NİHAT GENÇ : BADECİ ŞEYHİN SİYASETTEKİ ADAMLARI 

15.06.2019




Kırmızı Kedi’den çıktı, kahvede otururken elime
aldım, Badeci Şeyhin Sır Odası. Aslında Badeci Şeyh haberlerini ben de sizler
gibi haberlerden biliyorum, iğrenerek okuduk, biliyoruz.


Ama sayfaları devirdikçe neye uğradığıma
şaşırdım, bu dünyada böyle bir rezalet böyle bir utanç böyle bir cehalet var
tamam da bu kadar kalabalık mı?


Aman bu kitap Netflix’in eline geçmesin, ki,
sapık tarikatlar konusunda uzmanlaşmış Netflix bir gün mutlaka bu kitabı bulur
prodüksiyon masraflarından kaçınmaz ve Türkiye’de yaşanan bu yoğun sapık
sosyolojisini dünyanın gözleri önüne serer.


FETÖ’cüler, açılımcılar yeniden devreye girmişken,
bildik liberal takım, yine İslam ve Demokrasi yazılarına başlamışken, bu bir
türlü akıllanmayan cehaletin köklerini bizi çok iyi anlatan bu kitaptaki
mahkeme tutanaklarından tiksinsek iğrensek de cehaletimizle yüzleşmek için
alıntılamak zorundayız.


Badeci Şeyh konuşuyor, kısaltarak veriyorum:
“Bana pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay Efendi verdi. Hasan Burkay
Efendi beni badeledi. Badelemek benim tarikatıma göre pirin cinsel organını
yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyıiçmektir. Pirin cinsel organından gelen sıvı
sperm değildir, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece pirlik verilmiş kişiden
gelir. Pir olan kişiye herhangi bir şahıs badeleme yapamaz.


“CİNSEL ORGANIMI ÖPTÜRMEK VE YALATMAK SURETİYLE
BADELERİM”


“Ben tarikata gelen şahıslara dini
sohbetler veririm. Bu şekilde birçok kere gelen şahıslar benim sır odama
gelirler. Sır odası benim kullandığım dergahta gelen şahısların gizli kalması
gereken konuların konuşulduğu kısımdır. Bu sır odasında yer yatağı, minder
vardır.


“Sır odasına benden başka gerek erkek
gerek kadın tek kişi girebilir. Sır odasına gelmeden önce şahıslara zikir
yaptırılır. Bu zikir esnasında şahıslar cezbelenir. Bu zikir sırasında Ay Allah
denir. El Mürselat Suresi ilk ayetleri mealinde ‘yemin olsun Allah’ın
gönderdikleri görevlilere’ ve Yunus Suresi 64’üncü ayette ‘Benim evliyalarıma
ve razı olduklarıma korku yoktur, korumam altındadır’ şeklinde bildirilmiştir.
Zikir esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum sır odasına tek tek gelir.
Ben gelen bayan ve erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve yalatmak
suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri üzerine erkeklerle ters
ilişki, kadınlarla ise ters ve normal yoldan cinsel ilişkiye girdim.


“Benim dergahıma gelen Mesut K’yi cinsel
organımı emdirmek suretiyle birden fazla kereler badeledim. Mesut ile çok
kereler ters ilişkiye girdim. Mesut dergaha çevresinde bulunan şahısları
getirir. Bu şekilde çok şahıs dergaha getirip mürit yapmıştır.


“Ahmet Ş. benim müridimdir. Kendisini çok
kereler cinsel organımı emdirmek suretiyle badeledim. Ayrıca ters ilişkiye
girdim. Ahmet dergaha yakın çevresindeki arkadaşlarını, eşi Birgül Ş’yi ve
tanıdıklarını getirdi. Birgül Ş’yi birçok kez badeledim ve bir çok kez cinsel
ilişkiye girdim.


“Malatyalı İsmail D müridim olur.
Kendisini hem badeledim hem de ters ilişkiye girdim.


“Çetin Ç. Benim müridim olur. Kendisini
hem badeledim hem de birkaç sefer ters ilişkiye girdim.”


“BİR DEĞİL BEŞ DEĞİL ONLARCA YÜZLERCE MÜRİD”


Yeter, tamam, dayanmak mümkün değil. Bu ifade
sayfaları onlarca sayfa sürüyor. Bir değil beş değil onlarca yüzlerce mürid,
hepsiyle aynı ilişki.


Kadınlar ayrı erkekler ayrı, kadınlarını
getiren ayrı.


Hikayenin özeti şu, müritler zikre başlıyor ve
cezbeye giriyorlar, cezbeye girenler sır odasına koşup şeyhin şalvarını
indiriyor ve oral ve ters ilişki.


Ve insanı delirten ifadeler, oral ve ters
ilişkiye giren kadın ve erkekler şu şekilde ifade veriyor: “Bu bildiğiniz
cinsel ilişki değil. Bu Allah’ın aşkı. Asla şikayetçi değilim.”


Sapık şeyh hem dergahın kirasını elektriğini
müridlerine ödetiyor ve hem de hepsini erkek kadın arkalı önlü düzüyor ve bütün
bunları haşa estağrufullah Kur’an ayetlerine dayatıyor, üstelik, haşa, Arapça
Allah Muhammed hat yazılarını da cinsel içerikli domalma şeklinde müridlerine
öğretiyor.


Bu sapıklığa alet olanlar hadi bir kişi üç kişi
olsa bir nebze insan anlayabilir, bu sapıklığa yüzlerce insan dahil oluyor,
hadi bu sapıklığa bir kez şahit olunsa bir nebze insan anlayabilir, ama bu
sapıklık on yıllarca sürüyor.


2000’li yılların başlarını hatırlayın, tarikat
ve cemaatlere özgürlük yazılarını hatırlayın, önlerinin açılmasını
‘denetimsizliğini’, ve bu yazıların İslam ve Demokrasi başlığı altında ‘Ilımlı
İslam’ diye doktrine edildiğini hatırlayın.


Sapıklığın da bir ülkede yüz binde bir gibi
milyonda bir gibi her coğrafyaya yayılmış ortalama bir istatistiği vardır,
nedir bu, yüzlerce insan, yüzlerceeee. Ünlü popüler gökbilimci Carl Sagan’ın
uzayda sonsuz gezegenleri görüp o Amerikalılar’ın dilinde çok şöhret bulan şu
sözleri gibi: ‘milyarlarcaaaa milyarlarcaaaaa’


“DENETİMLER SIKILAŞTIRILDI MI, HAYIR”


Bu sapık tarikatlardan birkaçı mahkeme edildi,
peki, eleştirisi mi yapıldı, denetimi mi yapılıyor, peki, sosyolojik olarak
incelemesi yapılıp bir ders çıkartmak için ekranlarda halkı uyarmak için
anlatıldı mı, denetimler sıkılaştırıldı mı, hayır.


İşte Kırmızı Kedi’den çıkan kitabın iddiası bu,
yüzlerce müridin hepsi halinden çok memnun, hepsi Allah aşkıyla yaptıklarını
yine olsa yine yapacaklarını savcı hakim huzurunda söylüyorlar ve nerdeyse
tamamına yakını elini kolunu sallayıp hiç bir şey olmamış gibi dışarda geziyor.


Şeyhle sır odasında oral ve anal seklin dini
terimlerle yüceltilmesi, bu sapıklık-patolojik durumun Allah’ın ve dinin emri
olarak telkin edilmesi ve erkeklerin kendileri oral ve anal sekse aşkla
girmeleri, yetmedi kadınlarını da getirip sokması, bütün bu vahşet karşısında,
yaşadığımız medyada akademide ve toplumda, bir ‘infial’ uyandı mı?


Zikirle coşup şeyhin odasına koşup şalvarını
indirmek, ne demek?


Ve bunu ilahi bir cezbeyle yani şiir gibi nur
gibi şerbet içer gibi anlatmak, ne anlama geliyor.


İfadelerinde melekler gibi uçmuşlar melekler
gibi Sır odasına girmişler melekler gibi şeyhin şalvarını indirip önden arkadan
nurlanmışlar!


Yani, önce cezbeyle kendilerinden geçiyor.


Kendinden geçmek ne demek?


İlahi aşkın sarhoşu oldum.


Sonra, domaldım.


Hadi kumpasa geldin hadi aklını çeldiler hadi
arkadaşına kocana aldandın hadi bir kez ne olduğunu anlamadan bir ortama
girdin, defalarca ve yıllarca bu ‘ortama’ niye koşarsın ve niye ballandıra
ballandıra anlatırsın?


Ey memleket, ey yazarlar ey akademi, ey
İslamcılar! Anlatılan senin hikayendir!


Bu sapıklığın tıpkısı aynısı aç gözlerini
siyasette yaşanıyor!


Bu ‘cehalet’i bir sapık şeyhin marifeti deyip
görmezden gelebilir miyiz, yoksa, bu cehalet neden çok büyük bir sosyolojiye
denk geliyor.


“AŞKLA CEZBEYLE SIR ODALARINA KOŞUYORLAR”


İşte, açılımcılar yine Güney Afrika’yı sil
baştan hiç yaşanmamış gibi yine dolaşmaya başladı, hatırlayın, güya İrlanda,
İskoçya bölünmenin dünya örneklerini inceliyorlarmış, binlerce kürt genci
hendeklerde öldürüldü, akıllandılar mı, hayır! Bu açılım kervanına katılanlar
bir kaç sapık mı hayır, yüzlerceeeeee…


İşte, Abdullah Gül, Sadullah Ergün, Hüseyin
Çelik, Beşir Atalay, Babacan, hatta toplantılara Ertuğrul Günay dahi katılıyor,
bir ülkenin askeriyesini hukukunu mahveden bunca kıyametten sonra akıllandılar
mı, hayır, yüzlerceeeeesi hareket halinde, aşkla cezbeyle sır odalarında konuşuyorlar.


İmamoğlu, İstanbul seçimini kazandıktan sonra,
CHP İyi Parti’yi verdiği gibi, 15 vekil de bunlara verecek, grup kurup harekete
geçecekler.


Sapık şeyhleri bu ülkede yüzbinlerce masum
genci CIA ajanı yaptı, akıllandılar mı, bu ülkeden üçyüz milyar dolar para
kaçırdılar, akıllandık mı, İslam-Demokrasi, tarikat cemaat, Saidi Nursi,
yazıları yaza yaza bir ülkede birbirine güvenecek iki polis iki komutan iki
savcı dahi kalmadı, akıllandık mı?


Hayır, ilahi aşkla nurla badelenip nurlanmaya
hiçbiri doymadı.


HİÇBİRİ SAPIK ŞEYHLERİ ALEYHİNE KONUŞMADI


Badeci Sapık Şeyhin müritleri işte mahkeme
tutanaklarından bire bir kitap anlatıyor hiçbiri sapık şeyhleri aleyhine
konuşmadı, aksine, yine aşkla yaparım, diyor.


Bu siyasilerin hiçbiri sümüklü şeyhleri aleyhine
konuşmadı, CIA ajanlarının devlet kademesindeki uzantılarından tek bir isim
vermediler, tek bir gün Sır Odası’dan çıkmadılar.


Kaldıkları yerden o ‘Sır Odası’ndan hayatlarına
güle oynaya aşkla şehvetle devam ediyorlar.


Bir heyecanlılar bir umutlular siyasi
gelişmelerden o kadar memnunlar ki..


YOLA ÇIKMIŞ GELİYORLAR


Bylock haberleşmesinden sonra şimdi de Ponçik
adlı bir çocuk oyunu, bu çocuk oyununda oyuncular birbirleriyle karşılıklı
konuşabiliyormuş, işte bu oyunla üstelik askeriye içinde haberleşiyorlar.


Bir ay kadar önce cürete bakın genelkurmay
hukuk işleri başkanına FETÖ’nün baş adamlarından şimdi hapiste Muharrem Köse
emriyle ‘tutuklama emri’ dahi çıkartabiliyorlar, olacak iş mi, oluyor işte.


Daha iki gün önce bir Tuğgeneralimiz
FETÖ’cülere ‘hain’ dediği için tutuklama emri çıkartan FETÖ’cü savcılarımız
var, olacak iş mi, oluyor işte.


Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeye
dikkat çeken ‘Mavi Vatan’ yazılarıyla Doğu Akdeniz’de milli bir duyarlılık
oluşturan donanımlı birinci sınıf bir entelektüel ve 3,5 yıl Balyoz’dan hapis
yatmış Amiral Cem Gürdeniz’e dahi akıllara seza ‘fesli Kadir’ benzetmesi
yapabilen uzantıları hala yazıp çizebiliyor.


Sır Odaları’ndan CIA’yla Sümüklü sapık
şeyhleriye oral anal her türlü ilişkiye girmeyi ilahi aşk vecd nurlanmak olarak
kabul edip iman edenler, ey millet, yola çıkmış geliyorlar!


Sapık şeyhlerin sapık doktrinlerin kurbanları
köleleri akıllanmamış cahiller sürüsü kullanılmaya doymayan yazarları ajanları,
yola çıkmış geliyorlar!


Bu cemaat ders çıkartmayacak, bu sosyoloji
akıllanmayacak, bu sapıklar ordusu yine Haçlılarla yine PKK’sı FETÖ’süyle, yine
sarhoş taşkın yazıları, yine gizemli karanlığa boğulmuş üslupları, yine
cüretkar delilikleriyle yine nurlanmış coşmuş, yola çıkmış geliyorlar!


Bir toplum bu kadar körlüğe maruz kalıyorsa.


Bir memleket bu kadar sapığa hala cirit
attırıyorsa.


Bir vatan bu kadar sağırı dilsizi arsızı
utanmazı hala baş köşelerinde ağırlıyorsa.


O halde, geriye dönüp ben ne b.k yedim deme, o
halde, hiç ağlama, yıkıl Sezar!


BU İKİ YÜZLÜ OYUN NE KADAR SÜRECEK


Kendine uzak köylerde ormanda yaylalarda yeni
bir yaşam seçmiş çok arkadaşım var, birkaç yılda bir şehre iniyorlar ve
konuşuyoruz, ancak, aramızda çok ciddi bir iletişim bozukluğu başladı. Şöyle,
yaşadıkları sessiz yerler onları yavaş ve mıy mıy konuşmaya zorlamış ve konuşma
şekilleri değişmiş. Ne söyleseler anlamıyorum, kulağımı veriyor eğiliyorum,
yine cümleleri seçemiyorum. “Burası şehir, gürültülü ve yüksek sesle
konuşmalısın” deyip araya girsem de alçak sesli konuşmak artık alışkanlıkları olmuş.
Yaşadıkları yerlerdeki ayılardan domuzlardan kurtlardan yılanlardan
bahsediyorlar, ama, hikaye nedir, ne anlatıyor, çıkartamıyor ne diyor bu herif
diye boş boş gözlerine bakıyorum.


Ancak yakın arkadaşım olduğu için anlamasam da
nezaketen güya anlıyormuş gibi bazı yerleri onaylıyor gibi bazı yerlerde vay be
der gibi sahte tepkiler veriyorum. Bu gerçek. Ama bu sahte yüzlü iki yüzlü oyun
ne kadar sürecek.  Anladım ki birlikte
çok sert kavgalar verdiğimiz arkadaşlarımı dinlerken anlamamak dünyanın en
büyük yorgunluğu, dünyanın en büyük işkencesi.


Bir an evvel izbe köylerine gitseler de
kurtulsak diyorum. Üstelik onlar çakalları kurtları nedense eğlenceli bir dille
anlatıyorlar, ben şehirdeki çakalları kusura bakmasınlar pek eğlenceli
anlatamayacağım, bu yüzden çok kızgınlar bana. Ama içimden de bu kadar yakın
arkadaşa ayıp ediyorsun, diye kendime kızıyorum. Sonuç, uzaklığın iklimi ses
tonumuzu dahi değiştirmiş ve hatta canavarları dahi kimimize eğlenceli bir
hikaye haline getirmiş. Yani küçük sesle konuşabilmek bir insan için büyük bir
servet. Küçük sesle konuşabilmek büyük bir iktidar. Hakimler savcılar da küçük
seslerle konuşur. Ey okuyucu, yaşımız kaça gelmiş, hala bağırarak konuşuyor
çıplaklığımı yoksulluğumu ele veriyorum.


Kim bağırır, karanlıktaki insan kim bağırır
hayal kırıklığına uğramış, kim bağırır, en yakınındakine sesini duyuramayan.
Mesela yırtıcı kuşlar çığlık atmaz sessizdir ama peşine düştüğü avı çığlık
çığlığadır. Yırtıcı kuşların sessizliğe gömülmüş güven altına alınmış göklerde
usul usul süzülen huzurlu bir hayatları var. Ah ceylanım ah kekliğim ah
bıldırcınım bu satırlarda yine çığlık çığlığa, kime bağırıyorsun? Anladım ki o
mıymıy konuşmaları anlamak için sarf ettiğin büyük nezaket sonun da senin de
dilini bozmuş.
 

Nihat Genç


Odatv.com




Link : https://odatv.com/badeci-seyhin-siyasetteki-adamlari-15061952.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet