• İRTİCA DOSYASI /// AİHM : Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması hukukidir (ZEHRA VAKFI DOSYASI)
  • Yayın Tarihi : 17 Haziran 2019 Pazartesi
  • Kategori : İRTİCA & LAİKLİK & TÜRBAN KONUSU & İSLAMİ CİHAD


AİHM : Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması hukukidir (ZEHRA VAKFI DOSYASI)

Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması konusunda AİHM güncel bir karar verdi. AİHM, Zehra Vakfı ve diğerleri/Türkiye bireysel başvurusunda (B. No: 51595/07) şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması ile ilgili olarak müdahalenin yasal, meşru ve demokratik bir toplumda ölçülü olduğu sonucuna ulaştı (Karara ilişkin basın bültenine buradan ulaşabilirsiniz).

Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması hukukidir

AİHM, vakfın kendi kuruluş statüsünde belirtilenlerin dışında bir amaç izlediğini, eğitim kurumlarını kurmak ve çoğulcu demokrasiye karşı fikirleri öğrenciler arasında yaymak olduğunu tespit etmiştir.

Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması yönündeki derece mahkemelerinin kararları AİHM’ye göre hukukidir. AİHM’ye göre, bu ayrışmaya son vermeyi amaçlayan ulusal mahkemeler, vakfın kapatılmasının acil bir sosyal ihtiyaca dayanması nedeniyle kapatılması yönündeki kararlarında takdir paylarını aşmamışlardır.

Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması bireysel başvurusundaki olaylar

Başvurucular, ilgili süre içinde İstanbul’da kayıtlı olan Zehra Kültür ve Eğitim Vakfı (Zehra Eğitim Vakfı) ve altı Türk vatandaşıdır.

Zehra Eğitim Vakfı, üyeleri arasında sosyal, kültürel ve ekonomik işbirliğini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca vakıf, Türkiye’de bilimsel, sosyal ve ekonomik gelişmeye katkıda bulunmak amacıyla 1989 yılında kurulmuştur.

2000 yılında, İçişleri Bakanlığı müfettişlerince, yerel şubelerinin kendi tüzüğündeki amacın ötesine geçen ve tüzüğünde belirtilen amaçlara aykırı faaliyetlerde bulunduğu sonucuna varılmıştır. Vakfın kapatılmasına ilişkin işlemler 2001 yılında mahkemeye taşınmıştır.

2005 yılında derece mahkemesi, diğer bulguların yanı sıra Vakfın gerçek beyan edilmemiş amacının, Said Nursi’nin vizyonunu yaymak olduğunu, yani şeriata dayalı bir Kürt Devletinin kurulmasını ve öğretilerini bir muhalif olarak kamuoyunda savunmak olduğu kanaatine varmıştır. Karar, Yargıtay tarafından onaylanmıştır. Vakıf bu nedenle kapatılmış ve 25 mülküne el konulmuştur.

2014 yılında kurucu üyelerin talebi üzerine vakıf, 2013 yılında yürürlüğe giren yeni bir kanun ile vakıf siciline tekrar kaydedilmiştir. El konulan mülklerin toplam 22’si vakfa iade edilmiştir. Kalan üç mülk ise diğer kamu hizmetlerinin kullanımına sunulmuştur.

Başvurucuların iddiaları

Başvurucular, vakfın kapatılmasının Sözleşme’nin 11. maddesine (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü) aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca 2005-2013 arasında faaliyetlerinin durdurulmasından ve üç mülkün kendilerine iade edilmemesinden şikâyetçi olmuşlardır. Başvurucular aynı zamanda Sözleşme‘nin 6. maddesi (adil yargılanma hakkı), 13 (etkili başvuru hakkı) ve Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin (mülkiyetin korunması) ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

AİHM’nin kararı

Toplantı ve dernek kurma özgürlüğünün ihlali iddiası

AİHM, demokrasinin şüphesiz Avrupa kamu düzeninin ve Sözleşme‘de öngörülen tek siyasi modelin temel bir özelliği olduğunu yinelemiştir. Dolayısıyla, hiçbir grubun demokratik bir toplumun ideallerini ve değerlerini zayıflatmak ya da yok etmek için Sözleşme hükümlerine güvenme yetkisi bulunmamalıdır.

Şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması olayında AİHM, söz konusu müdahalenin – vakfın kapatılması, yedi yıldan fazla süreyle faaliyetlerinin durdurulması ve mülklerinin bir kısmını iade etmemesi – kanununla öngördüğünü ve meşru olduğunu kaydetmiştir. Müdahale, başkalarının hak ve özgürlüklerini korumasını ve kamu güvenliğinin sağlanmasını amaçlamaktadır. AİHM ayrıca, ulusal mahkemelerin kararlarında vakfın resmi bülteninde (Zehra Bülteni) yayınlanan makalelere dayandığını gözlemlemiştir.

Derece mahkemeleri, diğer bulguların yanı sıra, vakfın bülteninde yayınlanan makalelerin içeriğinden nihai amaçlarının şeriata dayalı bir devlet sisteminin kurulması ve bu amaca hizmet eden eğitim kurumlarının açılması olduğunu açıkça ortaya koymuştur. AİHM’ye göre bu iki faktör, laiklik ve çoğulcu demokrasi ilkelerine açıkça aykırıdır.

Sözleşme’nin tümüne hakim olan demokratik ideale uygunluk ilkesi

AİHM, şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması olayında ulusal mahkemelerin olayları yorumlamasının ilgisiz veya mantıksız olmadığını belirtmiştir. Sözleşme’ye taraf olan bir devlette şeriatın hayata geçirilmesini amaçlayan vakfın, Sözleşme‘nin tümüne hakim olan demokratik ideale uygun olarak değerlendirilemeyeceğini gözlemlemiştir.

AİHM, Sözleşme ilkelerini ve çoğulcu demokrasiyi teşvik etmeyi amaçlayan eğitim kurumlarını kurmayı amaçlayan faaliyetlerle ilgili olarak yargı makamlarının şikayet edilen önlemlerin alınmasıyla, ulusal müfredatın nesnel, eleştirel ve çoğulcu bir şekilde organize edilmesini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğu kanaatindedir. Bu da öğrencilerin proselytismin (dini propaganda yapmak) olmadığı sakin bir atmosferde dine ilişkin eleştirel bir akıl geliştirmelerine olanak tanır.

AİHM ayrıca, laiklik ilkesine aykırı düşünce ve fikirlerin ifade edilmesinin 1991’den beri Türkiye’de bir suç olarak cezalandırılmayacağına dikkat çekmiştir. Bu durum, AİHM’nin ifade özgürlüğü konusundaki içtihadıyla uyumludur.

Çoğulcu demokrasilerde, demokratik bir sistemden ayrılan fikirler bile, nefret söylemine yol açmamak ya da başkalarını şiddete teşvik etmemek kaydıyla, kamusal tartışmalarda ifade edilebilir. Bununla birlikte AİHM, ifade özgürlüğünün bu yorumunun, bir vakfın çoğulcu demokrasinin değerlerine ve Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere aykırı olan eğitim politikası hedeflerine hizmet eden varlığına karşı önlemler almasını engellemediğini vurgulamıştır.

Vakfın tüzüğünde belirlenen amaçtan farklı bir amaç izlemesi

AİHM, kamu makamlarının başvurucu vakfın faaliyetlerinde tüzüğünde belirtilenlerin dışında bir amaç izlediğini ifade etmiştir. Derece mahkemeleri, bu ayrışmaya son vermek için müdahale etme hakkına sahiptir. Eğitim kurumları kurularak çoğulcu demokrasiye karşı fikirlerin yayılması amacı vakfın tüzüğünde belirtilen amacından farklıdır.

Demokratik toplumda gereklilik ölçütü

Sonuç olarak, derece mahkemeleri, çoğulcu demokratik bir toplumda eğitimin özgül niteliğini, kamu düzenini ve başkalarının haklarını korumak için acil bir sosyal ihtiyaç bulunduğunu tespit ettikleri durumda takdir payını aşmamıştırlar. AİHM ayrıca, başvurucu vakfın faaliyetlerinin sınırlı bir sürede sona erdiğini, mülklerinin çoğunun kendisine iade edildiğini ve az sayıda mülkün kamu hizmetlerinin kullanımına tahsis edildiğini tespit etmiştir. Kanunun öngördüğü nesnel bir ölçütün, şikayet edilen tedbirin, hedeflenen amaçlarla orantısız olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, mevcut davadaki müdahale, “acil bir sosyal ihtiyaç”a tekabül eden, “izlenen amaçlarla orantılı” olan ve bu nedenle “demokratik bir toplumda gerekli”dir. Bu nedenle Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmemiştir.

AİHM, Zehra Vakfı ve diğerleri/Türkiye bireysel başvurusunda (B. No: 51595/07) şeriata dayalı bir devlet kurmayı amaçlayan vakfın kapatılması ile ilgili olarak müdahalenin yasal, meşru ve demokratik bir toplumda ölçülü olduğu sonucuna ulaştı.