Saddam Hüseyin Sonrası Irak’ta
Türkiye-İran Mücadelesi


Özet


Türkiye
ve İran; Ortadoğu’da devlet geleneğine sahip, birbirlerine komşu, rekabet
halinde olan, farklı etnik yapıya sahip, aynı dinin farklı mezheplerine mensup,
farklı siyasal rejimleri, dünya görüşü ve dış politika anlayışı olan bölgenin en
kritik iki ülkesidir. Bölgede huzurun ve istikrarın iki sembolik örneği
denilebilir. Türkiye ve İran birer jeopolitik oyuncu potansiyeline sahiptir:
Çevresinde olup bitenlere sadece kulak vermez, aynı zamanda yönlendirir ve
ulusal çıkarları doğrultusunda politikalarını şekillendirirler. Belirlenen
politikalar zaman zaman uyuşmayabilir ama bu durum iki taraf için de
ilişkilerin kopacağı anlamına gelmez ve savaş durumuna asla getirmez. Sebebi
ise iki tarafında akılcı ve pragmatik olmasıdır. Çünkü bu iki aktör az
sayılmayacak bir devlet geleneği tecrübesine sahiptir. Söz konusu Irak olunca
bazı zaman yakınlaşma bazı zaman ise karşılıklı suçlamalar olmuştur.
Hususiyetle tetkik edilecek olursa, Saddam Hüseyin’in İran ile yaptığı savaş
sonrası aldığı ağır ekonomik darbesini Kuveyt’i işgal ederek telafi etmeye
çalışması ve ardından uluslararası bir koalisyonla Kuveyt’ten çıkarılması,
sonrasında ABD’nin sık sık eleştirilerine maruz kalması ve KİS üretmekle
suçlanması, tüm bunların üstüne 11 Eylül 2001 terör saldırısının yaşanması,
Irak’ın işgal edilmesini kaçınılmaz kılmıştır. 2003 Irak işgali ile hedeflenen
bir Kürt devleti Irak’ı ikiye bölmüştür. Türkiye ve İran için yeni birer hayat
sahası açılmıştır. İran, mevcut merkezi hükümeti kullanarak Türkiye etkisini yavaşlatmaya
çalışırken, Türkiye ise bağımsız devlet olma hayali kuran ve yanı başında
bulunan bölgesel yönetiminin İran etkisinde olmaması için kendine çekmektedir.
Bütün bunlar, iki farklı devlet ve iki farklı dünya görüşü mücadelesinin
yansımalarıdır.


İslam Devrimi Öncesi İran ve
Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinin Benzer ve Farklı Yönleri


İran’ın
dış politika anlayışı denilince iki süreç vardır: Bunlar, 1979 Devrimi öncesi
ve sonrasıdır. Mazisi çok eskidir. İslamiyet ile tanışıklığı bakımından en
önemli olan Sasani Devletidir. Sasaniler, Zerdüştlüğü benimsemişler, daha sonra
ikinci İslam Halifesi Hz. Ömer’in ordusu, 636 Kadisiye Savaşı ile Sasanilerin
sonunu hızlandırmış ve Zerdüşt Devleti 651’de tarihe karışmıştır. Şah İsmail’in
öncülüğünde 1501’de Safevi devleti kurulmuş, ülke hızla Lübnan’ın Cebel Amil
bölgesinden getirtilen ulema ile Şii anlayışı yaygınlaştırılmıştır. Safevi
devletinin 1722’de yıkılmasının ardından Afşin ve Zend hanedanları arasında
iktidar çekişmeleri olmuştur. Daha sonra bu çekişmelere son verecek olan
Kaçarlar Devleti kurulmuştur. Kaçarlar devletinin zamanla zayıflamasını fırsat
bilen 2500 kişilik Kazak Tugayı’nın Komutanı Rıza Han, Kaçarlar Hükümetine
darbe düzenlemiştir. İlk önce başbakanlığını daha sonra ise 1926’da Şah
olduğunu ilan etmiştir. Kaçarlar hükümdarı Ahmed Şah ise Avrupa’ya gitmiştir.
Rıza Şah, laik, demokratik, milliyetçi ve anti koministtir. Ülkesinde çarşafı
yasaklamış, kılık kıyafet düzenlemesi yapmış, medreseleri kapattırıp modern
okullar açmıştır. Birçok yenileşme alanında muvaffak olmuştur. Rıza Han, birçok
alanda yenilikler yapmış olmasına rağmen dil konusunda değişiklik ile ilgili
bir düzenleme yapmamıştır.


Türkiye,
Osmanlı varisi bir devlettir. Sadece isim olarak söylenmesi daha doğru
olacaktır. Çünkü 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile kurulan yeni devlet birçok
alanda yenilikler yapmıştır. Medreseler kapatılmış, modern okullar açılmış,
tekke ve zaviyeler kapatılmış, kılık kıyafet kanunu, şapka kanunu, Tevhid-i
Tedrisat kanunu, Medeni Hukuk Kanunu gibi Batı seviyesine ulaşılabilecek her
türlü tanzimler yapılmıştır. Bu yenileşme hareketinin öncüsü Mustafa Kemal’in
muvaffak olduğu kesindir. Yapılan yenileşmelerin yanında 1928’deki Harf
inkılabı maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yeni yetişen nesillerini
geçmişten habersiz bırakmıştır. Artık tarihe Cumhuriyet ve sonrası olarak
bakılmıştır, geçmişteki eserleri okuyamaz hale gelmiş ve tüm bunlar tarihi
bağlarımızı zayıflatmıştır. Türkiye ve İran’ın, 20.yy’ın başlarında
gerçekleştirdiği değişimler ve modern devlet oluşturma gayretleri birbirleriyle
birçok mevzuda benzerlik göstermektedir.


İran İslam Devrimi Sonrası Dünyadaki
Gelişmeler ve İran-Irak İlişkileri


İran’da,
Ayetullah Humeyni öncülüğünde 1979’da gerçekleştirilen darbe ile Şah Muhammed
Rıza Pehlevi devrilmiştir. İran’da daha önce var olan laik düzen yıkılmış
yerine İslami rejim kurulmuştur. Türkiye ise 70’li yıllarda toplumda yaşanan
ideolojik ayrışmalara ve sağ-sol kavgalarına tanık olmuş ve bunun devamı olarak
12 Eylül 1980’de Kenan Evren komutasında bir askeri darbe olmuştur. SSCB’nin
Aralık 1979’da Afganistan’a müdahalesi, Saddam Hüseyin’in aynı yıllarda Irak’ta
yönetimi ele alması ve Mısır ile İsrail arasındaki barış görüşmeleri ve buna
mukabil İsrail’in Sina Yarımadasından çekilmeyi taahhüt etmesi gibi çok mühim
gelişmeler cereyan etmiştir. Bu tarz gelişmelerin Soğuk Savaş döneminde görülen
nadir hareketliliklerden olduğu muhakkaktır.


Saddam
Hüseyin yönetimindeki Irak devleti, Sosyalist-Arap milliyetçisidir ve laik bir
devlet düzenine sahiptir. Yanı başındaki komşusu İran’ın, mezhepçi bir sistemi
özümsemiş olması Irak’ı tedirgin etmiştir. İran’daki devrimden birkaç ay sonra
yönetimi ele geçiren Saddam Hüseyin, ülkesinde ciddi bir iç muhalefetle karşı
karşıya kalmıştır. Saddam Hüseyin’in iç muhalefeti bastırmak için bir bahane
ile halkın dikkatini bir dış meseleye çekmek istediği muhakkaktır. Saddam’ın,
İran’da gerçekleşen devrimin ertesi yılı savaşı başlatmış olması, İran’daki iç
karışıklıktan faydalanmak istediğinin açık bir göstergesidir.1980-1988 yılları arasında
gerçekleşen savaşta, başta Irak bayağı ilerlemiş olsa bile daha sonra İran
beklenmedik bir direniş göstererek olayı kendi lehine çevirmekte muvaffak
olmuştur. Humeyni, ciddi bir saygınlık kazanırken Saddam Hüseyin ise ciddi bir
prestij kaybı yaşamıştır. Savaş sonucunda ise taraflar arasında herhangi bir
toprak kaybı ve kazancı yaşanmamış; aksine iki Müslüman ülkenin enerjileri
kendi aralarında harcanmıştır.


Irak,
geçirmiş olduğu bu sancılı süreçte yoğun bir borçlanmaya gitmiştir. Suudi
Arabistan ve Kuveyt’ten büyük borçlar alınmıştır. Saddam Hüseyin, Suudi
Arabistan ve Kuveyt’ten borçları silmesini istemiştir. Gerekçe olarak bu
savaşın Arap Dünyası için yapıldığını belirtmiştir. Suudiler olumlu yaklaşmış
ancak Kuveyt bu duruma itiraz etmiştir. Irak, İran ile yaşadığı savaş döneminde
Kuveyt’in Rümeyla denilen bölgede haksız petrol çıkardığı iddiasında bulunmuş
ve tazminat talep etmiştir. Tazminatın ödenmesine itiraz eden Kuveyt, Irak
tarafından 2 Ağustos 1990’da işgal edilmiştir. Saddam Hüseyin, Kuveyt’in
Irak’ın bir parçası olduğunu ve Osmanlı Devleti zamanında da Kuveyt’in Basra’ya
bağlı olduğunu söylemiştir. Saddam, daha sonra Uluslararası askeri koalisyonla
Kuveyt’ten çıkartılmıştır. Saddam’ın KİS ürettiği, terörü desteklediği ve bölge
barışına zarar verdiği gerekçesiyle 20 Mart 2003 yılında ABD tarafından ‘ Irak
Halkına Özgürlük’ iddiası ile işgal edilmiştir. Saddam Hüseyin yakalandıktan
sonra 30 Aralık 2006 da idam edilmiştir. Bu durum Sünnilerin tepkisini çekmiş
ve ABD’ye karşı direniş hareketleri artmaya başlamıştır. ABD’nin 2003 yılındaki
Irak operasyonu ve bu operasyona İran’ın destek vermiş olması bir gerçektir.
Nitekim İran eski cumhurbaşkanı yardımcısı Muhammed Ali Abtahi 15 Ocak 2004’te
yaptığı bir konuşmada “Eğer İran’ın desteği olmasaydı Kabil ve Bağdat bu kadar
kolay bir şekilde düşmezdi.” açıklamasında bulunmuştur. Bu açıklamadan sonra
ise anlaşılan tek şey İran’ın “şeytan” olarak gördüğü ABD ile ilişki kuracak
kadar pragmatik politika izlediğidir.


Saddam Hüseyin Sonrası Irak’ta,
İran-Türkiye Etkisi


Irak,
1979’dan İkinci Körfez Harbi’ne kadar Sünni azınlık Saddam Hüseyin tarafından
idare edilmiştir. Saddam’ın mensup olduğu mezhep ve Türkiye’deki idarecilerin
ve halkın büyük çoğunluğunun mensup olduğu mezhep aynıdır. Bundan mütevellit
gerçekleşen iyi muhabbetler mevcuttur ancak Fırat ve Dicle nehrinin üzerinde
Türkiye’nin bir takım tasarruflarda bulunmasının iki ülkeyi karşı karşıya
getirdiği olmuştur. Öte yandan Irak ve Türkiye, sınırları içerisinde
barındırdığı Kürt nüfusları itibariyle tedirginlerdir. Oluşabilecek tehlikeye
karşı işbirliği içerisinde olmuşlardır. İran ise komşusunun, nüfusunun yarısından
fazlası Şii mezhebine mensup olmasından mütevellit her zaman bölgeye ilgi
duymuştur. İran, Irak’taki yönetimden rahatsız olmuş ve iki tarafta sekiz yıl
süren bir savaş vermişlerdir. Daha sonra ise Birinci ve İkinci Körfez Harbi’nde
tarafsız gibi gözükse de Batının yanında yer almış ve halkın büyük çoğunluğu
Şii olan bir yönetimin iktidara geçmesini arzu etmiştir. İran, Irak için
ABD’den sonra “ikinci işgal gücü ”olarak nitelenebilir. Çünkü ABD’den sonra
Irak üzerinde en fazla etkiye sahip olan ülke konumunda İran vardır.


Saddam
Hüseyin’in, yönetimden uzaklaştırılmasından sonra ABD güçleri tarafından Şii ve
Kürtler yönetimde söz sahibiyken, Sünniler dışlanmıştır. Daha sonraki
süreçlerde de görülmüştür ki dışlanan Sünni halk aynı zamanda merkezi idare tarafından
da baskıya maruz kalmışlardır. 2006 yılında Başbakanlığa gelen Nuri El Maliki
geldiği günden beri ülkedeki Sünnilere terörle mücadele bahanesiyle baskı
yapmaktadır. Haziran 2014 yılında IŞİD terör örgütünün Musul’u işgal etmesi ve
işgalden sonra örgütün hala Musul’da barınması şüphesiz halkın desteği ile
olmuştur. Sünniler, kendilerine yapılan haksızlıklara daha fazla tahammül
edememiştir. Irak Özel Kuvvetler Komutanı olan ’Maliki’nin Aslanı’ lakaplı Ebu
Velid ve himayesindeki bazı askerler ise peşmergelere sığınmıştır.


Saddam
Hüseyin dönemi, Irak- İran ilişkileri hep çekişmeli ve rekabet içerisinde
olmuştur. Irak, toplum yapısı itibariyle de İran’ın her daim ilgi odağı
olmuştur. İkinci Körfez Harbi ile Saddam’ın devrilmesi sonrası İran’a yeni bir hayat
sahası açılmıştır. ABD müdahalesi sonrası Irak’ın federatif yapısı Türkiye ve
İran’ı rahatsız etmiştir. Çünkü iki devlette Irak’ın toprak bütünlüğünden
yanadır. İlerleyen yıllarda hususiyetle 2006 yılı ile başbakanlığa Maliki’nin
gelmesi ve Şii mezhebini üstün tutup diğerlerini dışlayıcı tutumu Türkiye’nin
tepkisine sebep olmuştur. Türkiye bu sebeplerden mütevellit Kuzey Irak yönetimi
ile 2000 yılından sonraki gelişen iyi ilişkilerini arttırmaya gitmiştir. Aynı
zamanda Irak’ın Sünni Başbakan yardımcısı Tarık Haşimi hakkında Aralık 2011’de,
‘Terör Faaliyetlerinde Bulunmak’ suçlamasıyla hakkında yakalama kararı
çıkartmıştır. Haşimi ilk önce Kuzey Irak, daha sonra Kuveyt ve Suudi
Arabistan’da sınırlı sürede kalmış ve ardından Türkiye’ye sığınmıştır. Ankara,
Bağdat’ın taleplerine rağmen kırmızı bülten ile aranan Haşimi’yi iade
etmemiştir.


Barzani Üzerindeki Bölgesel Etkiler
ve Adım Adım Özerklikten Bağımsız Devlete


1991’deki
Birinci Körfez Harbi ile Irak ordusu Kuveyt’ten çıkarıldı ve Irak’a ambargo
getirildi. Savaş sonrası Saddam Hüseyin, ülkesinde Kürtlere yönelik
baskılarından mütevellit binlerce Kürt, İran ve Türkiye başta olmak üzere komşu
ülkelere sığındılar. Irak’ın Kuzeyi uçuşa yasak bölge ilan edildi ve Saddam’ın
ordularının etkinliği kırıldı. Körfez Savaşı’ndan itibaren Irak’ın
parçalanmasının engellenmesi ve Kürt sorununun yeni bir boyut kazanması ile
ilgili ortak çıkarlar, Türkiye ile İran’ı uluslararası arenada işbirliğine
itmiş ve tarafların konuyla ilgili devamlı görüş alışverişinde olmalarını
sağlamıştır. Aynı zamanda Irak faktörü, Bağdat’ın kontrolü kaybettiği Irak’ın
kuzeyinde iki ülkenin etki rekabeti içerisinde olmalarına neden olmuştur. İran,
Kuzey Irak bölgesindeki Musul ve Kerkük’ün Türkiye kontrolünde olmasını değil
Kürt kontrolünde olmasını tercih etmektedir. Çünkü bir grubu yönlendirmek, ikna
etmek bir devlete göre daha kolaydır. İran’ın bu gerçekleri dikkate aldığı bir
hakikattir. 2014 yılına gelindiğinde Türkiye ve İran’ı tedirgin eden iki olay
gerçekleşmiştir. Haziran ayında çoğunlukla Sünnilerin yaşadığı yerleri IŞİD’in
işgal etmesi ve Bölgesel Kürt yönetiminin bağımsızlık talebi gözlerin tekrar bu
bölgeye dikilmesine sebep olmuştur.


ABD,
bölgede bir Kürt devleti kurulması için en başından beri sistemli çalışmıştır.
Birçok alanda hazır olan bölgesel yönetim şimdilik sadece Washington’dan
gelecek olumlu bir cevap ile bağımsızlığını ilan etmeyi beklemektedir. Bölgesel
yönetimin, bağımsız olmasını her türlü destekleyen İsrail’dir. İsrail,
Ortadoğu’da Arap olmayan topluluklarla ilişkiler kurmak ve güvenlik
politikalarını çeşitlendirmek istemektedir. Her şeyden önce Batı ve ABD ile
uyumlu olan bir devlet istemektedirler. Türkiye’nin, 1990’lardan 2000’lere
kadar İsrail ile “Stratejik Ortaklık” ilişkisi vardır. İsrail Devleti,
Türkiye’nin zaman zaman uzlaşmaz tutumuna karşılık alternatif bir devlet
istemektedir. Bundan mütevellit Irak Kürtlerine desteğini alenen yapmaktadır.
Türkiye daha önce “kırmızı çizgimizdir” dediği bölgesel yönetim ile 2000 yılı
sonrası hususiyetle AKP iktidarı ile ilişkiler gelişmiştir. Türkiye, dünya
gerçeklerini ve bölgesini geç de olsa idrak edebilmiştir.


Sonuç


Irak,
2003 yılındaki Amerikan işgali ile üçe ayrılmıştır: Güney bölgesi Şii, Orta
Irak yani Bağdat çevresi Sünni ve Kuzey Irak ise Türkmen ve Kürtlerden oluşmaktadır.
Sünnilerin yönetimden uzaklaştırılması ile ülke Kürtlere ve Şiilere teslim
edilmiştir. Irak’ın Kuzeyinde özerkliğe sahip olan Kürtler, Bağdat’tan ayrılmak
istemektedir. Bu taleplerini en son 2014 yılında IŞİD’in Musul’u işgal
etmesiyle dile getirmişlerdir. Kürt yönetiminin Bağımsızlık talepleri er ya da
geç gerçekleşecektir. Gerçekleşecek bu hakikatin önüne set çekmeye çalışmak
ileride büyük sıkıntıların yaşanmasına sebep olabilir. Türkiye ve İran bin
yıllık devlet tecrübesi ile yanı başında gerçekleşen hadiselere sessiz
kalmamaktadır. Barzani’nin, ABD ve Türkiye ile çalışması İran’ı
gücendirmektedir. İran’da bu duruma mukabil Irak merkezi yönetim ile
ilişkilerini geliştirmiştir. Başbakan Ahmet Davutoğlu daha önce söylediği ‘Dış
Türkler de dış Kürtler de bizim himayemizdedir’ sözü bölge barışı için bölgesel
yönetimin önemini belirtmektedir. Daha sonra bu açıklamasını ‘PKK, Barzani’ye
saldırırsa bize saldırmış olarak kabul ederiz’ diyerek pekiştirmiştir. 2014
Haziran’ında IŞİD terör örgütünün Musul’u işgal etmesi sonrası Irak’ta var olan
terör grupların yok edilmesi için Bağdat hükümeti tarafından Türk ordusu davet
edilmiştir. Irak askerleri ve peşmergelerin eğitimi için Türk Silahlı
Kuvvetleri (TSK), Musul’un 32 kilometre kuzeyindeki Başika’da peşmergeye eğitim
verdiği kampa 2015 Aralık ayında takviye yapmıştır. Irak Başbakanı Haydar
el-İbadi, “Türk askerî birliğinin ülke topraklarına izin almadan girmesi
Irak’ın egemenliğine karşı riskli bir ihlaldir. Türkiye’den komşuluk ilişkisine
saygı gösterip derhal Irak topraklarından çekilmesini talep ediyoruz” tepkisini
göstermiştir. TSK, bir yıldan beri Musul’da vardı ancak Irak hükümetinin bir
anda tepki vermesi hiç şüphesiz İran’ın nüfuzunu göstermektedir. Türkiye’nin
Musul’a önem vermesinin iki sebebi vardır. İlk olarak IŞİD terör örgütünün
lojistik desteğini kesmek istemesidir. Çünkü bölgenin Suriye bağlantısı olması
stratejik önemini artırmaktadır. İkinci olarak ise tarihi bağlardır. Misak-ı
Milli sınırları içerisinde olmasına rağmen cumhuriyetin ilk yıllarında dönemin
şartları ve İngilizlerin etkisiyle Musul’u anavatana katamamıştır. Bu
yaşananlardan mütevellit Türkiye’nin aklında her zaman Musul ve Kerkük
kalmıştır. 1991 Körfez harbinde Türkiye hiç olmadığı kadar hayallerine
yaklaşmıştır. Daha sonra yaşanan gelişmeler bu planın hayata geçmesini
zorlaştırmıştır. Irak devletinin parçalı olması, ilk zamanlar her ne kadar
Türkiye ve diğer bölge devletleri için tehlike arz etse de Türkiye’nin AKP
iktidarı ile gelişen yeni politikası Irak üzerinde oynanan oyunlara direnip
oyun kuranlardan tepki almaktansa oyuna dahil olup oyunu yönlendirmek istediği
bir hakikattir. İran ise Türkiye’nin Musul ve Kerkük olmak üzere Kuzey Irak
bölgesindeki etkinliğine engel olmak istemektedir. Bunun içindir ki Irak,
merkezi yönetim üzerinden baskı yapmaktadır.


Geçmişten
günümüze defalarca çıkarları doğrultusunda karşı karşıya gelen iki eski devlet,
yaşanan yeni gelişmelerin etkisi ile tekrar karşı karşıya gelmiştir. İran,
Afganistan ve Irak işgaline yardımcı olması, Suriye iç karışıklığında Esad’a
her daim destek vermesi, Lübnan’da var olan Hizbullah ile İsrail’e karşı
mücadele etmesi ve Yemen’de gerçekleşen iç karışıklıkta Şii Husilere destek
vermesi ile adeta bölge barışını tehlikeye atmaktan çekinmeyen tavır
takınmıştır. Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşması ve Bölgesel Kürt Yönetimiyle
yakın ilişkiler kurulması Tahran’ı rahatsız etmektedir. Tahran, Türkiye’yi
bölgeye daha fazla yaklaştırmamak için elinden geleni yapacaktır; Kıbrıs
Rumları, Yunanistan, Ermenistan ve Irak ile ilişkilerin geliştirilmesine
ehemmiyet verecek ve Ankara’yı iç politikalar ile meşgul etmek isteyecektir.
Ankara ise Tebriz Türklerine sahip çıkmak başta olmak üzere Azerbaycan ile
ilişkilerini geliştirmek ve her daim yanında olduğunu hissettirmek ve Bölgesel
Kürt Yönetimi ile yapılacak antlaşmalar başta olmak üzere her türlü İran’ın
etkinliğini azaltmak için çaba sarf edecektir. Taraflar her ne kadar karşı
karşıya gelse de aralarındaki enerji antlaşmaları ve ihracat-ithalat ilişkisi
iki ülke için birbirinin vazgeçilmezi olmuştur. İki ülkenin de bulunmuş olduğu
jeopolitik konum en azından ikili ilişkilere itmiş ve müşterek kararlar
alınmasını bir nevi zorunlu kılmıştır. Bölge barışı için Türkiye ve İran
münasebeti çok büyük önem arz etmektedir. Bin yıllık devlet tecrübesi, aynı
dinin farklı mezhebine mensup olunması, çevresinde olup bitenlere farklı bir
bakış açısıyla yaklaşmaları ve tüm bunlara rağmen ticaretin ve işbirliğinin
arttığı gözlenmektedir. Ortadoğu’da yaşanan mezhep odaklı çatışmaların,
terörün, darbelerin, suikastların son bulacağı ümidi, iki ülkenin ilişkilerinin
var olması ile olacaktır. Türkiye ve İran’ı yakından incelediğimizde
Ortadoğu’nun geçmişini ve bugününü görürüz, Ortadoğu’nun geleceğini görmek ise
Ankara ve Tahran’ın politikalarına bağlıdır.


Selçuk Özçelik

Giresun Üniversitesi/
Uluslararası İlişkiler Bölümü


Kaynakça




Aydın Hasan, “Bush ‘ Musul ve Kerkük hakkınız, alın’ dedi, http://www.milliyet.com.tr/bush-musul-ve-kerkuk-hakkiniz-/siyaset/detay/1899979/default.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet