Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Görevi anayasal düzeni korumak


Merkezi Köln’de olan BfV (Bundesamt für
Verfassungsschutz – Anayasayı Koruma Teşkilatı), Almanya’nın bilinen üç büyük
istihbarat örgütünden biri. Anayasal düzeni korumak üzere ülkenin iç
istihbaratından sorumlu. Açıklanan görevleri özetle şöyle: Terör örgütlerini,
teröristleri destekleyenleri, başka ülkeler adına casusluk yapanları, kamusal
düzene ya da ekonomiye yönelik her türlü sabotaj faaliyetlerini, kısaca adı
gereği Anayasal düzeni korumak üzere, Anayasa’ya karşı faaliyet gösteren tüm
kişi ve örgütleri takip etmek, bu kapsamdaki tehlikelerin analizini yapmak,
bağlı olduğu Federal İçişleri Bakanlığı aracılığıyla devleti uyarmak.


Bunun için ajanları ve muhbirleri aracılığıyla
“anayasal düzen için tehlikeli” olarak görülen parti ve hareketleri, “terör örgütü”
olarak sınıflandırılan oluşumları takip ediyor, bu konudaki değerlendirmelerin
bir bölümünü içeren kamuoyuna açık olan yıllık raporlar yayınlıyor.


Takip ettikleri arasında sadece illegal faaliyet
gösteren sağcı, solcu, İslamcı illegal örgütler değil, hepsi de halen legal
olan NPD, DVU gibi aşırı sağcı, DKP, KPD, MLPD gibi komünist partiler, Sol
Parti’nin bazı milletvekilleri, aralarında Scientololoji’nin de yer aldığı
çeşitli kurumlar yer alıyor. PKK, TKP-ML, THKP-C ve Milli Görüş gibi Türkiye
kökenli örgütler takip edilenler arasında. Aşırı sağcı AfD’nin de (Almanya için
Alternatif) anayasal düzene karşı ırkçı, kışkırtıcı bir parti olduğu
gerekçesiyle takip edilen örgütler arasına alınması talebi de bir süredir
hükümetin ve BfV’nin gündeminde.


DİTİB vesilesiyle gündeme geldi


BfV, 2016’daki darbe girişiminin ardından Almanya’nın
birçok yerinde kurulu dernek ve camilerin çatı örgütü olan DİTİB’in (Diyanet
İşleri Türk İslam Birliği) faaliyetlerine ilişkin tartışmalar nedeniyle
gündemde gelmişti. DİTİB, uzun süredir kendisini Almanya’da kurulu bir sivil
toplum ve dini örgüt gibi göstermesine rağmen, aslında Ankara’ya bağlı olarak
faaliyet gösterdiği gerekçesiyle eleştiriliyordu. 15 Temmuz’dan sonra bu
eleştiriler arttı.


DİTİB cami ve derneklerinde görevli din adamı ve
yöneticilerin “FETO üyesi” olduğu suçlamasıyla bazı kişileri Türkiye’ye ihbar
ettikleri, üyelerini de ihbarcılığa davet ettikleri ileri sürüldü. Bazı imamlar
hakkında “casusluk” soruşturması başlatıldı. DİTİB ize bu suçlamaları
reddediyor ve bazı “münferit” olayların tüm teşkilata mal edilmemesini
istiyordu. Ancak bu suçlamaları ciddiye alan çok sayıda politikacı, Almanya’da
devletin ve yerel yönetimlerin DİTİB’le işbirliğine son vermesini, BfV’nin de
bu teşkilatı takibat altına almasını talep etmeye başladılar.


Hükümetten yapılan açıklamalarda da bu konunun
görüşüldüğü anlaşılıyordu.


Bu talepler uzun süre gündemde kaldı, BfV’nin konuyu
değerlendirdiği belirtiliyordu.


Ancak iki hafta önce “Welt am Sonntag” gazetesinde
çıkan bir haberde DİTİB’in BfV tarafından takip edilmesine gerek görülmediği
bilgisi yer aldı. Ardından hükümetten yapılan açıklama da bu doğrultudaydı.


NSU skandalı BfV


BfV, asıl olarak 2011 yılında patlayan “NSU
skandalları”ndaki anahtar rolü nedeniyle Almanya’daki Türkiye kökenli toplumun
kolektif hafızasında büyük bir yer edinmişti. Takip edenler hatırlayacaktır.
2011 yılın polisin iki banka soyguncusuna karşı operasyonunun ardından
“tesadüfen”, 1999-2007 yılları arasında 8’i Türkiye kökenli 10 kişinin infaz
edildiği seri cinayetlerin kendisine NSU (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) adını
vermiş olan bir neo-nazi terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği ortaya
çıkmıştı.


Konuyla ilgili soruşturma sırasında başta BfV olmak
üzere istihbarat örgütleri ve polis, cinayetlerin aşırı sağcı teröristler
tarafından işlendiğine ipuçları ve iddiaları ciddiye almadı. Soruşturmanın bu
doğrultuda da sürdürülmesi taleplerine ısrarla karşı çıktılar. Olay bir
”tesadüf” sonucu ortaya çıkınca da, yıllar boyunca Almanya’nın dört bir
köşesinde gezinip, küçük esnaf göçmenleri öldüren böyle bir kanlı örgütün
varlığından bihaber olduklarını açıklamışlardı.


NSU’yla ilgili soruşturmalar, birbiri ardına patlayan
skandallarda sürdü gitti, halen de devam ediyor.


Dosyaları imha etmişlerdi


En büyük skandal, NSU örgütünün tetikçi üyesi olduğu
ileri sürülen teröristler başta olmak üzere aşırı sağcı şiddet eylemcileriyle
ilgili BfV’deki binlerce istihbarat dosyasının kağıt kıyma makinelerinde imha
edildiğinin ortaya çıkmasıyla patlamıştı (2012).


Bu işlem, hem de örgütün varlığı ve sorumlu olduğu
eylemlere ilişkin resmi açıklamadan bir kaç gün sonra gerçekleştirilmişti.
Dönemin BfV Başkanı Heinz Fromm, teşkilattaki kendi elemanları tarafından
yanıltıldığını açıklayarak, skandalın sorumluluğunu üstlenmiş ve görevinden
istifa etmişti. Ama bu arada imha emri veren daire başkanının bir şeylerin
üstünü örtme niyetine ilişkin kuşkuları olduğunu da gizlememişti. Fromm,
BfV’nin geçmişiyle ilgili ilk bilimsel araştırmayı yaptıran başkanıydı.
Araştırma sonunda bu teşkilatla ilgili eleştiriler doğrulanmış, kuruluşu
döneminde yüzlerce eski nazinin teşkilat içinde görevlendirildiği ortaya
çıkarılmıştı.


Hans-Georg Maassen dönemi






Hans Georg
Maassen (2012)


BfV, Fromm’un istifasından sonra bu başkanlığa
getirilen Hans-Georg Maassen tarafından yönetildi. Başbakan Merkel, NSU
kurbanlarına ve topluma bu cinayetlerin ve saldırıların tam olarak
aydınlatılacağına dair söz vermişti. BfV’nin bu konudaki sorumluluğu çok
büyüktü. Ama sonuç çıkmadı. NSU örgütü ve cinayetler aradan geçen bunca zamana
rağmen halen aydınlığa kavuşturulmadı. Federal Meclis ve eyalet meclislerinin
bu konuyu araştırmak üzere kurduğu soruşturma komisyonlarının raporları,
BfV’nin bu doğrultuda yardımcı olmadığı, hatta işi zorlaştırdığına dair
şikayetler içeriyor.


Maassen, kendisinden önceki arka planda kalmaya özen
gösteren istihbarat şeflerinin aksine adı sürekli gündeme gelen bir BfV Başkanı
oldu. Bu dönemde Amerikan istihbarat örgütü NSA’in Başbakan Merkel’in mobil
telefonuyla yaptığı görüşmeler dahil, Almanya’daki elektronik haberleşmeyi
büyük ölçüde dinlediği ortaya ortaya çıktı. Maassen yönetimindeki BfV’yle NSA
arasındaki yakın işbirliği yeniden gündeme geldi. Federal Meclis’te kurulan
soruşturma komisyonlarının çalışmaları ve diğer soruşturmalardan da sonuç
çıkmadı.


Hükümetin politikasına karşı


Maassen CDU’ya yakın bir bürokrattı, ancak göç ve
sığınmacılar konusunda CDU’nun büyük ortak olduğu koalisyon hükümetlerinin
politikalarına karşı olduğu anlaşılıyordu. Bu arada yıllar önce yazdığı doktora
tezinde de göçmenler ve sığınmacıların hakları konusunda “çok problemli bir
tarafgirliği” olduğu ortaya çıkarılmıştı. Buna rağmen emrinde çalıştığı
Hıristiyan demokrat bakanlar tüm eleştirilere karşı onu korudular.


Aşırı sağcı partiye tavsiyeler


Ancak Maassen, adının karıştığı siyasi skandallarla
gündemde kalmaya devam etti.


Aşırı sağcı parti AfD’nin anayasal düzene karşı olduğu
gerekçesiyle BfV tarafından takip edilmesi talebi bağlı olduğu hükümetin
gündemindeyken, onun bu partiden politikacılarla düzenli olarak biraraya
geldiği ortaya çıktı. İddiaların içeriği çok ağırdı. Buna göre istihbarat
örgütünün şefi, aşırı sağcı partinin yöneticilerine kendi teşkilatının takibatına
hedef olmamaları için nelere dikkat etmeleri gerektiğini tavsiye ediyordu.


Maassen’in görevden alınmasına yenilek muhalefet
partilerinin talepleri karşılıksız kaldı. Hükümet ona sahip çıktı. AfD de.
Görevinde kaldı.


Chemnitz’deki linç girişimleri


Neredeyse Almanya’nın doğusundaki Chemnitz kentindeki
olayların ardından patlayan skandalı bile atlatmak üzereydi.


Chemnitz’de Irak ve Suriyeli sığınmacılar, bir kavga
sırasında Küba kökenli bir Alman vatandaşını öldürmüşlerdi. Sözkonusu kavgayı
sosyal medya aracılığıyla “bir Alman’ın sığınmacıların tacizine uğrayan bir
Alman kadını kurtarmaya çalışarak öldürülmesi” olarak duyuran aşırı sağcılar,
kısa sürede sıradan halktan insanların da yer aldığı büyük kalabalıklar
toplamış ve yabancılara yönelik “linç girişimleri” içeren toplu yürüyüşler
gerçekleştirmişlerdi. Almanya’nın dört bir köşesinden aşırı sağcılar,
neo-naziler, ırkçılar, holiganlar Chemnitz’e akın etmişti. Bir dönemler Karl
Marks’ın adını taşıyan (Karl Marks Stadt) günlerce her türlü aşırı sağcının sokaklarına
egemen olduğu bir şehir haline geldi.


Bu linç girişimleri Almanya’da Hitler öncesi dönemde
sokaklara egemen olan nazi şiddetin çağrıştırıyordu. Bunun neden olduğu şok
ortamında bir açıklama yaparak, bu durumu kınayanlardan biri de Federal
Başbakan Angela Merkel oldu. Merkel bu çıkışıyla hem Almanya’ya ve hem de bu
vesileyle tüm dünyaya “ülkesinde Hitler diktatörlüğü benzeri bir durumun
yeniden olmayacağına dair” mesajını vermeye çalıştı.


Başbakanını yalanlayan bürokrat!


Ancak bu sırada devreye giren istihbaratın başındaki
bir bürokrat, BfV Başkanı Maassen, Merkel’in açıklamasına konu olan
söylentilerin sol kışkırtıcılar tarafından manipüle edilip, medyaya sızdırılan
görsel malzemelerden kaynaklandığını ileri sürdü. Üstelik bu açıklama için, bu
konularda sansasyonel habercilik yapan ve hükümetin sığınmacılar politikasına
açıkça muhalif olan Bild gazetesini tercih etmişti.


Tabii Sol Parti ve Yeşiller’in yine görevden alınması
çağrısında bulundu. Bu talep artık hükümet ortağı SPD’nin tabanından da destek
görüyordu.


Ancak Federal İçişleri Bakanı CSU’lu Horst Seehofer,
memurunu korumaya kararlıydı. AfD ise “Almanya’yı terör saldırılarından koruyan
adamı görevden almak istiyorlar” iddiasıyla tartışmaya katıldı. Sansosyonel
basında da bu doğrultuda yayınlar yapılıyordu. 


Fakat Almanya artık kendi başbakanını açıkça
yalanlayan bir istihbarat şefini taşıyamayacak duruma gelmişti. CDU’dan bazı
politikacılar da bu doğrultuda tavır almaya başlamıştı. Seehofer tepkilerin
giderek artması üzerine onu BfV’nin başından alıp, İçişleri Bakanlığı’nda üst
düzey bir göreve getirmeye karar verdi.


Bu durum doğal olarak “kendi başbakanını kamuoyu
önünde açıkça yalanlayan bir bürokrat cezalandırılmıyor aksine terfi
ettiriliyor” yorumlarına neden oldu. Tepkiler sürüyordu, ancak hükümet ortağı
SPD’nin bu çözüme razı olduğu belirtiliyordu.


Sonunda kendi isteğiyle emekli oldu


Maassen rahat dursaydı belki de bu durum böyle
kalacaktı. Ancak bu arada Avrupa ülkelerinden istihbarat şeflerinin katıldığı
bir buluşmada yaptığı konuşma metni basına sızdı. Orada “kendisinin konuyla
ilgili yalan haberlerin solcu ve yeşil politikacılar tarafından yayıldığını
ortaya çıkardığını” iddia ediyor ve SPD içindeki bir takım radikal solcu
güçlerin çabaları sonucu görevden alındığını söylüyordu. BfV’nin kurum içi
internet ağında da yayınlanan bu konuşma metni muhtemelen bir görevli
tarafından medyaya sızdırıldı.


Ardından o ana kadar kendisini koruyan Seehofer’in
tavrı değişti. Kimi yorumlara bakılırsa Maassen’e çok kızmış… Sonuçta
sözkonusu atama olmadı, kendisine disiplin cezası verilip, görevden alınacağı
duyuruldu. Bunun üzerine Maassen da “kendisi için siyasette ya da iş dünyasında
bir gelecek düşünebileceği” açıklayarak, erken emekliliğini istedi. Ardından
kendisini “gerçeği açıklayan örnek bir memur” olarak öven AfD’den de “gel,
saflarımızda sana da yer var” çağrısı aldı. Uzun yıllardır CDU üyesi olduğunu
açıklayarak bu çağrıyı geri çevirdi. Daha sonra da sözkonusu konuşmanın bir disiplin
cezası gerektirmediği açıklanarak, konu kapatıldı.


BfV’DE yeni dönem


Bu arada Maassen’ın yardımcısı Thomas Haldenwang da
BfV’nin başına önce vekaleten, sonra da asaleten atandı (12 Kasım 2018).


Bundan kısa bir süre sonra da iki yıl önce memuriyetten
ayrılıp, turizm sektörünün dev firmalarından TUİ’ye geçmiş olan Sinan Selen’in
operasyon işlerinden sorumlu olmak üzere BfV Başkan Yardımcılığına
getirileceğine dair söylentiler gündeme geldi.


Almanya’nın üç parçalı istihbaratı


Federal Almanya Cumhuriyeti’nin bilinen üç büyük
istihbarat örgütü var.


İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve müttefiklerinin
işgali altındaki Batı Almanya’da kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde (BRD)
istihbarat faaliyetleri merkezleri birbirinden farklı şehirlerde 3 kurum arasında
paylaştırıldı. Yeni devletin federal yapısına uygun olan bu sistemin
hedeflerinden biri istihbaratın parlamenter sistemin kontrolü dışında tek
merkezde toplanmasına engel olmaktı. Aradan geçen 70 yıla yakın zaman içinde
örgütlenme ve faaliyet alanlarına ilişkin çeşitli değişiklikler geçirdiler,
zaman zaman medyaya yansıyan skandalların baş aktörleri olarak gündeme
geldiler…


Çeşitli bakanlıklara bağlı olan ve çalışmaları Federal
Başbakanlık’a bağlık bir devlet bakanlığı tarafından koordine edilen bu istihbarat
örgütleri şöyle:


Ülke dışı istihbarattan sorumlu BND (Bundesnachrichtendienst – Federal
İstihbarat Teşkilatı).


Askeri istihbarattan sorumlu MAD (Militaerischer Abschirmdienst – Askeri
Karşı Casusluk Teşkilatı).


Ülke içi istihbarattan sorumlu BfV (Bundesamt für Verfassungsschutz –
Anayasayı Koruma Teşkilatı).


Bir de her eyaletin kendisine ait iç istihbarattan
sorumlu teşkilatları var. Kimi “eyalet anayasayı koruma teşkilatı” (LfV) kimi
de içişleri bakanlığı içindeki bir daire olarak faaliyet gösteriyorlar. Yani,
merkezdeki BfV’ye ek olarak,  her biri kendi içişleri bakanına bağlı
olarak çalışan yani merkezden büyük ölçüde bağımsız 16 tane de “mini”
istihbarat teşkilatı bulunuyor. Bunların görevleri de BfV’ninkinin aynısı,
kendi eyaletinin sınırları içinde olmak üzere… Bunlar arasındaki işbirliğini
koordine eden merkezi yapılar var, ancak son yıllardaki çeşitli olaylar bunun
çok iyi işlemediğini gösterdi.


BfV, yukarıda geniş olarak ele alındı. BND ve MAD için
de özetle şunlar söylenebilir:


BND:


Doğrudan Federal Şansölye’ye bağlı olan bu teşkilatın
ana merkezi uzun yıllar Münih’teydi. Nazi Almanyası’nın yenilmek üzereyken
taraf değiştirip, Amerikalıların hizmetine giren Hitler’in eski Tuğgenerali
Reinhard Gehlen tarafından kurulan BND’de çok sayıda üst düzey SS elemanı
görevlendirilmişti. Almanya’nın doğusunda kurulan sosyalist DDR’in (Demokratik
Almanya Cumhuriyeti) çözülüp BRD’ye bağlanmasının ardından yeni başkent
Berlin’deki tesisler giderek büyütüldü ve sonunda teşkilatın merkezi Berlin’e
alındı. Resmi açıklamalara göre 6 bin 500 kişi bu teşkilata bağlı olarak
çalışıyor.


MAD:


Federal
Savunma Bakanlığı’na bağlı olarak çalışıyor. Almanya içi ve dışında istihbarat
ve istihbarata karşı koyma, terörizmle, sabotaj faaliyetleriyle mücadele gibi
alanlarda görevli. Ülke dışında operasyonlara gönderilen Alman askeri
birliklerine de destek veriyor. Resmi açıklamalara göre 1100 civarında elemanı
var. NSU skandalının ardından açılan soruşturmada MAD da halen tam olarak
açıklığa kavuşturulmamış olan bazı suçlamalara hedef olmuştu. Şimdi de
merkezinde Hanibal kod adlı bir askerin yer aldığı, kimilerinin “Gölge ordu”
olarak tanımladığı bir aşırı sağcı örgütlenme ağıyla ilgili söylentiler
nedeniyle gündemde.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış