Ankara’ya “mezhepçilik” ithamında bulunanlar
salt Şiiler değil. Ankara’nın tarihi hak iddiasında bulunduğu Musul vilayetinin
hemen neredeyse tüm sakinleri… Yani Şii Türkmenler, Hıristiyanlar, Şebaklar,
Kakailer, hatta kimliklerinde etnisitelerinin daha belirleyici olduğu Sünni
Türkmenler ile bir kısım Sünni Arap da… Buradaki hissiyat, Ankara’nın Musul
vilayetinin çeşitlilik arz eden kültürel dokusunu anlayamadığı yolunda.




Türkiye’yi yöneten siyasi akıl, maalesef
güneyinde ciddi ‘nefret tohumları’ ekmekle iştigal ediyor. AKP rejiminin
Ortadoğu’da açıkça mezhepçi pozisyon almasından bu yana gittikçe derinleşen bir
kriz hali bu. “Herkes bize düşman” motto’suyla toprak genişletme hayaliyle
yanıp tutuşanların sahadaki durumun ayırdında olduklarını hiç zannetmiyorum.
Tıpkı Suriye’de kurulan hayaller ve toslanılan hakikatlerde olduğu gibi…Pazar
akşamüzeri geldiğim Bağdat’ta özellikle Türkmenleri merkezine alacak şekilde
her kesimle konuşuyorum. Türkiye’ye karşı adeta ‘duygusal bir seferberlik’
havası hakim. Irak Başbakanı Haydar el İbadi’nin en son “Türkiye ile
savaşmak, karşı karşıya gelmek istemiyoruz. Ancak karşı karşı gelmemiz halinde,
buna da hazırız. O zaman (Türkiye’yi) düşman olarak nitelendirir, ona göre
muamele ederiz” sözlerinin altı hiç de boş değil. Diğer yandan İbadi’nin
“Irak’ın işgali, Türkiye’nin parçalanmasına neden olur… ” sözleri
hakikaten çok ürkütücü. Bağdat’ta gazetemiz Cumhuriyet’e yönelik saldırıdan
hemen herkesin haberi varken, şu soru yöneltiliyor: “Türkiye’ye ne oluyor,
Saddam gibi diktatörlük mü tesis ediliyor. Türkiye nereye gidiyor..”


MEZHEPÇİLİK İTHAMI SALT ŞİİLERDEN GELMİYOR


Türkiye’yi
yönetenlerin ‘Sünni’ kelimesinin ağızlardan zaten düşmemesinin buradaki
yankıları muazzam. İşin aslı yanıt olarak “Türkiye’de de asıl mezhepçi karşı
taraf. Her şey İran’ın başının altından çıkıyor görüşü var” diyerek varolan
algıyı iletmek de kafi gelmiyor. Zira Türkiye hükümetine ‘mezhepçilik’
ithamında bulunanlar salt Şiiler değil. Ankara’nın tarihi hak iddiasında
bulunduğu Musul vilayetinin hemen neredeyse tüm sakinleri… Yani Şii
Türkmenler, Hıristiyanlar, Şebaklar, Kakailer, hatta kimliklerinde
etnisitelerinin daha belirleyici olduğu Sünni Türkmenler ile bir kısım Sünni
Arap da… Dolayısıyla mezhepçiliği temel alarak “Bütün Sünni Araplar ve Sünni
Türkmenler kucak açmış Türkiye’yi arzu ediyorlar” söyleminin altı nekadar dolu,
doğrusu bilemiyorum. Ancak öyle olsa bile, bu koşullarda kafi gelmez. Zira
Türkmenler IŞİD yüzünden mezhep hatlarıyla bölünmüş görünürken, herkesin itiraz
bayrağı açtığı bir iklim de yaratılmış görünüyor. Recep Tayyip Erdoğan’a 2
Ekim’de sarf ettiği “Musul kurtarıldıktan sonra sadece Sünni Araplar,
Türkmenler ve Sünni Kürtler kalmalı” sözleri büyük tepki çekmiş. Türkmen
Kurtuluş Vakfı Erdoğan’ın açıklamalarını kınayıp Irak’ın etnik ve mezhep
çeşitliliğine saygı göstermesini talep etmişti. Buradaki hissiyat, Ankara’nın
Musul vilayetinin çeşitlilik arz eden kültürel dokusunu anlayamadığı yolunda.
Bu saatten sonra ara sıra başvurulan retorik değişikliklerin hiç ikna edici
olabileceğini zannetmiyorum. Iraklıların bir söyledikleri de “Türkiye kendi
içinde Kürtler ve Alevilerbaşta olmak üzere azınlıktaki var oluşlarla bile
başedemezken, Neynova’nın olanca çeşitliliğiyle ne yapacak.” Eh buna itiraz
etmek çok da zor doğrusu. Uluslararası yasalar da lehine görünmezken, TSK’nın
bu koşullarda Irak’ta girişebileceği bir maceranın bütün bir bölgede algılanış
biçimiaçık olacak: İşgal. Iraklı Sünni milletvekillerinden eski başbakan
yardımcısı Salih el Mutlak bile Türkiye’nin Bağdat’ın onayı olmadan hareket
etmemesiniistiyor. Türkiye’nin ‘endişelerini anlasalar da’ gerilimin muhakkak
diplomatik yollarla çözülmesi gerektiğini vurguluyor. “Bu durumda her şey bir
yana Ankara’nın Irak’ta desteklediği grupları da tehlikeyeatacağına kesin
gözüyle bakabiliriz” sözleri her şeyin özeti aslında.


PEKİ NEDEN BÖYLE OLUYOR?


Türk
yetkililerle temasta olan, üst düzey Türk siyasilerle geçmişte teşrik-i
mesaileri bulunan bir Türkmen siyasetçinin (Sünni) şu sözleriaslında pek çok
şeyi anlatıyor: “Onlar (AKP) için iki unsur var. Birisi IŞİD, diğeri Daeş.
Daeş’i terörist buluyorlar, IŞİD’i ise İslami..” sözleriyle dile getiriyor. Bu
aslında “öfkeli çocuklar” retoriğinin de yankısı. Türkiye IŞİD’in Irak’ın kadim
topraklarında açmış olduğu yaraların hiç ayırdında görünmüyor. Irak’ın Sünni
Türkmenler daha ziyade Türkmen Cephesi şemsiyesi altında toplanıyorlar ancak
elleri günden güne zayıflıyor desek yeridir. Özellikle de “Türkiye tarafından
fonlandıkları” algısı çok yaygın. Irak’ta İran’ın etkisi azımsanmayacak düzeyde
olsa bile, Şia nedeniyle böyle bir algı yok. Bu İranlı yetkililerin en başta
söylemlerine hep dikkat etmelerinden tutun da Irak Arap kimliğinin “İran’ın
uydusu olmayı dışlayan” tutumuna uzanıyor. Şii Türkmenler ise daha dağınık
olmakla birlikte güçlerini Irak’ın bütünlüğü içinde kendilerine ait bir bölgeye
sahip olmakta görüyorlar. Merkezi hükümet şemsiyesi altında duruyorlar. Neynova
bölgesinin diğer halkları Ezidiler, Hıristiyanlar, Şebaklar ve
Kakailerledayanışma halindeler. 2014’te Telafer ve Amirli’deki IŞİD katliamları
Türkmenlerin Türkiye’ye bakışını derinden etkilemişler. O dönemde Bağdat, Necef
ve Kerbela’ya kaçmak zorunda kalmış olan Türkmenler, Türkiye’nin hiçbir yardım
yapmadığını anlatıyorlar. “Türkiye IŞİD karşıtı koalisyona katılmak istiyor, o
zaman neredeydiler” diye soruyorlar. Başika’daki varlığı da Sincar’daki PKK
varlığı üzerinden sunulan gerekçelendirmeyi de ikna edici bulmuyorlar.


IRAK’IN TÜRKMENLERİ


IŞİD’a
karşı verilen savaşın kalbinde Haşdi Şaabi güçlerinin haftasonunda operasyon
başlattığı Tel Afer yer alıyor. Bağdat’ın 380 km, Musul’un ise 60 km kadar
kuzeybatısında yer alan Telafer, IŞİD’in halifelik devletinin başkenti Musul’u
Suriye sınırına bağlayan yolda. Asuri imparatorluğunun başkenti olmuş bu kentte
Osmanlı döneminden kalma hisarın bazı bölümlerini havaya uçuran malum ‘öfkeli
çocuklar’.Telafer ‘Türkmenlerin başkenti’ niteliğinde. 2014 Haziran’ında
IŞİD’in eline düşmezden önce 200 bin civarında nüfusunun olduğu sanılıyor.
Kimileri 400 bin olarak da veriyor; yaklaşık 300 bini Şii Türkmen, kalanı Sünni
Türkmen, (yüzde 55’i Şii Türkmen diye bir rakam da veriyorlar) bir kısım da
Sünni Arap. Iraklı Türkmenler ülkenin üçüncü büyük etnik grubu. Irak’ın
kuzeyinden itibaren Suriye sınırındaki Telafer, Musul, Altunköprü, Kerkük,
Tuzhurmatu, Kifri, Kara Tepe, Hanekin, Mendeli ve Bağdat’ıngüney doğusunda
bulunan Bedre’ye uzanan bir hat onların bölgesi. Irak Planlama Bakanlığı’na
göre, 34.7 milyonluk nüfusun yüzde 7’sine tekabül eden 3 milyon insan. Kimileri
sayının daha az olduğunu söylese bile Irak Türkmen Cephesi’ne göre 2 milyonun
üzerinde bir nüfusa tekabül ediyorlar. Türkmenler, Şii ve Sünni olarak öteden
beri farklılaşmış olsalar da son dönemde ayrımları iyice keskinleşti. Şii bir
Türkmenin Sünni dayısı amcası varken, IŞİD yüzünden bazılarının arasına ‘kara
kedi girdiği’ aşikar. Buna rağmen bir arada olma vurgusu eksik
edilmiyor.IŞİD’dan en fazla çekenleri Şii Türkmenler. Ezidiler gibi katliamlara
uğradılar. Tüm ailesini yitirmişler, kızkardeşleri IŞİD’in eline düşmüşler var.
Onlar da Telafer başta olmak üzere yaşadıkları yerlere dönmek için
hazırlanıyorlar. Türkmen Haşdileri başı çekiyor. Musul’un ve Telafer’in
kurtarılmasından sonra kendi bölgelerini ilan etmek arzusundalar. Türkmenler
kendi bölgelerini istiyorlar Türkmen Kurtuluş Cephesi’nin Başkanı Ali Akram Al
Bayati, Irak’ın bütünlüğü ve merkezi hükümetin şemsiyesi altında IŞİD sonrası
üç bölge planının benimsenmesi için uğraştıklarını anlatıyor. En son Brüksel’de
Irak hükümetiyle bir toplantı da yapılmış. Neynova’nın Hıristiyanları,
Sincar’ın Ezidileri ile Telafer’in Türkmenlerinin etrafında şekilleniyor bu
plan. Dini ve etnik ayrımlar geçerli olsa da çoğunlukta olan grubun
bölgelerinde diğer azınlıklarında haklarının korunmasını baz alıyor. Bunun
derebeylik yaratarak yeni çatışmalara yol açması kaygıları bulunsa da bu
saatten sonra başka bir çıkış yolu da görünmüyor.


ŞU HAŞD HİKAYESİ


Haşdi
Şaabi Türkiye’de ‘Şia’ olarak algılanıyor. Iraklılar doğrusu bu işe
şaşırıyorlar ama Batı’da da benzeri bir sunum olduğuna dikkat çekiyorlar. Haşdi
Şaabi demek, ‘Halk Seferberlik Güçleri’ demek. Irak nüfusunun yüzde 65’ini
oluşturan Şiilerin mercesi Sistani’nin çağrısıyla oluşturulmuş olabilir. Ancak
Iraklılar Haşdi Şaabi’nin meclisten bir yasayla Irak Başbakanlığı’na bağlı bir
savunma örgütlenmesi olarak şekillendirildiğini belirtiyorlar. Haşdi Şaabi’nin
içinde Türkmen Haşdiler de var, Ezidi Haşdi’ler de, Hıristiyan Haşdiler de,
Şebak Haşdiler de bulunduğuna dikkat çekiyorlar.


Türkmen Kurtuluş Vakfı  Başkanı El Bayati:




‘Türkiye’nin politikaları Türkmenlere yaramadı’




Ali Akram el Bayati, Türkmen Kurtuluş
Vakfı’nın Başkanı. Tel Aferli. Son dönemde Amerika ve Avrupa’da pek çok
toplantıda Türkmenleri temsil etmiş, gayet iyi İngilizce konuşuyor. En son
Georgetown’da eski ABD elçisi Ryan Croker’ın da bulunduğu bir toplantıda “Irak
ve Musul’un geleceği” üzerine bir konuşma yapmış. “Şii-Sünni ayrımı yapılması
beni öfkelendiriyor” diyen Bayati’ye göre “Türkmenlerin yarısı, Türkiye’yi
kurtarıcı görüyor” söylemi yanıltıcı. Türkiye’nin Türkmenlerden ziyade kendi
çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini söylüyor: “Musul ve Telafer
meselesinin altında ekonomik çıkar yatıyor. Petrol yatakları ve boru hatları.
Sincar da bu boru hattı için stratejik önem taşıyor. Bu yüzden de PKK’nin
Sincar’dan çıkartılması gerektiğini düşünüyorlar.” 




-IŞİD konusunda Türkiye’nin tutumunu nasıl buluyorsunuz? 

Türkiye Telafer, Tuzhurmatu ve en son Dukuk
saldırıya uğrarken sesini yükseltmedi. Amirli katliamında sesini yükseltmedi.
Erdoğan’dan hiçbir şey işitmedik. 




-Türkmenlerin arasına mezhep ayrımı mı girdi?




Bu gerilim 2003-2004’te Saddam’ın
devrilmesiyle ayrıcalıklarını yitiren Sünni Arapların Şiilere saldırmasıyla
başladı. Siyasi liderleri mezhepçi hissiyatı besledi. Suudiler ve Katarlılar da
paralarla fonladı. Sünni Türkmenler bunun kurbanı oldu.




-Türkiye nasıl etkiledi bu durumu?




Türkiye’nin politikaları Türkmenlere de
yaramadı. Bugün 70 binden fazla sivil Türkmen, Türkiye’ye sığınmış durumda.
Türkiye, 1990’larda Türkmen Cephesi aracılığıyla Türkmenleri Kürtlere karşı
kullanmıştı. Sonra işler değişti Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile iyi
ilişkiler kurunca bu sefer Türkmen Cephesi’ni farklı tavır almaya zorladı.
Bugün Türkiye’nin müttefiki KBY, ancak onlar da Türkiye’den tedirgin. KBY
sadece KDP’den ibaret değil, KYB var, Goran var, hem İran hem Batı ile
bağlantıları var. Barzani Türkiye’nin pozisyonunu desteklese bile iplerini
tümüyle Ankara’ya vermeyecek. 




-Erdoğan’ın söylemlerini nasıl buluyorsunuz?




Erdoğan bir Suudi televizyonuna demecinde
Musul’la ilgili Sünnileri vurguladı. Bence Suudiler de zayıflamaya başlarken,
Sünni Arapların liderliğine soyunuyor. Hep İran’la rekabet yüzünden. ABD,
Türkiye’yi dengelemeye çalışıyor. Bugün Erdoğan İhvancı ve aşırılıkçı kanatta.
Batılılar da bir yandan içsavaş çıkartma tehlikesi oluşturduğunu diğer yandan
ittifak etmek zorunda olduklarını biliyor. Biliyorlar ki alternatifi yok. 




-Haşdi Şaabi’deki Türkmenlerin durumu nedir?




Telafer’i kurtarmak için yaklaşık 12 bin
civarında Türkmen Haşdi var. Haşdi’nin oluşumu demografiyi yansıtıyor, çoğunun
Şii olması doğal. 




-Peki ya Sünni Araplar ve Türkmenler? 




Onlar Türkiye’yi destekliyor. Sünni toplum
daha fazla aşiret yapısına sahip. Liderleri arasında IŞİD’e katılmışlar var.
Bazı temsilcileri mezheplere dayalı bir yönetim için çalışsa da başka Sünni
liderler de var. Salim Cuburi, Salih Mutlak gibi. Sünni Türkmenlerin çoğu da
söylendiği gibi Nuceyfilerin arkasında değil. Doğrudan Türkiye’den para alan
Nuceyfilerin kurduğu Haşdi Vatani ise Irak hükümetinden onaylı değil. 




-Türkmenler ne yapmak istiyor?




Irak anayasası açıktır. Telafer merkezli bir
bölge talep ediyoruz. Bu onaylanırsa diğer azınlıkları dışlamak anlamına
gelmeyecek. Biz Türkmenler azınlık olarak zayıfız. Tartışmalı bölgelerde
topraklarımız gitti. Birleşik liderlikten yoksunuz. Sünniler büyük çoğunlukla
Türkmen Cephesi’nde yoğunlaşırken, Şiiler Irak partilerine dağılmış durumda.
Askeri fraksiyonların hemen hepsinde Türkmen bölümleri var. Bu yüzden çıkarımız
birleşik güçlü merkezde. Irak anayasasını destekliyoruz. Çünkü kendi kendimizi
yönetebilmemizin yolunu açıyor. Telafer gibi bölgeleri geri alabilirsek daha
fazla siyasi, askeri ve mali destek alabileceğimizi biliyoruz.


Türkmen siyasetçi El Mufti: Türkiye kendisini Sünni
gösterdi, aleyhine oldu




Dr. Torhan el Mufti, Milliyetçi Türkmen Hak
Partisi’nin lideri. Kerkük’ün seçilmiş temsilcilerinden. Türkmen Kurtuluş
Vakfı’nın, Irak’ın bölgelerinden sorumlu komitenin de üyelerinden. “Türkiye
bizim umudumuzdu, 180 derece aleyhimize döndü. Türkiye kendisini Sünni
gösterdi, aleyhine oldu” diyerek Ankara’ya sitem ediyor.  




-Türkiye’de Haşdi Şaabi’nin Şii milis gücü olduğu görüşü hakim.
Hakikaten öyle mi? Türkmenlerin Haşdi’ye bakışı nedir?
 

Haşdi Şaabi, Şii milis demek değildir. Şiiler
çoğunluk olabilir, zaten nüfusun çoğunluğu Şii. Türkmen bölgelerinde Türkmen
Haşdiler vardır. Biz Türkmenlerin Kerkük’te Liva 16’mız var. Haşdi’de Hıristiyanı
var, Şebakı var, Ezidisi var… Herkesin bölgesi neresiyse o bölgedeki güçte
varlar. Haşdi Şaabi Irak güvenlik yapılanmasının parçasıdır. Yasayla
kurulmuştur. Bugün Haşdi Şaabi’deki Telaferli, IŞİD’in buradan çıkartılmasından
sonra geri dönmeye kararlıdır. Çadır kurup yine yerimde yaşarım der. Tıkrit’te
Cubur aşireti Haşdi’si vardı, Musul’da Şammar’ın Haşdi’si.. Haşdi’de 12-15 bin
Arap Sünni vardır. Sünni kenti Felluce’yi Haşdi kurtardı, katliam iddiası
propagandadan ibaret. 




-Türkiye başka ülkelerin de IŞİD karşıtı koalisyonda yer
aldıklarını belirterek Türk askerinin istenmemesini sorguluyor. Niye Türk
askeri istemiyorsunuz?




Irak’ta yabancı asker yok. Karada yoklar. Irak
arazisinde yoklar. Amerikalısı, Britanyalısı, Fransızı koalisyon içinde eğitim,
lojistik destek, hava saldırılarıyla koordinasyon için özel kuvvet
bulunduruyor. 

-Türkiye’nin Başika’da olmasının ne sakıncası var? 

Irak’ta güvenlik sorunu, bir başka devletin
‘ben oraya buraya giderim’ demesini gerektirmez. Türkiye’nin sorunu PKK ise o
zaman Sincar’a gitmesi gerekirdi. Başika’ya değil. Oraya niye üsleniyor? Bir
gün başka bir devlet aynısını Türkiye’ye yaparsa ne olacak? Türkiye ne diyecek?




-Türkiye’nin Irak’taki görünüşü nasıl? 

2010’dan sonra taraf olarak durması, kendisini
Sünni göstermesi, Türkiye’nin aleyhine olmuştur. Türkmen partilerden bazıları
Türkiye’nin projesinden gittiler. Türkiye herkesle aynı mesafede
durmalıydı. 




-Sünnisiniz değil mi?




Ben Türkmenim. Iraklı Türkmenlerde bölünmüşlük
görüntüsü var. Ama bunlar planlı propagandalarla yaratılıyor.
 

-Türkiye’nin varlığı Türkmenleri güçlendiriyor mu?




Yorum yok. 

-Türkiye ne yapmalı?




Türkiye Irak’la ilgili bir şey istiyorsa
merkezi hükümetle anlaşmalı. 




-Musul’dan sonra Irak birliği sürdürülebilecek mi? Suriye ile Irak
sahaları birleşiyor mu? Buna yönelik planlarınız var mı?




Biz kendi devletimizi kurtarmalıyız,
sınırımızı iyi tutmalıyız. Suriye’de bir proje yürütüldü, Irak’ta böyle bir
proje tutmaz. Suriye’de de tutmadı zaten. 




-Peki KYB ile Türkmenlerin ilişkisi nasıl?




Hakkımızı isteriz, kim verirse sorun yoktur.
Türkmenler Irak’ta dağınıktır. Neynova’da Hıristiyan, Ezidi, Şebak ve
Kakailerle birlikte yüzde 69’ı bulurlar, Sünnilerden çokturlar. Tek halde
dururlarsa haklarını güvence altına alırlar. 




-İran’ın Irak’a yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?




İran makro politikalarda çok daha başarılı.
İran ile ABD’nin yaptığını Türkiye yapamıyor. Suudi Arabistan bile Türkiye’den daha
başarılı. 




-Türkiye’ye ne mesaj verirsiniz?




Türkiye umarız ki Ortadoğu’da dengeleri
sağlasın. İstikrar bölgesi olsun. 




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet