• İRTİCA DOSYASI : HİLAFET ...
  • Yayın Tarihi : 23 Aralık 2018 Pazar
  • Kategori : İRTİCA & LAİKLİK & TÜRBAN KONUSU & İSLAMİ CİHAD


HİLAFET ...

İLETEN : ORAJ POYRAZ 

Hilâfetin bize Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesinden sonra geçtiği Kahire’de yaşayan son Abbasi Halifesi’nin unvanını ve makamını fetihten sonra Yavuz’a devrettiği söylenir ve ders kitaplarında da böyle yazılıdır. .

Yavuz Sultan Selim dönemindeki kayıtlarda bu şekilde bir devirden bahsedilmemesini bir tarafa bırakın hilâfetin adı bile yoktur... 

Hükümdarın Suriye ve Mısır üzerine yaptığı seferlerin ayrıntıları günü gününe kaydedilmiştir ama hilâfet konusu hiçbir şekilde yazılmamıştır.

Söylentinin ortaya atıldığı ilk kaynağın tarihi Yavuz Selim’den iki asır sonrasına aittir ve Kahire’deki Abbasî Halifesi’nin makamını Yavuz’a devrettiğini yazan kişi de İstanbul’daki İsveç Elçiliği’nin tercümanı d’Ohhsonn’dur. 

d’Ohhsonn Kimdir ...

d’Ohhsonn 1740 yılında zengin bir Ermeni Katolik ailenin oğlu olarak İstanbul’da doğdu. Adının Ermenice’de Muradcan Tosunyan olduğu sanılıyor. Mouradgealar Roma Katoliği değil uniyatestiler yani Papa’nın otoritesini kabul eden Ermeni Apostolik Kilisesi’nin o zaman için henüz yeni olan bir koluna mensup. 

Mouradgea İstanbul’daki Fransisken ve Dominiken okullara gitti. 1763’te İsveç temsilciliğinde tercüman olarak işe alındı. 1768’de Birinci Tercüman’lığa terfi etti. Mouradgea bu görevlere aşinaydı. Çünkü babası Ohannes İzmir’de İsveç Konsolosluğu’nda Hackson’ın tercümanı olarak çalışmıştı. Annesi Claire Pagy de İzmir’de bir Fransız konsolosluk kâtibinin kızıydı.

Mouradgea 1775’te Kral III. Gustav’ın İsveç temsilciliğindeki özel sekreteri oldu. Aynı yıl kendisine kral tarafından asalet unvanı verildi. 

Yirmi bir yıl sonra İsveç sarayına takdim edildi ve amcasının adı d’Ohsson’u kullanmasına izin verildi. Kulağa İsveç adı gibi gelmesine rağmen bu isim büyük bir ihtimalle Tosun’un Fransızca’sıdır.

1784-91’de Mouradgea Paris’te yaşadı. Sonra iki yıl Viyana’da kaldı. Bunun ardından da 1792’de İstanbul’daki İsveç temsilciliğinin danışmanı oldu. 1795’ten 1799’ye kadar tam yetkili elçi ve İsveç elçiliğinin başkanlığını muhafaza etti 

Mouradgea hem Avrupa’da Doğu hakkındaki yaygın önyargıları yazdığı Tableau General ismindeki kitapla azaltmayı hem de Doğu’ya Batı ilmini getirmeyi umut ediyordu.

Avrupalılarla daha yakın ilişkiler sürdürecek onların taktiklerini benimseyecek aslında resmen imparatorluğun çehresini değiştirecek yeni bir Muhteşem Süleyman arayışındaydı.

Eserinin nüshaları bu işten çok hoşnut kalan III. Selim’e takdim edildi. Fransız devrimi konusunda coşkulu olan Mouradgea Sultan’a orduda radikal reformları savunan bir anlaşma taslağı da sundu. 

Fazlasıyla Fransız Devrimi yanlısı sayıldığı için Fransız elçisi General Aubert du Bayet onun bir iyi bir Fransız olduğunu bildirmişti Rus ve İngiliz elçiler onun değiştirilmesini savunmuştu.

Mouradgea bir süre sonra Osmanlı tarihinde fiilen istenmeyen kişi persona non grata ilan edilen ilk kişi oldu. 1799’da Fransa’ya gitmek için İstanbul’dan ayrıldı. 1804’te bozulan İsveç-Fransa ilişkilerinin 1805’te savaşa varması da onu Paris’ten ayrılmak zorunda bıraktı. 27 Ağustos 1807’de Paris yakınlarındaki Bievre Sarayı’nda öldü.

Osmanlı padişahlarının hem hükümdar hem de halife oldukları düşüncesi ise daha sonraki asırlara aittir. Halife unvanı ilk dönemlerde bazı hükümdarlar tarafından kullanılmış ise de bu kullanış sadece meşruiyet kazanmak ve güçlü görünmek arzusundandır. 

Hilâfetin bizde resmen ve fiilen kullanılmış olup olmadığını merak etmiş olabilirsiniz.

Kullanıldı sesini duyuran güçlü bir hilâfet müessesesi ilk defa İkinci Abdülhamid zamanında yani 1876 sonrasında ortaya çıktı. Abdülhamid imparatorluğu teşkil eden unsurların ayrılıkçı hareketlerinin Türk olmayan Müslüman gruplara da sirayet etmesini önlemek maksadıyla hilâfetten faydalanan ilk ve son yani tek hükümdar oldu...

Sonrası ise mâlum... Osmanlı’nın hilâfetini hiçbir zaman gönülden tanımamış olan Arap dünyası Sultan Reşad döneminde bize karşı cihad ilân etti ve ortada ne hilâfet kaldı ne de Halife’nin gücü...

Fiilen halife olan son hükümdar aslında Sultan İkinci Abdülhamid’dir hilâfet Abdülhamid’den sonra gelen iki padişahın Sultan Reşad ile Sultan Vahideddin’in iktidar senelerinde sadece bir unvan olarak kalmış son Halife Abdülmecid Efendi de Ankara Meclisi tarafından seçilmiş olduğu için İslam dünyasında Hindistan’daki Müslüman gruplar dışında zaten kabul görmemiştir.