Musul
Harekatı ve Milis Güçlerin Kontrolü


Yazan: Onur Kara


Ne
kadar zaman alacağı belirsiz olsa da hemen hemen herkesin beklentisi bu hafta
başlayan Musul harekatının ilk aşamasının başarılı olacağı ve IŞİD’in şehirden
çıkarılacağı yönünde. Fakat, harekatın gidişatı konusunda genel bir kanıya
varmak henüz mümkün değil: Meskun mahalde çatışma saldıran taraf için son
derece sancılı ve yavaş ilerleyen bir süreç ve Irak ordusu henüz Musul şehir
merkezine girmedi.


Musul’a
düzenlenen askeri harekat yaklaşık bir seneden beri devam eden çok taraflı
siyasi müzakerelerin bir sonucu. Türkiye’de bu müzakerelerin en çok dikkat
çeken tarafı hangi askeri güçlerin harekata katılacağı veya dışarıda
bırakılacağına dair sorulardı. Şehre girecek kara unsurları söz konusu olunca
da tartışmanın önemli bir kısmı Irak’taki milis kuvvetleri üzerinden yürümeye
başladı.


Askeri
açıdan bakıldığında Musul’daki ana sorun Irak ordusunun bu harekatı tek başına
yapacak güce sahip olmaması. 2014 yazında IŞİD şehre saldırdığında düzenli ordu
birliklerinin kayda değer bir direnç gösterememesi hem orduya, hem de Bağdat
hükümetine büyük bir darbe vurmuştu. O zamandan beri Irak ordusunun yeniden
yapılandırılması için ciddi çaba sarf edilmekte ise de temel sorunlar halen
çözülebilmiş değil. An itibariyle birkaç tugaylık bir güç dışında Irak
ordusunun ana unsurları savaş şartlarında görev ifa edemeyecek durumda. Bu da
alternatif silahlı güçlerin kullanımını zorunlu kılıyor.


Alternatif bir Tercih?


Milis*
kuvvetlerin kullanımı NATO’nun
Libya’ya müdahalesinin ardından tekrar gündeme geldi
. Hem bölgesel güçler,
hem de büyük devletler kendi piyade birliklerini çatışma bölgelerine
göndermekten çok işbirliği yapabilecekleri milis kuvvetler bularak bunlara hava
gücü ve özel kuvvetler ile destek sağlamayı tercih etmeye başladılar. Bu, hem
siyasi riskin yerel aktörlere transfer edilmesini sağladığı, hem de ekonomik
sorunlarla boğuşan batı ülkelerinde masrafları düşürdüğü için çekici göründü.
Benzer bir şekilde, çatışma bölgelerinde merkezi devlet otoritesinin
zayıflaması ve bölgesel güçlerin desteği gibi nedenler de milis kuvvetlerin
gelişimini hızlandırdı. 2016 yılının
başında Libya’da iki bin civarında milis grup bulunuyordu
. Boyut ve
organizasyon yönünden büyük farklılıklar gösteren milis gruplar IŞİD işgalinden
sonra Irak’ta da daha görünür hale geldi.


Fakat,
milis kuvvetlerin düzenli ordular ile ilişkisi genellikle son derece sorunlu
bir seyir izliyor. Öncelikle bu kuvvetlerin orta ve uzun vadede kontrol altında
tutulmaları oldukça zor. Devletler her ne kadar bu gruplarla bir süre iş
birliği yapıp daha sonra tasfiye veya devlet kurumlarına entegrasyon yoluna
gidebilseler de, Bağdat hükümetinin dış destekli silahlı gruplara sözünü
geçirmesi ihtimal dahilinde görünmüyor. Özellikle geçen sene Felluce’nin geri
alınmasının ardından Şii milislerin şehirde yaygın şekilde şiddet uygulaması aynı
senaryonun Musul’da tekrarlanacağına
dair korkuları güçlendirmişti.


İkinci
problem ise milis kuvvetlerin kendi iradesine sahip olmayan, dış örgütlerin
“maşa”sı konumunda gruplar olarak algılanması. Bugün Musul çevresinde neredeyse
her bölgesel aktörün destek verdiği silahlı bir grup olduğu doğru. Fakat, Arap
isyanları sonrasında beliren çatışmalar bu maşaların
birden kendi başlarına hareket etmeye başladığı ve Riyad, Tahran veya
Washington’un kontrolünden çıktığı örneklerle
dolu. Bu açıdan bakıldığında
milis örgütlerin devletlerle nereye kadar iş birliği yapacağı da problemin
diğer yüzünü meydana getiriyor.


Libya’da
milis gruplar ortak düşmanın (Kaddafi rejimi) mağlup edilmesinden kısa bir süre
sonra kendi aralarında çatışmaya başlayarak ülkedeki siyasi sürece çok büyük
zarar vermişlerdi. Benzer bir durumun nüksetmemesi için ABD tarafından bazı
önlemler alınmış gibi gözüküyor. Bunların içinde milis güçleri düzenli orduları
andıran komuta ve kontrol mekanizmalarına dahil etmek, askerlere standart
ekipman ve üniforma dağıtmak gibi tedbirler mevcut. Ancak bunların ne kadar
etkili olacağını şu aşamada bilmiyoruz.


Musul’un Geleceği


Milis
güçlerin getirdiği risklerin kendini ne ölçüde göstereceği şehir merkezindeki
çatışmaların gidişatı sırasında belli olacak. IŞİD Musul merkezinde tutunmamayı
seçebilir, ağıt zayiat vermeyi göze alarak sonuna kadar savaşabilir veya (en
yüksek ihtimalle) yer altına çekilebilir. Bundan sonra ne olacağı önemli: Eğer
şehirdeki çatışma mezhepsel bir hal almaya başlarsa (ki milis örgütlerin birçoğu
etnik ve mezhepsel temellere sahip olduğundan bunların aynı bölgede olması dahi
sorun yaratabiliyor)  IŞİD
Şii militanlara karşı yerel halktan bir miktar destek görebilir
. Örgüt daha
önce de konvansiyonel savaşta kaybettiği yerlerde devam eden ihtilaflardan
faydalanmış ve fırsatını bulunca tekrar gün yüzüne çıkmıştı.


Elbette
bu askeri gelişmelerin hepsi Musul’un çatışmalar bittiğinde nasıl yönetileceği
ile ilgili. An itibariyle koalisyon içindeki aktörler arasında ciddi boyutta
güvensizlik mevcut ve başat oyuncuların öncelikleri birbirinden farklı. Varılan
siyasi anlaşma ne olursa olsun, çatışmalar bittiği anda Musul’da kamu hizmetlerinin
süratle yeniden sağlanması gerekecek ve ne Irak devletinin ne de milis
güçlerinin şu an bunu gerçekleştirecek kaynak ve yeteneğe sahip olmadığı
söylenebilir. Bu nedenle birkaç ay içinde Musul’un yönetiminde birçok farklı
aktör (özel şirketler de dahil) rol alabilir. Şehrin çatışmalar sırasında ne
ölçüde zarar göreceği ve mülteci akının boyutu bu problemin ciddiyetini
belirleyen önemli faktörler olarak öne çıkmakta.


Musul,
milis kuvvetlerin nizami ordu birlikleriyle beraber kullanıldığı harekatların
en büyük ve en karmaşık örneklerinden biri olarak uzun süre hatırlanacak. Milis
kuvvetler Ortadoğu’daki askeri gelişmelerin uzun bir süre daha parçası olacak
gibi görünmekte. Bunun getirdiği risk ve fırsatların nasıl sonuçlar doğurduğunu
muharebenin ilk safhaları sona erdikten sonra daha net göreceğiz.


*
“Milis”, sorunlu bir kavram. Özellikle basın kuruluşları farklı türde
devlet-dışı silahlı güçleri milis kelimesi altında gruplandırmaya eğilimli.
Ayrıca bu kelime Arap kaynaklarında bazen küçümseme amaçlı olarak da
kullanılabiliyor. Ben bu yazıda “milis” kelimesini nizami ordu birlikleri
dışında kalan, genellikle yerel dini-siyasi otoriteler tarafından
yönlendirilen, çoğunlukla hafif piyadeden oluşan ve personel sayısı ortalama
bir tugay boyutunu geçmeyen unsurları kastetmek amacıyla kullandım.


Kaynak
: http://guvenlikenstitusu.com/musul-harekati-ve-milis-guclerin-kontrolu/