Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Yılmaz ÖZDİL/fetonun peçetesi


16 Ağustos 2016




Samsunlu mermer ustası, dükkanının reklamını yapmak için tabela
asmak yerine, işyerine komşu olan, inşaat halindeki üç katlı binanın çatısına
mermer mezar koydu. Yatır oldu! Gelen geçen el açıp dua etmeye başladı. Başka
şehirlerden otobüslerle ziyarete gelenler oldu.


*


İstanbul Kasımpaşa’da bir vatandaş, babasından miras kalan evini
satışa çıkardı, telefon edenlere adresi veriyor, gidin gezin, evde kiracı var
diyordu. Ancak, görmeye gidenlerden ne ses çıkıyordu, ne seda… Meğer, kirada
oturan arkadaş, banyodaki küvete tabut yerleştirip, üstünü yeşil çuhayla
örtmüştü, her gelene “burası türbe” diyordu. Üstelik, türbe olarak
tescillenmesi için belediyeye başvurmuştu iyi mi… Kültür varlıkları kurulu
inceledi ki, banyonun altında bodrum kat vardı, türbe zaten yoktu da, toprakla
teması bile yoktu. Kimseye anlatamadılar tabii… Piyasa değerinin beşte birine
zor satılabildi.


*


İstanbul Kartal’da bahçe duvarına işeyenlerden bıkıp usanan bir
vatandaş, bahçedeki ağacın dibine sağdan soldan topladığı taşlarla mezar yaptı,
başına küp koydu, ağacın dallarına bez bağladı. İşeyenler bıçak gibi kesildi.
Bir gece tıkırtıyla uyandı, gözlerine inanamadı, üç kişi bahçeyi kazıyor,
define arıyorlardı.


*


Ispartalı çoban Muhittin Karakoyun, yol kenarında bir çuvalın
içinde gelinlik, elbise, etek filan buldu. Muziplik olsun diye, götürüp Boğaz
mevkiindeki ağaçların dallarına astı, sonra da her gördüğüne anlatmaya başladı:
Zengin bir adam kızını evlendirmek için adakta bulunmuştu, kızı evlenince de,
bu gelinliği, eteği getirip ağaçlara giydirmişti… Bölgeye akın başladı! Hem
getirip ağaçlara elbise asıyorlar, hem de elbise astıkları ağaçlara dua
ediyorlardı. Baktılar ki, kontrolden çıkıyor, her gelene “biz uydurduk,
inanmayın” demeye başladılar. Nafile… Uydurduklarına inanıyor, uydurmuş
olduklarına inanmıyorlardı! E ne yapsınlar, gelen ciplerin, lüks otomobillerin
haddi hesabı yok, bari turizmden kazanalım dediler. Şimdi her gelene, sakın
ağaçlardaki gelinliklere dokunmayın, biri almaya kalktı, aniden ortadan
kayboldu, bir daha gören olmadı diyorlar.


*


Fethiye Kayaköy’de gerilim filmi, Küçük Kıyamet’in çekimleri
yapıldı. Dekor olsun diye, mezarlık inşa edildi. Çekimler bitti, vizyona girdi.
Ankara Film Festivali’nde ödül bile aldı. Mezarlık 10 senedir orada duruyor,
türbe haline geldi. Eski Rum köyü olduğu için kilisesi var, ziyarete gelen
yerli turistler hem kiliseyi geziyor, hem çömlek alıyor, hem de gelmişken
Osmanlı kabirlerindeki (!) rahmetlilere dua okuyor.


*


Mersin’de yaşayan bir vatandaşımız, yarın öbür gün çocuklarıma yük
olmayayım, vefat üzüntüsü içinde bir de bununla uğraşmasınlar diye düşünerek,
memleketi olan Kahramanmaraş’ın Çiçek Köyü mezarlığından kendisine yer aldı,
mermerden kabrini hazırladı. Ertesi sene köyüne uğradı… Boş mezar türbe
olmuştu! İçinde cenaze olmayan mezarı, bir sene içinde 35 bin kişi ziyaret
etti. Belediye başkan adayları türbede poz verdi, facebook sayfalarına koydu.


*


Her ramazan ayında onbinlerce insanımızın sirke-ekmekle gittiği
Oruç Baba, çakma çıktı. Torunları açıkladı. Orijinal Oruç Baba’nın habire
ziyaret edildiği Şehremini’deki türbesinde değil, Eyüp’teki dergahta yattığı
anlaşıldı. Kime anlatıyorsun… Çakma Oruç Baba’yı ziyaret edenlerin sayısında
bir kişi bile azalma olmadı.


*


Zurna değil… Bizzat, diyanet işleri başkanımız Profesör Ali
Bardakoğlu bangır bangır açıkladı, “hacılarımız Türkiye’ye kargoyla zemzem suyu
göndermesin, Türkiye’den de sakın zemzem suyu almasın, çünkü, Suudi Arabistan
hükümeti, zemzem suyunun Suudi topraklarından çıkarılmasına kesinlikle izin
vermiyor, hacılarımızın Türkiye’ye göndermek üzere kargoya verdiği zemzem
suları, sınırda dökülüyor, Türkiye’de yeniden dolduruluyor, insanlarımız zemzem
suyu diye Şekerpınar suyu içiyor, hacılarımız aldatılıyor” dedi. Bana mısın
diyen olmadı… Zemzem satışı bir litre bile azalmadı.


*


Umre ziyareti için kutsal topraklara giden vatandaşlarımız, deve
idrarı içerek hastanelik oldu.


Niye içtiniz diye sordular.


 


Şifa için dediler.


*


Melikgazi’yi yediler birader… Haberi Anadolu Ajansı servis
etmişti, Milliyet gazetesi mesela “Melikgazi’yi çorba yaptılar” manşetini
atmıştı, Hürriyet gazetesi ise “Melikgazi’yi aganigi ilacı yaptılar” başlığıyla
duyurmuştu. Çünkü… Sayın ahalimiz, Kayseri’deki türbeye çaktırmadan giriyor,
sandukayı açıyor, Melikgazi’nin mumyasından küçük parçalar tırtıklıyor, şifa
niyetine çorba yapıyordu. Çocuğu olmayan kadınların, rahmetli Melikgazi
çorbasından içer içmez hamile kaldığı söyleniyordu. Melikgazi’nin dişlerini
söküp, öğütüp, çay gibi kaynatıp, içiyorlardı. Sayın devletimiz müdahale edene
kadar, Melikgazi’nin sol kolunu komple koparıp götürdüler!


*


Ve şimdi deniyor ki… Fetonun ağzını sildiği peçeteyi yiyorlarmış,
elinin alçıdan kopyasını çıkarıp duvara monte etmişler, alçıdan elini öpüp
başlarına koyuyorlarmış, bu nasıl cehaletmiş böyle filan.


*


Güzel kardeşim… Danimarka’da yaşıyor olsaydık, fetonun peçetesini
yemelerine hayret ederdik ama, Danimarka’da mı yaşıyoruz?


*


“Gerçek kurtuluşu istiyorsak, her şeyden evvel, bütün kuvvetimizle
bütün süratimizle, cehaleti ortadan kaldırmaya mecburuz, en büyük savaş,
cahilliğe karşı yapılan savaştır” demiş Atatürk.


*


Ya eğiteceksin.


Ya daima kullanacaklar.


*


Peçete’nin reçetesi bu.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış