İRTİCA & LAİKLİK & TÜRBAN KONUSU & İSLAMİ CİHAD


BARIŞ TERKOĞLU : PUTLARI YIKMAYA CESARETİNİZ VAR MI ????


ÖZEL BÜRO NOTU : LAİK SİSTEMİN GÖZÜNÜ
SEVEYİM. EĞER ATATÜRK BU SİSTEMİ KURMASAYDI, BU YAZIDAKİ GİBİ TÜRKİYE’NİN HER
YANINDA
“DÜDÜKÇÜ ŞEYH”LER MEZRA, KÖY, İL, İLÇE
DEMEDEN NE KADAR ERKEK KADIN ÇOCUK VARSA DÜDÜKLEYECEKTİ. ÇÜNKÜ BİZDE DİN-ALLAH-KURAN
DEDİKTEN SONRA CAHİL VATANDAŞLARA B…..NUZU BİLE ŞİFA DİYE YEDİRİSİNİZ.
ÜSTELİKTE KETÇAP İLE MAYANOZ İLE YERLER. BAZI GERZEKLER DE HALA ŞERİAT REJİMİ
GELSİN DİYOR. GELİNCE NE OLACAK SÖYLEYELİM. ŞEYH KARINIZA, KIZINIZA YADA
ÇOCUĞUNUZA GÖZ DİKECEK. ALLAH İÇİN KENDİNE İSTEYECEK. VERMESEN KAFİR İLAN
EDECEK, VERSEN NAMUS GİDECEK. HATTA BAZISI BUNUNLA DA YETİNMEYECEK G…TÜNÜZE GÖZ
DİKECEK. O ZAMAN NE OLACAK ? İŞTE LAİK SİSTEM BUNU ÖNLEMENİN TEK TEMİNATI. EĞER
G…..NÜZE TALİP İSTEMİYORSANIZ, ÖNCE LAİK SİSTEME SAHİP ÇIKIN. LAİKLİK G….NÜZÜN
VE NAMUSUNUZUN TEMİNATIDIR. ARGO İFADEMİZ İÇİN LÜTFEN KUSURA BAKMAYIN. BU
REZİLLERİN DURUMUNU NORMAL CÜMLELERLE ANLATINCA BAZI SALAKLAR ANLAMIYOR DA.


“Ve
işte orada
Muhammed, devesinden indi. Gururlu bir edayla
putların yanına gidip
asasını havaya kaldırdı. Önündeki ilk puta güçlü bir darbe
indirerek onları kırmaya başladı. Müslümanlar
da onu izlediler. Güçlü Hubal, üç ay
bakiresi…

360
put toza toprağa karıştı. (…) Kısa süre içinde
Mekke’de tek bir put
kalmadı.

Hazreti Muhammed, Esad Bey (Kurban Said), Mızrak Yayınları.


Gazeteci Timur
Soykan’ın yeni çıkan “Badeci
Şeyh’in Sır Odası” kitabını okuyunca düşündüm. Acaba peygamberin yıktığı putları dinciler
elleriyle yeniden mi diktiler? Kuran’ın harflerini, inançlarını, ibadetlerini
kendilerine harç mı yaptılar?


Daha açık söyleyeyim…

Dergâhlar, hocaefendiler, gavslar geç kalmış putları mı
temsil ediyor?


Ben
Nakşibendi Tarikatı Halidiye Kolu’nda şeyhlik
yaparım. Askerden geldikten sonra
Bursa ilinde Hasan
Burkay Efendi’nin yanında kalarak
yetiştirildim.
Hasan Burkay Efendi bana dervişliği ve mürşitliği öğretti.
Benim
şeyhliğini yaptığım dergâhın ismi
Kırklari Sohbet Evi’dir.

Sorgusunda kendisini böyle tanıtıyordu. Gerçek adının Uğur Korunmaz olduğunu müritleri karakolda öğrendi. “Şeyh Hasan Uğur Hoca” diye biliyorlardı. Türkiye ise 8 yıl önce onu Bursa’dan çıkan “Badeci Şeyh
olarak tanıdı. Üzerine espriler yapıldı, unuttuk. Timur Soykan’ın kitabı ise
peşini bırakmıyor. 9 Haziran 2011’de polise gelen ihbar telefonundan mahkeme
kararına kadar Badeci Şeyh’in dosyasını anlatıyor.


İçene
‘mübarek olsun’ derim


Yüreğim kaldırmadı, inanamadım, öfkelendim. Hem Şeyh’in kendisi,
hem de müritler açık açık anlatıyordu:


Bana
pirliği 2005 yılında vefat eden Hasan Burkay
Efendi verdi. Hasan Burkay Efendi beni
badeledi. Badelemek
benim tarikatıma göre pirin cinsel
organını
yalayıp öpmek ve sonra gelen sıvıyı içmektir. Pirin cinsel
organından gelen sıvı sperm değildir
, beyaz başka bir sıvıdır. Bu sıvı sadece
pirlik verilmiş kişiden
gelir.

Tarikatta dini sohbetler harem selamlıktı. Ortam
muhafazakârdı. Zikir yapılıyor, müritler kendilerinden geçiyordu. Her şeyi
bozan ise arkasından kapı kilitlenen “
sır
odası
”ydı:

Zikir
esnasında cezbelenen şahıslar benim bulunduğum
sır odasına tek tek gelir. Ben gelen bayan ve
erkek şahısları cinsel organımı öptürmek ve
yalatmak suretiyle badelerim. Bunun dışında şahısların istekleri
üzerine erkeklerle ters ilişki, kadınlarla
ise ters ve normal yoldan cinsel
ilişkiye girdim.


Pir’in cinsel organına “kelam-i ala”, gelen sperme
bade” diyorlar. Badeci Şeyh “içene
‘mübarek olsun’
derim ve mürit odadan çıkar” sözleriyle ilişkinin bitişini anlatıyor.

Onlarca erkek ve kadın müridin ifadeleri birbirini
doğruluyor. Kimi ev kadını, kimi esnaf, kimi işsiz. İçlerinde AKP İl Başkanlığı’nı
koruyan özel güvenlik dahi var. Karakolda, savcılıkta, mahkemede konuşuyorlar.
Kendi istekleriyle sır odasına girip defalarca badelendiklerini anlatıyorlar.
Cinsel ilişkiye ise “
tabi olmak” diyorlar. Erkekler anal, kadınlar her yolla şeyhe “tabi oluyor”. Şeyhin
sperminin “nur çeşmesi”
olduğuna inanıyorlar. İçlerine ne kadar çok doldururlarsa cennete o kadar
yaklaşacaklarını sanıyorlar. Hesap gününde “
Uğur Hoca”nın kendilerinin
yanına gelip yol göstereceğini düşünüyorlar. Yetmiyor. Eşlerini, kardeşlerini,
annelerini “
badelensin”, “tabi
olsun
” diye şeyhe götürüyorlar.

2011 yılında 34 yaşında olan internet kafe işletmecisi Ümüt S. ifadesinde anlatıyor:

Resmi
nikâhlı eşim olan Ayşe S’yi ders alması için
Uğur Hoca’nın yanına dergâha götürdüm
ve hocamız
ile tanıştırdım. (…) Eşime gerek ben, gerekse Uğur Hocam,
Allah’a yakınlaşmak, cenneti kazanmak için
bade olması gerektiğini söylerdik.
Beraber dergâha
gittik. Eşim Uğur Hoca’nın bulunduğu sır
odasına
tek başına girdi. Amacı bade yapmaktı
ve yarım
saat sonra odadan dışarı çıktı. Ben o
sırada
dergâhın yan odasında bulunuyordum. Dergâhı eşim ile beraber terk ettik. Eşim ile
birlikte yolda
giderken bade olayının nasıl geçtiğini sorduğumda bana ilk
sıralarda zorlandığını sonra alışarak Uğur
Hoca’nın cinsel organını ağzına alarak
boşalttığını
bana anlattı ve evimize gittik.

Şeyh’in ifadesinden Ayşe S. ile normal
ilişkinin de olduğunu,
Ümüt
S
’nin kardeşini bile Şeyh’e sunduğunu
anlıyoruz. Mahkemede dahi
“benim
inancım
bunu gerektirdiği için devam etmeyi
düşünüyorum,
hocama bağlılığım sürekli olacaktır” sözleriyle tabiyetini sürdürüyor.


Badeci
Şeyh’in son durumu


Konu tarikat olunca soruşturmada bir isteksizlik başlıyor.
Savcılığa bile çıkarılmadan serbest bırakılan Şeyh, tepkiler üzerine tekrar
gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Soruşturmanın başlamasına neden olan çocuk
istismarı ihbarı nedense hiç soruşturulmuyor. Hakkında sadece 4 sayfalık bir
iddianame çıkıyor. Şikâyetçiler birer birer vazgeçiyor.
Yılmaz Y. gibi müritleri “biz
bade dediğimiz olayı yaparken çocuğun
annesinin göğsünü emmesinden farklı duygular
hissetmiyorduk”
sözleriyle şeyhlerini
savunuyor.


Yargı bile ikiye bölünüyor. Yerel mahkeme “herkes razı
diyerek şeyhe çocuk pornosu arşivinden ve tarikat kurmaktan 6 yıl hapis cezası
veriyor. Yargıtay ise “
din
ile kandırmayı
” rızasızlık sayıyor. Sonunda
cinsel saldırı da sayılarak 188 yıl hapis cezası ile mahkeme bitiyor.


Hapisteki Şeyh’in son durumunu avukatı anlatıyor:

Morali,
psikolojisi iyi. Ben
‘yeniden yargılama için
yollar deneyelim’
diyorum.
‘Boş ver’ diyor. Kabullenmiş durumda. 32 yıl hapis yatacak. 73 yaşında çıkacak…”

Bugün halen sosyal medyada “Zamanın Gavsı Hasan Uğur
Hazretleri
” adıyla Badeci Şeyh’in dini videoları
izlenebiliyor. Badeci Şeyh utanmadan konuşuyor: “
Doğru yerde, doğru zeminde, doğru
kişiyle olamazsanız
güderler sizi, Allah adını kullanarak
bile güderler
”.


‘Sır
odası’nın tek görüntüsü


Peki, sır odasının görüntüsü?

Mahkeme dosyasında bir video var. Şeyh’in badeleme
görüntüsünden bilirkişiler şu sözleri rapora yazıyor:
“Oh, işte öyle tavaf et”.

41 yaşında kendisini Şeyh’e teslim eden Dokumacı Ahmet Ş. polise “sır
odası
”nda attığı çığlığı anlatıyor:

“Canım çok acıdı ve ben
de tam o sırada ‘Allah’
dedim.”


Nasıl oluyor?

Kendilerine “cennet” vaat edilenler Allah’a ulaşmak için şeyhi aracı kabul ediyor.
Akıl ve irade ona teslim ediliyor. Rehberliği, Tanrı buyruğunun yerine geçiyor.
Kandırılma öyküsü başlıyor. Müritler anlamını bile bilmedikleri El Mürselat
Suresi’nde badelenmenin onaylandığını sanıyorlar. Şeyh, cinsel arzularına namaz
pozisyonlarını, kimi ayetlerdeki ifadeleri hatta Hazreti Muhammed’in adının
yazılış şeklini bile gerekçe kılıyor. Yarım yamalak inançları insanlara bıçak
gibi saplanıyor.


O cemaat, bu tarikat konuşuyoruz. Asıl olana bir türlü
gelemiyoruz. Badeci Şeyh’in gerçek öyküsü akıl düzeninden kopuşumuzu
gösteriyor. Peki, başları göğe değen zamane putlarını yıkmaya ne zaman
başlayacağız?