Orhan Gökdemir :
Kabataş yalanı bir gerici ayaklanma planıdır

Ne zaman “yetmez ama evetçi” liberal çeteyi
eleştirsek “iyi ama onların gücü ne ki bu kadar önemsiyorsunuz”
diyorlar. Onları ve güçlerini önemsediğimizden değil, yargının ve ülkenin bir
diktatöre teslim edilmesi için halkın kandırılmasına aracı olduklarından
eleştiriyoruz onları. Yaptıkları şey bir “aydın yanılgısı” değildir.
Halka karşı işlenmiş bir suçtur ve bu suçu işleyenler eninde sonunda hesabını
da vereceklerdir. Söylediğimiz bu.

Kabataş yalanı da öyle. Kandırılmış gazeteci güruhu değil
eleştirdiğimiz, ülkede bir iç savaş çıkarılması planına ortak olan, alet olan
gönüllü bir çeteden söz ediyoruz. Halka karşı ağır bir suç işlemeye teşebbüs
etmişler, suçu bizzat işlemişler, tetiği bizzat çekmişlerdir. Halka karşı
örgütlenmiş bu çete de yaptığının hesabını eninde sonunda vereceklerdir.

Aralarında “türbanlı kontenjanından yazar” bir
sürü bacımız var. Ceren Kenar, Halil Berktay, Fuat Uğur, Markar Eseyan gibi
kifayetsiz muhterisler de. “Merkez medyada” yalanı kariyerine alet
eden kadın-erkek gazeteciler, yanaşmalar, havuzun beslemeleri… Tabii dönemin
Başbakanı. Hep birlikte, dünyanın en yalan yalanına ortak oldular, halkın bir
bölümünü diğerine karşı kışkırttılar.

Kaynakları, AKP’li bir belediye başkanının gelini. Öyle
ifadeleri var ki, en ufku geniş fantezilere nal toplatır. Film senaryosu
yapsanız çekecek yetenekte yönetmen bulamazsınız. Düşünün; yarı çıplak, deri
eldivenli 40 erkek sokakta yürüyor. Onca kadın arasından gelinimizi seçiyor,
saldırıyor, üzerine işiyor, tecavüze yelteniyor. Gelinimizin yanında bebeği de
var üstelik. Kadınlar küfrediyor, erkekler vuruyor sırf türbanlı diye.
İfadesine göre yere kapaklanan gelin, başını kaldırınca üstü çıplak erkeklerden
birinin pipisini başına sürdüğüne tanık oluyor… Bunlara inandılar işte, bunlara
kandılar.

Sidikli havuzun medyası günlerce “görüntüler
yayınlanırsa yer yerinden oynayacak” diye yayın yaptı. Dönemin başbakanı
“gelecek Cuma” yayınlayacağız dedi ki, “Cuma”daki kastı
artık hepimiz biliyoruz.

İsmet Berkan türü tuhaf adamlar “görüntüyü gördüm,
kanım dondu” diye yazılar yazdı.

Başbakan, “Benim başörtülü bacıma saldırdılar”
dedi.

Mehmet Metiner, “Kamera görüntüleri elimizde, O
görüntüleri yayınlarsak Türkiye’de çok farklı şeyler olur” dedi.

Balçiçek İlter, “Morlukları da gördüm ama benim
tanıklığıma ihtiyacı yok ki, raporu var zaten” dedi.

Şimdi Hürriyet’e transfer Abdulkadir Selvi, “Bebek
arabasını parçalıyorlar, genç anneyi tekmeliyorlar, Tayyip’i asacağız
diyorlar” dedi.

Rasim Ozan Kütahyalı adında kahvehane kaçkını bir tipin
söyledikleri ise resmen ağır bir kışkırtmaydı; “Görüntüler yayınlanırsa
Müslümanlar çılgına döner, çatışmalar çıkar, AKP’nin oyları yüzde 65’e
yükselir”… dedi. Evet dedi bunları.

Halime Gökçe adında havuzda mukim türbanlı bacı daha da
ileri giderek “gelinin üzerine işendiğini” yazdı. Evet, yazdı
bunları.

Sonra da “yalan söylüyorsunuz” diyenlere
“Diliniz kaba yüreğiniz taş” mottosuyla kampanya açtılar. Sanki diğer
zamanlarda birbirlerinden farklı yazılar yazıyorlarmış gibi o gün bu ortak
başlıkla yazdılar yazılarını. Tehdit ettiler hepimizi.

Kabataş yalanı, bir yalan değildir sadece. Gerici bir
kalkışma planıdır. Gezi isyanına karşı, planlı bir yeni 31 Mart ayaklanmasıdır.

xxx

“Kadının beyanı esastır” diye tuhaf bir icat
vardı o günlerde. Öyle ya kadının biri bunları beyan etmiş, inanmamak kimin
haddi. Ama aynı kadının, daha önce polise yansımış başka beyanları olduğu,
türbanlı bacının polis tarafından dikkate alınmadığı çünkü bacının fantezi
dünyasının biraz tuhaf bir biçimde çalıştığını araştırmak bu kadar gazetecinin
arasında kimsenin aklına gelmedi nedense. Çünkü gazeteci değil, devletin yalan
memurlarıydı hepsi.

Ne kadını? Gerici, yalancı, dinbaz kadın olsa ne, erkek
olsa ne? Çocuk tecavüzünü savunurken “bir kere olmuş, bir şey olmaz”
diyen bakanın beyanını da kadın diye esas mı alacağız?

Bu yalan egemenin yalanıdır, muktedir söylemektedir ve
kadın-erkek her boydan soytarıları da hiç sorgulamaksızın tekrarlamaktadır.
Soytarıların ahlaksızlığı, ülkeye yaydıkları genel ahlaksızlığın bir
parçasıdır. Sorun, “gazeteci” denilen bu kahvehane kaçkınlarının
yalan söylemesi değildir, onların bu arsız yalanlarını basın üzerinden
söylemesini sağlayan düzendir. Aralarında o kadar cahil ve gözü karalar var ki
ülkede “Müslümanlar” diye bir gurup olduğunu, buna karşın o
Müslümanlara dâhil olmayan başka bir gurubun Müslüman guruptan bir kadına
saldırdığını iddia edebilmektedir. Hâlbuki o Müslümanların yönettiği devlet,
halkın yüzde 99’unun Müslüman olduğunu beyan etmektedir. Devletin beyanının
kadının beyanı kadar bir kıymeti yoktur yeri geldiğinde.

Evet, bir utanmaz yalancılar korusu, iktidarın borazanını
öttürmek üzere toplanmışlardır. Ama gerçeklerin açığa çıkmak gibi kötü bir huyu
vardır.

Biliyorsunuz, Bizim Enver, onların bir bölüğünün yüzüne
karşı “yalancısınız, yargılanacaksınız” dedi. Panikleyip çil yavrusu
gibi dağıldılar haliyle.

Yalancılar korkaktır.

Yalancılar, utanmazdır da aynı zamanda.

Gidip yalanın iktidarına sığındılar ve şikâyetçi oldular
Enver’den yalanlarını yüzlerine vurduğu için. Şimdi yalancıya yalancı diyen
Enver’i yargılayacaklar.

Yargıyı da “yetmez ama evet” desteğiyle yalan
ettiler biliyoruz ama büsbütün yalanın yargısına dönüşüp dönüşmediğini
anlayacağız.

O yalancılar da eninde sonunda hesap verecek. Gerçek
mahkemelerin önünde hem de, kıvırtmaya fırsat bulamadan…




















































LİNK : http://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/kabatas-yalani-bir-gerici-ayaklanma-planidir-151479

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet