Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


PATRICK COCKBURN : BORİS JOHNSON NEDEN TRUMP’TAN DAHA
TEHLİKELİ ????




Britanya’da da Brexit’in yarattığı siyasi
kutuplaşma her ne kadar daha çok taze de olsa gün geçtikçe çok daha derine
bilinmezliğe -ve günüm sonunda- ülkeyi karanlığa sürükleyebilecek çok riskli
adımlara götürüyor.




28 Temmuz 2019 09:28




Boris Johnson’ın yeni başbakan olarak yükselişi
bir yumuşak darbenin mi ürünü? Donald Trump’ın farklı etnik kökenlerden dört
kadın kongre üyesine yönelik ırkçı söylemleri onun Mussolini ve Hitler gibi bir
faşist olduğunu kanıtlar mı? Bu iki sorunun beraber yanıtlanması gerekiyor
çünkü Britanya’daki siyasi gelişmeler ABD’den etkilenmeye çok eğilimli tersi de
nispeten daha az da olsa karşılaşılan bir durum. Thatcher-Reaganlı 1980’ler bu
hastalıklı durumunun bir göstergesi ki aynı şey 2016’da Britanyalı seçmenlerin
çoğunun Brexit’e oy vermesi ve Amerikalıların (çoğu olmasa da) Trump’ı başkan
seçmesiyle yine tekrar etti.




Eskiden yumuşak darbe söylemleri ya da 20lerin
30ların faşist liderlerine benzetme yapan analojiler gibi telaşlı analizleri
ciddiye almazdım. Fakat bugün ve geçmiş arasındaki paralellikler ve
benzerliklerdeki artış gün geçtikçe daha korkutucu oluyor. Trump ve Johnson’ın
siyasette güç kazanmalarının önünde çok fazla engel olduğunu söyleyen
gözlemciler çok yanıldı.


Demokratik tercihler Johnson’ın başbakan
seçilmesinde çok kısıtlı rol oynadı tahmin edildiği üzere. Başkalarının da
ifade ettiği üzere yarısından fazlasının 55 yüzde otuz sekizinin de 66 yaşın
üzerinde olduğu 160 bin muhafazakâr parti üyesi -ki temsil yetisinden çok uzak bir
grup- tarafından seçildi. Johnson başka bir muhafazakâr parti lideri Theresa
May tarafından kurulan bir azınlık hükümetine liderlik edecek ve Kuzey
İrlanda’nın mezhepçi siyasetinin bir sonucu olarak Protestan Parti’nin
desteğine göre hareket edebilecek. Johnson’ın destekçileri kendisinin uydurma
ve abartılı söylemlerine çok dikkat etmemek gerektiğini söyleyerek iktidarda
çok daha ılımlı bir yön çizeceğini iddia ediyor. Ben buna güvenmezdim:
Washington’da da birçokları Trump için Beyaz Saray’a gelince sakinleşir
demişti. Analizciler gücünü yabancıları ve azınlıkları yabancılaştırarak ve
rakiplerini hainlikle suçlayarak kazananların iktidara geldikten sonra
kazandıran bir formülü bırakmasının saçma olduğunu fark etmiyorlar.


Tam tersine Trump beyaz olmayan Amerikalılara ve
Amerikan karşıtlarına yönelik saldırılarını ülkeyi terk etmeleri gerektiğini
söyleyerek daha da arttırdı. Kuzey Karolina’da bir mitinginde saldırdığı dört
kongre üyesinden biri olan İlhan Omar’ı hedef aldığı söylemlerle kitlesini gaza
getiren Trump görüntüsü etnik düşmanlığı sömürme konusunda herhangi bir sınırı
olmadığını gösterdi.


Trump’ın konuşmasından hemen birkaç gün sonra
Johnson Canning Town’da sahneden Man Adasında bir balıkçının Avrupa Birliği
sınırlandırmaları yüzünden işinin ne kadar sıkıştığına yönelik bir hikâye
anlatarak izleyenlerini gaza getiriyordu. Bu tarz hikayeler Johnson için yeni
değil. Kariyerinin başladığı Daily Telegraph gazetesinin Brüksel bürosunda da
bu tarz uydurma dikkat çekme amaçlı hikayelerle sesini duyurmuştu. Şimdi de
AB’yi Britanya’nın tüm parasını emen bürokratik bir canavar olarak resmettiği
hikâyeler yanlışlanmış da olsa suyu bulandırdığı için zaten önyargılı olan ve
şu anki liderlerini seçen muhafazakâr partili okurlarında bir etki bıraktı.


Trump’ın Kuzey Karolina’daki zehirli demagojisi
sadık takipçilerini etkilemiş olsa da bir karşı reaksiyon da yarattı.
Karşılaştırmak gerekirse Johnson’ın balıkçı hikayesi alaycı ama anlayışlı bir
tonla şakayla karışık şekilde Boris’in de böyle kendine münhasır biri olduğu
çok ciddiye alınmaması gerektiği söylemleriyle karşılandı.


Johnson’ın tarzının çok daha sinsice olduğu için
Trump’dan daha tehlikeli olduğunu düşünmeden edemiyor insan.


İngiltere’deki seçmenler her daim kendisini mizahi
bir figür olarak yansıtan politikacılara hayran olmuşlardır. Bu tarzı ortaya
çıkaran Arjantin fıçı birası ve mizahi üslubuyla Nigel Farage olmuştu. Farage
ve Johnson kendi noksanlıklarının acısını çeken bu dünyanın tuzu biberi gibi
görülen Sheaksperean şişman neşeli kaba karikatür politikacı çizgisinin (ç.n. *
Binali Yıldırım gibi) uzmanları denebilir. Bu taktiğin tuttuğu örnekler olarak
İşçi Partisi’nin sarhoş Başkan vekili George Brown ve ölümünden sonra polisin
tuttuğu rapora göre cinsel ve fiziksel olarak en küçüğü sekiz yaşında olan
birçok çocuğa zarar veren (kendisine yönelik 144 ayrı şikâyet vardı) Liberal
Parti milletvekili Cyril Smith gösterilebilir.


Johnson ve Trump tüm bunları atlatabiliyor çünkü
insanlar artık çok geç olana kadar onları ciddiye almıyorlar. Fakat ikisi de
20lerin ve 30ların faşist liderlerinin bastığı siyasi ve duygusal damarlara
basıyorlar. Aynı onlar gibi küreselleşme karşıtı milliyetçi popülist bir
hareket örgütlüyorlar Hitler Yahudileri suçluyordu bunlar da Brüksel’i. Goebbels
de “Bir duvar örmek istiyoruz koruyucu bir duvar” demişti.


31 Ocak 1933 tarihli New York Times sayısına
bakmakta yarar var -Hitler iktidara geldikten sonraki gün- çünkü orada tam da
düzgün ama fazla hoşgörülü bir şekilde ortadaki tehlikeyi küçümsemenin örneği
var. Yazar yeni Alman liderinin “eğer kampanyada kullandığı tehlikeli dili
aksiyona dönüştürmeye kalkarsa” çoğunluğun muhalefetiyle karşılaşacağını
söylüyor.


Makale Almanların hakkında umutlu konuştuğu
“evcil” bir Hitler tarifi çiziyor. Hepsinden de öte kendisi hakkındaki sert
eleştirileri boşa çıkarmak adına “Ne zaman radikal bir demagog sorumluluk almak
için kavga etse mutlaka bir dönüşüme yüzümüzü döneriz” diye de ekliyor. Yazara
göre bu kaprisli demagogun Alman halkını karanlığa hapsedeceğini kesin olarak
anlamadan da kendisi hakkında bir yargıya varılmamalı.


Trump’ın retoriği Johnson’ın söylemlerine
kıyasla çok daha korkutucu ve saldırgan fakat Johnson kendisinden çok daha
tehlikeli birine dönüşebilir. Bunun sebebi de bütün çıkışlarına rağmen daha
gerçekçi ve tedbirli ve henüz daha kimseyle bir savaşa girişmedi. Onun için
“Amerika’yı Tekrar Mükemmel Yapalım” demek kolay çünkü ABD zaten halihazırda
dünyanın en güçlü devleti bu gücü azalmaya başlamış olsa da.


Johnson başbakan olduğunda çok daha zorlu bir
sürecin içine girecek çünkü Britanya çok uzun zamandır Britanya’daki insanların
düşündüğünden -özellikle muhafazakar parti üyelerinden- çok daha zayıf. AB
içerisindeki 27 ülkeyi karşısına almak onu çok daha fazla zayıflatacak ve
elindeki tek alternatif ittifak stratejisi ise politikalarının çok değişken ve
ben merkezci olduğu bir dönemde ABD’ye güvenmek. ABD ile bir olup İran’ı
karşısına almak bunu o ülkenin uydusu gibi gözükmeden yapmaya çalışmak seçtiği
yolun ne kadar tehlikeli olduğunun ilk işaretleri.




Trump şüphesiz ABD’yi bölüyor ama ABD zaten her
zaman etnik ayrımcılık ve kölelik mirası sebebiyle bölünmüş bir ülkeydi. 160
yıl önceki iç savaşın yarattığı kutuplar bugün hala ABD’de siyasi taraflaşmanın
temelini oluşturuyor.


Britanya’da da Brexit’in yarattığı siyasi
kutuplaşma her ne kadar daha çok taze de olsa gün geçtikçe çok daha derine
bilinmezliğe -ve günüm sonunda- ülkeyi karanlığa sürükleyebilecek çok riskli
adımlara götürüyor.
 

counterpunch.org’tan çeviren Yusuf Tuna KOÇ




LİNK : https://www.birgun.net/haber-detay/boris-johnson-neden-trumptan-daha-tehlikeli.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış