IRKÇILIK & İSLAMOFOBİ & FAŞİZM & NEO NAZİ HAREKETLERİ


BATI DÜNYASINDA YÜKSELEN
İSLAMOFOBİ VE TÜRK-ERMENİ UYUŞMAZLIĞI




Yazar : Mehmet Oğuzhan TULUN


Çeşitli yazılarımızda[1] 1915 Olayları ve bu olaylarla bağlantılı
Türk-Ermeni uyuşmazlığında dinin önemli bir rol oynadığını yazmıştık. 1915
Olaylarının soykırım olarak tanıtılmasında dört unsura dayalı bir strateji
izlenmektedir. Bu dört unsur siyaset, tarih, hukuk ve dindir. Bu bağlamda din
unsurunun önemi, dinin doğrudan insanların duygularına hitap etme
kapasitesidir.


1915 Olaylarıyla ilgili soykırım anlatısını dini
temalar üzerinden ortaya koyan yazılar incelendiği zaman genelde şu hususa
vurgu yapıldığı gözlemlenmektedir: Ermeniler her zaman mağdur edilen ve ezilen
“ilk Hristiyan millettir”, Türkler ise her zaman mağdur eden ve gaddar
Müslümanlardır.[2] Diğer bir deyişle bu yayınlanan yazılarla
insanların aklında “melek Hristiyan Ermeni” ve “iblis Müslüman
Türk” algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. Hatta bu konuda bazen o kadar
ileri gidilmektedir ki Türklerin sadece Ermenileri değil; aynı zamanda
başka Hristiyan gruplar olan Rumları, Süryanileri, Keldanileri, Siriakları (En.
Syriacs),
Aramileri ve Marunileri de yok etmeye çalıştığı iddia edilmektedir. Bu
anlatıyla, Justin McCarthy’nin ifadesiyle, Türkler “soykırımcı manyaklar”
olarak tanıtılmaya çalışılmaktadır. 


Geçmiş yazılarımızda belirtildiği gibi, böyle bir
yöntemin kullanılmasının sebebi, “melek Hristiyan Ermeni” ve “iblis Müslüman
Türk” imgeleri vesilesiyle çeşitli Hristiyan grupların ilgisini
toplayarak, Ermeni soykırımı anlatısı konusunda bir Hristiyan dayanışması
yaratmaktır. Bu strateji ile sonuç alındığı söylenebilir, zira pek çok
Hristiyan grup 1915 Olaylarının tarihi verilerini hiçbir şekilde incelemeden
sorgusuz sualsiz Ermeni soykırımı anlatısına destek verebilmektedir. Bu konuda,
bünyesinde Ermeni Apostolik Kilisesinin ve Yakın Doğu’daki Ermeni Evanjelik
Kiliseler Birliğinin de yer aldığı Dünya Kiliseler Konseyi’nin ve Roma Katolik
Kilisesi ruhani önderi Papa Fransuva’nın geçmiş beyanatlarına bakmak yeterli
olacaktır.[3]


Soykırım anlatısı konusunda Hristiyan dayanışması
yaratmak için dini temaların kullanılması hız kesmeden devam etmektedir. Buna
daha Aralık 2018’de ABD’deki diaspora Ermeni basınında yayınlanmış, “Amerika ve
Ermenistan: İnanç, Özgürlük ve Dostluk” başlıklı bir yorum yazısından örnek
verilebilir:


“Amerika; müttefikimiz Ermenistan’a sadık olmalı, iki ulusumuzun
arasındaki derin medeniyetsel bağları onaylamalı, Ermeni Soykırımı mağdurlarına
yönelik Amerikan yardım girişimlerinin gerçekleştiği zamanlara kadar uzanan
aramızdaki ortak tarihi kutlamalı ve demokrasi, insan hakları ve din
özgürlüğüne olan ortak bağlılığımızı daha da kuvvetlendirmelidir. Bunu inanç,
özgürlük ve dostluk adına yapabiliriz ve yapmalıyız.


İnanç: Başlangıç olarak, Amerika’nın; Türkiye’nin Birinci Dünya
Savaşı döneminde Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Keldaniler, Siriaklar, Aramiler
ve Maruniler dahil Hristiyan nüfusunu yok etme teşebbüsü konusunda dürüstçe
konuşması gerekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti ve Amerikan sivil
toplumu sayısız [sözde yok etme teşebbüsünden] sağ kalanı kurtarmış, Yakın Doğu
Yardım’ı [Yakın Doğu Amerikan Yardım Heyeti] aracılığıyla yüzbinlerce Ermeni ve
diğer Hristiyan mültecilere yardım sağlamıştır. Bu Amerikan tarihinin gerçekten
gurur verici bir anı olmuştur [Not: Yazar, Yakın Doğu Amerikan Yardım
Heyeti’nin yardıma muhtaç Hristiyanlara Osmanlı hükümetinin rızası çerçevesinde
yardım ulaştırmış olduğu gerçeğini işine gelecek şekilde görmezden gelmişe
benziyor. Osmanlı hükümetinin amacı yok etmek olsaydı bu yardımın Hristiyanlara
ulaştırılmasını pek hâlâ engelleyebilirdi].


Ülkemizin [ABD’nin] günümüzde gerçekleşen mezalimleri kınamak
konusundaki itibari, dış baskı sonucu [Türkiye kastediliyor] geçmiş soykırımlar
konusunda sessiz kalması sebebiyle zedeleniyor. Hiçbir ülke, özellikle de
Türkiye kadar Amerikan-karşıtı olan bir ülke; soykırım, insan hakları veya din
özgürlüğü konusunda Amerikan politikasını veto edebilmeyi hak etmemektedir. Susturulmanın
her türlüsünü reddetmeliyiz ve Ermeni Soykırımını resmi olarak kınamalı ve
anmalıyız.”[4]


Bu alıntıdan anlaşılacağı üzere, yazar soykırım
anlatısını Hristiyanlık ve din dayanışması üzerine kurmuştur. Burada dikkat edilmesi
gereken husus; Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nda
Hristiyan azınlıklarla ilgili yaşanan iç karışıklıkların ve çatışmaların
iktidar mücadelesi (örnek olarak Osmanlı’dan bağımsızlık elde girişimleri) ve
Osmanlı topraklarına saldıran işgalci kuvvetlerle yapılan iş birliği
yüzünden yaşandığıdır. Yani yazarın ima ettiğinin aksine, Hristiyanlarla ilgili
yaşanan olaylar din temelli değil, siyaset temellidir. Ayrıca Osmanlı
hükümetinin Hristiyan azınlıkları yok etmek niyetiyle hareket ettiğini ortaya
koyan hiçbir belge bulunmamaktadır. Bu sebeple “Hristiyanların yok edilme”
hikayeleri genelde doğruluğu ispatlanamayacak aile anıları ve savaş
propagandasının zirve yaptığı bir dönemde yayınlanan Batılı gazetelerin
haberleri üzerine oturtulmaya çalışılmaktadır.[5]


Din teması üzerine oturtulan bu anlatı ne kadar zayıf
olsa da dünya çapında Hristiyan gruplar arasında var olan dayanışma sayesinde
etkinliğini sürdürmektedir. Bu anlatı aynı zamanda son yıllarda Batı dünyasında
giderek kuvvetlenmekte olan -özellikle Müslümanlara yönelik- yabancı düşmanlığı
sayesinde daha da kullanılabilir hale gelmektedir. 2008 küresel mali krizinin
yarattığı toplumsal öfke ve çaresizlik, çok kültürlülük ve siyasi doğruculuk
(En. political correctness)
ile ilgili yaşanan toplumsal bıkkınlık, DAEŞ gibi terör örgütlerinin
saldırılarının yarattığı korku ve Suriye gibi ülkelerden kaynaklanan yoğun göç;
hem ABD hem de Avrupa ülkelerinde bu tür gelişmelerin yarattığı toplumsal
tepkiden beslenen tepkisel ve yabancı düşmanı popülist siyasi hareketlerin
yükselmesine sebep olmuştur.


Daha adaylık döneminin başlamasıyla birlikte Müslüman
karşıtı söylemler ortaya koyan Donald J. Trump ABD Başkanı, evanjelik Hristiyan
kimliğiyle tanınan Mike Pence ise Başkan Yardımcısı olmuştur. Yanlış veya
çarpıtılmış bilgilerle dolu yayınlarında tüm dünyadaki Müslümanları bir tehdit
unsuru olarak yansıtan Gatestone Institute’un 2013-2018 arasında yöneticiliğini
yürütmüş olan John Bolton ise Trump Yönetiminin Ulusal Güvenlik Danışmanı
olarak görev yapmaktadır.[6] Sahte haber yaymakla suçlanan aşırı sağ
eğilimli Breitbart News Network’ün eski idari işler yöneticisi Steve Bannon ise
Trump Yönetiminin ilk aylarında Baş Stratejist olarak görev yapmıştır.


Avrupa’da ise örnek olarak Almanya, Fransa, Avusturya,
Hollanda, İsveç ve İtalya’da yabancı düşmanı aşırı sağ eğilimli popülist
partiler seçimlerde ciddi başarılar elde etmişler veya siyasetin önemli
aktörleri haline gelmişlerdir. Bu popülist partilerin seçmen üzerindeki
etkisinin farkına varan diğer yerleşik partiler ise bu popülist partilerin
yabancı düşmanı söylemlerini taklit etmeye başlamıştır.[7] Tüm bu gelişmelerin yarattığı siyasi ve
sosyal ortamda, Batılı ülkelerde İslamofobik beyanatlarda bulunmak artık
giderek kabul edilir hale gelmeye başlamıştır.


Osmanlı İmparatorluğu’nun Hristiyan Avrupa devletleri
ile tarihteki başarılı mücadelesi sebebiyle Avrupa toplumlarının zihinlerinin
derinliklerinde Müslüman Türk’e yönelik bir karşıtlık ve bazen de bir düşmanlık
vardır. Bu zihniyet, Avrupa’dan yoğun göç yoluyla ABD’ye sıçramıştır. ABD’de
Osmanlı İmparatorluğu ve onun Müslüman unsurlarına karşı olan tutum o kadar
şüpheci ve düşmanca olmuştur ki, 1880’lerde İmparatorluk’tan ABD’ye gelen
Müslüman göçmenlere Osmanlı padişahına herhangi bir sadakat beslemediklerine
dair yazılı yemin ettirilmiş, ancak buna rağmen çoğunluğunun vatandaş olmasına
müsaade edilmemiştir.[8]


Müslüman Türk’e karşı Batılı toplumların zihinlerinin
derinlerine yerleşmiş bu karşıtlık ve düşmanlık, günümüzde popülist siyasette
kendisine hareket alanı bulan İslamofobi ile yeniden körüklenmeye başlamıştır.
Bu, 1915 Olaylarıyla ilgili soykırım anlatısını dini temalar üzerinden ortaya
koymaya çalışanlar için altın bir fırsat niteliğindedir. Günlük hayatta
İslamofobik söylemlere maruz kalan ve akıllarında olumsuz bir Müslüman Türk
imgesi taşıyan insanların dini temalarla soykırım anlatısı konusunda ikna
edilmesi tahmin edileceğe üzere çok daha kolay olacaktır. Dolayısıyla
önümüzdeki yıllarda 1915 Olaylarının dini temalar üzerinden soykırım olduğunu
kanıtlamaya çalışan çalışmalara daha sık rastlanması şaşırtıcı olmayacaktır.


*Resim kaynağı:
Economist.com


[1] Örnek olarak bakınız: Mehmet Oğuzhan Tulun, “Papa
Fransuva’nın Ermenistan Resmi Ziyareti,” Avrasya
İncelemeleri Merkezi (AVİM)
, Yorum No: 2016/37, 22 Haziran 2016, https://avim.org.tr/tr/Yorum/PAPA-FRANSUVA-NIN-ERMENISTAN-RESMI-ZIYARETI


[2] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Din Ve Çifte Standartlar,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM),
Yorum No: 2016/25, 22 Nisan 2016, https://avim.org.tr/tr/Yorum/DIN-VE-CIFTE-STANDARTLAR


[3] Not: Papa Fransuva’nın Hristiyan dünyasında
ekümenizmin pekiştirilmesi için soykırım anlatısını kendi lehine kullanmış
olduğu da unutulmamalıdır. Bakınız: Mehmet Oğuzhan Tulun, “Papa Fransuva
Ekümenizm İçin Bastırıyor,” Avrasya
İncelemeleri Merkezi (AVİM)
, Yorum No: 2016/39, 29 Haziran 2016, https://avim.org.tr/tr/Yorum/PAPA-FRANSUVA-EKUMENIZM-ICIN-BASTIRIYOR


[4] Aram Hamparian, “America and Armenia: Faith, Freedom,
and Friendship,” Asbarez,
December 30, 2018, http://asbarez.com/176929/america-and-armenia-faith-freedom-and-friendship/


[5] Yrd. Doç. Yüksel Küçüker ve Prof. Hikmet Öksüz,
“Tarihsel Arka Planıyla Pontus Meselesi,” Avrasya
İncelemeleri Merkezi (AVİM)
, Rapor No: 11, Nisan 2017, https://avim.org.tr/images/uploads/Rapor/rapor-11.pdf
; Teoman Ertuğrul Tulun, “The Pontus Narratıve And Hate Speech,” Center for Eurasian Studies (AVİM),
Report No: 14, May 2017, https://avim.org.tr/images/uploads/Rapor/rapor14_1.pdf


[6] “Gatestone Chairman, Ambassador John R. Bolton,
Selected by President Trump as National Security Advisor,” Gatestone Institute, March
23, 2018, https://www.gatestoneinstitute.org/12080/john-bolton-national-security-advisor
; Brennan Weiss, “Trump’s new national security adviser chairs a group that has
spread false claims about Muslim refugees in Europe,” Business Insider, March
23, 2018, https://www.businessinsider.com/john-bolton-gatestone-institute-muslim-refugees-2018-3


[7] Örnek olarak bakınız: Hazel Çağan Elbir, “Avrupa’nın
Aşırı Sağ İle Sınavı: Avusturya,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM),
Analiz No: 2017/23, 22 Aralık 2017, https://avim.org.tr/tr/Analiz/AVRUPA-NIN-ASIRI-SAG-ILE-SINAVI-AVUSTURYA
; Teoman Ertuğrul Tulun, “Yüzyıllık “Beyaz Üstüncülük” Ve İsveç’te Aşırı Sağın
Yükselişi: İlerlemeci Değerler Ve Politikalar İçin Ciddi Bir Tehdit Mi
Doğuyor?” Avrasya
İncelemeleri Merkezi (AVİM)
, Analiz No: 2018/2, 2 Ocak 2018, https://avim.org.tr/tr/Analiz/YUZYILLIK-BEYAZ-USTUNCULUK-VE-ISVEC-TE-ASIRI-SAGIN-YUKSELISI-ILERLEMECI-DEGERLER-VE-POLITIKALAR-ICIN-CIDDI-BIR-TEHDIT-MI-DOGUYOR
; Teoman Ertuğrul Tulun, “The Steady Rise Of Far-Right In Sweden – Hürriyet
Daily News – 14.09.2018,” Avrasya
İncelemeleri Merkezi (AVİM)
, Blog No: 2018/56, September 14, 2018, https://avim.org.tr/Blog/THE-STEADY-RISE-OF-FAR-RIGHT-IN-SWEDEN-HURRIYET-DAILY-NEWS-14-09-2018


[8] Daniel Burke, “The secret costs of Islamophobia,” CNN, November 15, 2016, https://edition.cnn.com/2016/09/23/us/islamerica-secret-costs-islamophobia/index.html