasına bir pilot kasketi geçirerek güvenli eve götürdü. Gün
boyunca bu güvenli evde kaldılar. Adolf Eichmann, Mossad tarafından ayarlanan
uçakla israil’e getirildi. Uzun bir yargılamadan sonra insanlığa karşı suç
işlemekten ölüme mahkum edildi. Hüküm 31 Mayıs 1967’de Ramla hapishanesindeki
idam odasında infaz edildi. Rafi Eitan da idamı izleyenler arasındaydı. Rafi
Eitan Mossad’ın operasyonlardan sorumlu müdür yardımcısı olarak, Arap
teröristleri izlemek ve öldürmek için defalarca Avrupa’ya gitti. Kurbanlarını
uzaktan kumandalı bombalarla ya da kurumun klasik silahı Beretta tabancayla
öldürüyordu. Sessiz çalışması gerektiğinde boğma teli ya da enseye indirilen
keskin bir karate darbesi, hedefin işini bitiriyordu. Asla vicdan azabı
duymadan öldürdü.

Kısa zamanda Avrupa’nın her yanında, yüzden fazla kadın ve erkek,
Eitan’ın emirlerini yerine getirmeye hazır hale gelmişti. Avukatlar, dişçiler,
öğretmenler, doktorlar, terziler, dükkân sahipleri, ev kadınları,
sekreterler… Her meslekten insan vardı aralarında. Bunların içinde bir grubu
özellikle hepsinden üstün tutuyordu: Soykırıma uğradıkları ülkeye geri dönen
Alman Yahudilerini. Rafi Eitan, onlara ‘Benim hayatta kalan casuslarım’
diyordu.

Başka bir operasyon kapsamında Rafi Eitan, Arap dünyasında
“Kızıl Prens” diye bilinen lider Ali Hassan Salameh’i bulmak için
kolları sıvamıştı. Salameh, Münih’ten beri bir Arap başkentinden öbürüne
dolaşıp duruyor, terörist gruplara strateji konusunda tavsiyelerde bulunuyordu.
Eitan tam darbeyi indirmek üzere iken Kızıl Prens başka bir yere gidiyordu. Bu
durum defalarca tekrarlandı. Ama sonunda Eitan Beyrut’taki bomba yapımcılarının
arasına karıştı ve orada kaldı. Kenti iyi biliyordu ama gene de hafızasını
tazelemeye karar verdi ve Yunanlı bir işadamı kimliğinde Beyrut’a gitti.
Sonraki birkaç günü, Salameh’in tam olarak nerede olduğunu ve neler yapıp
nerelere gittiğini saptamakla geçirdi.

Telaviv’e döndükten sonra bir plan yaptı. Görünüşü Araplara çok
benzeyen üç Mossad ajanını Lübnan’a yolladı. Beyrut’a gelen ajanlardan biri bir
otomobil kiraladı. Ikinci ajan arabanın şasesine, tavanına ve kapı panellerine
bir dizi bomba yerleştirdi. Üçüncü ajan da arabayı Kızıl Prensin, ofisine
gitmek için her sabah geçtiği yolun üstünde bir yere park etti. Eitan’ın
sağladığı kesin zamanlama bilgileri sayesinde otomobil tam Salameh yanından
geçerken havaya uçacak şekilde hazırlanmıştı. Uçtu da. Kızıl Prens parça parça
oldu.

Rafi Eitan, Israil istihbarat topluluğunun önemli bir oyuncusu
olduğunu bir kez daha göstermişti. Başbakan Begin, Eitan’ın bu tür başka
maceralarla riske atılamayacak kadar değerli olduğunu düşünmekteydi. Oysa
Eitan, hareket neredeyse orada olmak istiyordu. Bir masanın arkasına takılıp
kalmaktan ya da bitmek bilmez planlama toplantılarına katılmaktan nefret
ederdi.

Eitan, mükemmel bir karşı terörizm uzmanıydı. Bu yüzden Begin bir
müddet tereddüt ettikten sonra onu Israil istihbarat örgütlerindeki en hassas
görevlerden biri olan Bilimsel Ilişkiler Bürosunun (LAKAM) başına getirdi.
LAKAM personeli, efsanevi bir ismin yönetiminde olmaktan dolayı oldukça
heyecanlıydı. Eitan kısa sürede bilimsel alanda da kendisini yetiştirerek bu
sahada önemli bilgi operasyonlarına imza attı.

Son zamanlarda medyadaki haberler sayesinde Eitan’ın Israil gizli
servisi Mossad’ın, Arap komşularıyla potansiyel arabulucu olarak gördüğü Fas
Kralı Hasan’ı yakın korumaya aldığı ve hatta ayaklanmaları bastırması için 100
tank gönderdiği ortaya çıktı.

Israil’de yayınlanan Maarif gazetesinin haberine göre, Mossad,
Kral Hasan ile 1962 yılında temasa geçti. Dönemin Mossad şefi Rafi Eitan,
gizlice Fas’a gitti ve Kral Hasan’dan yakın koruma karşılığında ajanları için
üs izni aldı.

1965 yılında Mossad ajanları, Kral Hasan’ın en büyük politik
rakibi Mehdi Ben Barka’yı düzenledikleri bir suikastla öldürdü. Kral Hasan da
1978 yılında Mısır ile Israil arasında imzalanan barış anlaşmasının gizli
mimarlığını yaptı. Mossad ile Kral Hasan arasındaki ilişki ölümüne kadar devam
etti.






















































































































































































































































































































“DEVAM EDECEK”

KAYNAK : ANONİM