Teoman Ertuğrul TULUN : BATI AVRUPA’DA GÜNCEL
YABANCI DÜŞMANLIĞININ VE IRKÇILIĞIN YOLLARININ KESİŞMESİ : İSVİÇRE ÖRNEĞİ




Analiz
No : 2020 / 9


30.03.2020


Giriş


1990’lardan bu yana Batı Avrupa’da
artan yabancı düşmanlığı üzerine çok sayıda bilimsel çalışma yapılmıştır. Bu
bağlamda, 1990’ların, tarihin akışını değiştirme kapasitesine sahip bir dizi
tarihi olaya tanıklık ettiği unutulmamalıdır. Bu çalkantılı dönemin kilit
olayları arasında şunları sayabiliriz: Soğuk Savaş’ın sonu, Sovyetler Birliği
ve Doğu Almanya’nın dağılması, Almanyaların birleşmesi, Varşova Paktı’nın
çöküşü, Körfez Savaşı, Yugoslavya’nın dağılması, Bosna-Hersek’teki ve
Kosova’daki savaş. Bu dönem birçok sarsıcı sosyal etki yaratmıştır. Örneğin,
Batı Avrupa’ya yönelik göç hareketleri önemli ölçüde artmıştır.


Geriye dönüp 19. Yüzyıla
baktığımızda, milyonlarca insanın Avrupa’dan Avrupa ülkelerinin denizaşırı
kolonilerine göç ettiklerini görüyoruz. Bilimsel kaynaklar, “1846 ile 1939
yılları arasında, çoğunlukla Amerika’ya, aynı zamanda Avustralya, Yeni Zelanda
ve Güney Afrika’ya yönelik olarak 59 milyon insanın Avrupa’yı terk ettiğini”
belirtmektedir.[1] Bu
göç dalgası, 20. yüzyılda, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tersine
dönmüştür. Aslında, Afrikalı kölelerin Avrupa’ya getirilişi 18. Yüzyılın
sonunda nihayete ermiş ve Avrupalı olmayan az sayıda kişi Avrupa’ya göç
etmiştir. Bununla birlikte, Dünya Savaşları döneminde Müttefikler için çalışan
çok sayıda Avrupalı olmayan asker ve geçici işçi,  eski Avrupalı ve
bunların Fransız Kuzey Afrika’sındaki, Güney Afrika ve Güney Asya’daki İngiliz
kolonilerindeki, Hollanda’nın Doğu Hint Adaları’ndaki ve Portekiz
Afrika’sındaki yerel müttefiklerinin oluşturduğu çok sayıda kişi sömürgecilik
döneminin sona ermesi sırasında ve sonrasında Avrupa’ya göç etmiştir.[2]


İkinci Dünya Savaşı milyonlarca ölüme
neden olmuş ve kıtadaki ulusal sınırların yeniden çizilmesi döneminde birçok
insanın Avrupa’da yer değiştirmesine yol açmıştır. Savaşın sona ermesini büyük
çapta göç izlemiş, sürgünler, özellikle de Almanlar anavatanlarına
dönmüşlerdir. Batı Avrupa ekonomileri ağır hasar görmüş ve ekonomik canlanma
nedeniyle 1960’lı yıllardan itibaren diğer Avrupa ülkelerinden işçiler Batı
Avrupa ülkeleri tarafından göçmen ya da misafir işçi olarak Batı Avrupa’ya
davet edilmişlerdir.[3]


Bu bağlamda, 1990’lara gelindiğinde,
mülteci, sığınmacı ve yasadışı göçmen olarak yeni bir göçmen kategorisi ortaya
çıktı. Almanyaların birleşmesinden sonra birleşik Almanya, bu yeni göçmen
topluluklarına yönelik şiddet içeren saldırıların merkez üssü oldu. Almanya’nın
doğusundaki Rostock-Lichtenhagen, Hoyerswerda, Frankfurt ve der Oder ve
Magdeburg’daki mülteci yurtlarına, sığınmacılara ve diğer göçmen gruplarına
karşı aşırı sağ gruplar tarafından ciddi saldırılar düzenlendi. Kundaklama
saldırıları Batı’da Mölln ve Solingen’de de gerçekleşti.


28-29 Mayıs 1993 gecesi, neo-Nazi
bağları olan aşırı sağ gruba mensup dört genç Alman, Solingen’de bir Türk
ailesinin evine yangın bombası attı. Bu saldırı beş kişinin ölümüyle
sonuçlandı. Diğer 14 aile üyesi de ağır yaralandı. Solingen kundaklama
saldırısı, modern Almanya’daki şiddet saldırılarının en ağır örneklerinden biri
olarak kabul edilir.[4] Bu
saldırılar o dönemde “yabancı düşmanlığı kaynaklı şiddet” olarak
değerlendirildi. Irkçılık, Batı Avrupa’da ve özellikle anlaşılabilir biçimde
Almanya’da Nazi rejiminin suçları nedeniyle yasal ve ahlaki olarak
kınandığından, Batı Avrupa kamuoyu bu olayları “ırkçı saldırı” olarak
tanımlamaktan kaçınmıştır.


Irkçılık ve yabancı düşmanlığı
arasındaki yakın ilişki ve ince sınırlar ihmal edilmiştir. Örneğin, 
Almanya’nın Hanau şehrinde Almanya’da yaşayan Türk kökenli beş kişi de dâhil
olmak üzere dokuz yabancıyı öldüren aşırı sağ sempatizanı Tobias Rathjen
tarafından yapılan son kitlesel katliam niteliğindeki terörist saldırı bir
medya kaynağında şu şekilde yansıtılmıştır: “Hanau saldırısı: Almanya’nın aşırı
sağ partisi AfD ırkçı şiddet yüzünden neden suçlanıyor”.[5] Bununla
birlikte, başlığının aksine, söz konusu haberin ilk cümlesi “Hanau’da dokuz
yabancı asıllıya yönelik cinayet Almanya’yı şok etti ve aşırı sağ yabancı
düşmanlığı şiddetinin
temel nedenleri hakkında hararetli tartışmalara yol
açtı”. (İtalik bölümler yazar tarafından eklenmiştir) Aslında, basın
haberlerine göre, Almanya’nın Hesse eyaletinin İçişleri Bakanı Peter Beuth
gazetecilere verdiği demeçte, ilk polis bulgularının failin “yabancı düşmanlığı
güdüsü” ile hareket ettiğini gösterdiğini” söylemiştir.[6] Buna
karşılık, bir başka habere göre, Alman Şansölyesi “Angela Merkel, sağcı şüpheli
bir aşırılıkçı tarafından yapılan bir saldırıda dokuz kişinin öldürülmesinin
Almanya’da ırkçılık ve nefret  ‘zehirini’ ortaya çıkardığını”
belirtmiştir.[7]


Bu örnekten de görülebileceği gibi,
Batı Avrupa ülkelerinin bazı kesimlerinde, “ırkçı niyetleri” daha ılımlı bir
ifade tarzı olan “yabancı düşmanlığı dürtüleri” terminolojisinin ardında
gizleme yönünde sürekli bir içsel eğilim mevcuttur. Aslında bu durum, ırkçılık
ve yabancı düşmanlığı arasındaki yakın ilişkiyi ve ırkçılığın zaman içinde
mutasyon yoluyla yabancı düşmanlığı kavramının içinde kendisine nasıl yer
açtığını akademik olarak incelemeyi gerekli kılmaktadır.


İsviçre’de yabancı düşmanlığı ve
ırkçılık gerçeği


2015 yılındaki basın haberlerine
göre, İsviçre’de 2010-2014 yılları arasında bir dizi yüz yüze görüşme yoluyla
yürütülen ırkçı ve yabancı düşmanlığı içeren tutumların derinlemesine
incelenmesini öngören araştırma, dört kişiden birinin genel olarak yabancılara
yönelik olumsuz görüşlere sahip olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, her beş
kişiden birinin Müslümanlara düşman, her on kişiden birinin ise Yahudi aleyhtarı
olduğunu göstermiştir.[8] Bununla
birlikte, yabancı düşmanlığı genel eğilimi, 2010’da yabancılara yönelik % 30
olan olumsuz görüşten 2014 yılında %24’e gerilemiştir Bu yöndeki tutumun,
örneğin kısıtlayıcı bir vatandaşlık politikasını tercih eden ve yabancıları
sosyal refah hileleri yapan kişiler olarak algılayan kişiler arasında yaygın
olduğu sonucuna varılmıştı. Söz konusu basın haberine göre,


“Yabancılara ve diğer gruplara yönelik tutumlar, insanların komşuları
hakkında nasıl hissettikleri, kamuoyunda fikirlerini ne kadar özgürce ifade
ettikleri, ‘başkalarının’ varlığında kendileri nasıl hissettikleri ve kabul
ettikleri basmakalıp kişilik tipleri veya olumsuz görüşler gibi çeşitli
yollarla ölçülmüştür. Ancak konu, toplumda,  diğer ten renklerine sahip,
dinlere ve milliyetlere mensup veya farklı dilleri konuşan kişilerin
varlığından ‘rahatsız olmaya’ geldiğinde, katılımcıların sadece % 6’sı bu kadar
ileri gidebilen beyanlarda bulunmuştur.”


Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarının
Müslümanlar ile ilgili olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda, yukarıda
değinilen raporda şunlar vurgulanmıştır:


“En dinamik sonuçlar açık ara Müslümanlarla ilgilidir. Araştırma, ilk
olarak 2009 yılında minarelerin inşasını yasaklayan ulusal oylamanın ardından
Müslüman karşıtı duyguları ölçmek üzere yapılmıştır O zaman (Nisan 2010)
araştırmaya katılanların %45’i Müslümanlara yönelik olumsuz kalıplaşmış
görüşleri kabul etmiştir. Bu yaklaşım dört yıl sonra son araştırma yapıldığında
%19’a düşmüştü. Ancak, bu sadece algılanan kalıplaşmış görüşlerin bir
ölçüsüdür. Aynı dönemde Müslümanlara yönelik olumsuz tutumların, kalıplara
girilmeden doğrudan yapılan ölçümlemesinde, bu tür fikirleri ve duyguları ifade
edenlerin oranı %13’ten %18’e yükselmiştir.”


Yahudi Karşıtlığı söz konusu
olduğunda, her on kişiden biri 2010, 2012 ve 2014’teki üç anketin her birinde
Yahudiler hakkında olumsuz görüşlere sahip olduğunu kabul etmiştir.


Yabancılara ve göçmenlere yönelik
ayrımcı tutumlar hakkında daha yeni veriler, İsviçre Federal İçişleri Bakanlığı
Irkçılıkla Mücadele Servisi tarafından Ekim 2017’de yayınlanmıştır. “İsviçre’de
Irk Ayrımcılığı 2016 Irkçılıkla Mücadele Servisi Raporu” başlıklı rapor esas
olarak aşağıdaki hususları ortaya koymaktadır;


“Irkçılık ciddi bir sosyal sorun olarak görülüyor ve araştırmaya
katılanların %34’ü bununla mücadele etmek için daha fazlasının yapılması
gerektiğine inanıyor… Araştırmaya katılanların %21’i günlük yaşamlarında
gezginci bir yaşam tarzı olan , %12’si farklı bir dil konuşan, %10’u farklı bir
dine mensup , % 6’sı farklı bir deri rengi olan veya milliyete mensup kişilerin
varlığından tedirgin oluyor… Yukarıdaki grupların varlığının kendilerini
rahatsız ettiğini ifade eden katılımcıların %28’i bu rahatsızlığı iş , %19’ u
komşuluk ortamında duyduklarını belirtiyor. Ancak, dil faktörü bir kenara
bırakılırsa, günlük yaşam, iş ve komşuluk ortamı rakamları kabaca %14 olacak
şekilde aynıdır”.[9]


Raporda şu hususlar da belirtiliyor;


“… Araştırmanın sonuçları, yabancılara karşı tutumların İsviçre’de diğer
ülkelerde olduğu gibi çelişkili duygular içerdiğini ortaya koyuyor… Olumsuz
tutumların, esas olarak henüz İsviçre’ye gelmemiş olan potansiyel göçmenlere
yönelik olduğu görünüyor.”


Özetle, yukarıda belirtilen rapor
İsviçre’yi ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve göçmenlere karşı genel olumsuz tutum
bakımından Batı Avrupa ülkeleriyle aynı sepete koymaktadır.


Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı
Avrupa Komisyonu (ECRI) İsviçre Raporu


Avrupa Konseyi tarafından kurulan
Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI), ırkçılık, ayrımcılık
(“ırk”, etnik/ulusal köken, renk, vatandaşlık, din, dil, cinsel
yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde), yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve hoşgörüsüzlükle
ile ilgili sorunlarda uzmanlaşmış bağımsız bir insan hakları izleme organıdır.
Irkçılıkla, yabancı düşmanlığıyla, antisemitizmle ve hoşgörüsüzlükle mücadelede
ahlaki yetkileri ve tanınmış uzmanlıkları temelinde atanan bağımsız ve tarafsız
üyelerden oluşur. ECRI, yasal faaliyetleri çerçevesinde, Avrupa Konseyi üye
Devletlerinin her birinde ırkçılık ve hoşgörüsüzlükle ilgili durumu irdeleyen
ve belirlenen sorunlarla başa çıkmak için fikirler ve öneriler oluşturan ülke
izleme çalışmaları yürütmektedir. ECRI’nin ülke takibi tüm üye devletler eşit
kabul edilerek yürütülür.  Çalışmalar beş yıllık döngülerde
gerçekleştirilir. Altıncı döngü ülke raporları, tüm üye devletler için ortak
olan üç konuya odaklanmaktadır: (1) Etkili eşitlik ve haklara erişim, (2) Nefret
söylemi ve nefret nedenli şiddet ve (3) Bütünleşme ve kaynaştırma, bunların
yanı sıra her bir ülkeye özgü konular.


ECRI’nin İsviçre ile ilgili altıncı
izleme döngüsü raporu 10 Aralık 2019 tarihinde kabul edilmiş ve 19 Mart 2020’de
Avrupa Konseyi tarafından yayınlanmıştır.


ECRI raporu, öncelikle, İsviçre
Irkçılığa Karşı Federal Komisyonu’nun hakkını teslim ediyor ve ırkçı nefret
söylemi ve suçu üzerine etkileyici ve kullanışlı bir veri tabanı
oluşturulmasını övüyor. Rapor ayrıca bu konularda İsviçre’de kaydedilen olumlu
gelişmeleri de sıralıyor.


Bununla birlikte, rapor endişe
uyandıran bazı konulara da dikkat çekiyor. Raporda belirtilen en çarpıcı
endişelerden biri “kurumsal ve yapısal ırkçılık” ile ilgilidir. Bu bağlamda
raporda aşağıdaki hususlar yer almaktadır:


“Kurumsal ve yapısal ırkçılık polis örgütünde sorunlu bir konu olmaya devam
etmekte, özellikle gezginci bir yaşam tarzına sahip olanları ve Siyah kişileri
hedef alan ırksal profilleme (yazarın notu: aynı yasaların farklı etnik gruplar
için farklı uygulanması) ve kimlik kontrollerinde kendini göstermektedir.
Polisin yaptığı birçok işlem, Siyahların ölümü ile sonuçlanmıştır”.[10]


“Kurumsal ve yapısal ırkçılık”
konusunda, ECRI aşağıdaki önerilerde bulunmaktadır:


““Irksal profilleme ve makul şüphe ölçütünün kullanımı konusunda polis için
ileri eğitim. Ayrıca, ırk ayrımcılığı iddialarının soruşturulmasıyla
görevlendirilen polis ve savcılık makamlarından bağımsız bir organ kurulması
kuvvetle tavsiye edilmektedir”.[11]
 


ECRI Raporundaki İsviçre’de Nefret
Söylemine İlişkin Veriler


ECRI raporu, 32. paragrafında,
özellikle medyada Müslümanlara karşı hoşgörüsüz söylemlerde büyük bir artış
olduğuna dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, “Yaşanmış, ancak muhtemelen kayıt
edilmemiş nefret suçu üzerine notlar” başlıklı bir çalışma, Müslüman
katılımcıların % 85’inin İslam’ın medyada temsilini oldukça veya çok olumsuz
olarak gördüğüne işaret etmektedir. Ayrıca, katılımcıların % 88’inin,
gayrimüslimlerin Müslümanlara karşı tutumlarının kötüleşmesi hususunda medyanın
sorumluluğu bulunduğu hususunda net fikirlere sahip oldukları kaydedilmektedir.
Raporun 33. paragrafında “görünür dini sembollü giysiler giyen Müslüman kadınlar,
bu konuda cinsiyet ve dinin kesişmesi nedeniyle nefret söylemine karşı
özellikle savunmasız kalıyorlar. Bu durum yalıtıma neden oluyor ve kapsayıcı
toplum inşasını engelliyor.[12]


Nefret suçu istatistikleri konusunda
Raporun 28. Paragrafında aşağıdaki hususlar belirtilmektedir:


“Başka bir resmi veri kaynağı olan Mağdurlar veya Irkçılık Danışma
Merkezleri Ağı, 2017 yılında 301 ırkçı olay kaydetmiştir. Olaylar aşağıdaki
kategorilerde kaydedilmiştir: şiddet eylemleri, iletişim (tehditler,
hakaretler, jestler gibi), dışlama (eşit olmayan veya aşağılayıcı muamele,
taciz, ırksal profilleme dâhil) ve aşırı sağ propaganda. En sık rastlanan ırkçı
olay türleri yabancı düşmanlığı  (112 olay), ardından Siyah karşıtlığı
ırkçılığı (95 olay), Müslümanlara karşı düşmanlık (54) ve Arap karşıtlığı
ırkçılığıdır (36 olay).  Yenish, Sinti / Manouch ve Roma’ya karşı
düşmanlık ve cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği dâhil olmak üzere çoklu
ayrımcılık içeren üçer olay belirlenmiştir. İletişim kategorisi altında, 93
hakaret, 20 tehdit ve 44 diğer rahatsız edici iddia veya çizim olmak üzere 223
olay yaşanmıştır. Cinsiyetlerini ileten kurbanların 126’sı erkek ve 119’u
kadındır”.[13]
 


Sonuç


Yukarıda belirtilen hususlar, Batı
Avrupa’da giderek yaygınlaşan artan ırkçılık ve yabancı düşmanlığından
İsviçre’nin de payını aldığını göstermektedir. Diğer Batı Avrupa ülkelerinde
olduğu gibi, göç olgusu İsviçre’de de ırkçılık ve yabancı düşmanlığının
artmasında önemli bir rol oynamaktadır.


Diğer birçok Batı Avrupa ülkesinin
aksine, İsviçre sömürgeci bir ülke değildi. Bu nedenle, eski kolonilerden gelen
bir işgücüne sahip olmamıştır. Ancak 1945’ten 1974’e kadar büyük ölçekli işgücü
ithal etme politikası izlemiş ve yabancı işçiler İsviçre’ye işverenler
tarafından yurtdışından getirilmiştir.[14] Bu
bağlamda, İsviçre yabancıların yerleşiminde ve göçmen topluluklar
oluşturulmasında deneyimli bir ülke olarak kabul edilebilir. Belirtilmesi
gereken bir diğer nokta, İsviçre’nin Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler ve
Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA) üyesi İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç
vatandaşlarına, AB ortak pazarına daha fazla erişim sağlanması karşılığında
serbest dolaşım izni vermiş olmasıdır. Ancak basında çıkan haberlere göre,
İsviçreli “aşırı sağ eylemciler bunun İsviçre’yi nüfusun dörtte birini
oluşturan yabancılarla doldurduğundan yakınmaktadırlar”.[15] Sorun
hâlâ İsviçre siyasi gündeminde yer alıyormuş gibi görünmektedir.[16]


Bütün bunlar bize İsviçre toplumunda
ırkçılık ve yabancı düşmanlığına eğilimli etkili bir göçmen karşıtı temel bulunduğunu
göstermektedir. Ne yazık ki, bu sadece İsviçre için değil, diğer Batı Avrupa
ülkelerinin çoğu için korkutucu bir gerçektir. Bu gerçekle samimi bir şekilde
yüzleşmenin zamanı gelmiştir.


Yeni Coronovirus (SARS-CoV-2) küresel
salgını bugünlerde nasıl karantinaya alınmaya çalışılıyorsa, ırkçılık ve güncel
yabancı düşmanlığı da Batı Avrupa’da zaman kaybedilmeden ciddi şekilde
karantinaya alınmalıdır. Zaman kaybının bu ölümcül sosyal virüsün yayılmasını
kolaylaştırdığı ve Avrupa’ya verdiği zararı artırdığı unutulmamalıdır.


*Fotoğraf: https://www.swissinfo.ch/







[1] Peter Stalker, Global Nations: The Impact of Globalization on
International Migration
(Publications of the International Labour Office,
1997), 3.


[2] Pieter C. Emmer ve Leo Lucassen, “Migration from the Colonies to Western
Europe since 1800”, European History Online (Mainz: Leibniz Institute of
European History, 13 Kasım 2012),


http://www.ieg-ego.eu/emmerp-lucassenl-2012-en
URN:urn: nbn:de:0159-2012111308.    


[3] Bülent Kaya, The Changing Face of Europe – Population Flows in the 20th
Century
, çev. Margaret Campbell ve Christopher Reynolds, Learning and
Teaching about the History of Europe in the 20th Century (Strasbourg: Council
of Europe Publishing, 2002), 19-20, https://rm.coe.int/1680494249.


[4] Teoman Ertuğrul Tulun, “Remembering Solingen: The fractious rise of
extreme xenophobia in Western Europe”, Hürriyet Daily News, 19 Mayıs
2018.


[5] Damien McGuinness, “Hanau Shooting: Why Germany’s Far-Right AfD Is Blamed
over Racist Violence”, BBC News, Fwebruary 2020, blm. Europe, https://www.bbc.com/news/world-europe-51588602.


[6] Gozde Bayar ve Ayhan Simsek, “Germany: 5 Turkish Nationals among Victims
of Mass Shooting”, Anadolu News Agency, 20 Şubat 2020, blm. Europe, https://www.aa.com.tr/en/europe/germany-5-turkish-nationals-among-victims-of-mass-shooting/1739687#.


[7] Kate Connolly ve Philip Oltermann, “Hanau Attack Reveals ‘poison’ of
Racism in Germany, Says Merkel”, The Guardian, 20 Şubat 2020, blm.
Europe, https://www.theguardian.com/world/2020/feb/20/hanau-attack-reveals-poison-of-racism-in-germany-says-merkel.


[8] Clare O’Dea, “One in Four Swiss Residents Has Xenophobic Attitudes”, Swiss.Info
(blog), 13 Şubat 2015, https://www.swissinfo.ch/eng/racism_one-in-four-swiss-residents-has-xenophobic-attitudes/41271694.


[9] “Racial Discrimination in Switzerland 2016 Report of the Service for
Combating Racism” (Federal Department of Home Affairs, Ekim 2017), 16-17, https://www.edi.admin.ch/dam/edi/en/dokumente/FRB/Neue%20Website%20FRB/Monitoring%20und%20Berichterstattung/Bericht/EN_BERICHT%20FRB%202016.pdf.download.pdf/EN_BERICHT%20FRB%202016.pdf.


[10] “ECRI Report On Switzerland” (Council of Europe, 19 Mart 2020), https://rm.coe.int/ecri-report-on-switzerland-sixth-monitoring-cycle-/16809ce4bd.


[11] “ECRI Report On Switzerland”, 30.


[12] “ECRI Report On Switzerland”, 16.


[13] “ECRI Report On Switzerland”, 14.


[14] Stephen Castles, The Age of Migration International Population
Movements in the Modern World
, 2nd bs (Macmillan International, 1998), 70.


[15] Michael Shields, review of Swiss immigration rises again as ties with
EU face test
, tanıtım yazarı Angus MacSwan, Reuters, 15 Şubat 2019,
blm. World News, https://www.reuters.com/article/us-swiss-eu/swiss-immigration-rises-again-as-ties-with-eu-face-test-idUSKCN1Q410T.


[16] “Swiss to Vote Again on EU Migrant Curbs”, Euractiv, 16 Ocak 2020,
blm. Justice & Home Affairs, https://www.euractiv.com/section/justice-home-affairs/news/swiss-to-vote-again-on-eu-migrant-curbs/.