“Tuu senin…”

İnsanlık için külliyen zararlı
olduğuna inandığım Diyanet kurumunun…

İnsanlık için külliyen zararlı
olduğuna inandığım için 30 yıldan bu yana Diyanet kurumunun, zorunlu din
derslerinin, cehaleti teşvik eden diğer kurum ve anlayışların tasfiye edilerek
toplusal yaşamımızdan çıkartılması adına mücadele ediyorum.

Alevi kimliğimiz bilindiğinden bu mücadelemiz, bırakın devlet
katında karşılık bulmasını (ki, gericiliği besleyen günümüz devlet
anlayışıdır), aydın ve akademisyenler nezdinde dahi değer bulmadı. Değer
bulmadığı için de memleket işte böyle hacı yağına
bulandı
, koktu!

Bu mücadeleye dair yüzlerce
yazım, arşivlerdedir.

Gerekçelerim içinde: “Türkiye bütçesinin en büyük dilimini gasp
eden Diyanet’in, aslında bu bütçeyi din, ahlak, barış, insani değerler adına ve
lehine kullanmadığı, Fetö,
IŞİD ve benzeri oluşumlara olanak sağladığı, maddi-manevi altyapı sunduğu ve bu
oluşumları koruduğu” tezim yer alıyordu.

Diyanet, zorunlu din dersleri
ve Kuran kurslarının, pratik ve müfredatları itibarıyla çağdışı kurumlar
olduğu, dinin; din simsarı-kötü adamların insafına emanet edildiği, çok sayıda
cinsi sapık ürettiği, ahlaki manada hiçbir pozitif sonucunun olmadığı tezi de
tarafımdan yüzlerce defa yazıldı, dile getirildi.  

Keza Diyanet batakhanesinin ürünlerinden biri olan “Fetö’nün ABD ajanı” olduğu yönündeki iddiam ise on
yıl önce yazıldı. Bu gerçeği deşifre ettiğim, yazıya döktüğüm için hakkımda
davalar açıldı, kovuşturmalar yapıldı, gözdağı verildi.

Ne oldu, anlayan dinleyen, önlem alan oldu mu; hayır, cevap bile
verilmedi… Çünkü biz dinsiz Kızılbaş, onlar büyük din ulemalarıydı. Bizim gibi “pis Kızılbaş, pir Türk-Türkmen’in” yazıp
çizdiklerine itibar edilmediği için yazdıklarımızdan ders çıkarılması söz
konusu olmadı.  




















Ancak Diyanet’ten akan
kepazelik ortalığa dökülünce, hayat bizi yine doğruladı. İşte İslam ve laikliğin
tarihini bilen herkes gibi onlarca yıldan buyana söyleye geldiğimiz rezaletin
resmi!

Bir vatan haini ve bir ahlaksız olan Fetö sümüklüsünü peygamber
makamına çıkaran ve O’na; “Peygamberin
hadislerine dair bir ‘tenkidatı’nın (itirazının-önerisinin) olup-olmadığını

soran Prof. unvanlı DİB Başkanının Fetö’ye yazdığı mektup!

Yazan adamın cehaleti ve
ihaneti bir yana, mektup; Türk dilinin köküne kıran gelmiş gibi Osmanlıca,
Arapça, Farsça kırmasıyla yazılmış.

Büyük âlim ve üstatlara üstün
ve değerli kültürlerin diliyle yazılır ya;

Bunlar da Osmanlı hayaliyle
yaşar ya;

Türk, Osmanlı zihniyetinde “eşek
anlamına gelir ya…

O yüzden Fetö gibi “yüce” bir şahsa yazılan mektup, “eşek Türkün” diliyle değil, muhatap zatın
büyüklüğüne uygun bir dille yazılmalı ve zatı
âlilerine
 mütenasip olmalıdır! Mantık bu… 

Tuu senin yüzüne!

Tuu senin ahlakına!

Tuu senin insanlığına…

Tuu sana Prof. unvanını veren
üniversiteye, tuu senin hocalarına…

Bundan daha büyük rezalet, daha
büyük skandal ne ola ki?

Utanmazın yazdığı mektuba bak,
arlanmazın sorduğu soruya bak! Sanki hâşâ Allah’tan dilekte bulunuyor. Tutup
Peygamberin Hadisini, din taciri bir pisliğe soruyor. Ama sistem bu… Öyle
kokmuş, öyle pisliğe bulanmış ki, içlerinde temiz adama, temizliğe ve ahlaka
yer yok!

Balık baştan koktuğundan
memleket; hainden, rüşvetten, kokudan, pislikten geçilmiyor…  

Ne diyorduk; bu kurum, Fetö
gibi vatan hainleri yetiştiriyor. Bu kurum; din-iman illüzyonuyla, camisi,
imamıyla memleketi sağ iktidarlara peşkeş çekiyor. İstisnaları olabilir ama bu
kurumun camileri ve mekânları siyasi parti merkezleri gibi çalışıyor. Bu kurum
ahlak değil ahlaksızlık üretiyor. Bu kurum, uhrevi dünyamıza dair
beklentilerimizi pis bir biçimde kullanarak çıkar sağlıyor.   

Bu kurum; milletin parasıyla
millete düşman besliyor!

Bu kurum; Alevi-Sünni fitnesi
için elinden geleni ardına koymuyor.

Ancak tam burada bir itirafta
bulunalım: dini ve din adına çalıştığını iddia eden kurumlar dünyanın her
yanında genellikle böyledir yahu… İstisnaları, temiz olanları da vardır
kuşkusuz ama sayıları o kadar azdır ki, dostlar…

Osmanlıyı kokutan, batıran, emperyalizme
diz çöktüren, İngiliz, Amerikan, Fransa mandası olmamız adına casusluk yapanlar
da yine işte bu Görmez gibi saltanat düşkünü güya din adamlarıdır.

Hangisini kaldırsanız altından
bir kamyon dolusu pislik çıkar, inanın! Dün de böyleydiler, bugün de böyleler…

Osmanlı dönemi 16. yy
medreselerinin, Ensar Vakfına taş çıkartan kepazeliğini Prof. Dr. Mustafa
Akdağ’ın
 kaleminden okuyalım:  

İmaretlerde orta ve yüksek
medrese
 öğrencileri barınıyordu. (…) İmaretlerde binaların
hacminden çok sayıda, yığılmış gibi sözde öğrenim gören suhteler bu koşullar
altında ders çalışacak iradeyi kendilerinde bulamadığından, cinsel hayallerini
kamçılar tarzda kurulmuş olduğunu söylediğimiz hücrelerinde, kendilerini
toplumsal ahlaka aykırı alışkanlıklardan kurtaramadılar.

Örneğin, cinsel sapıklık en çok
bu öğrenciler arasında genişledi ve alışkanlık halini aldı. (…) Burada sözümüze
şunu ekleyeceğiz ki, öğrencilerin mahkeme tutanaklarını dolduran türlü
ahlaksızlıkları yapmalarına, büyük çoğunluğu günah-sevap konusu üzerinde toplanmış
bulunan yani daha ziyade dinsel ahlak verme amacı güden medrese derslerinin
hiçbir olumlu etki yapmamış olması ilgi çekici bir konudur.

Genel olarak “suhte” deyimi ile
söz edilen medrese öğrencilerinin genç çocuklarla düşüp-kalkmaları sürüp gidiyordu.
(…) işsiz güçsüz dolaşan ve ‘bekâr odaları’nda her türlü ahlaksızlığı yapmaktan
çekinmeyen ergen kitleler de bu doğa dışı cinsel sapıklığı huy edinmişti. (…)
birer meyhane gibi kullanılan bozahanelerin işleticileri, bu gibi yerlerde
ergen müşterileri için “taze oğlanlar” bulundurmakta, yasaklamaları da hiçe
saymaktaydılar.

(…) Bu tür ahlak dışı olaylar
açıktan alıp yürüdüğü halde, imam, müezzin, müderris ve benzerleri hacı-hoca
takımı nasıl olup da önleyici tepki gösterecek bir insani duygusallık göstermediklerini
anlamak güçtür. Hâlbuki aynı çevreler, kadın-erkek cinsel buluşmaları açığa
dökülecek kerteyi bulduğunda, hemen toplu halde mahkemeyi boylayıp, kıyameti
koparıyorlardı.”[1]

Bu alıntı, “neden Kuran
Kursu, okul ve Ensar gibi kurumlarda cinsel sapıklığa ve çocuk tecavüzlerine
sık rastlanıyor? Neden Diyanet’in kadroları, bütçesi teşkilatı genişledikçe
ülkede yolsuzluk ve ahlaksızlık artıyor? Neden Fetö ve benzeri din simsarları
hep bu kurumlardan çıkıyor? Cumhuriyet değerleri, Atatürk ilkeleri, laiklik,
demokrasi, insan hakları neden bu kadar önemli
” sorularının da
yanıtı olsun.

Ve nerede din taciri varsa, kim
dini – mezhebi, insanların güzel duygularını kullanarak saltanat sürüyorsa,
sarayların lağımlarından besleniyor, çöplüğünde kemik yalamak adına halkına
ihanet ediyorsa;

Hepsine lanet olsun!

Murtaza Demir

 


























































[1] Akdağ, Mustafa, Türk
Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası. s. 154-159 (1975)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet