Dr. M.Galip Baysan

Konuk Yazar

Günümüzde Ermeni Meselesi ile
ilgilenen görevli, görevsiz, Türkü, Ermenisi, yerlisi ve yabancısı ile herkes
bu kişiyi tanımadan, neyi niçin yaptığını bilmeyen hiç kimse Ermeni Meselesini
anlayamaz. Olayları genellikle taraflara olan hissi duygularına göre duygusal
olarak değerlendirmeye çalışır ve doğruyu, gerçekleri anlamakta zorluk çeker.
Bu konuda 50 yıla yakın bir mücadele içinde bulunan bir Türk vatandaşı olarak
emeklilik köşeme çekilmeden önce uzun yıllar yaptığım araştırmalar sonucu elde
ettiğim bilgilere dayanarak; bu konuda tarihte büyük mücadeleler vermiş olan
kişi ve kurumları sizlere tanıtmak istiyorum. Ermeni Meselesine ilgi duyan
herkesin size sunacaklarımı dikkatle izlemelerini ve kapasiteleri nisbetinde
mümkün olduğu kadar yayılmasını sağlamalarını tavsiye ederim. Bu yazıyı
okuyucuyu yormamak için iki bölüm halinde sunmayı uygun gördük.  

William Ewart Gladstone:
1809-1898 yılları arasında yaşamış ve İngiltere’de 1868-1874, 1880-1885, 1886
ve 1892-1894 yılları arasında dört kez başbakanlık yapmış bir devlet adamıdır.
İskoç kökenli bir aileden geliyordu. Eton’da ve Oxford’daki “Christ Church Collage”
(Kilise İsa Koleji)’nde eğitim gördü. Din adamı olmayı düşündüyse de babasının
etkisiyle bundan vazgeçti. Meslek olarak politikayı seçen Gladstone: ilk defa
1832 yılında Parlamentoya seçildi.(1) Politik hayatı boyunca dinsel görüşler
çerçevesinde kalmasının ve detaylarını açıklayacağımız, Türk aleyhtarı
faaliyetlerin nedeninin, onun çocukluk ve gençlik döneminde aldığı bu dinsel
eğitim olduğu kanaatindeyiz. Onun 1839 yılında yazdığı tek kitabı dinle
ilgilidir ve “The State in Its
Relations With State” ( Kilise İle İlişkileri Bakımından Devlet)
adını taşımaktadır.(2) 1834-5 yıllarında ilk defa Maliye Bakanı olarak
hükümette yer aldı. 1852’de ikinci defa Maliye Bakanı iken, Kırım Savaşı için
çıkan bir anlaşmazlık nedeni ile, daha doğrusu Kırım Savaşı’na karşı olması
nedeniyle 1855 yılında hükümetten ayrıldı.(3)

Türk taraftarı bir politika benimseyen Lord Palmerston’un ölümünden (1865) bir
yıl bile geçmeden, (4) Gladstone; Kırım Savaşı sonunda imzalanan Paris
Antlaşması gereği, Rusya’nın Karadeniz’de donanma bulunduramayacağı maddesi
aleyhinde ve mevcut kısıtlamaların kaldırılması lehinde konuşmalar yapmaya
başladı. (5) Genelde Kırım Savaşı’na katılmayı bir siyasi hata olarak kabul
ediyordu. Bundan cesaret alan Rusya, 1870’de bu kısıntıyı tanımadığını ilan
etti ve İstanbul’daki Büyükelçisi, o da ünlü bir Türk düşmanı ve Balkanlarda “Pan Slavizm” politikasının
gerçekleştirilmesinin baş mimarı olan General İgnatiyev’in tavsiyesine uyarak
Karadeniz ve Balkan topraklarındaki faaliyetlerini hızlandırdı.
İngiltere-Türkiye arasındaki ittifakı bozmak için Bulgar Hıristiyanlığını
kullandı. Gönderdiği silah ve ajanlarla değişik yerlerde isyanlar başlattı.



1874 senesi başlarında Parlemento’yu feshederek seçime giden Başbakan Gladstone
ve partisi seçimlerde ağır bir yenilgi alınca, parti başkanlığından ayrılmış ve
Hawarden’deki malikânesine çekilmişti. Rusların tahriki ile başlatılan
isyanları bastırma konusunda Osmanlı Devletinin aldığı tedbirler Batı
Başkentlerine bir “Soykırım”
olarak yansıtıldı. Fırsatı kaçırmak istemeyen Gladstone isyanları bastırmayı
başaran Osmanlı Devletine karşı, Başbakan Disraeli tarafından gerekli
müdahalenin yapılmadığı iddiası ile yeniden siyasete döndü. Gladstone artık bir
devlet adamından çok bir “Haçlı
Savaşçısı” gibi davranıyordu. Her fırsatta bir Rusya dostu ve Türk
düşmanı olduğunu göstermekten kaçınmıyordu. (6) Adeta gençliğinde hayal ettiği “Din Adamı” kimliğine
kavuşmuş gibi idi. Kendi partisini de, dış politikada Türklerin aleyhine
yönlendirdi. İşte o zaman Liberal Partiye mensup gazeteler, Rus basınından daha
fazla “Türk zulümleri ve
barbarlığı” yazılarıyla doldu.(7)



Gladstone’un bizzat kaleme aldığı Bulgar Dehşeti ve Doğu Meselesi “Bulgarian Horrors And The Question of
The East” adlı broşürü, Sultan Abdülhamit’in Eyüp’te kılıç
kuşanmasından bir gün önce Londra’da piyasaya çıkmıştı. Bu broşür İngiltere’de
1 hafta içinde 40.000 adet sattı. Hemen Rusça’ya çevrildi ve bu çeviri de
Moskova’da bir ay içinde 10.000 alıcı buldu. Bu baskı o günlerin Rusyası için
bir rekordu. Broşürdeki “Türklerin
mahvedip aşağıladıkları vilayetlerdeki tüm istismarları ortadan kaldırmak için
en iyi yol olarak onların pılı pırtılarını toplayıp Avrupa’dan gitmeleri
gerek” sözleri, Moskova ve St. Petersburg’da broşürü okuyanın çok
hoşuna gidiyordu. Mevcut bunalımı Balkan Yarımadası dışına çıkarmakta yarar
görmeyen devlet adamları bu çağrıyı fazla ateşli buluyorlardı. Yine de gerek
eski bir Başbakanın yayınladığı broşür, gerekse İngiltere ve Rusya’daki
protestolar, kamuoyunu hareketlendirdi ve hükümetlerin politikalarının
geliştirilmesinde etkili oldu. (8)

“Bulgaristan
Dehşeti”
adlı broşür (9) İngiliz halkı
üzerinde o kadar etkili oldu ki, adeta kapışıldı ve bir ay içinde satışı
200.000’e yükseldi.(10) Böylece Bulgar davası kısa süre içinde sayısız taraftar
kazandı. Gladstone’un taraftarları gerek Liberal Parti içinde gerekse dışında
çalıştılar, toplantılar yaparak bir grup oluşturdular. Bu grup 8 Aralık 1876
günü ( Yani Balkanlardaki karışıklıkları önleme amacı ile 23 Aralıkta
İstanbul’da yapılan tarihi Tersane konferansından sadece iki hafta önce)
St.James Hall’de “Doğu
Sorunu” konusunda büyük bir ulusal toplantı düzenledi. Bu
konferanslara İngiltere’nin belirli bir konuda dış politikasına baskı yapmak
amacıyla, o güne kadar görmediği şekilde bir aydınlar grubu katıldı.
(11)      Konuşmacılar değişik fikirler öne sürdüler
ama sonunda Türkiye’yi reformlar yapmaya zorlamak için, İngiliz Hükümetinin
Rusya ile işbirliği yapması gerektiği hususunda fikir birliğine vardılar. (12)

Bilindiği gibi Rusya
Türkiye’nin en büyük düşmanı, Hıristiyan ve Slav olan Bulgarların da en büyük
destekçisi idi. Konferansın sonunda en önemli konuşmacı kabul edilen Gladstone
İngiltere ve Rusya’nın Türk tebaası olan Hıristiyanlara özgürlüklerini sağlamak
için verdikleri müşterek desteği açıklama anlamı taşıyan bir Jestte bulunarak,
Rusya’nın İngiltere’deki propaganda temsilcisi bayan Olga Navikoff’un koluna
girdi.
 

Savaşa kadar 1876-1877 kışı
boyunca “Doğu Sorunu”
tartışma konusu olmaya devam etti. (13) Ama artık olan olmuş, İngiliz devlet
politikası Gladstone sayesinde değişmiş, İngiltere, Osmanlı topraklarında
yaşayan Hıristiyanları koruma amacı ile Rusya’nın dostu ve Türklerin baş
düşmanlarından biri haline getirilmişti.

1870’lerin ortalarında İngilizleri Türk düşmanı haline getiren olay sadece
Rusların propagandası ve Gladstone’un tek taraflı gayretleri değildi. Dinsel ve
ırksal dayanışma arzusunun dışında asıl sebep ekonomikti. 1869’da İngiliz,
Fransız sermayesi ve Mısırlıların iş gücü ile açılan Süveyş Kanalı; geçen 5-6
yıllık süre içinde bütün hisseleri ile tamamen bu iki ülke sermayedarlarının
eline geçmişti. Ayrıca, Osmanlı Devletine verilen borç faizlerinin tamamının
zamanında ödenemeyeceği ile ilgili 6 Ekim 1875 tarihinde çıkarılan kararname,
İngiliz ve Fransız halkı üzerinde çok olumsuz bir etki yaratmıştı. Bu olumsuz
akımlardan en çok yararlananlar da Bulgar davasını destekleyen Rus ve İngiliz
propagandacıları oldu.

Avrupa insanını böyle kütle
halinde Türklerin aleyhine çeviren en önemli ve bütün diğer nedenlerinde önüne
geçebilecek olay, daha önce de belirttiğimiz gibi Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya
olan borçları ve bu borçlarını ödemede zorlandığını ilan etmesi olmuştur.

1875 yılına kadar dışarıdan
alınan borçlarla Osmanlı devleti tam bir borç batağına saplanmış bir
durumdaydı. Devletin dış borçlarıyla demiryolu tahvilleri ve genel borç
senetlerinin değeri 200 milyon, halkın elinde bulunan borç senetleri de 106
milyon lira kadardı. (14) (1863-1864 yılı bütçesi, 340 milyon lira idi) (15) Bu
büyük borç yükü için her yıl Avrupa’ya faiz ve amortisman için 14 milyon lira
gönderiliyordu.

Dış istikraz faizleri %5 veya
%6 görünmesine rağmen teminindeki güçlük nedeni ile gerçek faizler %12’ye
varmakta idi. Genel borçlanma ve demiryolu faizleri de böyle idi. Kârlı bir
gelir kaynağı oldukları için bu senetler hem Avrupa’da hem de Türkiye’de çok
rağbet görüyordu. Avrupa ve Türk halkının büyük bir kısmı bütçesini Osmanlı
Devleti’nden aldığı faize göre düzenlemişti. Osmanlı borçlarındaki herhangi bir
değişiklik, bu kişisel bütçeleri alt üst edecek bir durum yaratabiliyordu.

Sadrazam Mahmut Nedim Paşa,
1874 yılının gelir-gider durumunu açıklayınca, Osmanlı Hükümeti’nin mali durumu
Avrupa basın yayın organlarında günlük tenkit konusu haline gelmişti. (Büyük
bir ihtimalle can yoldaşı gibi olan Rus Elçisi İgnatief’in tavsiyesi ile)
Maliye’nin sorununu halletmek için bir plan hazırladı. Bu plâna göre yılda
ödenmekte olan 14 milyon liradan 7’si tasarruf edilecek, bu tasarruftan 5
milyon lira ile bütçe açığı karşılanacak, 2 milyon askeri ihtiyaçlar için
harcanacaktı. Bu plân hükümetçe de kabul edilince 6 Ekim 1875’de bir kararname
yayınlanarak beş sene müddetle muntazam borçların faizlerinin yarısını nakit,
diğer yarısının da %15 faizli bir senet ile ödeneceği ilan edildi.

Bu kararname senet sahipleri
üzerinde bir bomba etkisi yaptı. Avrupa kamuoyu tamamen Osmanlı İmparatorluğu
aleyhine döndü. “Türkler bizi dolandırdılar. Altınlarımızı sefahat uğrunda
sarf ettiler, bunların bekası Avrupa’ya zararlıdır”
demeye başladılar.
Türkiye’de de halk Sultan Abdülaziz’i sorumlu tutmağa başladı. Taç ve tahtı
sallandı, altı ay geçmeden bir darbe ile tahtından indirildi. (16) 1876
sonbaharında Anadolu’yu gezmek için yola çıkan bir İngiliz subayı (Yzb. Fred
Barnaby) anılarını “On Horseback Through Asia Minor” (At sırtında bir baştan
bir başa Anadolu) adlı bir kitapta toplamıştı. Kitabında, Osmanlı Devleti’nin
faiz ve anapara ödemelerini durdurmasının İngiltere’de çok aleyhte bir hava
yarattığını ve İngiliz vatandaşlarının cebinden bu nedenle bir milyon sterlini
aşkın bir paranın buhar olup uçtuğunu belirtiyor. (17)

Bu olumsuz havadan en fazla
yararlanan Gladstone ve Panslavistler olmuştur. İşte Bulgarlar bu dönemde
isyanlara ve Türklere karşı bir kıyım kampanyasını başlattılar ve Türklerin
isyanları bastırmak için aldığı tedbirler ustaca bir propaganda zinciri ile
Türklerin aleyhine dev bir kampanyaya dönüştü. “Bulgaristan Vahşeti ve Doğu
Sorunu”
nun yazarı Gladstone alelade bir insan değil Büyük Britanya gibi
dünyanın en büyük sömürge imparatorluğunda yıllarca Başbakanlık yapmış (ve
yapacak) bir siyaset adamı idi. 

Gladstone’un çalışmalarının
dönemin İngilteresinde ne kadar önemli kabul edildiğini açıklarken, hepimizin
çok iyi tanıdığı iki ünlü ismin görüş ve davranışlarını da sizlerle paylaşmak
istiyoruz.

“Bu konu ile ilgili olarak birbirine zıt görüşleri paylaşan iki önemli isim
Karl Marx ve Charles Darwin’di. 11 Aralık 1876’da Marx, Friedrich Engels’e
yazdığı bir mektupta, St. James Toplantısını ayrıntılı bir şekilde anlatıyor ve
Gladstone’un Bn. Navikoof’la beraber konferanstan nasıl ‘çalım satarak’ kolkola
çıktığını tarifle ‘İngiltere ile Rusya arasında daha şimdiden bir ittifak
kurulmasından duyduğu endişeyi belirtiyordu. Marx, Çarlık Rusyası’na
‘Avrupa’daki bütün reaksiyoner hareketlerin büyük desteği ve Batı uygarlığı
için ciddi bir tehlike’ gözü ile bakmaktaydı. Das Kapital’ın 2’nci ve 3’ncü
ciltleri üzerindeki çalışmalarını konferanstan sonraya bıraktı ve Gladstone’un
Rusya taraftarı politikasını eleştiren üç makale yazdı. Makaleler en çok okunan
muhafazakâr İngiliz gazetesinde imzasız olarak yayınlandı. (18) Marx nazik,
fakat güçlü ve inandırıcı bir şekilde, Gladstone’un yalanlamalarına rağmen,
Bn.Novikoff ile gizli bir siyasal yazışma sürdürdüğünü ve Polonya’daki Rus
baskısı karşısında sesini çıkarmazken Bulgaristan’daki Türk baskısını protesto
etmesinin riyakârlık olduğunu savunuyordu. Gladstone’un Hıristiyan Bulgarların
haklarını yüceltmesine karşı, Marx, Türk köylüsünün ahlâki değerlerini ve
“Muhammet”in çocuklarının bütün Hıristiyan sahtekârlara ve ikiyüzlü gaddarlık
tacirlerine karşı aldıkları sağlam şerefli tutumu yüceltiyordu.”
(19)

Aynı konuyla yakından
ilgilenen diğer büyük isim Darwin’dir. “Bulgaristan Dehşetleri”’nin 6
Eylül’de yayınlanmasından sonra ortaya çıkan yardım komitelerinin biri olan
“Bulgaristan’a Yardım” kampanyasına 19 Eylül 1876’da 15 pound bağışta bulunmuş,
30 Kasım’la 7 Aralık tarihleri arasında St. James Konferansının toplanmasını
açıkça desteklemiş, 9 Aralık’ta ve Ağustos 1877’de “Bulgaristan’a yardım”
fonuna 15 ve 10 pound daha bağışta bulunmuştur.




























































Gladstone’un 10 Mart 1877
Pazar günü Darwin’in de bulunduğu bir toplantıda, “Katliam Dersleri”
(20) başlığını taşıyan ikinci kitabı elindeydi ve konuşmalarının esasını bu
kitap teşkil ediyordu. Türk terörizm’i bu toplantıda ele alınan tek konu
oldu ve Darwin Gladstone’u büyük bir zevkle dinledi. (21) 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet