İran Sokakları : “İtiraz
mı” Stratejinin Artçısı mı ?

Prof. Dr. Altan
ÇETİN








İran’da halk
sokaklara taştı. Düzenlenen protestolar işsizlik, yükselen enflasyon ve
yolsuzluğa karşı yükselen bir ses olarak ülke çapında hükümet karşıtı
gösterilere dönüştü.  Olaylar dini manası yoğun olan Meşhed’de
yüzlerce kişinin hayat pahalılığı, yoksulluk ve yolsuzluğu protesto etmesiyle
başladı. Bir gün sonra, kasım ayındaki depremden en şiddetli etkilenen ülkenin
batısındaki Kirmanşah’ta halk sokağa döküldü. Tahran, Tebriz, Sari, Reşt, Kum
ve Hemedan kentlerinde eylemler yapıldı. İsfahan kentinde ise fabrika
işçilerinin ücretlerine zam talebiyle eyleme geçtikleri görüldü. Gösteriler
görüleceği üzere bir anda ülke çapına yayılarak geniş bir alanda gerçekleşiyor.
Ekonomik sıkıntılar üzerinden rejimin iç ve dış politikasına bir karşı çıkış
karakteri gösteren eylemler karşısında İran devlet yetkilileri bunların
kanunsuz olduğu, izin alınarak yapılması gerektiği ve diğer vatandaşlara
rahatsızlık verilmemesi gibi çağrılarda bulundular. Buna ilaveten ülkede
müdahaleler ve göz altıların da yaşandığı görülüyor.



Bu gösterileri ilk olarak, ABD’nin yeni İran stratejisi bağlamında “Biz
eski İran yıkıcılığına karşı müttefiklerimizle ve bölgesel ortaklılarımızla
birer istihkâm olarak ilişkilerimizi canlandırarak, bölgedeki güç dengelerini
onaracağız… 
İran rejimi, özellikle İran
İslâm devrim muhafızlarını, yıkıcı eylemleri için mali desteği engelleyerek,
Devrim muhafızlarının İran halkının zenginliğini tüketen faaliyetlerine karşı
duracağız. İran Devrim muhafızlarının Irak, Suriye ve Yemen’deki faaliyetleri,
Suudi büyükelçisi Adil Cübeyr’in 2011’de öldürülmesi gibi terörist
faaliyetlerde bulunduğu bu nedenle ABD’nin ortaklarını bu örgüte karşı birlikte
çalışmaya zorlayacağı ve böylece uluslararası barış ve güvenliğe katkı
sağlanacak, bölgesel istikrar ve İran halkının faydasına davranılmış olacaktır
” şeklinde
ortaya konulan yaklaşım/strateji bağlamında okumak/anlamlandırmak mümkündür. Bu
olaylar bir artçı gelişme midir? Daha önceki bir yazımızda “Stratejinin en
ilginç yanlarından biri, Devrim Muhafızlarının İran halkının iç zenginliklerini
tükettiğinden ve bu stratejinin İran halkı için de olduğu söylenerek İran
içindeki güdümlü muhalefete ve rejim karşıtı güçlere de bir mesaj veriliyor
olmasıdır
” olarak değerlendirdiğimiz bu stratejinin bugün aktüel
bir gerçekleşmesi ve yansımasını izliyor olmamız kuvvetle muhtemeldir. Zira
gösterilerin işsizlik, enflasyon ve yolsuzluk gibi gerekçelerle söz konusu
edilmesi, meşruiyet temelinin buradan kurulması ve ortaya çıkması bahsedilen
stratejinin bir takti ayağı olarak görülme ihtimalini makul bir zemine
oturtuyor. Zira Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, İranlıların ‘rejimin
yolsuzluklarından, ülkenin servetinin terörizme mali kaynak sağlama amaçlı kullanılmasından
bıktıkları’ belirtilmesi de tam söylenmek istenen şey ile üst üste geliyor.



ABD, İran ile Suriye ve Yemen’de yukarıda da işaret edildiği üzere yıkıcı bir
güç ithamıyla karşı karşıya geliyor ve bunu vekâlet unsurları üzerinden yerine
getiriyor. İran’ın Suriye ve Yemen’deki siyaseti bağlamında, ekonomik bakımdan,
olayların uzayan süresi ve çok cepheli bir çatışma ortamına girilmiş olması
nedeniyle maliyeti gittikçe yükselen bir hale geldiğini söylemek yanlış
değildir. Bu durumun mahut ABD stratejisi bağlamında, İran halkının içerideki
itirazlarının manasının diplomatik baskılar ve vekaletçilerle dışarıdan süren
baskının, içeriden de halk tazyikiyle sağlanmaya çalışıldığını söylemek yanlış
olmayacaktır. Bu cümleden sosyal medyaya yansıyan “Suriye’yi bırakın, bizi
düşünün”, “Hayatım Gazze için değil, Lübnan için değil, İran içindir” gibi
sloganlar da bahsedilen konuyu görmemiz açısından dikkat çekicidir. Bütün
bunları Trump’ın  “İran’da rejimin yolsuzluklarından ve ulusun parasını yurt dışında
terörizme saçmasından bıkmış olan vatandaşların barışçıl protestolar
düzenlediğine dair çok sayıda haber var. İran yönetimi, kendini ifade hakkı da
dahil, halkının haklarına saygı göstermeli. Dünya izliyor

tivitiyle birlikte okursak manzara daha da netleşecektir.



Bunun bölge çapındaki bağlamını görmek bakımından, BAE Dış İşleri bakanı Anwar
Gargash’ın tivitindeki “Arap dünyası Tahran ve Ankara tarafından yönetilmeyecektir
şeklindeki yaklaşım; İran yıkıcılığı olarak stratejide ifade edilen yaklaşıma
ve Fahreddin Paşa vs gibi vesilelerle ötelenmeye çalışılan Türkiye’ye karşı
ABD’nin bölgesel ortaklarından gelen bir karşı çıkış olarak görülürse resim
biraz daha tamamlanmaya başlayacaktır. Sevakin Adası meselesine Mısır’ın
itirazını da bu cümleden oluşan ruhun bir yansıması olarak okumak mümkün.

İran’ın nükleerden beklediği siyasi ve ekonomik şafağın Trumpla fecr-i kazibe
dönmesi, ekonomik beklentilerin de boşa çıkmasıyla meselenin bir sıkıntıya
dönüşmüş durumda olması da mevzunun diğer bir yönünü teşkil ediyor.



Bütün bu manzara gösteriyor ki 2018’de bölge ısınmaya devam edecek. Öte yandan
İran’ın bölgede yürüttüğü siyasetin ekonomik maliyetinin İran halkını bir
darboğaza ittiği gerçeği ABD stratejisinden bağımsız olarak görülmesi gereken
bir meseldir. Buna ABD tarafından bir maliyet çıkarılarak stratejiye eklenmesi
ise gelişmelerin bir sonucu olarak görülüyor. İran ciddi bir maişet sorunu söz
konusu olduğu ve bunun devlet idarecileri tarafından göz ardı edilmemesi
gerektiğine dair çağrılar da göz önüne alınırsa ekonomi üzerinden İran’ın
sıkıntıya düştüğü ve bunu da ABD’nin kullanarak hedeflerine varma istediğini
değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Öte yandan İran devletinin bahsedilen
strateji bağlamında harekete geçen niyetleri göz önüne alıp maişet derdindeki
insanları ötelemesi, mesuliyetini tehir etmek kolaycılığına düşmesi diğer
hususu ihmali kadar hatalı olacaktır. Ruhani lider Ayetullah Ali Hameney’in,
hükümetin ekonomi politikalarını eleştirip yüksek enflasyon, artan
fiyatlar gibi sorunlarının çözülmesini istemesi bu sağ duya işaret olarak
görülebilir. İran’ın bölgedeki dış siyasetinin ülkesindeki bu maliyetteki
tesirini ve halkın itirazlarındaki etkisini gözden geçirmesi de bu cümleden
önemli olacaktır. Göstericilerin sembolü haline gelen bir sopanın ucuna başörtüsü
bağlayan kız sembolü ise diğer bir işaret olarak okunabilir.



Her halükarda sıradan halk kitlelerin sokaklarda olmasının üç beş aktivistin
hareketi gibi değerlendirilemeyeceğini tespit konunun içeriğini anlamak
açısından önemli olacaktır.



İran sokaklarına taşan itirazın neye evirileceğini gelecek günler gösterecek
ama gelişmeleri iç dinamikler kadar mahut strateji bağlamında izlemeye, çok
yönlü bakmaya ve ön görüleri bu bağlamda kurarak proaktif yaklaşımlarla
meseleyi düşünmeye devam etmek faydaya en yakını olarak görünüyor.  Bu
bakımdan yaşananların ABD stratejisinin artçısı mı yoksa halkın maişet çığlığı
mı olduğunu doğru okumak doğruyu anlamak için önemlidir.



Son olarak dileriz ki İran Türklüğü tüm İran haklıyla beraber bu işten zarar
görmesin. Ne demişler: horozu çok olan köyün sabahı geç olurmuş…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet