Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Türkiye’den
IŞİD’e katılan İlyas Aydın : İstihbarat servislerinin gayrimeşru çocuklarıyız



Kendinden emin şekilde güldü. “Biz dünya istihbarat
servislerinin gayrimeşru çocuklarıyız” dedi ve ekledi:


“Suriye
Savaşı başlamadan, Arap Baharı dedikleri süreçte, hapishanelerde ne kadar terör
suçlusu varsa boşalttılar. Biliyorlardı ki hepsi savaşa katılacak. Ve
Afganistan’da, Bosna’da savaşmış ne kadar adam varsa geldi.”


Bu sözler, Halk
Koruma Birlikleri’nin (YPG) Suriye’nin kuzeydoğusunda Haseke’nin Rimelan
ilçesinde bir hapishanede tuttuğu “Ebu Ubeyde” mahlaslı İlyas Aydın’a
ait.


Daha önce de bazı
ifadeleri medyaya yansıyan Aydın, sonradan kendisini “İslam Devleti”
olarak adlandıran Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün sözcüsü Ebu Muhammed
el Adnani ve yardımcısı Ebu Muhammed el Furkan’ın ekibinde “ideolojik
alandan” sorumlu kişiydi. Türkiye’den IŞİD’e katılanların başında
geliyordu. 2015’te Er Sefter Taş’ın kaçırılmasının ardından IŞİD adına Milli
İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile görüşmeye giden üç kişilik heyette olduğunu
iddia ediyor.


İlyas Aydın; İslami
okumalarına Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” kitabı ve Fizilal’il
Kur’an tefsiriyle başlamış, El Kaide çizgisini benimsemiş, 2007-2008’de
Mısır’da 10 ay eğitim almış, birkaç kez tutuklanmış, 2014’te de IŞİD’e
katılmış. IŞİD’den ayrıldıktan sonra 30 Aralık 2017’de Ras el Ayn’da
(Serekaniye) yakalandığını, örgütle yollarını ayırsa da Selefi düşünceye bağlı
kaldığını söylüyor.


IŞİD’den 7-8 bin
erkeğin ve 75 bin aile ferdinin akıbetinin tartışıldığı bir dönemde Aydın’la
görüştüm.


‘Hastalık
yayıldı’


İlyas Aydın’a
yönelttiğim ilk soru, günümüzün de popüler sorularından “IŞİD bitti
mi?” oldu. Aydın yanıtına, dünyada bazı çevrelerin örgüt için kullandığı
“hastalık” ifadesine atıf yaparak başladı:


“İslam
Devleti’nin Irak ve Suriye’de kayıtlı 120 bin askeri vardı. İşlerin kötü
gittiğini görenler ya da anlaşmazlığa girenler kaçtı. Belki 10 bini gitti. 10
bini de öldü. Hadi diyelim yarısı öldü. 7 bini Rojava’da. Nerede olduğu
belirsiz 20-30 binin üzerinde adam var. Yayıldılar; hastalık yayıldı…”


“İdeolojisi
olan bir hareketiz. Bizimle çıkmadı ortaya. 1400 yıllık tarihe bakın. Burada
tutulan 70 bin kadın ve çocuğun hepsini öldürseniz de bu hareket bitmez.
Onlarla başlamadı ki, onlarla bitsin. Bunun kökeni var.”


İlyas Aydın’a
göre Türkiye’den IŞİD’e katılanların sayısı 3 bin civarında; bunların yarısı
öldü, 500 kadarı yakalandı; pişman olanlar da var, sadık kalanlar da. Aydın,
Suriye’ye 2014’te El Rai/Elbeyli tarafından geçmiş. “Mücahit” ve
“muhacir” akınından IŞİD’in “hudut emirliğinin” sorumlu
olduğunu, o dönemde buna bağlı olarak Türkiye’de büyük bir ekibin bulunduğunu
söylüyor.


Aydın’a göre
karşılama yerlerinde kiralanmış evler misafirhane olarak kullanılıyordu.
2014’te öteki muhalif gruplarla çatışmalar başlamadan önce Hatay, Kilis ve
Antep başta olmak üzere tüm sınırlar kullanılıyordu. İdlib üzerinden geçiş
mümkünken Hatay’da da misafirhaneler vardı. 2014’ten sonra geçişler Tel
Ebyad/Akçakale, El Rai/Elbeyli ve Cerablus/Karkamış üzerinden gerçekleşti.
İstanbul, Ankara ya da Antalya’ya gelenler ilk karşılama yerlerinden sonra
Gaziantep’e geçiyordu. 2014’de kapılar kapanmıştı. O yüzden geçişler
kaçakçılarla sağlanıyordu.


“Askerler
insanların girip çıktıklarını görüyordu. Bir göz yumma vardı. Savaşın başında
insanlar huduttan arabayla bile geçiyordu. Sonra arabalara ateş emri gelince
insanlar geçemez oldu. Sigaradan silaha her şey kaçakçılık yoluyla
geçiyordu” diyor Aydın.



Telif
hakkı
FEHİM
TAŞTEKİN

Image
caption İlyas
Aydın



‘CIA bizi en çok
kullanan istihbarat’


İlyas Aydın’a
göre 20 Temmuz 2015’teki Suruç patlamasından sonra geçişler kesildi, İdlib
yeniden devreye girdi.


“Suruç
patlaması İslam Devleti ile Türk devleti arasındaki siyasetin olumsuz değişmesi
bakımından bir milattı” diyen Aydın bu ilişkiyi “işbirliği değil göz
yumma siyaseti” olarak nitelendiriyor:


“Savaş
içerisinde kendisi bir şey yapmaktan aciz kalan taraflar bizi oyuna yedek
oyuncu olarak sokuyorlar. Yürüttüğümüz savaşı kendi maslahatlarına uygun
gördükleri için bize göz yumuyorlar. Bu Türkiye’ye has değil; Amerika, Rusya,
hepsi içinde.”


Irak işgali sürerken
2007-2008’de IŞİD’in ilk yapılanması Irak İslam Devleti’nin Kamışlı’dan Elbu
Kemal’e uzanan hatta misafirhaneleri vardı. Saddam Hüseyin’den sonra sıranın
Beşar Esad’a geleceğini bildikleri için Suriye istihbaratı Amerikalılarla
savaşan bu kişilere göz yumuyordu. Suriye krizinde “kolaylaştırma”
sırası Türkiye ve müttefiklerindeydi. Aydın’a göre istihbarat servislerinin
rolü şuydu:


“CIA bizi en
çok kullanan istihbarat. Bu iş Sovyetlere karşı Afganistan’dan başladı. Türkiye
de Suriye Savaşı başladığından beri bizi kullanıyordu. İlk günden beri dünya
istihbaratları tarafından muhacirlerin Suriye’ye bilinçli sokuluşu söz konusu.
2014’te ‘Teşekkür ediyoruz, çıksınlar Suriye’den’ dediler. İki gün sonra
muhaliflerin İslam Devleti’ne saldırıları başladı. O olaydan sonra dünya
istihbaratları göz yummayı bitirdi, yalnız Türkiye devam ettirdi. Amerika Kürt
güçlerini bir kart olarak kullanıyordu. Türkiye de karşılık olarak bunu
yapıyordu.”


‘Her şey
ayağımıza geliyordu’


Peki o dönemde
sınırlar sadece “muhacir” akışına mı geçit veriyordu? Ya silahlar?
Aydın’a göre her şey örgütün ayağına geliyordu:


“İslam
Devleti’nin birinci silah kaynağı ganimetti. İkincisi satın aldığı silahlar.
Birkaç kaynak vardı. Birincisi Esad’ın subayları. Parayı verirseniz her şeyi
satarlar. İkincisi Özgür Suriye Ordusu’dur (ÖSO). Onlar da her şeyi satarlar.
Onlara Türk istihbaratı ve Batılı istihbaratlar tarafından yeni bir silah
verildiğinde İslam Devleti’nin tacirlerine mesaj gönderiyorlar, ‘Yeni bir silah
geldi’ diye. Bütün akışı sağlayanlar Suriyeliler. İdlib piyasasında 500 dolara
sattığını İslam Devleti’ne 1000 dolara satıyor. Tüccarlar bize yalvarıyordu.
Bizden kıyak müşteri yoktu.”


İlyas Aydın,
“TIR’larda ele geçirilen silahların IŞİD’e gittiği” iddiası ile
ilgili olarak ise “Hayır, bize sınırdan doğrudan silah geldiği doğru
değil. Ama aracılar aracılığıyla silah geldiği bir hakikattir” diyor.


Aydın bomba
malzemesi kimyasalların tedarikiyle ilgili şunları söyledi:


“Bunların
kaynağı kimyasal şirketlerdir. Bunlar istihbaratların denetimi altındadır.
Hepsi bu şirketlerden tedarik ediliyordu. Hepsi Türkiye üzerinden geliyordu.
Kaçakçılar tarafından yapılıyordu. İslam Devleti, Çin’den füze yapımı için
parçalar getirtiyordu. Hava yoluyla, deniz yoluyla; Mersin’e geliyordu.
Uluslararası şebekeler yapıyor bunu.”


Peki, petrol
çarkı?


“O kadar
petrol mühendisi adam vardı ki İslam Devleti’ne gelmiş. Ticareti Suriyeli
tüccarlar yapıyordu. Kamyonuyla bu işi yapan kaç bin şoför var saysınlar çarkın
nasıl gördüğü anlaşılır. Bunların ideolojisi yok. Ama kuyular bizim
elimizdeydi. Milyar dolar aylık girdisi var.”


Ve Körfez
ülkelerinin yardımları:


“İş
adamlarından gelen zekâtlar, sadakalar var. İstihbaratlar bunu Rabıta ile
kontrol etmeye çalışıyor. Yine de sempati besleyen binlerce zengin var, Usame
bin Ladin’ler çok yani!”


Aydın, Avrupalı
IŞİD üyeleriyle röportaj engelini de “açığa çıkacak sırlara”
bağlıyor:


“Çünkü
hakikatler ortaya çıkacak. 60 bin insan dünyanın istihbarat servislerinin gözünün
önünden nasıl aktı? Nasıl bilmezler? Bunlar terör suçlamasıyla yargılanmış
insanlar. Onların mantığı ‘Gitsin ölsünler, böylece ülkeleri temizlensin’. Ama
herkes ölmüyor. Dönenler kendi ülkelerini patlattı. Dönmelerini istemiyorlar.
‘Medyatik olmasınlar, unutulsunlar, sonra Irak’a teslim edilsinler, idam bizim
işimiz değil ama siz halledersiniz’, istedikleri bu. 13 Fransız’ı Irak’a teslim
ettiler. Yalvarıyorlar orada tutsunlar diye.”



Telif
hakkı
DHA
Image
caption IŞİD’in
11 Haziran 2014’te rehin aldığı ve daha sonra serbest bırakılan kişiler
arasında dönemin Türkiye’nin Musul Başkonsolosu Öztürk Yılmaz da vardı



‘Rehinelerle
esirler ve tutuklular takas edildi’


İlyas Aydın, 11
Haziran 2014’te Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nda 49 kişinin rehine alınmasının
ardından Milli İstihbarat Teşkilatı’yla (MİT) görüşmeler yapıldığını iddia
ediyor:


“Görüşmeye
katılanlardan biri Ebu Muhammed el Furkan’dı. Reklam Bakanı’ydı. (IŞİD lideri)
Ebu Bekir el Bağdadi’nin ilk müsteşarlarından biriydi. Bana o anlattı. İkinci şahsiyet
Ebu Muhammed el Iraki idi. Ebu Musab el Zerkavi’nin şahsi korumasıydı,
Bağdadi’nin kurmaylarından biriydi. Diğeri Ebu Ali el Türki,
Hatay-Reyhanlı’dan, Arap. Ebu Muhammed el Iraki, Nusra zamanında hudut
sorumlusuydu. Ebu Ali’yi yanına tercüman olarak alıyor, o da toplantıda maske
ile oturuyor. Bir diğer şahsiyet Reşid el Masri. CIA yetkilileri bana söyledi,
Filipinler’de yakalamışlar bu arkadaşı.”


“Ebu Ali’yle
de konuşmuştum içeriğini. Reşid’le de daha sonra beraber çalıştık, Türk
istihbaratıyla daha sonra yapılan toplantılara birlikte katıldık. O toplantıda
İslam Devleti rehinelere karşılık esirlerin takasını istiyor. Bir de o sırada
Türkiye suyu kesiyordu, santralde sorun çıkıyordu, suyun bırakılmasını
istiyorlar. Ayrıca ‘Gelip geçen muhacirlere dokunmayın. Biz Türkiye’de
patlatmıyoruz. Türkiye ile bir problemimiz yok’ diyorlar. Konsolos ve
beraberindekilere karşılık, muhaliflerin saldırdığı dönemde esir alınan
kadınlar, çocuklar ve erkekleri teslim ettiler. Yine o sırada Türkiye’de
yabancı şube merkezlerinde İslam Devleti’ne geçiş yaparken yakalanmış kişiler
vardı. Onlardan biri Ebu Usame el Garip’ti. Mısır asıllı Alman vatandaşı. Takas
sırasında o da teslim alındı. Bunun haricinde karşılıklı bir ittifaktan
bahsetmediler.”


O dönemde
Türkiye’de Taraf, İngiltere’de Times gazetelerinde yayımlanan haberlerde 49
rehineye karşılık 180 IŞİD üyesinin bırakıldığı öne sürülmüştü.


Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan da 10 Ekim 2014’te yaptığı bir konuşmada, “49
kardeşimizi 102 gün sonra oradan kurtarmış olduk. Efendim nasıl kurtardınız? Ne
verdiniz de kurtardınız? Ya ne verdiysek verdik. İşi bitirdik mi sen ona
bak” demişti.


‘Diyarbakır ve
Suruç bir içtihattır’


İlyas Aydın,
Türkiye ile IŞİD arasında “karşılıklı birbirine dokunmama siyasetinin bir
anlaşmaya dayanıp dayanmadığı” sorusuna yanıt verirken de Rakka’da
Türkiyeli örgüt üyelerinin katıldığı özel bir toplantıda geçtiğini söylediği
konuşmaları aktardı. Buna göre Ebu Musab el Kürdi, Kobani’de YPG ile çatışmalar
sırasında Türk kontrol noktasını vurup arkadan dolanma önerisinin
“Türklerle çatışmıyoruz” denilerek reddedildiğini hatırlatıp,
“Türkiye’ye neden saldırmıyoruz, yoksa Sykes-Picot’u tanıyor muyuz, arada
bir ittifak mı var?” diye soruyor. Lider kadrosundan Ebu Zeyd el Iraki de
öfkeyle yanıt veriyor:


“Türkiye ile
resmi olarak hiçbir ittifakımız yoktur. Onlar bizden el çekiyor, biz de
onlardan el çekiyoruz. İslam şeriatına göre imam, kâfir gördüğü bir kavme karşı
savaşını maslahat varsa erteleyebilir.”


Aydın,
“Peki, madem bir göz yumma vardı IŞİD neden Türkiye’yi hedef aldı?”
sorusuna ise şu yanıtı veriyor:


“İlk patlama
Diyarbakır’dır. Sonra Suruç. Tabi İslam Devleti resmi olarak üstlenmedi. İslam
Devleti’nin bir reklam siyaseti vardı. Bazen tepki çekmemek için
üstlenmeyebilir. MİT ile görüşmedeyken dediler ki ‘Biz size dokunmuyorduk, siz
bize el uzattınız. Geldiniz burayı patlattınız. Vatandaşlarımızı öldürdünüz,
bizim iç siyasi dengelerimiz var.’ Bunu söyleyeceklerini biliyorduk, bizim de
yanıt vermemiz gerekecekti. O yüzden bizi MİT ile görüşmeye gönderirken bu
malumatı verdiler; ‘Diyarbakır ve Suruç bir içtihattır.’ Yani merkezin izni
alınmadan, bu dosya ile görevlendirilmiş hücrenin merkezin izni olmadan kendi
kararıyla yaptığı eylemdir. Ama geri kalanlar; Ankara Garı, Reina, İstanbul
(Atatürk) Havalimanı, Adana HDP merkezi ve Diyarbakır HDP mitingindeki
patlamalar merkezin emriyle yapıldı.”



Telif
hakkı
AFP
Image
caption Suruç’ta
hayatını kaybedenlerden ikisinin cenazeleri taşınıyor



‘Suruç’u patlatan
Antep hücresinde istihbaratçılar vardı’


Saldırıları Gaziantep’teki
hücrenin gerçekleştirdiğini öne süren Aydın, Suruç patlamasını ise şüpheli
buluyor:


“İslam
Devleti’ne faydası olan bir patlama değildi. Adnani’ye rapor vermiştim, ‘Neden
Türkiye’ye patlama yapıyorsunuz?’ diye. Bu birimin içine sızmış farklı istihbarat
cihetleri vardı. En başında Türk istihbaratı. Veyahut başka istihbaratlar; o
dönem Türk hükümetiyle İslam Devleti’nin arasının bozulmasından faydalanacak
cihetler vardı.”


“Yani Türk
istihbaratının işin içinde olduğunu mu iddia ediyorsunuz?” sorusuna
“Tabii ki işin içerisindeydi” yanıtını veren Aydın iddialarını şöyle
sürdürdü:


“Bir grup
vardı, Görevlendirilmişlerdi. Türkiye’ye patlama yapmak için gönderileceklerdi.
İntiharcıların listesi internette var. Türk istihbaratı daha bunlar Türkiye’ye
girmeden bunların hangi görevle ne işler yapacağını biliyordu. İki ihtimal var;
ya ofisin içerisindeler ya da çok iyi teknik takip yapıyorlar.”


“Daha sonra
bir açıklama yayımlandı (örgütün yayın organı) AMAK’ta, dediler ki ‘İki Türk
istihbaratçısını öldürdük’. Bu meseleyi kazıdıkça şunu öğrendim: Bu iki kişi
Antep hücresine bağlı. 4-5 senedir bu cemaatle birlikteler. Bu hücre Türkiye’de
patlatma görevini aldığı günden beri o dosyanın içerisinde çalışıyorlar. Yani
bu operasyonları yürüten Antep hücresinin içine sızmıştılar. Arkadaşlar
öldürüldüklerini iddia ediyor, haber yayımlamışız. Yetkili arkadaşlara, ‘Kim bu
iki adam, nasıl öldürdünüz, video kaydınız var mı?’ diye sordum. Bana ‘Arkadaş,
insanlar hemen toplandığı için çekememiş’ dediler. Biz bütün operasyonların
videosunu çekmişiz. O dünyanın en aptal örgütüdür ki casus diye deşifre ettiği
adamları öldürsün. Al, sorgula, belki başkalarına ulaşacaksın. Beni kim
inandırabilir ki, aslında o adamlar ölmediler, örgütün içine sızmış başka
ajanlarca öldürülmüş gibi rapor edildiler. O ofisin içerisinde öyle pis eller
var ki, oraya o kadar insan sızmış ki!”


“Antep
hücresine bağlı diğer hücreler vardı. Adıyaman ve Bingöl hücresi falan. Ayrıca
Suruç’tan sonra onlarca misafirhane iki saat içerisinde istihbarat tarafından
basıldı. Hepsi gözetim altındaydı. İstisnasız hepsi basıldı. Herkes tutuklandı.
Bazıları ülkelerine, bazıları kendi ülkelerinde idam cezası olduğu için başka
yerlere gönderildi. Havaalanlarında tutulanların sayısı arttı. Hudutta sıkı
denetim başladı.”


Tampon pazarlığı:
Gerekçe Kürt koridoru, talep 33 kilometre


İlyas Aydın’a
göre MİT ile ikinci görüşme 1 Ocak 2015’te sınırda kaçırılan Astsubay Özgür
Örs’ün bırakılmasıyla ilgiliydi ve Örs 4 gün sonra yaklaşık 60 kişi ile takas
edildi, daha sonra gerçekleşen görüşme de Er Sefter Taş’ın kaçırılması sonrası
yapıldı. Aydın bizzat yer aldığını iddia ettiği bu görüşmeleri şöyle aktardı:


“Ankara
patlamasının olduğu gündü. Sefter Taş’ın alınması için Türk istihbaratı bizimle
irtibata geçmişti. O görüşmelere ben Bağdadi tarafından resmi olarak gönderilen
üç kişiden biriydim. Diğeri Filipinler’de yakalanan Reşid el Masri idi. Ötekisi
bombardımanda öldü. Çobanbeyli/Elbeyli Sınır Kapısı’nda tren istasyonundaki
askeri binada görüştük. ‘Askeri verin biz de sizin adamlarınızı bırakalım’
dediler. Onlara 200 kişilik bir liste sunduk. Dediler ‘200 çok’. Onlara ‘200
kişiyi şimdi verseniz yarın bir 200 daha tutuklarsınız’ dedik. İslam Devleti’ne
gelmek için 10 binlerce kişi Türkiye’deydi. Yol bekliyorlardı. Tabi başka
şeyler de konuşuldu. Türkiye sınırdan 33 kilometre çekilmemizi istiyordu. Örgüt
kabul etmediği için anlaşma sağlanamadı, sonra askerleri yaktılar.”


Sefter Taş ve
Fethi Şahin yakılarak öldürülürken çekilmiş görüntüler 26 Aralık 2016’da
internete düşmüştü. Daha önce kaçırıldığına dair bilgi bulunmayan Şahin videoda
“Jandarma istihbaratında görevliyim” diyordu.


Türkiye
sınırlarında IŞİD’in elinde üç sınır kapısı vardı. 2015’te Tel Ebyad’ı YPG
aldı. IŞİD, 2016’da Fırat Kalkanı Harekâtı’yla Cerablus ve El Rai’den çekildi.
IŞİD’in Cerablus’tan hızlı çekilmesi “Anlaşma mı oldu?” sorusunu da
beraberinde getirmişti:


“Örgüt
Cerablus’tan çekilmiştir. Ama Dabık ve El Bab’da şiddetli çatışmalar olmuştur.
Dabık bizim için sembol” diyen İlyas Aydın’a göre MİT’le görüşmede, Kürt
koridorunu engellemek için bölgenin Türkiye’ye bırakılması istendi:


“Cerablus’tan
çekilme nedenimiz, Menbic operasyonunun bitmesiydi. Nizam, El Bab’a 10 km
yaklaşmıştı. Bir taraftan YPG bir taraftan nizam bomba atıyordu. El Bab çok
sıkıntılıydı, kısa bir hat kalmıştı. Zaten Türk istihbaratı bizimle görüşmede
söylemişti; ’33 km çekilin. Bize gelen raporlara göre ABD kuzeyde bir Kürt
koridoru kuracak, Irak ve Suriye petrolünü Akdeniz’e indirecek. Ruslar da
nizama talimat verdi. El Bab’ı istiyorlar çünkü hattı kesecekler’.”


“O toplantı
sırasında Tel Ebyad düşmüş, Menbic’te savaş başlamıştı. ‘Burada
kalamayacaksınız, burayı sizden alacaklar ve biz bir Kürt devletinin oluşmasına
izin veremeyiz’ dediler. O görüşmenin ardından geri döndük. Adnani fikrimi
sordu, ‘Türkler girebilirler mi?’ diye. Ben de ‘Amerikalılar Rakka burunlarının
dibindeyken niye Menbic’e geldi? Çünkü kantonları birleştirmek istiyor.
Türkiye’nin başka çaresi yok, kendi ordusuyla girmese de ÖSO’yu getirir’ diye
yazdım. Kısa bir süre sonra Adnani ve Ebu Muhammed el Furkan öldü. Onlar
Bağdadi ile istişare ediyorlardı ne yapacağız diye. Bağdadi’nin damadı Ebu
Usame de 5 gün sonra öldürüldü. Büyük bir panik vardı, ne olacak diye. O sırada
Menbic de düştü. İslam Devleti güçleri Cerablus’tan El Rai sınırına çekildi. Ki
ÖSO ile YPG karşı karşıya gelsin. Çünkü YPG bize karşı Menbic’in kuzeyine asker
yığmıştı.”


Aydın’a göre
Fırat Kalkanı sırasında Türkiye ile temas olmadı:


“O sırada
biz yakılan iki askerin görüntüsünü yayımladık. Temas olsaydı 33 km’yi
verirdik.”


Aydın’ın daha
önce de medyada çıkan ifadeleri konusunda ilgili kurumlar sessiz kaldı. Korkunç
bir örgütten gelen iddialara itibar edilmeyeceği yönünde bir algı var. Fakat
bunlar Suriye Savaşı’nın genel seyri içerisinde ne şaşırtıcı ne de yabana
atılabilecek türden. Ayrıca Aydın’ın tasvirleri, IŞİD’in çözülmeyen sosyolojik
ve fikri altyapısıyla dünyayı tehdit etmeye devam edeceğini gösteriyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış