ÜLKELER/KITALAR DOSYASI


İran ‘Devrim Muhafızları
Devleti’ne dönüşebilir


Rafsancani’nin ölümünden sonra sivil-asker ilişkileri
ciddi şekilde etkilendi ve bu olumsuz etkilenme, zaman geçtikçe daha da
belirgin hale gelecek.


Eski İran
cumhurbaşkanlarından Ekber Haşimi Rafsancani’nin 8 Ocak’ta ölümü, İran siyasi
liderliğinde şok etkisi yaptı. Müesses nizamın karşısında duran ve
Rafsancani’den hoşlanmayan siyasi muhalifler dahi, onun ölümüne sevinemediler.



Ülkenin karmaşık güvenlik yapısına yakından bir bakış, Rafsancani’nin ölümünden
dolayı oluşan genel anlamdaki hayal kırıklığının sebeplerini anlamada ve onun
yokluğunun İran siyasetine etkilerini çözümlemede yardımcı olabilir.



İran, iki ordusu olan bir ülke. Prensipte ülkenin muhafazasından sorumlu olan
Milli Ordu, bir de, görevi, mevcut teokratik siyasi sistem içinde tanımını
bulan ‘İslam Devrimi’ni muhafaza etmek olan Devrim Muhafızları Ordusu (DMO)
var.



İran’ın ayrıca beş istihbarat kurumu var: İstihbarat Bakanlığı (Vezâret-i
Ittılâat) yürütmenin altında, Ordu İstihbarat Koruma Teşkilatı (Sâzmân-ı
Hifâzât-ı Ittılâat-i Artiş) ise Milli Ordu’nun altında çalışıyor. Kalan üç
istihbarat teşkilatının hepsi de DMO’yla bağlantılı: DMO İstihbarat Teşkilatı
(Sâzmân-ı Ittılât-ı Sipâh), DMO İstihbarat Koruma Teşkilatı (Sâzmân-ı Hifâzât-ı
Ittılâat-ı Sipâh) ve DMO’yu Koruma Teşkilatı (Sâzmân-ı Hifâzât-ı Sipâh).



DEVRİM MUHAFIZLARI ORDUSU’NDAKİ İÇ DENGELER



DMO, Dini Lider Ayetullah Hamaney’in en gözde gücü. Kararlılıkla Dini Lider’in
arkasında duran birleşik bir güç olarak görünmesine rağmen DMO, çeşitli yapısal
ve kurumsal sorunlar taşıyor. Bu problemlerden bazısı, herhangi bir askeri
maceraya kalkışılması ihtimalini asgariye indirmek için [bilerek]
oluşturulmuştur. DMO dahilinde görev yapan hiçbir komutanın mutlak iktidar
sahibi olacak şekilde yükselmesine müsaade edilmez. Zaten DMO’da bu şekilde
yükselmeye zemin oluşturacak bir komuta zinciri yahut hiyerarşi de yoktur.



DMO, birbirinden büyük ölçüde bağımsız, hepsi eşit rütbede ve doğrudan Dini
Lider’e bilgi veren olan komutanların başında bulunduğu alt birimlere ayrılır.
Her birine, kontrol altında tutmaları için ülkenin belli bir kısmı tayin
edilir. Böyle olmasının ardındaki mantık şudur: Ülkeye bir saldırı olması veya
işgal edilmesi durumunda, bütün birimler diğerlerinden bağımsız bir şekilde iş
görmeye ve direnmeye muktedir olacaktır. Halbuki daha önce de belirtildiği
üzere, bu işin arkasındaki gizli amaç, hırslı bir komutanın askeri bir maceraya
kalkışmasının önüne geçebilmektir.



SADAKAT LİYAKATTEN ÖNCE GELİYOR



Ayrıca, Türk Ordusu, Pakistan Ordusu ve diğer birçok düzenli ordunun aksine,
DMO, kendi kendini yapılandırmış, kıdem ilkesinin geçerli olduğu ve profesyonel
askerlerden oluşan bir askeri güç değil. Genel olarak İran silahlı
kuvvetlerinde, ama özellikle DMO’da yüksek rütbeli bir komutan olmak için
gereken anahtar niteliğindeki özellik, sadakattir. İktidardaki dini yetkililer,
‘niyet saflığının’ ‘amel saflığından’ önce geldiğini vurgular. Bu nedenle, 27
yıl boyunca İran Silahlı Kuvvetleri’nin genel kurmay başkanlığını yapmış olan
Hasan Firuzabadi’nin esasen, formel hiçbir askeri eğitimi olmayan bir veteriner
olması şaşılacak bir durum değil. Öte yandan üst düzey DMO komutanı Muhsin
Rızai’nin herhangi bir konuma gelmesinin önü kapatılmıştır. Bu yüzden de DMO komutanları,
Dini Lider’in gönlüne girebilmek için sürekli bir rekabet içindeler.



DMO’yu sarmış diğer bir büyük mesele, yolsuzluk. Nitekim daha birkaç gün önce
üç üst düzey DMO komutanının yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı haberi basına
yansıdı. Daha önce de eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, DMO komutanlarından
“Bizim kaçakçı biraderlerimiz” diye bahsetmişti.



RAFSANCANİ’NİN DMO KOMUTANLARIYLA BAĞLANTILARI



Rafsancani’nin, bazı DMO komutanları ile güçlü bağları vardı. Bu komutanların
birçoğu, servet ve iktidarlarını, kendilerine İran-Irak savaşından sonra
kalkınma projeleri tahsis eden Rafsancani’ye borçlu. İran’ın Ortadoğu’daki
yayılmacı emellerinin başlıca sembolü haline gelen Kasım Süleymani gibi
komutanların dahi Rafsancani’ye bir derece saygıları vardı. Ayrıca,
Rafsancani’yi sevmeyen muhafazakar siyasetçiler, fiili durum olarak, onu
görmezden gelemiyordu; bunun böyle olduğu, cenaze töreninde de çok belirgindi.



Rafsancani bir pragmatist olmamasına rağmen, kendisini pragmatik bir siyasetçi
olarak göstermeyi başardı. Nitekim İran sınırları ötesinde de belli bir
derecede saygı itibar görüyordu. Örneğin Suudi kraliyet ailesiyle yakın
ilişkileri vardı. Aynı zamanda Türkmenistan’ın iktidar elitleriyle ilişkileri
iyiydi. Şu anda İran, her iki ülkeyle ilişkilerinde tarihi bir düşüş yaşıyor.
Daha da önemlisi, son yıllarda Rafsancani kendisini, özellikle Belucistan
Sünnileri başta olmak üzere, etnik-dini azınlıklara, azınlık yanlısı bir
siyasetçi olarak takdim etmeyi başarmıştı, ki Dini Lider’in kapısı Belucistan
Sünnilerine senelerdir kapalı durumda.



HAMANEY SONRASIYLA İLGİLİ YANLIŞ HESAPLAR



Rafsancani’nin önemi, Dini Lider’in ölümüyle ilgili senaryolarla da yakından
ilgiliydi. İran’ın siyasi elitleri, hasta olduğu söylenen Dini Lider’in,
sağlığı yerinde olan Rafsancani’den önce öleceğine ve Rafsancani’nin ise öyle
bir durumda, yeni Dini Lider’in seçiminde kendisine düşen rolü oynayacağına
dair yanlış bir hesap yaptılar. Bu hesaba göre Rafsancani’nin, bazı DMO
komutanlarıyla yakın ilişkisini kullanacağı ve aralarındaki ihtilaflardan
faydalanacağı bekleniyordu.



Şu anda hayatta olsaydı, muhtelif güçlü DMO komutanlarının arasında ve (bir
bütün olarak) DMO ile siyasi iktidar sahipleri arasında – ‘ideal’ olmasa da -
belli bir güç dengesi teşkil edebilirdi. En ideal beklenti ise, kendisine ait
olan Dini Liderlik Konseyi Projesini gerçekleştirmesiydi. Bu projeye göre Dini
Liderlik pozisyonu tek bir kişinin uhdesinde olmayacak, bir grup fakih
tarafından doldurulacaktı.



Rafsancani’nin ölümünden sivil-asker ilişkileri ciddi şekilde etkilendi ve bu
olumsuz etkilenme, zaman geçtikçe daha da belirgin hale gelecek. Dini Lider’in
ölümünden sonraysa durum, ülkenin bir grup DMO komutanının merhametine
kalmasıyla daha da kötü bir hal alacak.



Ayetullah Haşimi Şehrudi, Ayetullah Laricani, Ayetullah Reisi gibi, Hamaney’e
halef olabilecek muhtelif isimler zikrediliyor. Fakat bütün bu kişiler,
dikkatleri, Dini Lider’in oğlu Mücteba Hamaney’i bir sonraki Dini Lider olarak
öne çıkarma gayretlerinden başka yerlere çekme taktiğinin bir parçası olarak
görülmeli.



YENİ DİNİ LİDER MÜCTEBA HAMANEY OLABİLİR



Ayetullah Hamaney’in, Humeyni ve Rafsancani’nin çocuklarının başına gelenlerin
kendi çocuklarının da başına gelmesini istemiyor olması gayet anlaşılabilir bir
durum. Humeyni’nin oğlu Ahmed Humeyni’nin ölümünün üstündeki sır perdesi hâlâ
kalkmış değil; torunu Hasan Humeyni ise geçen sene Koruyucular Konseyi
tarafından Uzmanlar Meclisi’nde seçime girmekten men edildi. Rafsancani’nin
oğlu Mehdi ise demir parmaklıklar ardında. Bu nedenle yukarıda ismi geçen
adayların hiçbiri, Hamaney’in önceliği olmamaktan öte, DMO komutanları arasında
bir konsensüs oluşturacak potansiyele bile sahip değil.



Esasen [işaret edilen isimler için söylenen] yetkin olmadıkları gibi uydurma
bir sebebe ek olarak DMO komutanları arasındaki çıkar çatışmaları, Mücteba
Hamaney’in bu komutanlar nezdinde meşru ve birleştirici bir güç olarak
yükselmesine ve nihayet bir sonraki Dini Lider olmasına yardım edecektir.
Etrafını DMO komutanlarının aldığı genç, tecrübesiz ve zayıf bir Dini Lider’in
gölgesi altında, DMO’nun talimatlarına kulak asmayan herhangi bir
cumhurbaşkanı, ya post-modern bir darbe ile koltuğundan edilecek ya da meclis
tarafından görevden alınacaktır, zira milletvekillerinin çoğu DMO ile iyi
ilişkilere sahip yahut bizzat eski DMO üyeleri.



İran’da cumhurbaşkanlığı, esasen, Cumhuriyetçi olmayan kurumlardan gelebilecek
hukuki ve hukuk-dışı müdahalelere açık, zayıf bir makam. Rafsancani gibi güçlü
bir destekçinin yokluğu da cumhurbaşkanı olacak kimsenin önündeki seçenekleri
iyice kısıtlayacaktır.



RUHANİ’NİN KONUMU ZAYIFLADI



İdeal olarak böyle bir durumda, cumhurbaşkanı olan kimse, Türkiye’de 15 Temmuz
darbe girişimi esnasında tanık olunduğu gibi, halka çağrıda bulunup desteğini
talep etmelidir. Ama böyle bir hamle yapabilmek, etkin ve karizmatik bir lider
ister. Böyle güçlü bir kişiliğin ise Koruyucular Konseyi bariyerini aşması
mümkün olmayacak. Daha da önemlisi, Türkiye örneğinde, 15 Temmuz darbecileri
halkın iradesine teslim oldular, halbuki DMO söz konusu olduğunda böyle bir şey
de mümkün olmayacak. Bu konudaki en iyi örnek, yüzlerce kişinin tutuklandığı,
işkenceye uğradığı ve öldürüldüğü, tartışmalı 2009 cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin akabindeki ayaklanmaların büyük bir şiddetle bastırılmasıdır.



Cumhurbaşkanı Ruhani’ye gelecek olursak, muhafazakarlar şimdiden onu tek
dönemlik bir cumhurbaşkanı olarak bırakabilmek için zemin yoklamalarına
başladılar. Daha birkaç gün önce, Koruyucular Konseyi sözcüsü Kedhudai,
cumhurbaşkanı olmasının, Ruhani’nin 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerine
katılmasını garanti etmediğini belirtti. Kadhudai, her yeni meclis seçiminde,
adaylıkları engellenen onlarca meclis üyesini örnek gösterdi.



Mevcut Dini Lider’den oğluna yumuşak bir iktidar geçişi sağlayabilmek için
cumhurbaşkanlığı makamında Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Said Celili
veya İmam Humeyni Yardım Komitesi Başkanı Perviz Fettah gibi bir kişinin olması
büyük önem taşıyor. Ali Laricani veya Tahran Belediye Başkanı Kalibaf gibi
isimler dahi bu amaca hizmet edebilecek kimseler değil; zira muhafazakar
olmalarına rağmen mevcut konumlarına kendi gayretleri ile geldikleri için
bağımsız kişilikleri ile hareket ediyorlar.



YEŞİL HAREKETİ HALA CANLI



Bir önceki seçimde Ruhani, Rafsancani’ye bel bağlamıştı. Ama bu sefer kendi
ayaklarının üstünde durması gerekecek. Ayrıca, Rafsancani’nin ölümüyle ortaya
çıkan boşluğu doldurmak ve farklı hizipler arasında arabulucu olacağı bir
konumu elde etmeyi de düşünmeyecek. Geçtiğimiz birkaç sene içinde, Dini
Lider’in her bir açıklamasını, Ruhani’nin itiraz niteliğindeki açıklamaları
takip etti. Muhtemelen artık buna devam edemeyecek. Bunun yerine, artık Dini
Lider’e yaklaşmaya çalışacaktır.



Ancak bu yaklaşma gayretleri, reformcu destekçilerinden en az bir kısmını
kaybetme riski anlamına geliyor. Reformcular halihazırda ılımlılar ile
birleşmiş bir durumda olsalar da en sonunda kendi reformcu kimliklerine yeniden
sahip çıkacaklardır. Daha açık söylenecek olursa, reformculara ve Yeşil
Hareketi’ne son sekiz senede yapılan ağır baskılara rağmen, Rafsancani’nin cenazesine
katılanların sayısı ve atılan sloganlar, Yeşil Hareketi’nin hâlâ canlı olduğunu
ve Cumhurbaşkanı Ruhani’nin kendilerini arkadan vurduğunu düşündükleri anda da
daha radikal bir biçimde yeniden teşkilatlanma ve ortaya çıkma potansiyeli
taşıdıklarını düşündürüyor.



[Teşgom Kemal İstanbul’da yerleşik bir araştırmacıdır ve İran dış politikası
ve iç siyaseti hakkında çalışmaktadır]


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir