SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & HABERLER & BİLGİLER /// ÜLKELER DOSYASI

İRAN DOSYASI /// Doç. Dr. Yegane Hacıyeva : İranda Seçmen niye sandık başına gitmedi ???

ÜLKELER BAZINDA ANALİZLER & HABERLER & BİLGİLER /// ÜLKELER DOSYASI
Bu haber 25 Şubat 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

Doç. Dr. Yegane Hacıyeva : İranda
Seçmen niye sandık başına gitmedi ???


İran İslam
Cumhuriyeti’nde yapılan parlamento seçimlerinden çıkan sonuçlar çoğu uzman öngörüsüyle
örtüştü.


Muhafazakar kanat
parlamento seçimlerinde koltukların üçte ikisini “kazandı”.


Geçtiğimiz
seçimlerin en büyük ittifakını oluşturan reformcular, bu kez 290 sandalyenin
yalnızca 17’sine sahip olabildiler.


21 Şubat’ta
yapılan parlamento seçimlerinin sonuçları gerek “reformcu” diye tabir edilen
kanadın, yani Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yandaşlarının ve gerekse kimi
muhafazakarların not ettiği üzere (bununla ilgili yazmıştık) önceden belli
olmuştu.


Zira bilindiği
üzere İran parlamento seçimlerine katılmak isteyen aday adayları öncelikle
Kontrol Konseyi’nin (Şûra-yı Nigehban) onayını almak zorundalar.


Yani Şûra-yı
Nigehban’ın onay vermediği aday adaylarının büyük çoğunluğu seçimlere katılma
izni alamadılar.


Böylece
seçimlerin kaderi muhafazakarların lehinde önceden belirlenmiş oldu.


Seçimlere katılan
adayların, en iyimser durumda, dörtten biri reformcu kanattan gelmeydi.


Reformcuların
seçim ittifakı kurarak seçmenleri sandık başına davet etmelerine rağmen onların
bu seçimlerde iyi bir sonuç elde etme şansları yoktu.


Kendilerinin de
ifade ettikleri üzere sonuçlar önceden belliydi.


Resmi medya, sert
çizgi yanlıları olarak bilinen adayların önde olduğuna ilişkin haberler
yayımlamıştı.


Ülkenin dini
önderi Seyyid Ali Hamaney’in başında durduğu muhafazakar kesimin yaptığı
propagandaya göre, toplum sözüm ona İran-ABD geriliminden dolayı Batı ile
diyalog yanlısı olan reformcu güçlere destek vermiyormuş.


Fakat İran’ın
egemen güçlerinin seçmenleri sandık başına götürme girişimlerinin sonuçsuz
kalması, seçmen katılımının düşük olması, muhafazakar ideoloji temsilcilerinin
tezlerini alt üst etti.


Seçim öncesinde
bağımsız gözlemcilerin yanı sıra gerek reformcu ve gerekse muhafazakar kanat
temsilcilerince oy kullanımına ilişkin kötümser öngörülerde bulunulmuştu.


Muhafazakarların
toplumdaki birlik ve beraberlikle ilgili yaptıkları yoğun propagandaya rağmen
durumun kendi lehlerinde olmadığını iyi anlıyor, dini önder başta olmak üzere
egemen kesim seçmenleri sandık başına götürmek için adeta yalvarıyorlardı.


Böylece öngörüler
de doğru çıkmış oldu.


Resmi
açıklamalara göre, 50 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu İran’da sadece 11
milyon seçmen (yüzde 19) sandık başına gitti.


İran İçişleri
Bakanlığı, bundan önceki seçimlerin bitmesinden hemen sonra kayıtlı seçmenlerin
yüzde 62’nin sandık başına gittiğini açıklamıştı.


Bu seçime katılım
rakamının açıklanmasının bir gün sonraya ertelenmesi seçmenlerin sandık başına
gitme oranlarının çok düşük kaldığına işaret etmektedir.


Oy kullanıldığı
günde sürenin iki kere uzatılması (önce saat 20.00’a, daha sonra ise 23.30’a
kadar uzatıldı), seçmen aktifliğinin asgari düzeyde olmasını ortaya koyuyordu.


Muhafazakar
kaynaklar ise, bu durumu sözüm ona seçmenlerin yüksek katılım sergilemesiyle
ilişkilendiriyor, önceden kurgulanmış seçim kuyruklarının görüntülerini
yayınlıyorlardı.


Fakat katılımın
yüzde 19’da kalması gerçekliği tüm çıplağıyla gözler önüne serdi.


Seçmenlerin
gelişmelere ilgisiz kalarak sandık başına gitmemelerinin bir dizi
toplumsal-politik ve ekonomik temellere dayanan nedenleri bulunmaktadır.


Her şeyden önce
halk, siyasi sistemin değişmesine milletvekillerinin etki yapma gücünün
bulunmadığını artık idrak ediyor ve seçimleri anlamsız bir şov olarak görüyor.


Artık İran
toplumu seçimlerden kimin zaferle çıktığından asılı olmaksızın bu rejimde
reform yapmanın imkansız olduğunu anlamıştır.


Halk kitleleri
gerek muhafazakar gerekse reformcular tarafından çeşitli vaatlerle defalarca
kandırılmıştır.


Her seçim
öncesinde seçmenlere yüksek refah vadedilmesine rağmen, halkın durumu her geçen
gün kötüleşmektedir.


Sistem
değişikliğinin gerçekleşmemesi durumunda bu vaatlerin hayata geçirilmesi de
imkansız gözüküyor.


İran İslam
Cumhuriyeti’ndeki ruh halinin yansıması olan bu iddiayı Cumhurbaşkanı Hasan
Ruhani’nin propagandistlerinden biri olan Muhsin Arif, Tahran’daki Allame
Tabatabai Üniversite’sinde yaptığı konuşmada daha iyi ifade etmişti:


Ruhani’nin
başarısızlığı rejimin reforme edilmesinin imkansızlığını ortaya çıkarmaktadır…


Sonuçları artık
egemen yönetici çevrelerle (muhafazakar-reformcu) İran toplumunun aynı
düşüncelere sahip olmamalarına ilişkin kanıya varma imkanını ortaya koyuyor.


ABD-İran
çatışması çerçevesinde kitlelerin muhafazakarlar tarafından harekete
geçirilmesiyle güya halkın Amerikan karşıtı çizgiyi desteklemesine ilişkin
propaganda yapılmasına rağmen çok farklı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.


Kasım
Süleymani’nin öldürülmesinden sonra organize edilen cenaze törenine
muhafazakarların emir-komutasıyla katılan, emlakına, ailesine vs kişisel
değerlerine karşı ortaya çıkabilecek korku ve tehditlerden dolayı kendisini
Hamaney-Süleymani sever gibi göstermek zorunda kalan insanlar, seçimlere
katılım göstermedikleri gibi muhafazakarlara da destek vermediler.


Seçmenin, seçime
ilgisizliğini analiz ederken İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfus yapısında
gençlerin çoğunluğu oluşturmasını da gözden kaçırmamamız gerekir.


Yakın tarihte
İran toplumunun önemli çoğunluğunu oluşturan gençliğin iktidar karşıtı
sloganlarla sokaklara çıktığına, Batı yanlısı hayat tarzı eğiliminde olmasına
tanıklık ettik.


Hoşnut olmayanlar
söz konusuyken yönetimden memnun kalmayan etnik ve milli azınlıkları da hesaba
katmamız gerekir.


Onlar her
fırsatta egemen yönetimden memnuniyetsizliklerini en çeşitli şekillerde dışa
vuruyorlar.


İran’da yaşayıp
da milli ve etnik hakları çiğnenen, her seçim öncesinde gerek muhafazakarlar
gerekse reformcular tarafından çeşitli vaatlerle kandırılan Türklerin (siyasi
terimlere isnat edilerek bunlara “azınlık” denmesi doğru değildir. Zira
Azerbaycan Türkleri öteki Türk kökenli etnik gruplar olan Türkmenler ve
Kaşkaylarla birlikte İran nüfusunun yüzde 30’nu teşkil etmekte olup toplam sayı
itibariyle Farslardan daha fazla sayıya sahipler), Kürtlerin, Arapların,
Beluçların, Lorların vs etnik grupların bu seçimden umut verici bir şey
beklemeleri de akıl karı değil.


Böylelikle,
muhafazakar veya reformcu olmasından asılı olmaksızın rejim temsilcileri
tarafından defalarca kandırılan Batı yanlısı gençlerin ve Fars olmayan
ihtilalcilerin bu seçime katılım sağlamayacakları da önceden belliydi.


Seçime katılım
sadece ve sadece SEPAH’ın (İran Devrim Muhafızları Tugayı) özel timi ve
gençlerden ibaret olan BESİC güçlerinin, yönetimin diğer baskı olanaklarıyla,
iktidar mekanizmasının ısrarı, korku, tehdit ve şantajları (emre itaat
etmeyenlere “devrim karşıtı” damgası basılıyor) ile sağlanabilirdi.


Bu durumda
tertiplenen oyun seçim temaşası dışında bir şey olmadığı anlamını taşıyor.


Aslında ise
sistem içinde gruplaşmış reformcu ve muhafazakar kanatlar sırasıyla yönetimi ve
yasamayı ele geçiriyorlar.


Bundan önce
reformcular ilk olarak yönetimde, daha sonra ise yasama kurumunda çoğunluk
sağlamışlardı. Şimdi sıra muhafazakarlarda.


İran’ın düştüğü
ağır uluslararası durumun etkisi altında, içinden çıkılamaz hale gelen sosyal
ve ekonomik ortamı fırsat bilen muhafazakarlara göre, bu ortam onların
kolaylıkla zafer elde etmelerine neden olacak ve sonuçta “dinsel demokrasi”
zafer kazanacaktır.


Onlar, önümüzdeki
sene ise yönetimi kolayca ele geçirerek, sekiz sene kendi durumlarını
iyileştirmek için uğraşacaklarına eminlerdi.


Oysa gerçekten bu
kanatların herhangi birinin yönetime gelmesiyle halkın yaşamını iyileştirmek
mümkün olacak mı?


Esasında ne
reformcular ne de muhafazakarlar toplum hayatında radikal değişiklikler
yapılması için adımlar atamazlar ve onlar bunu düşünmüyorlar.


Onlar din
adamlarının politik ve ideolojik iktidarları çerçevesinde çalışmalar yaparak
nefes borusunu kah tamamen kapatıyor kah da azcık açıyorlar.


Bundan dolayı
halkın bu seçimden herhangi bir kazanımının olduğunu söylememiz abestir.


İran’ın molla
rejiminin Batı karşıtı ve devrim ihracı politikaları ve buna hizmet eden total
silahlanma çizgisi, ekonominin iflasını bugüne değin hızlandırdığı gibi bundan
sonra da hızlandıracaktır.


Doç. Dr. Yegane Hacıyeva


Independent

Doç. Dr. Yegane Hacıyeva : İranda
Seçmen niye sandık başına gitmedi ???


İran İslam
Cumhuriyeti’nde yapılan parlamento seçimlerinden çıkan sonuçlar çoğu uzman öngörüsüyle
örtüştü.


Muhafazakar kanat
parlamento seçimlerinde koltukların üçte ikisini “kazandı”.


Geçtiğimiz
seçimlerin en büyük ittifakını oluşturan reformcular, bu kez 290 sandalyenin
yalnızca 17’sine sahip olabildiler.


21 Şubat’ta
yapılan parlamento seçimlerinin sonuçları gerek “reformcu” diye tabir edilen
kanadın, yani Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yandaşlarının ve gerekse kimi
muhafazakarların not ettiği üzere (bununla ilgili yazmıştık) önceden belli
olmuştu.


Zira bilindiği
üzere İran parlamento seçimlerine katılmak isteyen aday adayları öncelikle
Kontrol Konseyi’nin (Şûra-yı Nigehban) onayını almak zorundalar.


Yani Şûra-yı
Nigehban’ın onay vermediği aday adaylarının büyük çoğunluğu seçimlere katılma
izni alamadılar.


Böylece
seçimlerin kaderi muhafazakarların lehinde önceden belirlenmiş oldu.


Seçimlere katılan
adayların, en iyimser durumda, dörtten biri reformcu kanattan gelmeydi.


Reformcuların
seçim ittifakı kurarak seçmenleri sandık başına davet etmelerine rağmen onların
bu seçimlerde iyi bir sonuç elde etme şansları yoktu.


Kendilerinin de
ifade ettikleri üzere sonuçlar önceden belliydi.


Resmi medya, sert
çizgi yanlıları olarak bilinen adayların önde olduğuna ilişkin haberler
yayımlamıştı.


Ülkenin dini
önderi Seyyid Ali Hamaney’in başında durduğu muhafazakar kesimin yaptığı
propagandaya göre, toplum sözüm ona İran-ABD geriliminden dolayı Batı ile
diyalog yanlısı olan reformcu güçlere destek vermiyormuş.


Fakat İran’ın
egemen güçlerinin seçmenleri sandık başına götürme girişimlerinin sonuçsuz
kalması, seçmen katılımının düşük olması, muhafazakar ideoloji temsilcilerinin
tezlerini alt üst etti.


Seçim öncesinde
bağımsız gözlemcilerin yanı sıra gerek reformcu ve gerekse muhafazakar kanat
temsilcilerince oy kullanımına ilişkin kötümser öngörülerde bulunulmuştu.


Muhafazakarların
toplumdaki birlik ve beraberlikle ilgili yaptıkları yoğun propagandaya rağmen
durumun kendi lehlerinde olmadığını iyi anlıyor, dini önder başta olmak üzere
egemen kesim seçmenleri sandık başına götürmek için adeta yalvarıyorlardı.


Böylece öngörüler
de doğru çıkmış oldu.


Resmi
açıklamalara göre, 50 milyon kayıtlı seçmenin bulunduğu İran’da sadece 11
milyon seçmen (yüzde 19) sandık başına gitti.


İran İçişleri
Bakanlığı, bundan önceki seçimlerin bitmesinden hemen sonra kayıtlı seçmenlerin
yüzde 62’nin sandık başına gittiğini açıklamıştı.


Bu seçime katılım
rakamının açıklanmasının bir gün sonraya ertelenmesi seçmenlerin sandık başına
gitme oranlarının çok düşük kaldığına işaret etmektedir.


Oy kullanıldığı
günde sürenin iki kere uzatılması (önce saat 20.00’a, daha sonra ise 23.30’a
kadar uzatıldı), seçmen aktifliğinin asgari düzeyde olmasını ortaya koyuyordu.


Muhafazakar
kaynaklar ise, bu durumu sözüm ona seçmenlerin yüksek katılım sergilemesiyle
ilişkilendiriyor, önceden kurgulanmış seçim kuyruklarının görüntülerini
yayınlıyorlardı.


Fakat katılımın
yüzde 19’da kalması gerçekliği tüm çıplağıyla gözler önüne serdi.


Seçmenlerin
gelişmelere ilgisiz kalarak sandık başına gitmemelerinin bir dizi
toplumsal-politik ve ekonomik temellere dayanan nedenleri bulunmaktadır.


Her şeyden önce
halk, siyasi sistemin değişmesine milletvekillerinin etki yapma gücünün
bulunmadığını artık idrak ediyor ve seçimleri anlamsız bir şov olarak görüyor.


Artık İran
toplumu seçimlerden kimin zaferle çıktığından asılı olmaksızın bu rejimde
reform yapmanın imkansız olduğunu anlamıştır.


Halk kitleleri
gerek muhafazakar gerekse reformcular tarafından çeşitli vaatlerle defalarca
kandırılmıştır.


Her seçim
öncesinde seçmenlere yüksek refah vadedilmesine rağmen, halkın durumu her geçen
gün kötüleşmektedir.


Sistem
değişikliğinin gerçekleşmemesi durumunda bu vaatlerin hayata geçirilmesi de
imkansız gözüküyor.


İran İslam
Cumhuriyeti’ndeki ruh halinin yansıması olan bu iddiayı Cumhurbaşkanı Hasan
Ruhani’nin propagandistlerinden biri olan Muhsin Arif, Tahran’daki Allame
Tabatabai Üniversite’sinde yaptığı konuşmada daha iyi ifade etmişti:


Ruhani’nin
başarısızlığı rejimin reforme edilmesinin imkansızlığını ortaya çıkarmaktadır…


Sonuçları artık
egemen yönetici çevrelerle (muhafazakar-reformcu) İran toplumunun aynı
düşüncelere sahip olmamalarına ilişkin kanıya varma imkanını ortaya koyuyor.


ABD-İran
çatışması çerçevesinde kitlelerin muhafazakarlar tarafından harekete
geçirilmesiyle güya halkın Amerikan karşıtı çizgiyi desteklemesine ilişkin
propaganda yapılmasına rağmen çok farklı bir gerçeklikle karşı karşıyayız.


Kasım
Süleymani’nin öldürülmesinden sonra organize edilen cenaze törenine
muhafazakarların emir-komutasıyla katılan, emlakına, ailesine vs kişisel
değerlerine karşı ortaya çıkabilecek korku ve tehditlerden dolayı kendisini
Hamaney-Süleymani sever gibi göstermek zorunda kalan insanlar, seçimlere
katılım göstermedikleri gibi muhafazakarlara da destek vermediler.


Seçmenin, seçime
ilgisizliğini analiz ederken İran İslam Cumhuriyeti’nin nüfus yapısında
gençlerin çoğunluğu oluşturmasını da gözden kaçırmamamız gerekir.


Yakın tarihte
İran toplumunun önemli çoğunluğunu oluşturan gençliğin iktidar karşıtı
sloganlarla sokaklara çıktığına, Batı yanlısı hayat tarzı eğiliminde olmasına
tanıklık ettik.


Hoşnut olmayanlar
söz konusuyken yönetimden memnun kalmayan etnik ve milli azınlıkları da hesaba
katmamız gerekir.


Onlar her
fırsatta egemen yönetimden memnuniyetsizliklerini en çeşitli şekillerde dışa
vuruyorlar.


İran’da yaşayıp
da milli ve etnik hakları çiğnenen, her seçim öncesinde gerek muhafazakarlar
gerekse reformcular tarafından çeşitli vaatlerle kandırılan Türklerin (siyasi
terimlere isnat edilerek bunlara “azınlık” denmesi doğru değildir. Zira
Azerbaycan Türkleri öteki Türk kökenli etnik gruplar olan Türkmenler ve
Kaşkaylarla birlikte İran nüfusunun yüzde 30’nu teşkil etmekte olup toplam sayı
itibariyle Farslardan daha fazla sayıya sahipler), Kürtlerin, Arapların,
Beluçların, Lorların vs etnik grupların bu seçimden umut verici bir şey
beklemeleri de akıl karı değil.


Böylelikle,
muhafazakar veya reformcu olmasından asılı olmaksızın rejim temsilcileri
tarafından defalarca kandırılan Batı yanlısı gençlerin ve Fars olmayan
ihtilalcilerin bu seçime katılım sağlamayacakları da önceden belliydi.


Seçime katılım
sadece ve sadece SEPAH’ın (İran Devrim Muhafızları Tugayı) özel timi ve
gençlerden ibaret olan BESİC güçlerinin, yönetimin diğer baskı olanaklarıyla,
iktidar mekanizmasının ısrarı, korku, tehdit ve şantajları (emre itaat
etmeyenlere “devrim karşıtı” damgası basılıyor) ile sağlanabilirdi.


Bu durumda
tertiplenen oyun seçim temaşası dışında bir şey olmadığı anlamını taşıyor.


Aslında ise
sistem içinde gruplaşmış reformcu ve muhafazakar kanatlar sırasıyla yönetimi ve
yasamayı ele geçiriyorlar.


Bundan önce
reformcular ilk olarak yönetimde, daha sonra ise yasama kurumunda çoğunluk
sağlamışlardı. Şimdi sıra muhafazakarlarda.


İran’ın düştüğü
ağır uluslararası durumun etkisi altında, içinden çıkılamaz hale gelen sosyal
ve ekonomik ortamı fırsat bilen muhafazakarlara göre, bu ortam onların
kolaylıkla zafer elde etmelerine neden olacak ve sonuçta “dinsel demokrasi”
zafer kazanacaktır.


Onlar, önümüzdeki
sene ise yönetimi kolayca ele geçirerek, sekiz sene kendi durumlarını
iyileştirmek için uğraşacaklarına eminlerdi.


Oysa gerçekten bu
kanatların herhangi birinin yönetime gelmesiyle halkın yaşamını iyileştirmek
mümkün olacak mı?


Esasında ne
reformcular ne de muhafazakarlar toplum hayatında radikal değişiklikler
yapılması için adımlar atamazlar ve onlar bunu düşünmüyorlar.


Onlar din
adamlarının politik ve ideolojik iktidarları çerçevesinde çalışmalar yaparak
nefes borusunu kah tamamen kapatıyor kah da azcık açıyorlar.


Bundan dolayı
halkın bu seçimden herhangi bir kazanımının olduğunu söylememiz abestir.


İran’ın molla
rejiminin Batı karşıtı ve devrim ihracı politikaları ve buna hizmet eden total
silahlanma çizgisi, ekonominin iflasını bugüne değin hızlandırdığı gibi bundan
sonra da hızlandıracaktır.


Doç. Dr. Yegane Hacıyeva


Independent

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER