Bu makalede,
Cahiliye Araplarının en çok eleştirilen uygulamalarından biri olan kız
çocuklarının gömülerek öldürülmesi adetinin Araplar arasında yaygın olup
olmadığı, ne zamandan beri uygulandığı, uygulanma keyfiyeti ve sebepleri
üzerinde durulacak; bu arada az da olsa kaynaklarda yer alan erkek çocuklarının
öldürülmesine de değinilecektir. Konuyla ilgili elimizde geniş bilgi
bulunmamakla(1) birlikte başta hadis kitapları olmak üzere çeşitli kaynaklarda
yer alan az sayıdaki dağınık rivayetlerden hareketle meseleyi incelemeye
çalışacağız. Ayetlerin bağlarını dikkate alınmak kaydıyla Cahiliye dönemi
Arapları için önemli kaynaklarımızdan biri Kur’an-ı Kerîm’dir. Kur’an’da, geniş
malumat verilmeden, yerilen bir davranış olarak çocukların öldürülmesinden ve
bazı sebeplerinden söz edilir. Hemen belirtelim ki bu konuyla ilgili
kaynaklarımızda yer alan bilgiler, gerek dini kaygılarla gerekse başka
sebeplerle Cahiliye dönemini yermek amacıyla epeyce abartılmıştır.


Bir insanın
evladını canlı olarak açtığı bir çukura gömerek ya da başka şekillerde
öldürmesi, günümüz insanı için kabul edilmesi ve açıklanması imkansız bir
durumdur. Çağdaş değerlere göre böyle bir insan ya cani ya da akıl hastasıdır.
Ancak biz konuyu, günümüzün değerlerinden bağımsız, dönemin ekonomik, sosyal,
dini ve kültürel koşullarını ve kısmen bu işi yapan insanların psikolojik
durumlarını dikkate alarak incelemeye çalışacağız. Böylece bugün vahşet olarak
nitelendirdiğimiz bu davranışın, nasıl yapılabildiğini anlamayı bir nebze
kolaylaştırmayı umuyoruz.


Kız
çocuklarını gömerek öldürme adetinin Araplara mahsus olup olmadığı sorusunu
cevaplandırmak, uygun bir başlangıç olacaktır; ancak bundan önce bizi
ilgilendirdiği kadarıyla dini, kültürel ve ekonomik gerekçelerle insan
öldürmeye değinmekte yarar görüyoruz. İnsanların tanrılara kurban edilmesi
adetine, tarihin çeşitli dönemlerinde rastlanmaktadır. Hemen hemen bütün
dinlerde, hem ibadetler sırasında hem de şükür amacıyla, canlı ya da cansız
birçok varlık kurban edilmektedir. Tanrılara sunulan en değerli kurban ise
insandır. Bazı milletlerde savaş esirleri, tanrıya şükür ifadesi olarak
öldürülürdü. Bereket için kralın öldürülmesi, ölen insanla birlikte kölelerinin
ya da eşlerinin defnedilmesi, çocukların kurban edilmesi gibi insan kurban etme
şekillerine de tesadüf edilmektedir. Tanrılara ve ölülere, özellikle köleleri
kurban eden kabileler, bu kurbanların ahirette onlara hizmet edeceklerine
inanıyorlardı. Eski Mezopotamya’da ahiret hayatında rahat etmesi için kral ya
da kral ailesinden ölen kişinin yakınları, askerleri, cariyeleri beraberinde
gömülürdü.(2) Bazen toplumu korumak, tanrıların insanları öldürme arzularını
dindirmek için de insanlar kurban ediliyordu.(3)


Birçok Afrika
kabilesinde, Azteklerde, Mayalarda, İnkalarda, Keltlerde, Soğdlarda,
Hititlerde, Yunanlılarda, Romalılarda, Cermenlerde, Fenikelilerde,
Mısırlılarda, Hintlilerde, Çinlilerde, Moğollarda, Yahudilerde(4) ve genel
olarak diğer Sami kavimlerde az ya da çok insan kurbanı mevcuttu.(5) Eski
Türklerde de insan kurbanı olduğuna dair görüşler bulunmaktadır;(6)
Hindistan’da kocası ölen çocuksuz kadınların yakılarak öldürülmesi adeti
yasaklanmasına rağmen, yakın zamanlara kadar bazı kadınların yakıldığına dair
haberlere rastlanmaktadır. Satanizm gibi bazı çağdaş dini akımlarda ve
tarikatlarda da insan kurbanı ayinlerinin yapıldığına dair bilgiler mevcuttur.


Dünya tarihi
incelendiğinde çeşitli sebeplerle çocukların öldürülmesi adetinin Araplar
dışında başka toplum ve topluluklarda da bulunduğu görülmektedir. Mısırlılar,
Yunanlılar, Romalılar. ve Avustralya yerlileri gibi toplum ve topluluklarda
görülen çocuk öldürmenin(7) belli başlı sebepleri arasında, yetişkin insanların
kurban edilmesinde olduğu gibi- kutsal varlıklara şükretme ve onlara
yakınlaşma, sakat ya da istenmeyen özelliklere sahip çocuklardan kurtulma,
kıtlık zamanlarında yiyeceğin yeterli olmaması ve çoğu zaman pratik nedenlere
dayanan erkek çocukların kızlara üstün kabul edilmesi gibi kültürel sebepler
zikredilebilir.


Eskiden çocuk
ölüm oranları yüksek olduğu için insan kurbanında, kölelerden sonra çocukların
yetişkinlerden daha çok tercih edilmiş olması muhtemeldir. Diğer taraftan bazı
insanların şükür ifadesi olarak, kendileri için en değerli kabul ettikleri
varlığı Tanrı’ya adama istekleri de çocuklarını kurban etmelerine neden
olmuştur.


Çocuklarını
öldürenler arasında özellikle tabiat insanları zikredilir. Onlar, sakat,
hastalıklı veya gayrı meşru dünyaya gelen ya da annesi doğum sırasında ölen
bebeği öldürüyorlardı. Eldeki yiyecek imkânlarına göre, nüfusun sınırlandı­rılması
amacıyla birçok kabilede, talihsiz sayılan şartlar altında doğan çocuklar
öldürülüyordu.(8) Göçebeler, uzun yürüyüşlerde kendilerine yük olduklarına
kanaat getirdikleri yeni doğan çocuklarını öldürürlerdi.(9) Kimi kabileler,
açlık tehlikesi baş gösterdiği veya açlığın hükmünü yürüttüğü zamanlarda, yeni
doğan çocukları öldürür ya da pişirip yerlerdi. En fazla öldürülenler ise kız
çocuklarıydı.(10)


Bazen sağlık
gerekçesiyle de çocuklar öldürülürdü. Sparta’da bir bebek doğunca, baba onu
muayene için ailenin yaşlısına götürürdü. Bebek, sağlıklı ise yetiştirilmek
üzere babasına bırakılır; sağlıklı değilse derin bir su çukuruna atılarak
öldürülürdü.(11) Fenikeliler ise her şeyin ilkini isteyen tanrılara ilk
çocuklarını kurban ederlerdi.(12)


Araplar, kız
çocuklarının gömülerek öldürülmesine ve’d, bu adete ve’du’l-benat, gömülen kıza
ise mev’ude derlerdi.(13) Kelimenin menşei ile ilgili farklı rivayetler mevcut
olup, ağırlık anlamındaki (14) “v-e-d” kökünden türetildiği ya da “e-v-d”
kökünden maklûb olduğu söylenir.(15)


Kur’an-ı
Kerim’de, “Diri diri toprağa gömülen kıza hangi günah sebebiyle öldürüldüğü
sorulduğunda… ” (16) ayetinde mev’ûde kelimesi kullanılmak suretiyle Arapların
kız çocuklarını defnederek öldürmeleri adeti yerildiği gibi birçok ayette evlad
kelimesi kullanılarak çocukların öldürülmesi eleştirilmiştir.


Bu meseleye
değinen ayetlerin önemli bir bölümü, çocuk öldürme ile geçim kaygısı arasında
ilişki kurmaktadır: “Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz,
onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir
suçtur.”(17) “De ki: “Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim:
O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya, babaya iyilik yapın, yoksulluk
korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin ve onların rızkını veren Biziz,
gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere
kıymayın. İşte bunlar Allah’ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp
anlarsınız.”(18) Bu ayetlerden hareketle, çocuk öldürme adetinin çoğunlukla
fakirlikten ve onları besleyememe kaygısından kaynaklandı­ğı söylenebilir.


Bazı
müşriklerin, Allah’a saygının bir ifadesi olarak algıladıkları bu davranış,
dinlerini bozan ve onların mahvına neden olan günahlardan biridir: “Allah’ın
yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah’a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah’a, bu
da ortaklarımıza dediler. Ortakları için ayrılan Allah’a ulaşmıyor; fakat Allah
için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar? Bunun gibi
ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını öldürmeyi hoş gösterdi ki, hem
kendilerini mahvetsinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi
bunu yapamazlardı. Öyle ise onları uydurdukları ile baş başa bırak!” (19)


Çocuk öldürme
adeti, Mümtahine suresinde hicret eden kadınların bey’atı bağlamında,
Müslümanların sakınmaları gereken çirkin davranışlardan biri olarak
zikredilmiştir: “Ey Peygamber! inanmış kadınlar, Allah’a hiçbir ortak koşmamak,
hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasının çocuğunu
sahiplenerek kocasına isnatta bulunmamak ve uygun olanı işlemekte sana karşı
gelmemek şartıyla bey’at etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et; onlara
Allah’tan bağışlanma dile; doğrusu Allah, bağışlayandır, acıyandır.”(20)


Çocuk öldürme,
bu fiili yapanların helak olmalarının nedenlerinden birisidir: “Beyinsizlikleri
yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği
nimetleri -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar
sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi.”(21)


Tefsirciler,
yukarıda zikrettiğimiz ayetlerde geçen evlâd kelimesiyle genellikle kız
çocuklarının öldürülmesinin kastedildiğini söylemişlerse(22) de bu kelimenin
eril (müzekker) olması ve sık olmamakla birlikte Arapların erkek çocuklarından
birini putları için kurban etmeleri(23) gibi sebeplerle erkek çocukların da
öldürülmesi, evlâd kelimesiyle onların da kastedildiğini söylememize imkan
vermektedir. Yukarıdaki ayetlerde, rızklarını temin edememe korkusuyla
kız-erkek ayırımı yapılmadan, eril siga ile çocukların öldürülmesine
değinilmesi, aşağıda anlatacağımız kız çocuklarının gömülerek öldürülmesi
adetinden başka, besleyememe kaygısıyla erkek çocuk öldürenlerin de
bulunduğunun delili olabilir. Zira geçim sıkıntısı, kızlar için olduğu gibi,
erkek çocuklar için de söz konusudur; Bununla birlikte bazı Arapların, kız
erkek ayırımı yapmadan ekonomik gerekçelerle çocuklarını öldürdüklerine dair
ifadeler varsa(24) da bunun adet olarak nitelendirilecek bir uygulama
olmadığını belirtelim. O halde ayetlerde kastedilen esas unsurun kızlar olduğu
unutulmamalıdır. İleride sebeplerine değineceğimiz gibi geçim kaygısıyla erkek
çocukların öldürülmesi, istisna teşkil eder.


Zikrettiğimiz
ayetlerden bazıları Mekke’de, bazıları ise Medine’de nazil olduğu için bu
mesele, iki şehirdeki muhataplar açısından üzerinde durulması gereken
problemlerden birisidir.


Kur’an-ı
Kerim’de çocukları öldürme adeti yerildiği gibi, Hz. Peygamber de birçok
konuşmasında çocuk öldürmenin kötülüğüne vurgu yaparak bu adetin ortadan
kaldırılması için çaba harcamıştır. Mekke döneminde bu kötü adetle mücadeleye
başlayan Hz. Peygamber, Medinelilerle yaptığı ilk Akabe Bey’atında müminlerden
sakınmalarını istediği davranışlardan biri, çocukların öldürülmesidir.(25)


Kur’an-ı
Kerim’de ve Hz. Peygamber’in bazı konuşmalarında şiddetli eleştiri konusu
yapılan bu çirkin davranış, uydurma bir hadiste, gömülerek öldürülen günahsız
kız çocuğunu Cehenneme gönderen bir ifadeyle karşımıza çıkmaktadır: “Kız
çocuğunu gömerek öldüren kadın da gömülen çocuk da ateştedir.”(26) İşin ilginç
tarafı, Kur’an’a ve Hz. Peygarnber’in sünnetine aykırı olduğu ilk bakışta
anlaşılabilecek olan bu hadis, bazı alimlerce müşriklerin çocuklarının
Cehennemde cezalandırılmasının imkanına delil olarak değerlendirilmiş; (27)
kimileri ise Kur’an ve sünnetle açıkça çeliştiğini gördükleri hadisi te’vil
ederek vaziyeti kurtarmaya çalışmışlardır. (28) Seleme b. Yezid el-Cu’fi’den
nakledilen rivayete göre, kardeşiyle birlikte Hz. Peygamber’e giderek, Cahiliye
döneminde ölen annelerinin bazı iyi hasletlerinden bahsettikten sonra bir
kızını gömerek öldürdüğünü anlatıp durumunu sorunca, güya Hz. Peygamber, “Kız
çocuğunu gömerek öldüren kadın da gömülen çocuk da ateştedir. Ancak kız
çocuğunu gömen kadın İslam’ı idrak ederse Allah onu affeder.” demiştir.(29) Başka
rivayette, Cahiliye’de ölen anneleri Müleyke’nin durumunu, kardeşiyle beraber
soran Seleme b. Yezid’e Hz. Peygamber, “Anneniz ateştedir.” (30) demiş;
üzüldüklerini görünce de, “Benim annem de sizin annenizle
beraberdir!”diyerek(31) onları teselli etmiştir! Benzer bir rivayet, Hz.
Peygamber’in babasını da Cehenneme göndermektedir! Enes b. Malik’ten nakledilen
bu rivayete göre bir bedevi, “Ey Allah’ın Resulü! Babam nerede?” diye sordu.
Hz. Peygamber, “Ateşte!” dedi. Adam dönüp gidince, Hz. Peygamber onu çağırarak,
“Benim babam da senin baban da ateştedir.” dedi.(32)


Hadisler,
yukarıdaki rivayetleri yalanlamaya matuf olarak ortaya çıkmış görünmektedir:
Hz.Peygamber, kimin Cennete gideceğini soran birisine, “Peygamber cennettedir;
bebeklik çağında ölen çocuk cennettedir; gömülerek öldürülen kız çocuğu
cennettedir.” demektedir.(33) Hz.Hasan’ın mürsel bir rivayetinde
Hz.Peygamber’in, “Gömülerek öldürülen kız çocuğu cennettedir.” dediği
nakledilmektedir.(34) İbn Abbas ise müşriklerin çocuklarının ahiretteki durumu
hakkında açık konuşmaktadır: “Müşriklerin çocukları cennettedir.

Kim onların cehennemde olduklarını iddia ederse yalan söylemiş olur.”(35)


Bir rivayete
göre Ubeydullah b. Ebi Müleyke et-Temimi, Hz. Peygamber’e annesinin iyi
hasletlerini anlatarak onun için ümitvar olup olamayacaklarını sormuş; Hz.
Peygamber, kızını gömerek öldürüp öldürmediği sorusuna, “Evet!” cevabını
alınca, “O ateştedir!” demiştir.(36) Belki de yukarıda farklı varyantlarına
değindiğimiz rivayetin hakikat olan tarafı burasıdır. Cahiliye döneminde ölen
bir kadının durumu, o dönemde yaşayan insanların kahir ekseriyeti tarafından da
çirkin bir davranış olarak kabul edilen kızını canlı olarak gömerek öldürme
davranışıyla değerlendirilmiş; çocuğun durumundan ise söz edilmemiştir.


Yukarıdaki rivayetlerin
detaylı senet ve metin tahlilini yapmayı, işin ehli hadisçi meslektaşlarımızdan
beklediğimizi belirttikten sonra, ele aldığımız rivayetlerde yer alan bazı
ifadelerin, İslam Tarihinin erken dönemlerinden itibaren tartışılan iki konuyla
ilişkili olabileceğini ve bu tartışmalarda tarafların iddialarına delil
oluşturmak amacıyla uydurulduğunu düşündüğümüzü belirtelim. Bunlardan biri, Hz.
Peygamber’in ebeveyninin ahiretteki durumuyla ilgili tartışmalardır. Yukarıda
naklettiğimiz bazı ifadelerin, Hz. Peygamber’in ebeveyninin Cehennemde olduğunu
savunanların görüşlerine delil olarak uydurulduğu anlaşılmaktadır. Oysa bir
ayette peygamber gönderilmeyen kavme azap edilmeyeceği,(37) bir başka ayette
ise müşriklere Hz. Muhammed’ten önce peygamber gönderilmediği
açıklanmaktadır.(38) Herhalde İslam’dan önceki dönemde yaşayan insanlar,
bir Müslüman gibi değil, kolektif aklın ma’ruf kabul ettiği doğrulardan
sorgulanacaktır. Kanaatimizce yukarıda zikrettiğimiz rivayetlerde anlatılan
diyalogda, Cahiliye döneminde de kabilelerin çoğu tarafından kötü kabul edilen,
kız çocuğunu defnederek öldürme fiilini işleyen bir kadının yaptığı çirkin
işten dolayı ahirette cezalandırılacağına değinilmektedir. Hz. Peygamber’in,
ahiretteki durumu sorulan kadınla beraber diri diri gömdüğü çocuktan
bahsetmesini gerektiren bir şey yoktur.


Bazı
rivayetlerde yer alan, gömülerek öldürülen kızın Cehennemde olduğuna dair
kısım, Hz.Peygamber döneminden ‘sonra erken zamanda başlayan bir diğer
tartışmanın ürünü olabilir. Müşriklerin çocuklarının ahiretteki durumu
hakkındaki tarhşmaların bir boyutu aslında ahirete değil, dünyaya ilişkindir.
Zira müşriklerin çocuklarına nasıl davranılacağı sorusu, bir zamanlar kafa
yorulan problemlerden biriydi. Yezid b. Muaviye’nin hilafetinin son aylarında
meydana gelen Mekke muhasarasında (64/683) Abdullah b. ez-Zübeyr’e destek
verdikten sonra, muhasaranın kaldırılmasının ardından ondan ayrılıp Basra’ya
giden Haricilerin tartıştıkları önemli konulardan biri, müşriklerin
çocuklarının durumudur. Haricilerin şiddet yanlısı en katı grubu olan
Ezrakiler, müşriklerin çocuklarının ebeveynleri gibi Cehennemde olduklarını ve
onların da öldürülmeleri gerektiğini savunuyorlardı. Nafi’ b. el-Ezrak ve
adamlarının, şirk kavramıyla ve müşriklerle ilgilenmelerinin özel bir
nedeni vardı. Onlar, kendileriyle aynı görüşleri paylaş­mayan bütün
Müslümanları müşrik kabul ediyorlardı. Daha ılımlı Harici grupları ise bu
görüşleri reddettiler; ama tartışmalar uzurı süre devam etti.(39) Kanaatimizce,
kızını defnederek öldüren kadının durumuyla ilgili sorulan bir soruya Hz.
Peygamber’in verdiği cevap, ileriki yıllarda başkalarının da katıldığı bu
tartışmaların gölgesinde, gömülerek öldürülen masum kız çocuğuyla
ilişkilendirilmiştir.


Bu arada hem
atasözü, hem de Hz. Peygamber’in hadisi olarak nakledilen bir söz üzerinde de
durmakta yarar görüyoruz. Bir araştırmada, “Defnu’l-benat mine’l-mekrumat”*
sözünün, kız çocuklarını gömerek öldüren kabileler arasında, bu adetin iyi bir
davranış olarak görüldüğünü gösteren bir söz olduğu ifade edilmektedir.(40)
Halbuki bu atasözü, kız çocuklarının gömülerek öldürülmesinin iyi bir davranış
olduğunu değil, genel olarak kızların vefatının babaları için memnuniyet verici
olduğunu anlatmaktadır.


Söz konusu
atasözü, Hz .Peygamber’e de nispet edilmektedir. İbn Abbas’tan(41) ve İbn
Ömer’den(42) nakledilen bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber’in kızı Rukiyye
vefat ettikten sonra ona taziyede bulunulunca, “Defnu’l-benat mine’l-mekrumat”
sözünü söylemiştir. Görüldüğü gibi burada da kız çocuğunun diri olarak
gömülmesi değil, vefatı kastedilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki Arapların kadına
bakışını yansıtan bu atasözü, daha sonra Hz. Peygamber’e de nispet edilerek
kıymetli hale getirilmiştir.


Buraya kadar
anlattıklarımızdan sonra, kız çocuklarının gömülerek öldürülmesi adeti’nin
ortaya çıkışı ve keyfiyeti hakkında tartışılması gerektiğini düşündü­ğümüz bazı
konuları ele alalım..


Arapların kız
çocuklarını gömerek öldürmeleri, kadınlar hakkındaki kanaatleriyle ilişkili
olduğu için onların kadınlara bakışına kısaca değinmekte yarar görüyoruz.
Araplar, İslam’dan önce büyük ölçüde göçebe veya yarı göçebe bir hayat
yaşıyorlardı. Arabistan’da mevcut olan az sayıdaki şehirlerde oturan Araplarla
bedeviler arasında, günlük yaşantıları ve yaşam koşulları açısından büyük
farklılıklar yoktu. Yaşadıkları zorlu hayat şartları, geleneklerinin oluşumunda
belirleyici bir etkiye sahipti. Ekonomik kaynakların kıtlığı ve bu kaynaklara
sahip olmanın zorluğu, beraberinde sık sık mücadele ve çatışmaları getirdiği
için kabile içinde erkeğin rolü daha önemliydi. Zira kabilenin zorlu göçlerinin
gerçekleşmesi, onlar sayesinde mümkündü. Başka bir kabileyle çatışmaya
girildiğinde erkeklerin gösterecekleri başarı, kabilenin şerefini
kurtaracaktı. Diğer taraftarı kabilenin maruz kalacağı baskınlarda ya da başka
kabilelerle meydana gelen savaşlarda ele geçirilen kadınlar, kabile fertlerinin
utanç kaynağı olabiliyordu. Bu hayat tarzı, kadınları önemsiz, zamarı zaman
kendilerinden utanıları, bazen de kabileye yük varlıklar haline
getirebiliyordu. Araplar, erkek çocuklarıyla övünür; kız çocukları olduğu
zaman üzülürlerdi. Bir ayette bu durum şöyle tasvir edilmektedir: “Onlardan
birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine
verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu
içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm
ne kadar kötüdür.”(43) Kızı doğduğunda bu kadar üzülen Arap, Yüce Allah’a
kızlar isnat etmekten de geri durmazdı: “Onlardan biri, Rahman’a isnat ettiği
kız çocuğuyla müjdelenince, hiddetlenerek yüzü simsiyah kesilir.”(44) Yüce
Allah, müşrik Arapların bu inançlarını başka ayetlerde de eleştirmektedir.(45)
Allah’a kızlar isnat etmenin, Arapların dini inançlarıyla ilgisi olması
gerekir.


Yoksa bununla
Allah’a karşı bir üstünlük elde etmeyi amaçlamış olmaları düşünülemez. Araplar,
Yüce Allah ile aralarında aracı kabul ettikleri önemli tanrılarını, belki de
doğurganlık özelliğinden dolayı bereketle ilişkilendirdikleri için genellikle
dişi olarak tahayyül etmişlerdir. Mesela Cahiliyye Arapları arasında oldukça
saygın olan Lat putu, özellikle Sakiflilerin yücelttikleri bir tanrıçaydı.
Uzza, Kureyş, Kinane ve diğer birçok Arap kabilesinin tapındığı bir başka
tanrıçaydı. Başta Medineliler olmak üzere birçok kabile tarafından tapınılan
bir diğer tanrıça ise Menat’tı.(46) Cahiliyye Araplarının yücelttikleri bu üç
tanrıçaya Allah’ın Kızları (47) denirdi. Aslında Arapların inançları,
Ortadoğu’daki diğer Sami topluluklarda görülen inançlarla ilişkilidir.
Muhtemelen Lat kültünün kaynağı olan Tanrıça Allatu kültü, çok eski zamanlardan
beri bütün Kuzey Arabistan’da yaygındı. İsmi, kelime anlamı itibariyle
tanrıça anlamına gelen Allat’a Nebatiler, Palmiralılar ve Suriyeliler
tapıyordu.(48) Nebatilerin, Manotu adlı bir tanrıçaları olduğu gibi, Uzza adlı
bir tanrıçaları da vardı. Busra’nın tanrıçası da kabul edilen Uzza, sonraki
dönemlerde Nebatiler tarafından Atargatis ve Afrodit’le
özdeşleştirilmiştir. Venüs gezegeniyle ilişkili tanrıça olan Uzza güç, kuvvet,
verimlilik, bereket ve talih tanrıçası olarak yüceltilirdi.(49)


Arapların,
kızları doğduğunda çok üzülmelerinin nedeni, onları yük olarak
görmelerindendir. Kız, her zaman ailesine ve kabilesine sorun getirebilir.
Başına bir kötülük geldiğinde, sözgelimi sık sık meydana gelen kablle savaşlarında
esir edilip satıldığında, ailesi bundan utanç duyacaktır. En iyi ihtimalle
hiçbir sorun olmadan büyütüldüğürıde evlenip başka kabileye giderse; kendi
ailesine ve kabilesine doğrudan bir yarar sağlamayacaktır.(50) Bunun gibi
sebeplerden dolayı kabile kimliğinin önemli olduğu Arap toplumunda kabile dışı
(exogamy) evlilikler yerine, daha çok kabile içi (endogamy) evlilikler
yapılırdı.


Kaynaklarda
yer alan tasvirler, ve’d adetinin esasen çölde yaşayan bazı kabileler arasında
mevcut olduğunu göstermektedir. Rivayetlere göre bir kimsenin kızı doğduğu
zaman onu öldürmek istemiyorsa ona yünden bir elbise giydirerek çölde koyun ve
deve güttürürdü.(51) Kızını öldürmek isteyen kimsenin ise iki yöntemden
birisini uyguladığı nakledilmektedir: Birinci yöntemde doğan kızın yaşama şansı
yoktur. Kızını doğar doğmaz öldürmek isteyen kadın, doğum zamanı yaklaştığında
bir çukur kazardı. Ağrısı tutunca çukurun başına gider; oğlan doğurursa onu
öldürmez, kız doğurursa çukurun içine atarak üstünü toprakla örtmek suretiyle
öldürürdü.(52) İkinci yöntemde ise doğan kız çocuğu hemen öldürülmez; altı
yaşlarına gelince babası eşine, “Bunu temizle, süsle, hısımlarına gezmeye
götüreceğim!” diyerek çölde daha önce kazmış olduğu çukurun başına götürüp,
“Bak şunun içine!” diyerek çocuğun çukura doğru uzanmasını sağlar; sonra
arkasından iterek üzerine toprak yığar; çukuru yerle dümdüz olacak şekilde
toprakla doldururdu.(53)


Annenin
çocuğuna karşı ilgisinin daha az olduğu bir zamanda, aileden biri olduğu
duygusu oluşmadan ve ailenin rızkına ortak olmadan kız çocuğunun doğar doğmaz
öldürülmesi, bu adetin zikredilen sebeplerine daha uygundur. İkinci uygulamada
anlatıldığı üzere, bazı Arapların öldürecekleri kızlarını altı yaşına kadar
bekletmeleri, izahı zor bir durumdur. Burada akla gelebilecek ihtimallerden
biri, sonradan yaşanan bir kıtlık nedeniyle, birkaç yıl bakılan kızın
öldürülmesine karar verilmiş olabileceğidir.


İlginç olan
bir başka husus, kaynaklarda anlatılan iki uygulamada da çocukların gömülerek
öldürülmesidir. Bu durum, Arapların inançlarıyla ilgili olabileceği gibi,
ebeveynin öldürdükleri çocuklarını çabuk unutmalarının en uygun yolu olarak
benimsenmiş olabilir. Ayrıca bazı kişilerin kızlarını (suda) boğarak ya da
boğazlayarak öldürdükleri söyleniyorsa(54) da buna dair örneklere sahip
değiliz. Ancak unutmamak gerekir ki kızların gömülerek öldürülmesi konusunda
kaynaklarda yer alan tasvirlerin bilinen, kabul görmüş yegane uygulamalar
olduğunun düşünülmemesi gerekir.


Kız
çocuklarının gömülerek öldürülmesi adetinin, ne zamandan beri Arap toplumunda
mevcut olduğu sorusu, cevaplandırılması gereken bir sorudur. Kimi yazarlar, bu
adetin eski olmadığını ve İslam’ın doğuşuna yakın bir zamanda ortaya çıktığını
söyler.(55) Buna göre Temim kabilesinde yaşanan şu olay, bu adetin başlangıcıdır:
Temimliler, Hire’deki Lahmi emirlere yıllık vergi öderlerdi. Bir yıl vergiyi
denkleştiremedikleri için Hire emiri Nu’man, onlara karşı bir ordu gönderdi.
Gelen askerler, hayvanlarını ganimet olarak alıp kadınlarını ve kızlarını esir
ettiler. Bunun üzerine Temimliler, kendilerini bağışlaması için Nu’man’a
sığınmak zorunda kaldılar. Nu’man, kadın ve kızlardan isteyenlerin kabilelerine
dönebilmelerine izin verdi. Esir kadın ve kızların tümü kabilelerine döndü;
sadece Kays b. ‘Asım et-Temimi’nin kızı, sahibini sevdiği için babasının evine
dönmeyerek onun yanında kaldı. Bu durumdan müteessir olan Kays, bir daha kızı
doğduğu takdirde onu öldüreceğine yemin etti. Böylece kız çocuklarının diri
diri gömülmesi geleneği başlamış oldu.(56) Kays’ın bu yemininden sonra, birçok
kızını gömerek öldürdüğü anlatılır. Benzer bir anlatım, Rabi’a kabilesi için de
nakledilir.(57)


Yukarıda
anlatılan hadise meydana gelmiş olabilir; ancak bu olayın, kız çocuklarının
gömülerek öldürülmesinin başlangıcı kabul edilmesi doğru değildir. Kız
çocuklarının gömülmesinin Temirnle başlatılması, adetin en çok onlar arasında
görülmesiyle(58) ilişkili olabilir. Belki de rivayet, kız çocuklarını
gömerek öldürenlerin bahane olarak ileri sürdükleri bir hadiseden başka
bir şey değildir. (59) Haklı olarak bu rivayetin, söz konusu geleneğin ortaya
çıkışını, İslam’ın doğuşuna yakın bir zamana dayandırması nedeniyle de şüpheli
olduğu söylenmiştir; (60) ancak bu olayın meşhur olması ve kız çocuklarının
gömülerek öldürülmesi adetinin Temim’de daha fazla görülmesinden dolayı
başlangıç kabul edilmiş olmasını da mümkün görüyoruz.


Kaynaklarımızda
kız çocuklarını gömerek öldüren ya da buna karşı çıkan kişiler olarak ismen
zikredilenlerin çoğu, İslam’ın doğduğu yıllarda yaşamışlardır. Bunlardan
uygulamanın başlatıcısı olarak zikredilen Kays b. ‘Asım, müslüman olmuş ve
Hz.Peygamber’le bir görüşmesinde Cahiliye döneminde kızlarını gömdüğünü
anlatmıştır. Kız çocuklarının gömülerek öldürülmesine karşı çıkan Sa’sa’a b.
Naciye de Hz.Peygamber zamanında müslüman olanlardandır. Sözü edilen diğer
insanların bazıları ise Hz. Peygamber dönemine yakın zamanda yaşamışlardır.
Bunlardan Zühre b. Kilab’ın Kays b. ‘Asım’dan önce yaşadığı kesindir.


Sosyolojik
açıdan ele alındığında bir davranışın adet haline dönüşmesi için uzun zaman
geçmesi gerekir. İslam öncesi Arap tarihini anlatan kaynaklarımızda,
hadiselerin başlangıcını bir olaya dayandırarak izah etme alışkanlığı olduğu
gözlenmektedir. Arapların putperestliğe bulaşmaları da ‘Amr b. Luhay’ın Şam
tarafından bir put getirmesiyle başlatılır ki yaşadığı dönem tam olarak
bilinmemekle birlikte ‘Amr’ın, putperestliğin Arabistan’a girişinden sorumlu
tutulması doğru değildir. Zira yapılan incelemeler, putperestliğin Arabistan’da
çok eski dönemlerden itibaren -hatta Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemde bile
mevcut olduğunu göstermektedir.(61)


Hz.İbrahim’in
gördüğü bir rüya üzerine oğlu İsmail’i(62) kurban etmek istemesi,
Abdulmuttalib’in Zemzem kuyusuyla ilgili ihitilaftan sonra 10 oğlan çocuğuna
sahip olması halinde onlardan birini Allah’a kurban etmeyi adaması, (63) kurban
amacıyla çocuk öldürmenin Hicaz’a tamamen yabancı olmadığını göstermektedir.


Kız
çocuklarının gömülerek öldürülmesine dair kaynaklarımızda yer alan örnekler,
genellikle İslam’ın zuhuru ve hemen öncesi dönemlerine ait olduğu için Arap
toplum hafızasının, bu konuda yorum yapmamızı kolaylaştıracak birikime sahip
olmadığını söyleyebiliriz; ancak sözlü geleneğin hakim olduğu Arap kültüründe,
kahramanlık, şecaat, cömertlik gibi övgü konusu olmayan bu meseleyle ilgili
uzak geçmişe ait örneklerin muhafaza edilmesini beklemek de makul değildir.


Birçok
araştırmacı, kız çocuklarının gömülerek öldürülmesini, yaygın bir adet olarak
düşünmektedir.(64) Oysa elimizdeki kısıtlı rivayetler incelendiğinde, Arapların
doğan kız çocuklarının çoğunu ya da önemli bir kısmını gömerek öldürdükleri
kanaatinin yanlış olduğu görülecektir. Bize ulaşan rivayetler, bu adetin,
yalnızca bazı Arap kabilelerinde görüldüğünü ortaya koymaktadır. Yukarıda
anlattığımız Temimlilerle ilgili rivayeti başlangıç kabul eden kimi
kaynaklarda, adetin onlardan komşuları olan bazı kabilelere de yayıldığı söylenir.(65)
Tabiin döneminin ünlü bilginlerinden Katade, Mudar ve Huza’a’nın kız
çocuklarını gömerek öldürdüklerini ve bunda Temim’in ileri gittiğini ifade
eder.(66) Bazı anlatımlarda bu adetin Temım, Kays, Esed, Huzeyl ve Bekr b.
Va’il kabilelerinde bulunduğu söylenir.(67) Kimi yazarlar ise; Temim, Kureyş ve
Kinde kabileleri arasında yaygın olduğunu belirtir.(68) Ve’din, Kureyş’te (69)
yaygın olduğu iddiası ihtiyatla karşılanmalıdır. Zira Kureyş ile ilgili
bildiğimiz örnekler çok azdır. Mekke’deki Kureyş kabileleri arasında sosyal
konumları ve yaşam koşulları açısından farklılıklar olduğu da göz ardı
edilmemelidir.


Yukarıda
değindiğimiz gibi kız çocuğunu gömerek öldürenlerden bazıları, Hz. Peygamber
dönemine yetişmiş ve Cahiliye’de yaptıkları bu fiili onunla konuşmuşlardır.
Bunlardan biri, adetin başlatıcısı olarak zikredilen Kays b.’Asım’dır.
Hz.Ömer’den nakledilen bir rivayete göre Temimli Kays b. ‘Asım, Resulullah(s)’a
gelerek, “Ben Cahiliye döneminde sekiz kızımı diri diri toprağa gömdüm.” dedi.
Hz.Peygamber, “Her birine karşılık bir köle azad et.” buyurdu. Kays, “Benim
develerim var.” dedi. Bunun üzerine Hz.Peygamber, “O halde her birine karşılık
bir deve kes.” dedi.(70)


Bir başka
rivayette Hz.Peygamber’le görüşen kişinin adı verilmemiştir. “Bir adam
Resulullah’a gelerek, “Biz Cahiliye insanlarıydık, putlara tapar; çocukları
öldürürdük. Benim bir kızım vardı. Anlayacak yaşa geldiğinde,

onu çağırdığım zaman sevinerek koşa koşa yanıma gelirdi. Bir gün onu çağırınca
peşimden geldi. Onu bize ait, uzak olmayan bir kuyuya götürdüm. Elinden tutarak
onu kuyuya attım. Duyduğum son sözleri, “Babacığım, Babacığım!” çığlıklarıydı.”
Resulullah’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Orada oturanlardan biri,
“Resulullah’ı üzdün!” diyerek adama sitem etti. Resulullah, “Bırak kendisi için
önemli olan şeyi soruyor.” dedi. Sonra adama dönerek, “Hadiseyi yeniden anlat.”
diye buyurdu. Adam olayı yeniden anlattı; Resulullah

da sakalı ıslanıncaya değin ağladı. Daha sonra adama, “Allah, Cahiliye
döneminde yapılanları affetti. Sen iyi davranışlarına devam et.” dedi. “(71)


Kebire bt. Ebu
Süfyan(72) Hz.Peygamber’e, Cahiliye döneminde dört oğlunu gömerek öldürdüğünü
söyleyince Hz.Peygamber, dört köle azad etmesini tavsiye etmiş; o da dört köle
azad etmiştir.(73) Bu olayın kahramanın Huza’alı ya da Sakifli bir başka kadın
olduğu da söylenmiştir.(74) Burada dikkatimizi çeken husus, Kebire’nin erkek
çocuklarını ve’d yaparak öldürdüğünü söylemesidir. Tespit edebildiğimiz
kadarıyla bunun dışında açıkça erkek çocuğunu gömerek öldürenlerden bahseden
başka rivayet mevcut değildir. Bu sebeple diğer anlatılanlardan farklı oları
söz konusu rivayette geçen “benin” kelimesinin, bir tadilata uğramış olma
ihtimalini göz ardı etmememiz gerekir.


Bir anlatıma
göre Peygamberimizin annesi Amine’nin dedesinin babası Zühre b. Kilab,• peş
peşe üç erkek çocuğunun ölmesi üzerine doğan kızını diri diri toprağa
gömmüştür.(75) İleride anlatılacağı gibi onun bir kızını çirkin olduğu için
gömme teşebbüsünde bulunduğu, ancak bunun gerçekleşmediği de nakledilir.


Nu’aym b.
Ka’nab er-Riyahi de kızını defnederek öldüren birisi olarak zikredilmektedir.
Rivayete göre Nu’aym, Ebu Zer el-Gifan’yle karşılaştığında kendisine, “Cahiliye
döneminde ve’d yapmıştım. Tövbe edebilir miyim?” diye sorduğunu, Ebu. Zer’in
de, “Allah, müşrik iken yapılanları.: affetmiştir.” dediğini anlatır. (76)


Cahiliye’de
kızlarını gömerek öldürmek isteyenler arasında, ‘Ulase b. Vehb b. Halife
el-Ganevi adlı bir Sahabi de zikredilir. Bu şahsın iki kızını gömerek öldürmeye
karar verdiği, ancak oğlu Rabi”in, kızlarını öldürmemesini istediği, onun da
bundan vazgeçtiği anlatılır.(77)


Kaynaklarımızda
Cahiliye döneminde kızların gömülerek öldürülmesine karşı çıkanlardan da
bahsedilir. Bunlardan biri, Hz. Peygamber’in bir hadisinde, tek başına bir
ümmet olarak diriltileceğini söylediği, putlara tapmayarı ve putlar adına
kesilen hayvanların etini yemeyen bir hanif olan(78) Hz. Ömer’in amcasının oğlu(79)
Zeyd b. ‘Amr b. Nufeyl’di. Kızını öldürmek isteyen birisiyle karşılaştığında,
kızın bakımını üstlenmeyi vaat ederek bunu yapmaktan alıkoyar; kız biraz
büyüdüğünde babasını, onu alıp almamakta muhayyer bırakırdı. (80)


Meşhur şair
Ferazdak’ın dedesi, Sa’sa’a b. Naciye ei-Mucaşi’i et-Temimi ed-Darimi,(81)
toprağa gömülecek kız çocuklarını kurtarmak için mal varlığının önemli bir
kısmını harcayan birisi olarak gösterilmektedir. Kendisinden nakledilen
rivayete göre Sa’sa’a, Hz.Peygamber’e, Cahiliye döneminde yaptığı iyi işlerden
dolayı bir ecri olup olmayacağını sormuş; ardından da ‘toprağa gömülerek
öldürülecek 360 kızın hayatını kurtardığını, her birini iki tane gebe ve bir
binek deve karşılığında satın aldığını’ anlatmış; Hz. Peygamber de, “Sana ecri
var. Bunun için Allah sana nimet olarak İslam’ı verdi.”(82) demiştir. Başka
rivayetlerde Sa’sa’a’nın kurtardığı kız çocuklarının sayısı hakkında
birbirinden farklı rakamlar verilmektedir.(83) Bir rivayette Hz. Muhammed
peygamber olduğunda Sa’sa’a’nın yanında, gömülerek öldürülmekten kurtardığı 104
kızın bulunduğu nakledilir; (84) ancak rakamların hepsinde abartı olduğu
kuvvetle muhtemeldir. Araplarda cömertlik, övgüye mazhar olan bir haslet ise de
ekonomik kaynakların yetersiz, insanların maddi sıkıntılar içinde yaşadıkları
bir bölgede, bir kişinin yüzlerce çocuğa bakma külfetine katlanmasını kabul
etmek zordur. Rivayetlerin, Sa’sa’a’nın ahfadı tarafından nakledilmesi,(85)
iftihar vesilesiyle abartı ihtimalini daha da artırmaktadır. Sa’sa’a’nın torunu
Ferazdak da okuduğu bir beyitle dedesinin bu davranışıyla övünmektedir.(86) Bu
rivayetlerin bir aslı olduğunu kabul edersek, Sa’sa’a’nın birkaç kızı gömülerek
öldürülmekten kurtardığını söylememiz isabetli olur. Şimdiye kadar
anlattıklarımızdan da anlaşılacağı üzere Temim kabilesinde mevcut olan, kız
çocuklarının gömülerek öldürülmesi adetine karşı çıkan Sa’sa’a da Temimlidir. O
halde Arap toplum yapısı da dikkate alınarak, kurtardığı kızların herhangi bir
kabileye değil, kendi kabilesine mensup olduğuna hükmetmek yanlış olmaz.


İslam
Tarihinin en önemli simalarından birisi olan Hz. Ömer hakkında, kız çocuğunu
gömerek öldürdüğüne dair söylence, kıssacıların, vaizlerin ve hatiplerin güzel
tasvirleriyle halk arasında yayılmıştır. Anlatılanlara göre Hz. Ömer, cahiliye
döneminde yaptığı bir şeyi hatırladığında güldüğünü, bir başka şeyi
hatırladığında ise ağladığını söyler. Ardından da kendisini güldüren şeyin,
elleriyle helvadan putlar yaptıklarını, onlara ibadet ettiklerini, acıkınca da
onları yemeleri olduğunu; ağladığı şeyin ise küçük bir kızını eliyle gömdüğünü,
kızın

sakalını tutarak kendisini gömmemesi için yalvardığını, buna rağmen onu gömerek
öldürmesi olduğunu söyler.(87)


Hz.Ömer’in
kızını gömerek öldürdüğüne dair eski kaynaklarımızda herhangi bir bilgiye rastlayamadık.
Bu anlatılanların geç bir dönemde İslam’ın cani(!) insanları birer erdem
abidesi haline getirdiğini anlatmak amacıyla uydurulmuş olması muhtemeldir. Öte
yandan kültürümüzde, sert mizacın Hz.Ömer’e özellikle yakıştırıldığı
görülmektedir. Nerede bir muhalefet veya şiddet varsa orada Ömer bitiverir!


Yukarıda
anlatılanların doğru olmadığını söylememizin tek dayanağı, böyle bir bilgiye
kaynaklarda rastlamayışımız değildir. Hz.Ömer, nübüvvetin 6. yılında müslüman
olduğunda 26·yaşındaydı.(88) Kızı Hz. Hafsa ise cahiliyye döneminde Kabe’nin
tamir edildiği yılda, nübüvvetten beş yıl önce dünyaya gelmiştir. (89) Buna
göre Hz. Hafsa doğduğunda Hz.Ömer’in 15 yaşında olması gerekir. Bu yaştaki bir
insan kızını öldürmemişse, olgunlaştığı bir zamanda mı öldürdü? Çocuk denecek
yaşta baba olan Hz.Ömer’in Hz. Hafsa’dan önce doğmuş bir kızını gömerek
öldürmüş olabileceğini düşünebileceklere, bu yaştaki bir insanın tutulacak
sakalının nasıl olduğunu da sormakta yarar görüyoruz. Hafsa’nın yaşadığı
dönemde okuma-yazma bilen nadir kadınlardan biri olduğu hesaba katılırsa,(90)
ailesinin kadınlar hakkındaki kanaatlerinin bedevilerle bir tutulamayacağı, bu
sebeple şehirli Araplar olarak kızlarını defnederek öldürdüklerine dair
anlatılanların doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan hayatına göz
atıldığında Hz. Ömer’in İslam’dan önce de sefaret görevini yürüten(91)
Mekke’nin saygın şahsiyetlerinden biri olduğu görülecektir. Hz. Ömer’in
amcazadesi Zeyd b.’Amr’ın kızların gömülerek öldürülmesine karşı çıkan
insanlardan birisi olduğu da unutulmamalıdır.


Hz. Ömer
hakkında anlatılan menkıbenin, onun tarafından rivayet edilen, yukarıda
zikrettiğimiz Hz.Peygamber’le Kays b. ‘Asım arasında geçen diyalogdan bahseden
rivayetle ilişkili olması mümkündür. Belki de Hz.Ömer’in naklettiği rivayet,
daha sonra kıssacılar tarafından kişiliğine uygun görüldüğü için büyük bir
tadilatla ona yakıştırılmıştır.


Artık yukarıda
anlattıklarımızın ışığında, Arapların kız çocuklarını gömerek öldürmelerinin
sebeplerini ele alabiliriz:


Kız çocuklarının
öldürülmesinin en önemli nedenlerinden biri, geçim kaygı­sıdır. Daha önce de
değindiğimiz gibi birçok ayette, geçim kaygısıyla çocukların öldürülmesinden
bahsedilmektedir. Çölün kaynakları az, erkek çocukların ekonomik hayata ve
kabilenin çıkarının korunmasına katkıları daha fazlaydı. Bunun için, Arapların
kadınlar hakkındaki kanaatleri dikkate alındığında, evlatlarından birisini feda
etmeleri gerekiyorsa kızları tercih ederlerdi. Kız çocuklarını gömerek öldürme
adeti, özellikle fakir kabileler arasında mevcuttu. (92)


Geçim kaygısı
ve açlık korkusuyla sadece kızların değil, -az da olsa- erkek çocuklarının da
öldürüldüğü söylenir.(93) Belki de bu tür olaylar, Arabistan’ın sık sık karşı
karşıya bulunduğu kıtlık ve yokluk senelerinde meydana geliyordu. Öyle
anlaşılıyor ki ve’d, çölde ve köylerde, şehirlere oranla daha yaygındı. (94)


Arapların
bazıları, kızları yüzünden kendilerine bir leke gelmesinden çekindikleri için
kız çocuklarını gömerek öldürüyorlardı. Kabileler arasında meydana gelen
savaşlar ya da baskınlar sırasında ele geçirilen çocuklar ve kadınlar,
kendilerini esir edenler tarafından köleleştiriliyor; bazıları ise pazarlarda
köle olarak satılıyorlardı. Diğer taraftan, kadının toplum tarafından gayr-ı
ahlaki kabul edilen bir davranışta bulunması da ailesi için utanç verici bir
durum kabul edilirdi.


Çölde
kabileler halinde yaşayan Araplar, ekonomik kaynakları kıt olan çöl hayatının
gereği olarak sık sık birbirleriyle çatışıyorlardı. Kan davalarının yıllarca
sürmesi de kabileler arasındaki mücadeleyi artırıyordu. Bundan dolayı kabilenin
sahip olduğu eli silah tutan erkeklerin çokluğu, o kabilenin güçlü olması
ve varlığını devam ettirmesi açısından önemliydi. İşte bunun içindir ki
erkek çocuklarının doğumu şenlikle karşılanırken kız çocuklarının doğumu üzüntüye
neden olurdu.(95) Büyüdüğünde evlenecek olan kız, en iyi ihtimalle kabile
içinde başka bir aileye katılacağından, ölünceye kadar ailenin asli uzvu olan
erkekle denk kabul edilmesi mümkün değildi. Bu sebeple kızlar, sosyal
konumlarından dolayı aileleri ve kabileleri için yük olarak görülüyorlardı.


Özellikle kız
çocuklarının öldürülmesinin bazı Araplarca dini inançlarıyla ilişkilendirilmesi
de söz konusudur. Daha önce bahsettiğimiz bazı teşebbüsler, Araplar arasında da
çocuklarını kurban etme uygulamasının bulunduğunu göstermektedir.(96) Ayrıca
bazı Arapların, melekleri Allah’ın kızları olarak tasavvur ettikleri, bu
sebeple kızları ona layık gördükleri(97) ya da kızlarını meleklere katmak için
gömdükleri(98) anlatılmaktadır. Bu işi yapan putperestlerin, kız çocuk katlinin
tanrılar tarafından tasvip edildiğine inandıkları söylenmekteyse(99) de bunu
doğrulatabilecek rivayetlere ulaşamadığımızı ifade edelim. Daha önce
zikrettiğimiz bazı ayetlerde evlatların gömülmesinden söz edilmesi, Arapların
bazı zamanlarda erkek çocuklarını tanrılara kurban ettikleri ve bunu dini bir
görev olarak algıladıkları(100) şeklinde değerlendirilmiştir.


Bazıları,
kişisel sebeplerle kızlarını öldürebiliyorlardı. Kays b. ‘Asım’ın esir edilen
bir kızının, efendisini terk etmeyerek babasıyla gitmeyi reddetmesi üzerine
daha sonra doğan kızlarını öldürmesi ve ·Zühre b. Kilab’ın erkek çocukları
öldüğü için kızını gömerek öldürmesi buna örnek verilebilir. Zühre’nin kızını
öldürme sebebi, halk arasında mevcut olan batıl bir inançtan kaynaklanmış
olabilir.


Kimi Araplar
ise dileklerinin yerine gelmesi için çocuklarından birini kurban etmeyi
nezrederdi.(101) Hz.Peygamber’in dedesi Abdulmuttalib de kendisini sıkıntıda
hissettiği bir zamanda erkek çocuklarının sayısının 10’u bulması halinde birisini
kurban etmeyi adamıştı.


Çocuğun tedavi
edilemeyecek bir hastalığının olması, doğan çocukta ailenin hoşlanmayacağı bir
özelliğin bulunması ya da çirkin olması da kız çocuklarının gömülme
sebeplerindendir. (102) Bazıları, kızları doğduğunda kara, sedefli veya topal
olması halinde öldürürlerdi.(103) Buna örnek olarak,
Hz.Peygamber’in annesi Amine’nin babası Vehb’in halası olan(104) Sevde bt.
Zühre b. Kilab zikredilebilir. Rivayete göre Sevde doğduğunda kara olduğu için
babası tarafından defnedilmesi amacıyla birisine gönderilmiş; ancak onu gömmek
isteyen kişi, defin sırasında kızı gömmemesine dair bir ses işitmiş, sesin
tekrar etmesi üzerine kızı babasına götürerek olanları anlatmış; bunun
üzerine babası onu öldürmekten vazgeçmişti. Bu kız, daha sonra Kureyş’in
kahinesi olmuştur. (105) Defin sırasında duyulduğu söylenen sesle ilgili
anlatılanlar, kızı defnetmemek için ya da kadının kahineliğini ilahi iradeye
bağlamak amacıyla uydurulmuş olabilir. Sevde’yi annesi ya da babasından
birisinin öldürmesi yerine bir başkasına gönderilmesi, muhtemelen ebeveynin
olaya şahit olmak istememesinden kaynaklanmıştır.


Arapların
genel olarak erkek çocuğa sahip olmayı arzu ettiklerinden söz etmiştik. Ailede
kız çocuklarının fazla olması da onlardan bazılarını gömerek öldürme adetinin
sebeplerinden biri olarak gösterilmektedir.(106) Taberi, kişinin karısına
kızlarından beğendiğini alıkoymasını, diğerini ise gömerek öldürmesini şart
koştuğunu, aksi takdirde onu boşayacağını söylediğini, kadının da çocuğu
toprağa gömerek öldürdüğünü anlatır.(107) O halde kadınların bu konuda
belirleyici bir iradeleri olamıyor; kararı Arap örfüne göre çocuğun gerçek
sahibi olan baba veriyordu.


Rivayetlerde
örneklerine rastlamamakla birlikte muhtemeldir ki defnedilen çocukların
bazıları, gayr-ı meşru hayat yaşayan ya da böyle bir hayat yaşamak zorunda
bırakılan, köle veya esir edilerek kötü yollara itilmiş, kabilelerin hür
bireyleri olmayan kadınlara aitti. Zira bu durumda olan kadınların, yaşadıkları
koşullardan dolayı çocuklarının bakımını üstlenmeleri onlar için büyük
külfetti.


Buraya kadar
belirleyebildiğimiz bazı sebepler üzerinde durmaya çalıştık. Kuşkusuz
kaynaklarda daha fazla örnekler bulunsaydı, farklı kişisel nedenlerden de söz
edebilirdik. Artık çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçları arz edebiliriz.


İnsan kurbanı
ve çeşitli sebeplerle çocuk öldürme adeti, Araplara mahsus olmayıp, diğer bazı
toplum ve topluluklarda da bulunuyordu. Araplar, geçim kaygısı veya tanrılara
kurban etmek amacıyla zaman zaman erkek çocuklarını öldürmüşlerse de daha çok
kız çocuklarını öldürürlerdi. Bununla birlikte kız çocuklarını gömerek öldürme
adeti, sanılanın aksine yaygın değildi. Öte yandan kaynaklarda yer alan az
sayıdaki rivayetlerin bir kısmında abartı vardır. Bazı rivayetlerde
anlatılanlar ise istisnai hadiselerdir.


Birçok ayette
geçim kaygısıyla evlat öldürmeden bahsedilerek bu adet yerilmiş; Hz. Peygamber
de bazı konuşmalarında bu adeti eleştirmiştir. Onun hadisi olarak nakledilen,
“Kız çocuğunu gömerek öldüren kadın da gömülen çocuk da ateştedir.” sözünün,
gömülerek öldürülen çocukla ilgili kısmı, İslam Tarihinin ilk iki asrında
tartışılan konularla ilgili olarak uydurulmuş olması muhtemeldir. Kız
çocuklarının ölümünden duyulan memnuniyeti ifade eden, “Kızları gömmek asil
davranışlardandır.” sözünün Hz. Peygamber’e nispet edilmesi ise, Cahiliye
Araplarının kadına bakışlarının İslam dönemine yansımasından başka bir şey
değildir.


Kız
çocuklarını gömme adeti, özellikle çölde yaşayan fakir kabileler arasında
görülen bir uygulamadır. Bu adetin ilk defa Teminliler arasında Kays b.
‘Asım’ın yaşadığı bir hadise üzerine, doğacak kızlarını gömerek öldüreceğine
yemin etmesiyle başladığı söylenmekteyse de çocukları gömerek öldürmenin çok
eskilere dayandığı muhakkaktır. Rivayetlerde ve’din özellikle Temim, Kinde gibi
bazı kabileler arasında görüldüğü nakledilmektedir. Kur’an’ın ilk muhatapları
oldukları da dikkate alınırsa, Kureyşliler arasında bu adetin mevcut olmakla
birlikte yaygın olmadığı söylenebilir. Kızlarını gömerek öldüren, buna teşebbüs
eden ya da gömülmek istenen kızları kurtaran kişilerle ilgili rivayetlerde
ismen zikredilenlerin çoğu, Temim kabilesine mensuptur (Bk. Tablo 1).
Anlatıldığına göre kız çocuğunu gömerek öldürmek isteyen biri, onu doğar doğmaz
öldürebildiği gibi bir süre bekledikten sonra da öldürebilirdi. Ancak bu konuda
anlatılanlar, başka öldürme şekillerinin bulunmadığı anlamına gelmemelidir.
Çocuklarını kurban etmek isteyenlerin varlığından hareketle tanrılara adamak
suretiyle çocukların öldürüldüğünü de söyleyebiliriz.


İslam’dan önce
Araplar arasında kızlarını gömerek öldürenler bulunduğu gibi bu işi çirkin
görüp karşı çıkanlar da vardı. Kız çocuklarını -namus kaygısıyla gömerek
öldürme adetinin başlatıcısı olduğu nakledilen Kays b. ‘Asım ile gömülecek
birçok kızı, karşılığında develer vererek kurtardığı rivayet edilen Sa’sa’a b.
Naciye, Hz. Peygamber döneminde Müslüman olmuşlardır.


Hz.Ömer’in
kızını gömerek öldürdüğüne dair anlatılanlar bize göre gerçekleri
yansıtmamaktadır. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu hususta kaynaklarda bilgi
bulunmaması, Hz. Ömer’in ve ailesinin Mekke toplumunda saygın bir yere sahip
olmaları, kızı Hz. Hafsa’nın babasıyla yaş farklarının az olması, söylenenlerin
doğru olmadığını gösteren en önemli delillerdendir.


Kız
çocuklarını gömerek öldürmenin belli başlı nedenleri arasında, Arabistan’ın
ekonomik kaynaklarının yetersizliğini, sık sık karşılaşılan kıtlıklardan dolayı
özellikle göçebe hayatı yaşayan Arapların karşı karşıya kaldıkları maddi
sıkıntıları, kız çocuklarının başına bir kötülük gelmesinden dolayı ailenin utanç

duyma ihtimalini, toplumda erkeğin üstlendiği rolün daha önemli olmasına
mukabil kadının kabileye yük addedilmesini, dini gerekçelerle çocuk kurban
edilmesini, doğan çocuğun gayr-ı meşru, sakat ya da istenmeyen bir özelliğe
sahip olmasını ve ailede kız çocuk sayısının fazlalığını zikredebiliriz.


Tablo-1

Bazılarının bu işi yapıp yapmadıkları kesin olmamakla birlikte,
-ulaşabildiğimiz kaynaklarda ismen zikredilen çocuklarını gömerek öldürenler,
bunu yapmayı düşünüp vazgeçenler ve karşı çıkanlar, aşağıdaki tabloda toplu
olarak gösterilmiştir. İlk bakışta bu işe bulaştığı rivayet edilenler arasında
Temim kabilesinin ağırlığı olduğu görülmektedir.



Prof. Dr.
Adnan Demircan


Harran Ünv.
İlahiyat Fakültesi


Dipnotlar:


1-Hişâm b.
Muhammed el-elbi (204/819)’ye ait, gömülerek öldürülen kız çocukları hakkında
yazılmış olması muhtemel olan Kitabu’l-Mev’udat isimli bir eser
zikredilmekteyse (İbnu’n-Nedim, Ebu’l-Ferec Muhammed b. İshak b. Ebi Ya’kub
(385/995), el-Fihrist, Beyrut 1415/1994, s.125; Savaş, Rıza, “İslam Dünyasında
Kadınlarla İlgili Arapça Olarak Yazılmış Önemli Bazı Kaynak Eserler”, Dokuz
Eylül Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, 9, İzmir 1998, s. 101) de bu
kitap günümüze ulaşmamıştır.


2-Bk.
www.folklor.org.tr/turkish/olum_mezopotamya.htm


3-Bk. Feyizli,
Hasan Tahsin, İslâm’da ve Diğer İnanç Sistemlerinde Oruç-Kurban, İstanbul 1993,
s. 64.


4-Bk. Tevrat,
Hâkimler 11/31-39; Hezekiel 20/26; Örs, Hayrullah, Musa ve Yahudilik; İstanbul
1966, s.142-150.


5-Bk. Günay,
Ünver Güngör, Harun, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi,
İstanbul 1997, s. 66; Feyizli, s. 67-90.


6-Günay-Güngör,
s. 66-67; Feyizli, s. 76.


7-Cevad Ali,
(1987), ei·Mufassal fi Tcirihi’I-‘Arab Kable’/-İslcim, 2. Basım, y.y.
1413/1993, V,98.


8-Bk. Durant,
s. 99.


9-Durant, s.
99.


10-Bk. Durant,
s·. 100.


11-Kılıç,
Hüseyin, Antikçağdan Günümüze Batıda Kadın ve Cinsellik, 2. Basım, İstanbul
2000, s. 32.


12-Feyizli, s.
72.


13-Günaltay,
Şemseddin (1961), “İslam’dan Önce Araplar Arasında Kadının Durumu, Aile ve
Türlü Nikah Şekilleri”, Yay. Haz.: Cem Zorlu, Marife, 1/3, Konya 2002, s. 191.


14-eş-Şevkani,
Muhammed b. Ali b. Muhammed (1250/1834), Fethu’l-Kadfr el-Cami’ beyne Fenney
er-Rivciye ve’d-Dirciye min ‘İlmi’t-Tejsfr, Beyrut (t.y.), V, 389; ei-A!Cısi,
Mahmud Şükri (1924), Bu/uğu’l-Ereb fi Ma’rifeti Ahviili’l-‘Arab, Thk.: Muhammed
Behcet el-Eseri, Beyrut (t.y.), lll, 42.


15-Alusi, lll,
42.


16-Tekvir
81/8-9.


17-İsra 17/31.


18-En’am
6/151.


19-En’am
6/136-137.


20-Mümtahine
60/12.


21-En’am
6/140.


22-En’am
suresinin 137. ayetinin tefsiri için et-Taberi, Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerir b.
Yezid

(310/922), Cami’u’l-Beyan ‘an Te’vil Ayi’l-Kur’an, Beyrut 1405, Vlll, 43; aynı
surenin 140.

ayetinin tefsiri için Taberi, Vlll, 51’e bakılabilir.


23-Bk.
Muhammed Esed (1992), Kur’an Mesajı: Meal-Tefsir, Çev.: Cahit Koytak, Ahmet
Ertürk,

İstanbul 1999, I, 256.


24-Bk. İbn
Hacer, Ebu’l-Fadl Ahmed b. Ali el-‘Askalani eş-Şafii (852/1448),Fethu’l-Bari
bi-Şerhi Sahihi’l-Buhari, Thk.: Muhammed Fuad Abdulbaki, Muhibbuddin
el-Hatıb, Beyrut 1379, X, 406.


25-el-Halebi,
Ali b. Burhanudaın (1044/1634), es-Siretu’l-Halebiyye fi
Sireti’l-Emini’l-Me’mun, Beyrut 1400, ll, 161


26-Ebu Davud,
Süleyman b. Eş’aş es-Sicistani (275/888), Sünen, İstanbul 1992, Sünne 17;
el-‘Azimabadi, Ebu Tayyib Muhammed Şemsu’l-Hakk (1911), ‘Avnu’l-Ma’bud, 2.
Basım, Beyrut 1415, XII, 322; İbn Kesir, Ebu’l-Fida İsma’il b. Ömer ed-Dımeşkl
(774/1372), Tefsfru’lKur’ani’l-‘Azim, Beyrut 1401, III, 33. Bu hadise yönelik
eleştiri için bk. Kırbaşoğlu, M. Hayri, Alternatif Hadis Metodolojisi, Ankara
2002, s. 205.


27-‘Azimabadi,
XII, 322; ayrıca bk. İbn Kesir, m, 33.


28-Seleme b.
Yezid ve kardeşinin Hz. Peygamber’le konuşmasını ele alan İbn Hazm, öldürülen
kız çocuğunun kardeşlerinin söylediklerinin hilafına, kızın temyiz yaşında
olduğunu söyleyerek vaziyeti kurtarmıştır! Zira Hz. Peygamber’in, müşriklerin
çocuklarının Cennette olduğuna dair ihbarı sahihtir! (İbn Hazm, Ebu Muhammed
Ali b. Muhammed b. Sa’id et-Zahiri (456/1064), el-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehva’i
ve’n-Nihal, Kahire (t.y.), N, 62).


29-Ahmed b.
Hanbel, Ebu Abdullah b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybani (241/855),
el-Müsned, İstanbul1413/1992, III, 478; eş-Şeybani, Ebu Bekr Ahmed b. ‘Amr
b. ed-Dahhak (287/900), el-Ahad ve’l-Mesani, Thk.: Basim Faysal Ahmed
el-Cevabire, Riyad 1411/1991, N, 421; İbn Hazm, N, 62; İbn Kesir, N, 478.
Bazı rivayetlerde Hz.Peygamber’e, Cahiliyye döneminde ölen annesinin
durumunu soran verivayeti nakleden kişi Seleme b. Kays el-Eşca’i olarak
gösterilmiştir (İbn Kesir, III, 33). Bu farklılık, istinsah hatasından ya
da bazı ravilerin karıştırmalarından kaynaklanmış olabilir.


30-Başka
rivayetlerde Hz.Peygamber, bu sırada “Kız çocuğunu gömerek öldüren kadın da
gömülen çocuk da ateştedir” (İbn Sa’d, Muhammed (230/844), et-Tabakatu’l-Kübra,
Beyrut 1405/1985, I, 325) veya “Kendisi de, gömerek öldürdüğü de ateştedir”
(Ebu’l-Hüseyn Abdulbakl b. Kani’ (351/962), Mu’cemu’s-Sahabe, Thk.: Salah b.
‘Salim el Mısrati, Medine 1418, I, 274) demiştir.


31-İbn Kesir,
III, 58.


32-Müslirn,
Ebu’l-Hüseyn b. el-Haccac el-Kuşeyri en-Nisabüri (261/874), Sahfh, Thk.: M.
Fuad Abdulbaki, İstanbul 1413/1992, İman 347.


33-İbn Kesir,
N, 478.


34-İbn Kesir,
N, 478.


35-İbn Kesir,
IV, 478.


36-İbn
‘Abdilberr, Ebu Ömer Yusuf b. Abdullah b. Muhammed (463/1071), el-İsti’ab fi
Ma’rifeti’l Ashab, Thk.: Ali Muhammed el-Bedıvi, Beyrut 1412, m, 1015.


37-“Biz
peygamber göndermeden kimseye azap etmeyiz.” (İsra 17/15).


38-“Oysa Biz,
ey Muhammed! Onlara okuyacakları bir kitap vermemiş ve senden önce
de onlara bir uyarıcı göndermemiştik.” (Sebe’ 34/44)


39-Bk.
Demircan, Adnan, Hariciler’in Siyasi Faaliyetleri, İstanbul 1996, s. 52.


* “Kızları
gömmek asil davranışlardandır.”


40-Günaltay,
Şemseddin (1961), İslam Öncesi Araplar ve Din/eri, Sadeleştirenler: M. Mahfuz
Söylemez, Mustafa Hizmetli, Ankara 1997, s. 120.


41-et-Taberani,
Ebu’l-Kasım Süleyman b. Ahmed (360/971), Mu’cemu’l-Kebir, Thk.: Harndi b.
Abdülmecid es-Selefi, 2. Basım, Musul 1404/1983, Xl, 366; et-Taberani,
Ebu’l-Kasım Süleyman b. Ahmed (360/971), Mu’cemu’f·Evsat, Thk.: Tarık b.
İvadullah b. Muhammed, Abdulmuhsin b. İbrahim ei-Hüseyni, Kahire 1415, U, 372;
Ebu Nu’aym, Ahmed b. Abdullah el-İsfahan! (430/1038), Hilyetu’l·Evliya ve
Tabakatu’f·Asfiya, 4. basım, Beyrut 1405, V, 209; el-Kudal, Ebü Abdullah
Muhammed b. Selame b. Ca’fer (454/1062), Müsnedu’ş·Şihdb, Thk.: Hamdi b.
Abdülmedd es-Selefl, 2. Basım, Beyrut 1407/1986, I, 172; el-Hatbu’l-Bağdadi,
Ebu Bekr Ahmed b. Ali (463/1070), Tarihu Bağdad, Beyrut (t.y.), V, 67; İbn
‘Abdilberr, N, 1843; ez-Zehebi, Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman b.
Kaymaz (748/1347}, Mizanu’l-İ’tidal fi Nakdi’r-Rical, Thk.: Ali Muhammed
MuawizAdil Ahmed Abdulmevcüd, Beyrut 1995, VI, 231; İbn Hacer, Ebu’l-Fadl Ahmed
b. Ali el-‘Askalani eş-Şafi’! (852/1448), Lisanu’l-Mizan, 3.Basım, Beyrut
1406/1986, V, 247; el-‘Aclüni, İsmail b. Muhammed el-Cerrahi: (1162/1749},
Keşfu’l-Hafa, Thk.: Ahmed el-Kallaş, 4. Basım, Beyrut 1405, I, 445. Bu uydurma
hadis, Meutu’/benCit mine’l-mekrumait” şeklinde de geçmektedir (el-Heysemi, Ali
b. Ebi Bekr (807/1404), Mecma’u’z-Zevaid, Kahire, Beyrut 1407, lli, 12; ‘Acluni,
II, 383).


42-Hatibu’l-Bağdadi,
VII, 291.


43-Nahl
16/58-59. Ayette tasvir edilen tutuma, feodal yapının hakim olduğu Doğunun
kırsal bölgelerinde hala rastlanabilir.


44-Zuhruf
43/17.


45-“Yoksa
Allah; yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı?”
(Zuhruf 43/16). “Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların
mı?” (Saffat 37/149).  “Demek erkek size, dişi O’na öyle mi? O zaman bu,
insafsızca bir taksim!” (Necm 53/21-22).


46-Bk. Gündüz,
Şinasi, Mitoloji İle İnanç Arasında – Ortadoğu Dinsel Gelenekleri Üzerine
Yazılar-, Samsun 1998, s. 61-63.


47-Bk. Necm
53/19-23.


48-Bk. Gündüz,
s. 62, 73.


49-Bk. Gündüz,
s. 73-75.


50-Bununla
birlikte Araplar arasında evlilikler vasıtasıyla kurulan akrabalık ilişkileri,
ittifak ve dayanışmaya vesile olurdu. Bazı rivayetlere göre Abdulmuttalib,
oğullarından birisini kurban etmeye niyetlendiğinde, kura Abdullah’a
isabet edince Abdullah’ın anne-bir kardeşi Ebü Talib’in okuduğu bir şiiri
işiten dayıları Mahzumoğulları, yeğenlerinin kurban edilmesine karşı
çıktılar (Alusi, III, 47-48). Dayı-yeğen dayanışması ile ilgili
kaynaklarımızda birçok örnek bulunmaktadır.


51-Bk. Alusi,
lll, 43; Cevad Ali, V, 89; Çağatay, Neşet (2000), İslam Dönemine Dek Arap
Tarihi, Ankara 1989, s. 135; Yazır, Elmalılı M. Harndi (1942), Hak Dini Kur’an
Dili, İstanbul (t.y.), IX,19.


52-Bk.
el-Beğavi, EbCı Muhammed el-Hüseyn b. Mes’ud ei-Ferra (516/1122),
Me’alimu’t-Tenzil, Thk.: Halid el-‘Ak, Mervan Sivar, 2. Basım, Beyrut
1407/1987, IV, 452; el-Kurtubi, Ebu Ahdullah Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr
(671/1273), el-Cami’ li-Ahkami’l-Kur’an, Thk.: Ahmed Abdulhalim el-Berduni, 2.
Basım, Kahire 1372, XIX, 233; AICısi, m, 43; Çağatay, s.135; Yazır, IX,19.


53-Bk. A!Cısi,
m, 43; Cevad Ali, V, 89; Çağatay, s. 135; Yazır, IX,19.


54-Cevad Ali,
V, 89, 92.


55-Bk. Zeydan,
Corci (1914), İslam Medeniyeti Tarihi, Çev.: Zeki Megamiz, İstanbul 1974, V,
98.


56-el~Muberred,
Ebu’I-Abbas Muhammed b. Yezıd (285/898), el-Kamil, Thk.: Muhammed Ebu’lFadl
İbrahim, Kahire (t.y.), n, 83-84; Alusi, ın,42-43; Cevad Ali, V, 90; Günaltay,
İslam Öncesi Araplar ve Dinleri, s. 120; Zeydan, V, 98; ayrıca bk. en-Nüveyri,
Şihabuddin Ahmed b.Abdülvehhab (733/1332), Nihayetü’l-Ereb jf Fününi’l-Edeb,
Kahire (t.y.), ın, 127; İbn Hacer, Feth, X, 406; el-Münavi, Abdurrauf (1031/1622),
Feyzu’/-Kadfr Şerhu’l-Cami’i’s-Sağfr, Mısır 1356, n, 227; es-San’ani, Muhammed
b. İsmail (1182/1768), Subulu’s-Selam, Thk.: Muhammed Abdülaziz el-Huli, 4.
Basım, Beyrut 1379, IV, 163.


57-Alusı, III,
43; Cevad Ali, V, 90.


58-Bk. A!Gsi,
ın, 42.


59-Muberred,
n, 84.


60-Günaltay,
İslam Öncesi Araplar ve Din/eri, s. 120.


61-Bk. Gündüz,
s. 54-56.


62-Kur’an-ı
Kerim’de isim verilmeden sözü edilen kurbanlık çocuk (Saffat 37/100-107), başta
Ehl-i Sünnet olmak üzere, Müslümanların çoğunluğuna göre Hz.İbrahim’in oğlu
İsmail, Yahudilere göre ise İshak’tır. Tevrat’ta da kurbanlık olarak açıkça
onun isminden söz edilir (fevrat, Tekvin 22/1-13). Bu konudaki görüşler ve
delilleri için bk. Aydemir, Abdullah (1991), “Kurbanlık Hz.İsmail mi İshak mı”,
Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, 13/5, Ankara 1974, s. 259-264. 63 Alusi,
III, 46-49. .


64-Bir
araştırmacı, bu konudaki kanaatini şu sözleriyle dile getirmektedir: “Tarih
kitaplarında yazıldığı gibi birçok Cahiliye Arabı batıl inançlarından dolayı,
ileride büyüyüp kötü yola düşmesini engellemek amacıyla kızlarını diri diri
toprağa gömerek öldürüyorlardı.” (Ulaş, Semra, “İslam’da Çok Kadınla Evlilik”,
İslami Araştırmalar, 6/1, Ankara 1992, s. 58).


65-Muberred,
II, 82.


66-Kurtubi, X,
117.


67-Muberred,
II, 82.


68-Günaltay,
İslam Öncesi Araplar ve Dinleri, s. 120; Günaltay, “İslam’dan Önce Araplar
Arasında Kadının Durumu”, s. 191.


69-Kureyşlilerin
ve’di, Ebu Dulame denen bir dağda yaptıkları söylenir (Cevad Ali, V, 94).


70-Taberani,
Mu’cemu’l-Kebir, XVIII, 337; el-Beyhaki, Ebu Bekr Aluned b. Hüseyn b. Ali b.
Musa (458/1066), Sünenu’l-Kübra, Thk.: Muhammed Abdulkadir ‘Ata, Mekke
1414/1994, Vlll, 116; İbn Hacer, Ebu’l-Fadl Ahmed b. Ali el-‘Askalani eş-Şafii
(852/1448), el-İsabe fi Temyizi’sSahabe, Thk.: Ali Muhammed el-Becavi, Beyrut
1412/1992, V, 485; Kurtubi, XIX, 233; esSuyuti, Celaluddln Abdurrahman b.
el-Kemal (911/1505), ed-Durru’l-MensCir, Beyrut 1993, Vlll, 431; ayrıca bk.
el-Bezzar, Ebu Bekr Ahmed b. ‘Amr b. Abdulhalık (292/905), ei-Bahru’zZehhir,
Thk.: Mahftızurrahman Zeynullah, Beyrut, Medine 1409, I, 355; İbn Kesir, N,
479; Heysemi, Vll, 134. Kays b. ‘Asım’ın, lO (Alusı, lll, 43), 12 veya 13
kızını gömerek öldürdüğünü söylediği de nakledilir (Ebu’l-Hüseyn, ll, 348;
Beyhaki, Vlll, 116; İbn Kesir, N, 479; Heysemi, Vll, 134). Bazı
rivayetlerde Kays, Hz.Peygamber’e sayı vermeden kız çocuklarını gömerek
öldürdüğünü söylemektedir (İbn Kesir, N, 479).


71-ed-Darimi,
Ebu Muhammed Abdullah b. Abdurrahman b. el-Fadl b. Behrarn (255/869), Sünen,
istanbul 1413/1992, Mukaddime 1; krş. Mevdudi, Ebu’l-A’la (1979),
Tefhimu’l-Kur’an, Çev.: Muhammed Han Kayani v.d., 2. Basım, İstanbul 1996, VII,
51.


72-Kebire bt.
Süfyan şeklinde de geçmektedir. Nispesi, Huza’iyye veya Sekafiyye (İbnu’l-Esir,
İzzuddrn Ebu’I-Hasan Ali b. Ebi’I-Kerem Muhammed (630/1232), Usdu’/-Gi’ıbe fi
Ma’rifeti’sSahôbe, Beyrut 1377, V, 538) olup Ümeyyeoğullarından meşhur Ebu
Süfyan’ın kızı değildir.


73-İbnu’l-Esir,
V, 538; İbn Hacer, İsi’ıbe, VIII, 93. Rivayet, çağdaş bir çalışmada Kebire’nin
dört kızını gömerek öldürdüğü şeklinde nakledilmişse (Savaş, Rıza, Hz.Muhammed
(sav) Devrinde Kadın, İstanbul (1991), s. 30) de kullanılan kaynaklarda “dört
erkek çocuk” şeklinde geçmektedir.


74-İbn Hacer,
İsi’ıbe, VIII, 93.


• Arnine bt.
Vehb b. Abdimenaf b. Zühre b. Kilab.


75-Savaş, Kadın,
s. 29.


76-ez-Zemahşeri,
Ebu’I-Kasım Mahmud b. Ömer (538/1143), el-Fıiik fi Garibi’I-Hadis, Thk.: Ali
Muhammed el-Becavi, Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim, 2. Basım, Lübnan (t.y.), III,
39; İbn Hacer, İsıibe, VI, 460.


77-İbn Hacer,
İsıibe, V, 133.


78-Bk. İbn
İshak, Muhammed b. İshak b. Yesar (151/768), Siretu İbn İshak, Thk.:
Muhammed Ahdulhamid, Ma’hadu’d-Dirasat ve’l-Ebhas li’t-Ta’rib, y.y.
(t.y.), II, 98; İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik b. Hişam b. Eyyub el-Himyeri
el-Me’afiri (218/883), es-Siretu’n-Nebeviyye, Thk.: Taha Abdurrauf Sa’d, Beyrut
1411, II, 55; İbn Sa’d, N, 383; İbn Habib, Ebu Ca’fer Muhammed (245/859),
Kitabu’I-Muhabber, Nşr.: lise Lichtenstadter, Beyrut (t.y.). (H. 1361
Haydarebad basımından ofset), 171-172; el-Buhari, Ebu Abdullah Muhammed b.
İsmail (256/870), Sahih, İstanbul 1992, Menakıbu’l-Enscir 24, Zebaih 16; İbn
Kuteybe, Ebu Muhammed Abdullah{ XE “Abdullah” } b. Müslim ed-Dineveri
(276/889), el-Ma’drif, Thk.: Servet ‘Ukkaşe, Kahire 1992, s. 245; el-Mehamili,
Ebu Adullah el-Hüseyn b. İsmail ed-Dahi (330/942), Emciliyyü’/-Mehdmili, Thk.:
İbrahim el-Kaysi, Amman-Demmam 1412, ı, 66; İbn ‘Abdilberr, II, 616;
Heysemi, IX, 416-417; İbn Hacer, İsiibe, ll, 614; en-Nevevi, Ebu Zekeriyya
Muhyiddin Yahya b. Şeref b. Murri b. Hasan b. Hüseyn b. Hizam (676/1277),
Tehzibu’/-Esmci ue’/-Luğat, Beyrut 1996, ı, 201; Halebi, ı, 201.


79-İbn
Kuteybe, s. 245. Hz.Ömer’in babası el-Hattab b. Nufeyl’in annesi, kocası
Nufeyl’in ölümünden sonra onun üvey oğlu ‘Amr b. Nufeyl’le evlenmişti. ‘Amr’ın
bu kadından Zeyd isimli oğlu dünyaya geldi. Dolayısıyla Zeyd ile Hz.Ömer’in
babası el-Hattab aynı zamanda anne bir kardeştirler Übn Kuteybe, s. 179).


80-Buhari,
Menakıbu’l-Ensar 24; ez-Zehebi, Şemsuddin Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymaz
(748/1347), Siyeru A’lami’n-Nübela, Thk.: Şu’ayb el-Arnavüt, Muhammed Nu’aym
el-‘Araksusi, 9. Basım, Beyrut 1413, I, 128; Vlll, 139; İbn Hacer, İscibe, ll,
614; Halebi. ı, 73; Alusi, m, 45; Muhammed Esed, m, 1239.


81 İbn Hacer,
İsabe, m, 429.


82-Bk.
Şeybani, ll, 403-404; el-‘Ukayli’, Ebü Ca’fer Muhammed b. Ömer b. Musa
(322/964), edDu’af’u’l-Kebir, Thk.: Abdulmu’ti Emın Kal’aci, Beyrut 1404/1984,
II, 228; Taberani, Mu’cemu’l-Kebir, VIII, 76-77; IV, 319; el-Hakim en-Nlsabüri,
Muhammed b. Abdullah, Ebü Abdullah (405/1014), el-Müstedrek ‘ale’s-Sahihayn,
Thk.: Mustafa Abdulkadir ‘Ata, Beyrut 1411/1990, nı, 707; Heysemi, I, 95;
Suyüti, VIII, 431; ayrıca bk. İbn Hacer, İsabe, m, 430. Rivayetin senedinde
tenkid edilen raviler bulunmaktadır (Bk. Heysemi, I, 95).


83-Bazı
kaynaklarda Sa’sa’a’nın yaklaşık 30 (Bk. İbn Hallikan, Ebu’I-Abbas Şemsuddin
Ahmed b. Muhammed b. Ebi Bekr (681/1282), Vefeyôtu’l-A ‘yôn, Thk.: İhsan
Abbas, Beyrut 1397/1977,

VI, 89; Muhammed Esed, m, 1240), 70 (Kurtubi, XIX, 233), 92 (Cevad Ali, V, 96),
96 (Alüsi, m, 45), 280 (Muberred, II, 85; Nuveyri, nı, 126-127; AlUsi,
III, 46; Cevad Ali, V, 96), 300 (Cevad Ali, V, 96) veya 400 (Cevad Ali, V,
96) kızı gömülerek öldürülmekten kurtardığı nakledilir. Kurtardığı kızlardan
birisinin Kays b. ‘Asım el-Minkari’nin kızı olduğu söylenir (İbn Hallikan, VI,
89) ki bu bilginin doğru olmaması gerekir.


84-İbn Habib,
s. 141. İslam’ın doğuşu sırasında yanında 30 mev’üde bulunduğu da söylenir
(Cevad Ali, V,96).


85-Tespit
edebildiğimiz kadarıyla rivayetlerin çoğu, babası kanalıyla dedesi Sa’sa’a’dan
rivayetler

nakleden torunu Şebbe b. ‘İkal’dan (İbn Ebi Hatim, Ebü Muhammed Abdurrahman b.
‘Muhammed b. İdris er-Razi et-Temimi (327/938), el-Cerh ve’t-Ta’dil, Beyrut
1271/1952, IV, 385) gelmektedir.


86-İbn Habib,
s. 141; Nuveyri, III, 127.


87-Bir
internet sitesinde Hz.Ömer’in şöyle dediği anlatılır: “Ben Hazret-i Resul’de
erimeden evvel kaskatı bir şaki idim… Resul’ün nazarı benim kesafetimi eritti…
Daima gözümün önüne gelir: İslam nuruna kavuşmadan evvel, cahiliyet adetleri
üzere minimini yavrum, ciğerparem kızımı, diri diri gömmek için çukur kazarken,
sakalıma toprak bulaşmıştı. Yavrum, ufacık elleriyle sakalımdaki toprakları
silerken ben de kocaman ellerimle onu, sevgili yavrumu çukura tıkıyordum… İşte,
şimdi o sahne gözümün önüne gelir, durmadan ağlarım. Nur-u Nübüvvet’le eriyip
insan olduğumdan dolayı da Resulullah’a selat u selam getiririm.”
(www.geocities.com/munir_derman/sir2/sir216.htm). Başka bir yerde ise Hz.Ömer’e
şu sözler yakıştırılır: “Müslüman olduktan sonra buyurdular ki: “İki şeyi
hatırlar, birine ağlar, birine gülerim. Kızımı diri diri toprağa gömdüğüme
ağlarım; helvadan put yapar, acıkınca yerdik, ona da gülerim.”
(www.geocities.com/cagriwebsite/653.htm; www.islamserv.net/konular/653.htm).


88-İbn Sa’d,
III, 269-270; İbn Manzfu, Muhammed b. Mukarrem (711/1311), Muhtasaru Tarihi
Dımaşk li-İbn ‘Asakir, Thk.: Rfıhiyye en-Nehhas, Dımaşk 1409/1989, XVIII, 265;
ayrıca bk. Vida, G. Levi DeUa (1967), “Ömer”, İslam Ansiklopedisi,
İstanbul1993, IX, 469. 89 İbn Sa’d, Vlll,”81.


90-Hamidullah,
Muhammed (2002), İslam Peygamberi, Çev.: Salih Tuğ, 4. Basım, İstanbu11980, II,
733.


91-İbn Manzfu,
XVIII, 312; Hamidullah, Il, 893.


92-Alusi, m,
44.


93-Yazır,
IX,19.


94-Bk.
Deıveze, İzzet (1404/1984), Kur’an’a Göre Hz.Muhammed’in Hayatı, Çev.: Mehmet
Yolcu, 2. Basım, İstanbul 1995, I, 147.


95-Bk.
Günaltay, İslam Öncesi Araplar ve Dinleri, s. 118.


96-Krş. Ateş,
Suleyman, Kur’un-ı Kerim Tefsiri, İstanbul) 1995, ll, 950.


97-Aıüsi, lll,
50.


98-Yazır, IX,
19; Cevad Ali, V, 88, 93, 97.


99-Fazlur
Rahman (1988), İslami Yenilenme: Makaleler II, Derleme ve Çev.: Adil Çiftçi,
Ankara 2000, s. 130; ayrıca bk. Cevad Ali, V, 95.


100-Derveze,
I, 147.


101-İbnu’l-Cevzi,
Abdurrahman b. Ali b. Muhammed (597/1200), Zıidu’l-Mesir fi ‘İlmi’t-Tefsir, 3.
Basım, Beyrut 1404, lll, 130; Cevad Ali, V, 95.


102-Alüsi,
III, 43; Cevad Ali, V, 88; Demirayak, Kenan Savran, Ahmet, Arap Edebiyatı
Tarihi: Cahiliye Dönemi, Erzurum 1995, s. 24


103-Alüsi,
lll, 43; Cevad Ali, V, 88.


104-Halebi, I,
73.


105-Bk.
Halebi, I, 73; Alusi, lll, 43-44; Cevad Ali, V, 89.


106-Demirayak-Savran,
s. 24

107-Taberi, VIII, 51.


108-İbn Sa’d,
VI, 30.


109-Bk..
es-Sem’ani, Ebü Sa’d Abdülkerim b. Muhammed b. Mansür et-Temimi (562/1167),
elEnsab, Thk.: Abdullah Ömer el-Barüdi, Beyrut 1408/1988, m, lll.


110-Bu kadınla
Seleme b. Yezid’in annesi hakkında nakledilenler, iki kadının aynı kişi
olması gerektiğini düşünmemize neden olmaktadır.



111- Bk. Sem’ani, IV, 315

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet