Kürt düşmanı İran genelkurmay başkanı Türkiye’den ne
istiyor ?

Türkiye’nin bölgede kilit ve aktör ülke olduğu hep söylenir.
Türkiye müttefiklerine veya rakiplerine göre pozisyonunu belirlemez ama onların
kendisine hangi gözle baktıklarını da bilir. Örneğin ABD’li darbe finansörü
spekülatör George Soros, Türkiye’nin en iyi ihraç ürünün ordusu olduğunu
söyleyerek, emperyalist ülkelerin ülkemizden beklentisinin ne olduğunu ortaya
koymuştu. Soros, 2003’te kendisinden Türkiye ile Arjantin’i karşılaştırmasını
isteyenlere “Türkiye’nin Arjantin’den tek farkı stratejik pozisyonudur. Bu
stratejik pozisyonuna bağlı olarak, Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü de
ordudur.” demişti. İran Şahının İran ordusunu Amerika’nın Ortadoğu’daki
jandarması gibi göstermekten hoşlandığı biliniyor. 2000 yıldır sürdürülebilir
ve yenilenebilir özelliğe sahip Türk Silahlı Kuvvetlerinin böylesi aşağılayıcı
ve itibarsızlaştırıcı rol biçmeyi kabullenmesi söz konusu bile olamaz.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri
(Bageri), Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın davetlisi olarak üst düzey bir askeri
heyetle Türkiye’de. İran genelkurmay başkanının üç günlük Ziyaret programında
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmesi, Savunma
Bakanı ve Türkiye Milli İstihbarat Başkanı ile de görüşmesi var. General
Bageri’ye Ankara ziyaretinde Dışişleri Bakan Yardımcısı İbrahim Rahimpur,
Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri komutanı General Muhammed Hakpur,
Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat ve Güvenlik Dairesi başkan yardımcısı ve
diğer bazı üst düzey askeri yetkililer eşlik ediyor. Bu ziyaret iki ülke askeri
ilişkilerinde önemli. Çünkü Suriye’deki çatışmasızlık bölgelerinin
oluşturulmasından sonra ilk kez üst düzey İranlı askeri yetkili Ankara’ya
geldi. Terörizmle mücadele (?), bölgesel gelişmeler, ikili savunma ve sınır
işbirliği konuları ziyaretin ana eksenini oluşturuyor. Bu temaslara İran
tarafının büyük önem verdiğini özellikle belirtelim.

Önceki İran genelkurmay başkanının Türkiye’ye bakış
açısı sorunlu ve hastalıklıydı. Suudilerin CIA patentli Sünni kuşak projesinde
Türkiye verdikleri rol sanki Türkiye tarafından içselleştirilmiş gibi İran’ın
önceki Genelkurmay başkanı Firuzabadi; İngiliz istihbaratının (Military
Intelligence Section 6) Şii kuşak projesindeki düşman kategorisine göre
Türkiye’yi konumlandırıyordu. Dini lider Hamaney’in talimatıyla ne kadar
isabetsiz ve çapsız olduğunu fark edilen Firuzabadi, 27 yıldır sürdürdüğü
görevinden alındı. Kendisini Kaf dağında gören Tümgeneral Firuzabadi’nin görev
değişikliğine sebep olan gelişmelerde Kürdistan ve Belucistan’da yaşanan
güvenlik sorunları etkili olmuştu. 29.06.2016’da Firuzabadi’yi fildişi
kulesinden indiren İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Genelkurmay
başkanlığına Tümgeneral Muhammed Hüseyin Bakiri’yi atamıştı.

1980-88 yıllarındaki İran-Irak Savaşı sırasında İran
Devrim Muhafızları’nın İstihbarat ve Operasyonlar Komutanı iken öldürülen ve
rejim tarafından savaş kahramanı ilan edilen Muhammed Hasan Bakiri’nin kardeşi
İran’ın yeni Genelkurmay Başkanı Bakiri’ydi.(1) İran’ın dini lideri Ayetullah
Seyyid Ali Hamanei, Tümgeneral “Muhammed Hüseyin Bakıri”yi İran Silahlı
Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’na atama kararında, Tümgeneral Muhammed
Hüseyin Bakıri’nin kutsal savunma yıllarında ve ardından özellikle Genelkurmay
ve Hatemül-Enbiya -saa- Karargâhı’nda aldığı görevler ve elde ettiği değerli
deneyim ve liyakatıyla verdiği hizmetler dikkate alınarak, İran Silahlı
Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı’na atadığını belirtmişti.(2)

1990-2000 arası Devrim Muhafızlarının Kürt gruplara
yönelik operasyonlarında istihbarat sorumluluğunu üstlenen İran’ın Genelkurmay
Başkanı Bakıri’ni, PJAK ve Komala gibi terörist gruplarla mücadelede deneyimli
olması dikkat çekmişti. Bu atama İran ordusunun yeni süreçte üstleneceği rolü
de açığa çıkarıyordu. Bakıri Genelkurmay’daki devir teslim töreninde, bölgedeki
mevcut durum ve şartlara işaretle, İran’ın bugünkü durumu ve gücünün 37 yıl
öncesiyle kıyas edilmeyeceğini belirterek düşmanların İran’ın güvenliğine
yönelik sayısız komplo ve tehditler oluşturduğunu, buna karşı silahlı
kuvvetlerin hazırlıklı olması gerektiğini kaydetmiş İran sınırlarındaki
güvenliğine işaretle, İslam Cumhuriyeti’nin Fars Körfezi, Hürmüz Boğazı ve
Kuzey Hint Okyanusu başta olmak üzere sınırlarının ötesinde ulusal çıkarlarını
savunduğunu ve savunma hazırlığını daha da artıracağını vurgulamıştı.(3)

İran heyetiyle görüşmelerde mutlaka körfez krizi ve
her iki ülkenin Katar’a verdiği askeri siyasi destek, Suriye’de devam iç savaş,
Irak’taki durum, IŞİDle mücadele hatta ABD Kuzey Kore gerginliği gündeme
gelecektir. Ama İran heyetinin birinci gündem maddesinin Kuzey Irak Kürtlerinin
bağımsızlık çabalarının olduğu yüzde bin beş yüz. Çünkü daha çok yakın zamanda
İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Irak Kürt Bölgesel
Yönetimi’nin Iraktan ayrılmasını öngören bağımsızlık referandumunu “kabul
edilemez” diye değerlendirmişti. Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri
komutanlarının hazır bulunduğu bir toplantıda konuşan Tümgeneral Bakıri,
Irak’ta referandum konusunun gündeme getirilmesinin bölgede yeni sorunların
ortaya çıkması için bir başlangıç olacağını söylemişti. Bunun anlamı şu; İran
Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Sykes-Picot’sun dayattığı Irak
devletini nasıl koruyabileceğinin arayışında. Tek derdi İngiliz projesi yapay
Irak devletinin devamlılığını sağlayabilmek.

Sakın konuyu saptırdığımı ya da İranlılara bühtanda
bulunduğumu sanmayın. İran hem bu asırlık projenin devamından yana hem de Irak
Kürtlerinin bağımsızlığına karşı. Çünkü kendi Kürt kökenli yurttaşlarına model
olmasını istemiyor. Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, 25 Eylül
2016’da Kuzey Irak’ta bağımsızlık konusunda referandum düzenleyeceğini bütün
dünyaya ilan etmiş ve Alman basınına yaptığı açıklamada, “Referandum bizim
doğal hakkımızdır. Bu konu, Bağdat’la aramızdaki iç meseledir. İran ve Türkiye’yle
hiçbir ilgisi yoktur. Bir ulusun kendi geleceğine karar vermek istemesinin,
demokrasi ve insan haklarına aykırı hiçbir yanı yoktur. Bu referandumu yapmak
için hiç kimsenin izin ve müdahalesine ihtiyacımız da yoktur” demişti. Bu
açıklamaya en sert tepki İngiltere ve İran’dan gelmiş, ABD referandumun henüz
zamanının gelmediğini söylemişti.(4)
















ABD’nin eski Ankara ve Bağdat Büyükelçisi James
Jeffrey ise ABD’nin Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu açıklamıştı.
İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore, Kuzey Irak’taki Irak Kürt
Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) eylül ayında düzenlemeyi planladığı bağımsızlık
referandumuna karşı olduklarını belirtmişti. (5) İran Genelkurmay Başkanı
Sykes-Picot’sun dayattığı Irak devletini korumaya geliyor diye boşuna
yazmıyorum. Çünkü 05 Haziran 1926’da, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında
imzalan Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini
düzenleyen Ankara Antlaşmasının 1. Maddesi ile Türk-Irak hududu, Milletler
Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihinde kararlaştırdığı şekilde (Brüksel Sınır
Çizgisi) kesinleşmişti. Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet kurulması halinde
1926 Ankara Antlaşması ile Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihli kararı
ortadan kalkmış olacak. Böyle bir durumda statüko ante’ye (önceki duruma)
dönülerek Musul ve Kerkük petrol alanları dahil olmak üzere Kuzey Irak
bölgesinin yeniden Türk toprağı olmasının önü açılacaktır. Sıkı durun ve cevap
verin İran bunu ister mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet