Sorunları
da Başarıları Kadar Büyük Bir Ekonomi : İsrail


Yahudiler dünya nüfusunun binde ikisini oluşturuyorlar
(dünyada yaklaşık 14 milyon Yahudi olduğu düşünülmekte), yani her bin kişiden
sadece ikisi Yahudi. Sayıca bu kadar az olmalarına rağmen, dünya satranç
şampiyonlarının %54’ü, Nobel Fizik ödülü alanların %27’si, Nobel Tıp ödülü
alanların %31’i, en iyi sekiz üniversiteden oluşan (Brown, Columbia, Cornell,
Dartmouth College, Harvard, Pennsylvaina, Princeton ve Yale Universitesi) Ivy
Lig olarak adlandırılan üniversite öğrencilerinin %26’sı, Oscar ödülü sahibi
yönetmenlerin %37’si, Pulitzer ödülü kazananların %51’i Yahudi. Bu
istatistikleri çoğaltmak mümkün. Bu başarıları sıraladıktan sonra belki de bir
çok kişinin aklına gelecek ilk şey, Yahudilerin dünyada önemli yerlerde
bulundukları ve birbirlerini destekledikleri şeklinde olacaktır. Bazı
noktalarda bu argümanın doğruluk payı olabilir ancak birilerinin desteğiyle
dünya satranç şampiyonu olamazsınız, veya sadece birileri tarafından
gözetilerek fizik veya tıp nobel ödülü alamazsınız. Yahudilerin başarılarını
ilk önce çalışkanlıklarında aramak gerekiyor, çünkü diğer nedenler bu
başarıları açıklamakta çok yetersiz kalıyor. Yahudilerin bu kadar çalışkan ve
başarılı olduklarını ifade ettikten sonra insan doğal olarak bu insanların
ülkesini merak ediyor.


Sıcak
ve kuru bir iklime, 22.272 km2 yüz ölüçümüne, yaş ortalaması 29 olan yaklaşık
7.3 milyon nüfusa sahip bir ortadoğu ülkesi İsrail. Nüfusun %76.4’ü
Yahudilerden ve yaklaşık %20’si Arap’lardan oluşuyor. İsrail’de yaşayan Yahudi
nüfusun %67.1’i İsrail, %22.6’sı Avrupa/Amerika, %5.6’sı Afrika ve %4.2’si Asya
doğumlu.


İsrail’in
1948’yılında kurulmuş olmasına rağmen geçen 60 yıllık süreçte ekonomik olarak
çok önemli bir ilerleme kaydettiğini görüyoruz. Bugün gelişmiş ülkeler
kategorisinde ve dünyanın ileri teknoloji üreten sayılı ülkeler arasında yer
almakta. 2008 yılı sonunda yaklaşık 204 milyar dolar GSYH sahip İsrail’de kişi
başına yıllık gelir yaklaşık 28 bin dolardır. 2009 yılında 41.8 milyar dolar
ihracat, 46.9 milyar dolar ithalat gerçekleştiren Dış ticaretin ülke gruplarına
bakıldığında ihracatın %33’ü ABD’ye %29’u ise AB’ye yapılmaktadır. İthalat
kompozisyonunda ise %37 ile AB ilk sırada gelmekte, AB’nin ardından %21 ile
Asya ve %13 ile ABD gelmektedir. İsrail, tablodan da görüleceği üzere küresel
krizden ticaret kanalı ile önemli ölçüde etkilenmiştir. Dış ticarette en önemli
ortakları olan ABD ve AB’nin küresel krizi derinden yaşaması İsrail’in de
küresel krizden etkilenmesine neden olmuştur. 2009 yılında İsrail’in imalata
sanayi ihracatı 34.6 milyar dolar olurken, elmas ihracatı 5.8 milyar dolardır.
İmalat sanayi ihracatının yaklaşık yarısı yüksek teknolojili ürünlerden
oluşmaktadır. Kriz döneminde yüksek teknoloji ihracatında çok fazla gerileme
yaşanmamış, bu durum İsrail’İn krizden etkilenme derecesini azaltmıştır. İsrail
hem tarımsal alan hem de su sıkıntısı çekmesine rağmen tarımda önemli bir ülke
olmayı başarabilmiştir. Şu an tarımsal olarak kendi kendine yetebilirken,
önemli miktarda tarımsal ürün ihracatı yapabilmektedir. 2009 yılında 1.2 milyar
dolarlık tarım ihracatı gerçekleştirmiştir.


İsrail’in
son birkaç yıldır diğer ülkelere görece yapılan değerlendirmelerde pozisyon kaybettiği
görülüyor. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan insani kalkınma endeksinde
2005 yılında 23. sırada iken 2007 yılında 4 basamak gerileyerek 27. sıraya
düşmüştür. World Economic Forum (WEF) tarafından yayınlanan Global Rekabetçilik
Endeksi’nde 2008 yılında 23. sırada iken 2009 yılında 4 basamak gerileyerek 27.
sırada yer almıştır. WEF’in raporuna göre İsrail’in son yıllardaki görece
pozisyonun gerilemesinde eğitim sistemi değerlendirmelerinin çok düşük olması
geliyor. Nitekim eğitim değerlendirmelerinde 2006 yılında 15. sırada iken 2009
yılında 65.liğe gerilemiştir. Eğitim sisteminin kalitesinde 98. sırada bulunan
İsrail, matematik ve bilim eğitimi kalitesinde 103. sırada yer alıyor.
İsrail’in mühendislik ve bilim alanında sahip olduğu araştırmacı ve bilim adamı
kapasitesi bir hayli yüksek olmasına rağmen eğitim kalitesinin bu denli kötü
derecelendirilmesi daha detaylı analizleri gerektiriyor. Sebeplerden bazıları
arasında eğitime yapılan harcamaların düşük olması ve eğitim sisteminde bir
birliğin olmaması gösterilmektedir.


İsrail’in
ekonomik başarısını daha ileri götürebilmesinin önünde bazı engeller
bulunmakta. Bu engellerin ilki ve en önemlisi elbetteki İsrail’in bölge
ülkeleri olan sorunları. Filistin meselesi etrafında şekillenen ilişkiler, İsrail’in
bölgesinde yalnızlaşmasına, komşuları ile ticari ilişkiler geliştirememesine
aynı zamanda ülkenin enerjisinin bu sorunlar etrafında harcanmasına neden
olmakta. İsrail bölgesinde izlediği politikalar nedeni ile sadece komşu
ülkelerle değil, aynı zamanda dünyadaki birçok ülke ile de sorun yaşamakta ve
şirketleri protestolarla karşı karşıya kalmakta. Bu durumun bir yönüyle
İsrail’in önündeki en büyük engeli oluştururken, diğer yönüyle İsrail toplumunu
sürekli uyanık tutarak askeri alandan başlamak üzere teknolojiye yatırım
yapmaya ve güçlü olmaya ittiğini, Yahudi toplumu arasındaki dayanışmayı
artırarak positif dışsallık yarattığını da eklemek gerek.


Bölgede
yaşanan siyasi gelişmelerin kamu kesiminde savunma harcamaları yoluyla önemli
bir yük getirdiği görülmekte. Aşağıdaki tablo yıllar itibari ile devlet
harcamalarını gösteriyor. Tablodan da görüldüğü üzere harcamalardan en büyük
payı sosyal koruma ve ardından savunma harcamaları almaktadır. Harcamaların
gelirlerden daha fazla olması kamu kesiminin sürekli bütçe açığı vermesine ve
dolayısıyla kamu borç yükünün hızla artmasına neden olmakta. 2008 yılı sonunda
kamu kesimi borç stoku GSYH’nın %80’ninden daha fazla. Borcun önemli bir
kısmını iç borç oluştururken dış borç GSYH’nın yaklaşık %20’si kadar. 2009 ve
2010 yıllarında beklenen bütçe açıkları, borç yükünün daha da artabileceğine
işaret etmektedir.


İsrail’in
bir diğer önemli problemi nüfusun yaklaşık %20’ini oluşturan Arap nüfusunun
entegrasyonunda yaşanan sorunlardır. Kimilerince Arap azınlığın entegrasyon
problemi İsrail devleti için hayati önem taşırken, Yahudi toplumunun genel
kanısının aksi yönde olduğu iddia edilmekte. Bu sorunun çözümü uzun zamandır
İsrail’in ajandasında yer almasına rağmen henüz önemli bir ilerleme elde
edilemediği görülmekte. İki toplum arasında böyle bir entegrasyon probleminin
olmasının birçok nedeni bulunuyor. İsrail’in bir Yahudi devleti olduğu
algısının yaygın olması nedeni ile yahudi olmayanların sistemden dışlanması söz
konusu. Diğer yandan Filistin meselesi Arap nüfus ile Yahudi nüfus arasındaki
entegrasyonun önünde çok önemli bir engel olarak durmakta. Ayrıca hükümetler
tarafından bu ayrımın ortadan kaldırılması için kararlı bir politikanın
yürütülmemiş olmaması, Arap toplumunda güvensizliğe neden olmakta ve olası entegrasyon
çabalarının önünü tıkamakta. Ayrıca Arap toplumu arasında İsrail’in varlığının
bölgedeki kötülüklerin temel kaynağı olarak görülmesi, entegrasyon
çalışmalarının, Arap-Filistin kimliğinin yok edilmesine yönelik çalışmalar
olarak algılanmasına neden olabilmekte. Daha başka birçok nedene bağlanabilecek
bu entegrasyon sorunu, Yahudi nüfus ve Arap nüfusu arasında ekonomi, eğitim,
karar süreçlerinde söz sahibi olmak gibi bir çok hayati alanda uçurumların
oluşmasına neden olmakta. Son yıllarda İsrail’in Ürdün ve Filistin ile aşırı
güç kullanarak giriştiği savaş, Arap nüfus ile Yahudi nüfus arasındaki ayrımı
daha da şiddetlendirmiş ve Arap nüfusunu daha fazla yabancılaştırmıştır.
Nitekim 2006-2007 yıllardında Arap organizasyonlar tarafından hazırlanan ve “Vizyon
Belgeleri (Vision Documents)” olarak adlandırılan belgeler iki toplum
arasındaki ayrımın ne denli şiddetli olduğunu göstermektedir.


Reut
Enstütüsü’nün yaptığı çalışmaya göre Arap nüfusun İsrail GSYH’ya katkısı sadece
%8 düzeyinde. Bu durum yıllık 18-20 milyar dolar kayıp anlamına geliyor. Ulusal
Sigorta Enstitüsü’nün 2008 yılı yoksulluk raporunda Arap azınlık ile Yahudi
nüfusu arasındaki fark açıkça ortaya çıkıyor. 2008 yılında Yahudi ailelerin
%15.3’ü yoksulluk sınırı altında gelir elde ederken bu oran Arap ailelerinde
%49.4 düzeyinde. Yoksul aileler içerisinde Arap ailelerin oranı %33.8. Transfer
ve vergiler sonrası yahudi ailelerin yoksulluk oranı yaklaşık %46 azalırken,
yoksul arap ailelerin oranı sadece %12-13 azalmış.


İstihdam
oranlarına bakıldığında da Yahudiler arasında istihdam oranı 2008 yılında %66.2
ike Araplar arasında istihdam edilenlerin oranı sadece %40.3. Yoksul kişi oranı
ise Yahudiler’de %16.4 iken Araplarda %53.1.


Daha
mikro düzeyde bakıldığında İsrail’in karşı karşıya olduğu engellerden bir
diğeri kamu sektörünün, özel sektörün hızına ve dinamik yapısına ayak
uyduramamasıdır. Kamu sektörü ekonomi içerisinde önemli bir yer tutuyor. 2006
rakamları ile kamu sektörünün GSYH içindeki payı %45 düzeyinde. Kişibaşına
hayata geçirilen yüksek teknoloji şirketleri sıralamasında İsrail dünya
ülkeleri arasındsa ilk sıralarda gelmekte. Özel sektörün innovasyon kapasitesi
çok yüksek olmasına rağmen, iş yapma sürecinin önündeki bürokratik ve sistemsel
engellerin çokluğu iş yapma süreçlerini olumsuz olarak etkilemekte ve yenilikçi
fikirlerin önemli bir kısmının başka ülkelerde ürüne dönüştürülmesine neden
olmakta. Regulasyonların şirketlere getirdiği yükün fazlalığı yanında devlet
yönetiminin şeffaflığındaki problemler, altyapının yeterli düzeyde olmaması da
özel sektörün iş yapma kabiliyetlerini önemli ölçüde etkimekte. Ayrıca kamuda
rüşvet ve yolsuzluğun yaygın olması iş verimliliğini olumsuz yönde etkiliyor.


İsrail’in
yaşadığı bir diğer problem ise düşük işgücü katılımı oranıdır. Eksik istihdam
sadece ekonomik büyümeyi değil aynı zamanda gelir eşitsizliğini bozan, beşeri
sermaye oluşumu yavaşlatan bir durum. 2009 sonu itibari ile işsizlik yaklaşık
%8 iken çalışma yaşındaki nüfusun yaklaşık %44’ü işgücüne katılmamakta. Çalışma
yaşındaki yaklaşık 2.5 milyon insan işgücüne katılmamakta ve vergi ve transfer
yükü işgücüne katılan yaklaşık 3.5 milyon kişi üzrine binmekte. Ultra-Ortodox
ve Arap nüfusun işgününe katılımı çok düşük bir seviyede kalmaktadır.
Ultra-Ortadox yahudilerin sadece yarısı çalışırken, çalışan kişilerde genelde
niteliksiz işlerde istihdam edilmekte.


İsrail’in
ekonomik olarak bir sıçrama gerçekleştirebilmesi için yukarıda bahsettiğimiz
problemlerin yanında altyapı yetersizliği, gelir eşitsizliği, hizmetler
sektöründe verimliliğin düşük olması, yüksek teknoloji sektöründe yoğunlaşma
olurken istihdam kapasitesi daha yüksek olan geleneksel orta ve düşük
teknolojili sektörlerin verimsizliği artmaktadır. İsrail bu gibi sorunlarını
çözmek durumundadır. Bu problemlerin çözülebilmesi için kamu, özel sektör ve
sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere ülke olarak problemlere
odaklanmaları ve enerjilerini bu noktaya harcamaları gerekiyor. Ancak İsrail’in
bölgedeki mevcut politikalarına devam etmesi ve kendini sürekli tehdit altında
hissetmesi bu sorunlarına odaklanmasını imkânsız hale getiriyor. Dolayısıyla
İsrail’in artık barıştan yana bir tavır alarak bölge ülkeleri ile işbirliğine
hız vermesi hem bölge halkları hem de kendisi için çok daha müreffeh bir
gelecek anlamına geliyor.


(Ekopolitik Gündem, Hüseyin Kaya, Mart-Nisan 2010)


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet