HASAN OKTAY /// 2019’da
İran : Kibrin zirvesinden parçalanmaya giden yol


Her yıl sonunda yazarların ana bölgesel
veya küresel olayı araştırması, ele alması adettendir. Bölgemiz bu yıl
içerisinde her biri tarihin dönüm noktası sayılabilecek pek çok büyük olaya
tanık oldu. Fakat, nüfuzunun ve kibrinin boyutu, benimsediği meydan okuma ve
yüzleşme politikası, uluslararası toplumun kendisine verdiği karşılık, otorite
ve hegemonyasında görülmeye başlayan çatlaklar ve dağılma belirtileri yönünden
2019 yılını tartışmasız İran yılı olarak tanımlayabiliriz.


ABD Başkanı Donald Trump, nükleer
anlaşmadan çekilme, İran’a yaptırımlar uygulama, İran Devrim Muhafızları’nı
terör örgütleri listesine alma kararları aldı. Bunun neticesinde, Washington ve
Tahran arasında siyasi gerginlik yükselerek, İran, mayıs ve haziran aylarında
bir dizi kışkırtıcı askeri saldırı düzenledi. İlk olarak, Umman Körfezi’nde
ticari gemileri ve petrol tankerlerini hedef aldı. 20 Mayıs’ta hava sahasını
ihlal ettiği iddiasıyla ABD’nin “RQ-4 Global Hawk” tarzı insansız hava aracını
düşürdü.


Daha sonra, İngiltere’nin Suriye’ye petrol
taşımak suçuyla alıkoyduğu petrol tankerine karşılık ile bir İngiliz gemisine
el koydu ve mürettebatını gözaltına aldı. Temmuz ve ağustos aylarında,
aralarında bir Iraklı petrol tankerinin de olduğu birden fazla petrol tankerine
el koydu. Bunun üzerine ABD, Ortadoğu’da deniz güvenliğini sağlamak, ana su
yollarının denetim ve güvenliğini artırmak amacıyla uluslararası bir koalisyon
kurdu.


İran, istediği sonuca ulaşamadığı bu
kışkırtıcı saldırılarını bu noktada durdurmadı. Saudi Aramco şirketinin Abkayk
(Abqaiq) ve Hurays (Khurais) şehirlerindeki petrol tesisleri, 25 silahlı
insansız hava aracı ve Cruise füzeleriyle düzenlenen saldırıya maruz kaldı.
Yemen’deki Husiler bu saldırının sorumluluğunu üstlenseler de bu saldırının
arkasında Tahran’ın durduğuna işaret edildi.


Yakın bir zamanda ise Devrim Muhafızları
Ordusu (DMO) Genel Komutanı Başdanışmanı Murtaza Kurbani’nin açıklamaları
geldi. Kurbani, “İran’a karşı küçücük bir hata yapması durumunda, İran
topraklarından hiçbir füze ve roket fırlatmak zorunda kalmadan Tel Aviv’i yerle
bir ederiz” diye konuştu. Bütün bunlara bir de İran’ın uranyum zenginleştirme
oranlarını artırdığı ve üretimini 10 katına çıkardığına dair ardı ardına gelen
açıklamalar eşlik etti.


Dini lider Ali Hamaney’in açıklamaları ise
İran kibrinin zirve noktasını oluşturdu. Hamaney, Irak ve Lübnan’daki halk
hareketlerini ABD, İsrail ve Suudi Arabistan ortak yapımı bir komplonun ürünü
saydı. Bununla, “isyan” olarak nitelediği protesto gösterilerine müdahalede
bulunmaları için yerli milis güçlerine yeşil ışık yaktı.


Bu sunumun amacı, kendisine dayatılan
yaptırımlar zincirini kırmak için İran’ın bölge ülkelerine ve özellikle de
ABD’ye meydan okumakta ulaşmış olduğu boyutu açıklamaktır. Ayrıca hem içeride
hem de dışarıda otorite ve hegemonyasının ulaşmış olduğu zayıflığı
göstermektir. Ülke içinde ve dışında aşırı şiddete başvurmasının endişeye
kapıldığına ve ne yapacağını bilemez bir halde olduğuna işaret ettiğini ortaya
koymaktır.


Gerçekten de İran’ın bütün bu kibrine
karşılık, güvenli oyun alanı saydığı bölgesel sahada değişimlerin başlangıcını
gözlemleyebiliriz. Bu değişimler, İran’ın bölgedeki genişlemeci politikasının
dayanağı olan Irak’ın genelini kaplayan ve nüfuzunu hedef alan Şii halk
hareketi ile zirveye ulaştı. Iraklı Şiilerin düzenlediği protesto
gösterilerinde, İran’ın ülkelerinin iç işlerine karışmasına, yönetici sınıfın
Tahran’a bağlı olmasına karşı çıkan sloganlar yükseldi.


Bu halk hareketinden önce Iraklı Şiilerin
iktidara ve destekçisi İran’a karşı ayaklanacaklarını, liderlerinin ve
sembollerinin posterlerini çiğneyeceklerini, Saddam Hüseyin’in el-Firdevs
meydanındaki heykelinin düşürülmesini hatırlatır bir şekilde ayakkabıları ile
bu posterlere vuracaklarını hayal etmek bile zordu.


Iraklıların, İran’ı ülkelerinin
kaynaklarını yağmalamak, kasıtlı olarak üretim gücünü düşürmeye neden olmak,
Irak pazarlarını kendi mallarıyla boğmakla suçlayacaklarını tasavvur etmek
imkansızdı. Ama Iraklılar, rejimin keskin nişancıları ve İran’a bağlı milis
güçlerin kurşunlarıyla ölmekten korkmadan “İran dışarı dışarı, Bağdat özgür
özgür” diye sloganlar atarak sokaklara döküldüler.


Bu halk hareketi şu ana kadar başbakanın
istifa etmesi ve İran’ın kendi adayını dayatma çabalarına karşılık
cumhurbaşkanının da istifa edebileceğini ima etmesiyle sonuçlandı. Bütün
bunların merkezinde ise Necef’teki dini mercinin Şiilerin taleplerine verdiği destek
var. Irak’taki en yüksek dini merci olan Ali Sistani, Necef’te İran
konsolosluğunun yakılmasına, ondan önce de Kerbela’daki konsolosluğun saldırıya
maruz kalmasına, İran bayrakları ve Hamaney’in posterlerinin yakılmasına yorum
yapmaktan kaçındı. Kasım Süleymani’nin Adil Abdulmehdi’nin başbakan olarak
kalması planını bozdu. Hamaney’in göstercileri “isyancılar” olarak niteleyerek
Irak makamlarından gösterileri bastırmasını talep eden açıklamalarına karşı
çıktı. Hiç kimsenin, hiçbir grup ya da belirli bir eğilime sahip tarafın,
bölgesel ya da küresel bir tarafın, Iraklıların iradelerine el koymasının ve
kendi düşüncelerini dayatmasının mümkün olmadığını deklare etti.


Bu durum, Lübnan’da eşi benzeri
görülmemiş, politik alanda yeni bir durum yaratan halk hareketi için de
geçerliydi. Lübnan halk hareketi ülkedeki en güçlü, organize ve kendine hakim
taraf olan Hizbullah’ı bile şaşırttı. Bu nedenle, devrimcileri ihanetle
suçladı, dolaylı ve doğrudan bir şekilde onları eleştirdi. Onlara saldırmaları
için gruplarını protestoların düzenlendiği meydanlara gönderdi. Ancak, Şii
tabanının harekete geçmesi ve “Hepiniz yani hepiniz” sloganını benimsemeseyerek
ses ve irade silahını ona da yöneltmesiyle Hizbullah’ın ayakları iyice
birbirine dolaştı. İran’ın Irak’taki vekilleri gibi bir karşı devrim başlatmaya
çalıştı. Bütün bunlar, Tahran’ın hiçbir zaman hesaba katmadığı halkların
gücünden, korku duvarını yıkma kapasitesinden, vatana bağlılığı desteklemek
için bütün ikincil bağlılıkların ötesine geçme yeteneğinden duyduğu korkuyu
açıkça gösterdi.


İran’ın bölgedeki hegemonyasının
zayıflamaya başladığını gösteren değişimlerden biri de Suriye’de gücünü, Rusya,
Türkiye ve ABD ile paylaşmak zorunda kalmasıdır. Suriye’deki tek aktör iken
diğerleri gibi uluslararası aktörlerden biri haline gelmesidir. Nitekim,
İsrail’in durmadan Suriye’deki İran mevzilerini hedef alan ve İran’ın bir kez
bile karşılık vermediği hava saldırılarını da unutmayalım.


İran rejimi için dış nüfuzunun
zayıflamasından daha tehlikeli olan şey iç nüfuzunun zayıflamasıdır. İran’ın
birçok şehri, rejimi devirme çağrısında bulunan, boyutu ve genişliği ile 2009
ve 2017’deki protesto hareketlerinin ötesine geçen protestolara tanık oldu. Bu
protesto dalgası, İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’ye şunu
söyletti: “Halihazırda ülkenin içinde bulunduğu durum, İslam Devrimi’nden bu
yana karşı karşıya kaldığı en zor durumdur.” İran makamları, bu gösterileri
dağıtmak için aşırı güce başvurdu. The New York Times gazetesi, uluslararası
insan hakları örgütlerinin verilerine dayanarak 180 kişinin hayatını
kaybettiğini ve 450 kişinin yaralandığını belirtti.


Buna bakarak elbette İran’ın güneşinin
batmakta olduğu konusunda aşırı iyimserliğe kapılmamız gerekiyor. Çünkü İran,
Irak, Lübnan, Yemen ve Suriye’deki yerel Şii çevrelerle çözülmesi zor derin
ilişkiler ördü. Buradaki vekilleri askeri üstünlüğe sahiptir. Birbirine
kenetlenmiş ve demir gibi sağlam bir düşman formunda, kendilerine karşı olan
ama yıllardır maruz kaldıkları baskı politikaları nedeniyle çözülmüş yerel
güçlerin karşısında yer alıyorlar.


Bunun yanı sıra, masa altında ya da
üstünde yapılacak uluslararası müzakerelere tanınan alanın, mutlaka İran
hegemonyasına karşı çıkan yerel bölgesel tarafların çıkarlarına olacağı
anlamına gelmediği de aklımızdan çıkmamalı.


Ancak, İran’ın yumuşak “sızıcı” güçten
sert güce yönelmesi; genişlemeci devrim projesine yönelik hayranlığın
gerilediğinin kesin bir göstergesidir. Bununla birlikte içeride ve dışarda
ahlak değerlerinin çökmesiyle dini meşruyetinin gerilediği ve bunun sonucunda
gücünün ve kapasitesinin de gerilediğinin işaretidir. 2020 yılı, anlamı ve
yorumu açık işaretlere bakarak 40 yıl önce yıldızı yükselen İran projesinin
çöküşüne tanık olacak diyebilir miyiz?


Tek umudumuz, imparatorlukların
yıkılışından sonra başgösteren çatışmalar gibi bu çöküşü takip edecek
çatışmaların da çok uzun sürmemesidir


Sam
Mensa Şarkulavsat

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet