TERÖR

DAEŞ Sonrasının
Kavgası Yaklaşıyor

DEAŞ
ile mücadelede öne çıkan strateji hem Musul ve Rakka’nın düşürülmesi hem de
Suriye- Irak bağlantısının koparılmasıydı. Bu hedefe yaklaşıldıkça rakip
güçlerin Deyr ez Zor’u ele geçirme kavgası büyüyor.

Manchester ve
Kabil’deki bombalı saldırılarla geniş bir operasyon alanı olduğunu gösteren
DEAŞ, Irak ve Suriye’de her geçen gün kan kaybediyor. “Hilafeti” kurduğu
iddiasında olduğu topraklardan sökülüp atılacağı artık aşikâr. Yine de yerini
alacak rakiplerin mücadelesi arasında ömrünü uzatmaya çalışıyor.

Nitekim Rusya
Dışişleri Bakanı Lavrov’un SDG-YPG ile DEAŞ’ın anlaştığı yönündeki açıklaması
önemliydi. Lavrov, YPG’nin açtığı koridorla Palmira’ya geçen DEAŞ
militanlarının Rus uçaklarınca vurulduğunu duyurdu. YPG bu anlaşma ile Rakka’yı
daha az maliyetle ele geçirmeyi hedefliyor. DEAŞ ise militanlarını güneye, Hama
ve Humus’a doğru yönlendirme isteğinde. Palmira yakınındaki tepeleri ve barajı
ele geçiren Esed birlikleri ise Deyr ez Zor’a doğru ilerliyor. Güneye kayacak
DEAŞ militanlarının rejim güçlerine zorluk çıkarmasını istemeyen Rusya da kaçan
militanları vurdu.

***

Rusya-Esed cenahı
halen Suriye sınırına ulaşmış olan İran destekli Irak Haşdi Şaabileri ile
sınırda buluşma niyetinde. Nitekim Haşdi Şaabi sözcüsü Kerim el Nuri bu pazartesi
günü “Suriye sınırına ulaştıklarını ve Suriye rejimi yanında DEAŞ ile savaşmaya
hazır olduklarını” açıkladı.

Bu arada ABD, 18
Mayıs’ta el Tanf ilçesinde Esed’in konvoyunu vurarak güneyde, Ürdün sınırındaki
muhalifleri koruyacağını gösterdiğine göre tek ilerleme rotası olarak Deyr ez
Zor geriye kalıyor. Böylece Musul ve Rakka operasyonlarında sona doğru
gidilirken Suriye-Irak sınırındaki asıl (ABD, Rusya, İran) ve vekil güçler
(Esed rejimi- Haşdi Şaabi ve YPG) arasındaki kapışma kızışıyor.

***

Hatırlayalım, DEAŞ
ile mücadelede öne çıkan strateji hem Musul ve Rakka’nın düşürülmesi hem de
Suriye- Irak bağlantısının koparılmasıydı. Bu hedefe yaklaşıldıkça rakip
güçlerin Deyr ez Zor’u ele geçirme kavgası büyüyor. Deyr ez Zor’un merkezini
elinde tutan Esed güçlerinin sınırda Irak Haşdi Şaabi’si ile buluşması İran’ın
Şii koridorunu tamamlaması anlamına gelecek. Bunun İran’ı çevrelemeyi
istediğini söyleyen ABD’yi rahatsız edeceği malum.

İran’ın Irak-
Suriye- Lübnan hattında bir koridor oluşturması Hem İsrail hem de Körfez’i
korkutan bir senaryo. Dolayısıyla Deyr- ez Zor’un kaderi sadece DEAŞ’ın
Suriye’deki son kalesiyle ilgili değil. Suriye iç savaşına müdahil bütün
güçleri (ABD, Rusya, İran ve Türkiye) yakından ilgilendiriyor.

***

ABD’nin “Şii
koridorunu” engellemek için sahip olduğu aparatlardan PKKYPG’yi kullanmak
isteyeceği düşünülebilir. Nitekim son dönemde ABD’nin PKK’nın İran kolu PJAK’ı
da harekete geçirdiği konuşuluyor. 28 Mayıs akşamı Hakkâri sınırına yakın bir
bölgede PJAK’la İran güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada iki İran
subayının öldürülmesi bu yeni gidişatın

habercisi olabilir.
Eğer bu yeni durum ABD’nin politikasının bir parçasına dönecekse PKK,
türevleriyle birlikte (YPG ve PJAK) İran-Esed ile ciddi bir gerilim-çatışma
dönemine girmeyi kabullenmek zorunda kalacak demektir.

***

Ancak ABD’nin
PKK’yı İran’a karşı kullanma taktiğinin İran’ın vekillerini (Esed ve Haşdi
Şaabi) durdurabilmesi pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki YPG, Suriye’nin
kuzeyindeki kantonlarını Esed rejimi ve İran’ın dolaylı desteğine borçlu.
Türkiye ile zaten savaşta olan PKK-YPG’nin bir de İran ile çatışmaya girmesi
çok zor bir ihtimal.

ABD’nin
silahlandırma konusundaki aşırı desteğine rağmen YPG bütün bu yükleri
taşıyamayacak bir aktör. Bu sebeple Trump’ın hem YPG’yi kullanma hem de İran’ı
çevreleme politikaları ciddi revizyonlara ihtiyaç hissediyor. Aksi takdirde
dönemsel başarısız taktikler olarak anılmaya mahkûm.

Rakka
Temizlense Ne Olur?

Amerika
teröre karşı bir başka terör örgütüyle beraber hareket ederek terörü bir şehirden
daha çıkardığında teröre karşı savaşı kazanmış mı olacak?

Dün bu sayfada
Rakka’ nın temizlenmesinin çok da öyle zannedildiği kadar kolay
olmayabileceğini yazdım. Ama hikayenin devamı var. Hadi diyelim ki Rakka iddia
edildiği gibi kolayca temizlensin. Yine de mesele halledilmiş demek mümkün
değil.

Bu bizi yeni
sorulara götürür. Rakka temizlense ne olur? Ne işe yarar? Rakka’nın
temizlenmesi siyasal bir hedefe hizmet edecek mi? Amerika teröre karşı bir
başka terör örgütüyle beraber hareket ederek terörü bir şehirden daha
çıkardığında teröre karşı savaşı kazanmış mı olacak? Rakka’nın temizlenmesi
gerçek anlamda savaş stratejisi için ne ifade eder?

Bu sorulara doğru
düzgün cevap vermeden yapılacak tüm askeri operasyonlar siyasal hedef yoksunluğu
nedeniyle başarısızlığa mahkumdur. Savaş siyasal bir hedef uğruna yapılırsa bir
anlamı vardır. Yoksa gereksiz şiddettir. Rakka’yı temizlerken hangi siyasal
hedefe matuf olduğunu bilmezseniz elde edeceğiniz askeri bir başarıyı da
siyasal bir başarıya tahvil edemezsiniz. Kuru bir şiddet üretmekten öteye
geçemezsiniz.

Yani askeri başarı
siyasi başarı anlamına otomatik olarak gelmez. Napolyon’u hatırlayın. Savaştığı
55 savaşın sadece altısını kaybetmiş. En kritik olanların hepsini kazanmış. Ama
siyaseten bir başarısızlık örneğidir. Moskova önlerinde Rus ordusunu perişan
etti. Fakat Moskova’yı ele geçirince ne yapacağına dair siyasi hedefe yeterince
odaklanmadığı için bomboş Moskova ile karşılaştığında şok oldu. Ve bu da
Napolyon’un sonunu getirdi.

Bugün aynı şekilde
CENTCOM başta olmak üzere Amerika’nın askeri bürokrasisi Rakka’yı temizleyince
görevlerini yerine getireceklerinden dolayı zafere ulaşacaklarını düşünüyor
olabilirler. Bu ancak kişisel bir kariyer başarısı olabilir. Amerikan ordusunun
başarılı bir generali olarak omzunuza bir yıldız daha ekleyebilirsiniz.

Ama gerçekten
Amerika’nınOrtadoğu siyasetine zafer getirecek mi? Bölge ülkelerinin tüm
kaygılarını göz ardı ederek ucuz ve kayıpsız bir askeri zafer kazanmış olmanın
sonraki maliyetleri hesaplanıyor mu? Rakka’yı temizlemek, Suriye’nin ana
parçasını Rusya’ya kaptırmak anlamına geliyorsa bu bir zafer olarak görülebilir
mi? Rakka’yı PYD ile temizlemek için Türkiye’den vaz geçmek Ortadoğu’da zaten
bozuk olan istikrarı daha da kırılgan hale getirmez mi? Türkiye gibi klasik
müttefikleri yeni arayışlara sevk etmez mi? Amerika yine güvenilmez bir biçimde
teröre karşı terör kullanıyor inancını pekiştirmez mi? Bu aktörlerin yeni
arayışlara girmesine neden olmaz mı?

Bunlar hep kritik
sorular. Fakat siyaseten hiç kimseye hesap verme sorumluluğu olmayan askeri
bürokrasi kendi bürokratik zaferini ilan etmek için Amerika’yı bir terör örgütü
ile beraber siyasal sonucu belirsiz bir savaşa sürüklüyor. Amerika’da
halihazırda siyasal otoritenin zayıflığından faydalanan askeri bürokrasi kendi
bürokratik çıkarını önce Amerika’nın ulusal çıkarının önüne sonra da dünyadaki
barış ve istikrarın önüne koyuyor. Sonuçları maalesef herkes için zararlı
olabilecek bir tavra sahip çıkıyor.

Amerika bu yöntemle
defalarca aynı sonuçları almış olmasına rağmen aynı hatayı tekrarlamaya devam
edecek gibi.

Her seferinde
terörü bir şehirde temizlemeye odaklanmak bu yöntemin en temel özelliği.
Kabil’den El-Kaide’yi temizlediler. Bağdat’ta Irak El-Kaidesi çıktı. Bağdat’ı
temizlediler. Tikrit çıktı. Tikrit bitti. Felluce başladı. Felluce bitti. DEAŞ
çıktı. Rakka’ya yerleşti. Musul’a girdi. Musul’u temizleyeceklerdi. Henüz
olmadı. Şimdi de Rakka’yı temizleyecekler. Toplamda hiçbir anlam ifade etmeyen
koca bir hiç. Milyarlarca dolar milyonlarca zayiat. Sonuç sıfır. Terör olduğu
gibi duruyor. Sadece şehir değiştirmiş.

Eğer Amerika’nın
amacı terörü temizliyor gibi yaparken terör üretmekse şayet devam etsinler. Ama
terörle gerçekten mücadele etmek istiyorlarsa daha kapsamlı ve yerel aktörlerin
önceliklerini ve katkılarını da göze alan siyasal planlamalar yapmak
zorundalar. Aksi taktirde şehir temizleyerek terör temizlenmez. Suriye iç
savaşı bitmez. Amerika maliyetleri kısamaz. Zayiatlardan kurtulamaz.

Rakka
Temizlenebilir mi?

Bölgenin
diğer aktörlerinin beklentilerini göz ardı ederek sadece PYD ile girişilecek
bir operasyonda Amerikalılar kötü sonuçlara hazırlı olmalı.

Amerikalılar yine
burnunun dibinden başka bir şey görmezden oldular. Taktılar kafayı Rakka’yı
temizlemek fikrine. Başka bir şey düşünemez hale geldiler.

Bu, Amerikan
devletin kafasının çalışmadığı anlamına gelmesin.

Ama yine Amerikan
devletinin kusursuz işleyen korkunç bir zeka olmadığını da bilelim. Amerika da
her devlet gibi kendince planlar hazırlıyor. Ancak hatalar da yapıyor.

Zaman zaman bu
hatalarından büyük sıkıntılar çekiyor.

Vietnam Savaşı ve
Irak Savaşı bunun en güzel örneklerindendir.

Hesap hataları
muhakkak olur.

Önemli olan bu
hatalardan hızlı dönüş yapabilmek. Ama hatalardan dönüş yapamamak kronik bir
hale geliyorsa burada ciddi sorun var demektir.

Mesela Amerikan
Başkanı Kennedy Domuzlar Körfezi Çıkarması’nda Küba’nın kolay lokma olmadığını
keşfetti ve bu hatayı bir daha tekrar etmekten özellikle kaçındı.

Hemen ardından Küba
Füze Krizleri’yle karşılaşınca bu kez karar vermekte aceleci ve iyimser olmadı.
Belki de bu sayede dünya bir felaketin eşiğinden döndü.

Ama ardından
iktidara gelen Lyndon Johnson Vietnam hatasından dönemedi.

Savaşı Amerikalı
komutanlar başından beri “saldırgan bir yıpratma savaşı” olarak yürüttüler.
Tıpkı bugün Suriye’de yaptıkları gibi… Güney Vietnam’a destek verdiler. Havadan
vurdular. Özel kuvvetlerle küçük operasyonlar yaptılar. Kuzey Vietnam’ı
yıldırmak, kaçırtmak ve çökertmek istediler.

Doğrudan bir saldırı
değil dolaylı bir yöntem benimsediler. Az sayıda askerle ve az bir kayıpla
başarı istediler. Yetmeyince biraz daha yüklendiler. Savaş bittiğinde Amerikan
kayıpları 57 bindi.

Amerika düzenli
ordularla büyük kayıpları göze alarak topyekün bir askeri operasyon yöntemi
uygulamış olsaydı bu kaybın yarısı bile olmayacaktı. Bürokratlar Başkan’dan
savaşın bu yöntemle kazanılamayacağını hep sakladılar. Sonuç Amerika’nın en
hazin hikayelerinden biri çıktı ortaya.

Vietnam sonrası
Amerikan ordusu bundan dersler çıkarmaya çalıştı. Ama gerekli dersleri
çıkardığı söylenemez. Aynı yöntemi tekrar tekrar kullandı. Afganistan’da
kendine has şartları nedeniyle başarılı bir örneği sergilendi. Ama 2003 Irak
Savaşı’nda yine aynı hataya düşüldü.

En az 450 bin asker
gerektiren bir operasyon 150 bin askerle yapılmak istendi. Bağdat düştü ama
Irak’ın kontrolü sağlanamadı. Bu nedenle Amerikan ordusu yine yoğun kayıplara
uğradı.

Aynı mantıkla Musul
operasyonu başladı.

Daha şehir
merkezine bile gelemediler ama Irak ordusunun kayıpları yüksek. Ve görünen o ki
Amerikan askeri olmadan Musul’a giremeyecekler. O da yeni Amerikan kayıpları
demek olabilir.

Sırada Rakka var.
Amerika PYD ile Rakka’yı temizleyeceğini söylüyor. Ama aynı hatanın tekrar etme
ihtimali var. Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen bu konuda ısrar edilirse yeni
bir örnekle karşılaşabiliriz.

Günün sonunda Rakka
Amerika ve PYD için bir girdap haline dönüşebilir.


































































































Zira PYD’ye verilen
teknolojik destek böylesi bir şehir savaşını kazanmayı garanti etmez. Savaş
başladığında her sonuç ihtimal dahilindedir. Bölgenin diğer aktörlerinin
beklentilerini göz ardı ederek sadece PYD ile girişilecek böylesi bir
operasyonda da Amerikalılar kötü sonuçlara hazırlı olmalı. Yani aslında Rakka
temizlenebilir ama çok kolay olmayacak. Çok kolaymış gibi düşünerek PYD ile
hareket etmek pahalıya mal olabilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir