E. TUĞG. TÜRKER ERTÜRK : İran
Kazandı, Tırmandırırsa Kaybeder !!!!


İran
Devrim Muhafızları Ordusuna

bağlı Kudüs Gücü komutanı
Kasım Süleymani’nin
Bağdat Havalimanı
yakınında bir ABD
saldırısı sonucu öldürülmesi durup dururken olmadı. Durumu anlayabilmek için
öncelikle büyük resme bakmak lazım.


Türkiye’nin güneyinde İran’ı,
Suriye’yi,
Lübnan’ı
ve daha güneyde Yemen’i
içine alan büyük coğrafyada neredeyse mini bir dünya savaşı var. Bu savaşta
kimin eli kimin cebinde, kim kiminle ne kadar müttefik, kim kimin vekâlet
savaşçısı, cephe ve emniyetli bölge neresi, asker kim, sivil kim, savaşçı kim
belli değil. Ayrıca; bu savaşta sadece ateşli silahlar yok. Medya, hukuk,
yaptırımlar, psikolojik harekât, algı operasyonları, siber saldırılar veenerji
savaşları bu süren savaşın diğer cepheleri. Bu savaş, zaman zaman artan ve
azalan yoğunlukta olmak üzere uzun süredir devam ediyordu. Kasım Süleymani’nin
öldürülmesi gerginliği daha da arttırdı ve yayılma ve kontrolden çıkma riskini
de beraberinde çoğalttı.


İran’ın
En Büyük Suçu


Halen devam eden bu savaşın genel olarak
iki tarafı var. Birincisi İran,ikincisi
ise ABD
ve İsrail’denoluşuyor.
Bu savaşın esas nedeni ise;Büyük
Ortadoğu Projesi
 (BOP) kapsamında Irak’a yapılan
müdahale sonucunda oluşan istenmeyen yan tesirler. Bu yan tesirler;ABD’nin Irak’a müdahalesi
sonucunda oluştu. İran artık
Şiilik
ve ABD
hegemonyasına bölgesinde direniyor ve bu konudaki direnç noktalarına destek
veriyor olması nedeniyle Tahran’dan
Akdeniz’e,
Hamas
ile İsrail’in
burnunun dibine, Şiiler
üzerinden Körfez
Ülkelerine
, Suudi
Arabistan
’a, hatta Kızıldeniz
girişine veHusilerile
Yemen’e
kadar uzanmıştır.İran’ın
en büyük suçu; Ortadoğu bölgesinde
hegemonyaya direniyor olması ve özellikle Suriye’de emperyalizmin tekerine çomak
sokmasıdır.


Özellikle ABD ve İsrail, bu durumdan
hiç hoşnut değil. İran’ın
artan bu etkinliği ciddi birŞii
nüfusa sahip zengin körfez ülkeleri ve Suudi Arabistaniçin de
büyük tehdittir. Ayrıca İsrail’in
en büyük korkusu; İran’ın
sahip olduğu balistik füze kapasitesidir. Bu kapasite ile İsrail’in Dimona şehri
yakınındaki Negev
Nükleer Araştırma Merkezi
’ni ve nükleer silah depolarını
vurarak Çernobil ve Fukuşima benzeri
bir felaket yaratabilir.


ABD’nin
Haklı Gerekçesi Yoktu!


 “İran
hegemonyaya direniyor ve söz dinlemiyor, bu nedenle ona saldırmak istiyoruz”
 denmesi mümkün değil. Dünya kamuoyunu ikna
edebilecek ahlaki bir neden gerekli. “İran’ın nükleer silah üretmek peşinde olduğu, bölgenin
güvenliğine tehdit teşkil ettiği ve bu durumun Batı çıkarları açısından kabul
edilemez olduğu” 
söylemleri işte bu nedenle var.


 ABD, Mayıs 2018 Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinin
5 daimi üyesi, Almanya ve İranarasında 2015’te
imzalanmış olan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş ve Ortadoğu’da gerilimi
arttıracağını bir anlamda ilan etmişti.  ABD’nin, 2015’de İran’la yapılan
nükleer anlaşmadan çekilmesinin hiçbir haklı gerekçesi yoktu. Zaten bu
anlaşmada imzası olan İngiltere,Fransa, Çin, Rusya ve Almanya’nın anlaşmanın
sonlandırılması yönünde bir isteği ve rızası da yoktu. Başından itibaren
anlaşmaya İsrail muhalefet
ediyordu ve sonunda emeline ulaştı. Bu işten memnun olan ikinci ülke de
dünyanın karanlık ve terör destekçisi rejimi ile yönetilen ülkesi Suudi Arabistan’dı.


İran’da
Ekonomi Çok Kötü


2018’den beri ABD yaptırımlarının
tedricen artan etkisiyle İran
petrol ihracatının yüzde 90’ını kaybetti, para birimi düştü,
enflasyon yüzde 40’ı geçti, yaşam şartları halk için ağırlaştı ve genel
ekonomik durum çok kötüleşti. Daha bir kaç gün önce medyada, İran’ın çok acil
olarak petrol gelirlerindeki 200 milyar dolarlık azalma nedeni ile krediye
ihtiyaçları olduğu haberleri vardı. Ama ABD‘den
korkanlar, özellikle Batı,
İran’a
kredi vermeye yanaşmıyordu.


Kasım 2019’da akaryakıt fiyat artışını
takiben, yaşam şartlarındaki zorluklar, eşitsizlik, yolsuzluk ve ayrımcılığa
karşı ülke çapında yaygın protesto eylemleri başladı. Sert tedbirler ve
kalabalıklara acımasızca müdahaleler eylemlerin sonunu getirmedi, çok sayıda
protestocu yaşamını kaybetti ve olaylar bu son gerginliğe kadar durulmamıştı.


Öfke
ve Tepki ABD’ye Yöneldi


İran
yönetiminin başı yalnızca İran’daki protesto
eylemleri nedeni ile ağrımıyordu. İran’ın
etkin olduğu Lübnan
ve Irak’ta
da İran’a
karşı tepki vardı ve protesto eylemleri yapılıyordu. İşte tam bu gelişmeler
yaşanırken 2 Ocak 2019’da Kasım
Süleymani
’nin öldürülmesi;İran’ın imdadına yetişti, adeta ilaç gibi
geldi ve İran
yönetimine yönelik içteki ve dıştaki tepkiyi ve öfkeyi ABD’ye doğru yöneltti.


Kasım
Süleymani
,İran için önemli bir
komutandı. Dini lider Ayetullah
Hamaney
’e çok yakındı, 10 yılı aşkın süredir Irak, Suriye ve Lübnan’daki İran Devrim Muhafızları’nın
ve Şii milislerin
liderliğini yapıyordu.IŞİD’in
bertaraf edilmesinde ve Suriye’deki
savaşta gösterdiği başarıları ve geçmişteki İran-Irak savaşındaki yararlılıkları
nedeniyle İranve
Şiiler için
bir kahramandı. Hatta ileride İran
Cumhurbaşkanlığına
bile aday olabileceği söyleniyordu.


ABD
Büyük Hata Yaptı!


Kasım
Süleymani
’nin öldürülmesi ile
İran’dan,
en yetkili ağızlar da dâhil intikam mesajları gelmeye başladı ve gerginlik
bölgede tavan yaptı. Tahran’da,
Bağdat’ta
ve Lübnan’da
Süleymanilehine
ve ABD
aleyhine gösteriler başladı. İran’ın
Kum
kentindeki Cemkeran
Camiinin
kubbesine intikam anlamına gelen kırmızı bayrak
çekildi.


ABD’nin Kasım
Süleymani
’yi öldürme kararı,kendi çıkarları ve hedefleri
açısından da çok yanlıştı. Bu saldırı İran’a
taktik ve durumsal üstünlük sağladı ve İran
yönetimi üzerindeki öfkenin ABD
üzerine yönelmesine imkân sağladı. Geçmişte ABD Başkanı Obama,Kasım Süleymani’ye
yönelik böyle bir suikast emrini vermekten kaçınmıştı. Bu saldırıdan sonra da ABD’deDemokratlar,Trump’ınSüleymani’yi bir
saldırı ile öldürtmesini eleştiriyorlar. ABD’de
bu yılın sonunda başkanlık seçimi varken,Trump
yönetiminin İran’a
müdahalenin önünü açacak bir tırmanmayı tetiklemek peşinde olmadığını
değerlendiriyorum. Yani bu saldırı emri ABD
için stratejik bir hatadır. Dün (5 Ocak 2020), Irak Meclisi tarafından alınan ABD güçlerinin Irak’tan çıkarılması
kararı da bu hatanın sonucudur.


ABD-İRAN
Savaşı Olarak Kalmaz, Yayılır!


Şu an bölge çok gergin. Gerginlik kontrol
edilemez de tırmanırsa sıcak bir savaşa evrilebilir ama hiç şüpheniz olmasın,
bu savaş Türkiye’ninde
dâhil olduğu bütün bölgeyi içine alır ve sadece ABD-İran savaşı olarak kalmaz. Öncelikle İranlı yöneticiler
sağduyularını ve itidallerini kaybetmemeli, öfkelerini ve karşı hamlelerini
buna göre hesaplayarak durumu savaşa doğru tırmandıracak girişimlerden uzak
durmalıdırlar.


İranlı yöneticiler bilmelidir ki; bu savaşı kazanamazlar,
buna imkân ve ihtimal yok. Böyle bir savaşta yapabilecekleri tek şey; karşı
tarafa zarar vermek, karşı tarafın maliyetini yükseltmek ve onları “Pirus Zaferi”durumuna
sokmaktır. İran
üzücü de acı da olsa Kasım
Süleymani
’nin öldürülmesi sonucundaki gelişmelerden kazandı.
Doğru işler yaparsa daha da kazanır! Eğer tırmandırır ve nerede duracağını
bilemezse kaybeder. Tabii ki bölgemizde kaybeder, Türkiye de çok zarar
görür. Bu nedenle TürkiyeABD-İran
gerginliğini azaltacak ve kontrol altında tutacak işlerin içinde olmalıdır.
Bugüne kadar yaptıklarını tekrarlarsa bu çok yanlış olur.


Türker Ertürk


1957 yılında Trabzon’da
doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve
Trabzon’da tamamladı. 1971’de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi’ne başladı.
Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu
mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı.
2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu
görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı
Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi
yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve
mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik
mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış,
makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır.
Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk’ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak
Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.