Hasta
için bu uygulamadan sonra “hafıza kaybı” söz konusudur. Bununla ilgili çok
spekülasyon yapılsa da, uzmanlara göre bu hafıza kaybı kalıcı değildir.
Unutulanların tekrar hatırlanabilmesi ise 6 aydan 1 yıla kadar bir süreç
gerektirebilir.


1958
yılında İtil’le tanışan Max Fink’in daha sonra Türkiye’yi ziyaret ettiğini
görüyoruz. Bir açıklamasında “İlk KATATONİ hastasını Bakırköy Ruh ve Sinir
Hastalıkları Hastanesi’nde, 1962 yılında gördüm” diyen Fink’in sicili ise, çok
uzun yıllar mesai arkadaşlığı yaptığı ve 12 Eylül dönemi Türkiyesi’nde 5000
civarında tutuklu ve mahkumu rızaları olmadan kobay olarak kulllandığı bilinen
Profesör Turan M. İtil’in sicilinden farklı değil.


Profesör
Max Fink, Cihazlı Zihin Kontrolüne uzanan süreçte CIA şemsiyesi altında başlatılan
ilk temel projelerden olan olan MK-ULTRA ve ARTICHOKE projelerinde, bazı
birimlerde direktörlük de yapmış etkili isimlerden.


Bakırköy
demişken bir parantez açalım:


European Forum for Electroconvulsive Therapy (EFFECT) yıllık
toplantıları 2006 yılından bu yana sürdürülmektedir. 2009 Eylül’ündeki
uluslararası toplantıya Sinan Gülöksüz, Ömer Saatçioğlu, Medaim Yanık, Özge
Canbek gibi “Bakırköy Mazhar Osman” menşeli hekim ve öğretim görevlileri
–Medaim Yanık, hastanenin başhemliğini de yapmış hocadır- evsahipliği yapmış,
yurtdışından bu dalda söz sahibi seçkin misafirler katılmışlar. Her ne kadar
Türkiye’deki toplantıya Fink teşrif etmese de, 2006’da Paris ve 2007’de
Viyana’da yapılan toplantılara katılmıştır. [6]


Fink’in
ilk dönem çalışmaları uyuşturucular ve farmakoloji ağırlıklıyken, sonrasındaki
akademik mesaisini tamamen ECT üzerine yaptığı çalışmalar doldurdu. Aynı
zamanda bu son cümlemiz ABD’deki Zihin Kontrolü çalışmalarının büyük ölçüde
karakteristiğini de ele vermekte. Çünkü ilk dönem MK-ULTRA ve ARTICHOKE gibi
Zihin Kontrolü projeleri genel anlamda LSD gibi uyuşturucular ve dolayısıyla
farmakolojiye ve hipnoz veya telkin gibi ilkel(!) metodlara dayalı idi.


Zihin Kontrolü Meselesi


Türkiye ve
Dünya Cezaevlerinde Zihin Kontrolü:


CIA
PROJELERİ, TÜRK VE AMERİKALI PROFESÖRLER, TAVISTOCK


Reha Suvari


ABD’de Zihin
Kontrolü üzerine yapılan çalışmaların tarihçesine bakıldığında, kimisi birkaç
yılda sonlandırılmış, MK-ULTRA gibi kimisi ise uzun süre devam etmiş bazı proje
isimleri göze çarpar: CHATTER, BLUEBIRD, ARTICHOKE, MK-ULTRA ve diğerleri…
Konuya bu hâliyle bakıldığında; laboratuvar çalışmaları yapılmış, belli
neticelere ulaşılmış, nihayetinde belgelerin hemen hepsi imha edilmiş, dosya
kapatılmış zannedilebilir.


Oysa Zihin
Kontrolü çalışmalarının bugün geldiği bilimsel zirveyi göstermesi açısından “Cihazlı
Uzaktan Zihin Kontrolü”, yani TELEGRAM’ın hedefi olmuş mağdurların olduğu
günümüz dünyasında, uzun zaman öncesinin projelerinden elde edilmiş metodlarla
taciz edilen, işkence gören mağdurlar da bulunmakta.


Hem mezkur
projelerin içiçe olduğu ve hem de şahsa özel uygulamaların yaşandığı; zamana,
zemine ve kişiye göre değişen, hatta bazen birçok eski ve yeni proje
ürünlerinin(!) birlikte uygulandığı kirli bir dünyadır sözkonusu ettiğimiz.
Hülasa, eski projeler de bu mânâda rafa kaldırılmamış, elde edilenler ışığında
yerine göre müstakil; yerine göre farklı ilmî gelişmelerle birlikte kullanılır
olmuştur.


Mesela eski
projelerde psikiyatri ve farmakoloji temelli çalışmalar her ne kadar bu iki
bilim dalı ile sınırlanmış gözükse de, gerek bu uygulamalar ve gerekse bu
uygulamalar sonrasındaki neticeler, aynı zamanda Cihazlı Zihin Kontrolü
sahasındaki çalışmalarda da veri olarak kullanılmış unsurlardır.


Diğer
yandan, eski kimi metodların da aynen kullanıldığı oluyor. Psikofarmakolojik
kimyasalların bugün dahi “Terörle Savaş” adı altında tutuklu ve hükümlülere
verildiğine dair ABD`de yayınlanan haberler bu tesbitimizi kuvvetlendiriyor.
McClatchy News`de Carol Rosenberg imzasıyla 2010 Temmuz`unda çıkan bir haberde,
11 Eylül suçlusu olarak Guantanamo`da tutulan Yemen asıllı Ramzi bin el-Shibh`e
psikotropik ilaçlar verildiği ve bu yöndeki haberleri gizlemek için hükümetin
büyük çaba harcadığı söyleniyordu. Bu cins ilaçlar, merkezi sinir sistemine
etki edip beynin işlevlerini değiştirerek, algıda, ruh hâlinde, şuurda ve
davranışta değişikliğe neden olmakta.


Bu ve benzer
insanlık dışı uygulamaları merkeze alan ABD menşeli bir internet sitesinde
ayrıca “Ordu, CIA ve Metrazol” ara başlığı altında şu bilgiler verilmiş:


– “Metrazol
benzeri ilaçlar, sorgulamalarda bugün bile hâlâ kullanılıyor. Türkiye, Pakistan
ve Romanya`da bu çeşit görevlerde hizmet etmiş daha alt rütbeli bazı
subaylardan gelen raporlara göre, Metrazol`a oldukça benzer etkilere yol açan
ilaçlar, tüm dünyada faaliyet gösteren birçok “kara tesis”te tutulan düşman
savaşçılar ve bazı süjeler üzerinde Pentagon ve CIA tarafından daha 2010
yılında bile hâlâ kullanılmaktaydı. Bunlara şahid olan eski bir subay şöyle
diyor: `İnanılmaz şekillere girerek bir simit gibi bükülüyor, kasılıyor, deli
gibi titriyor ve gözleri de neredeyse yuvalarından fırlayacak hâle geliyordu.`”
[1]


Kısacası,
Zihin Kontrolü konusunda yeni ve kadim metodlar, fark gözetilmeden, şartlara
göre ayrı veya birlikte kullanılmaya devam ediliyor. Eski uygulamaların
birçoğu, ister farmakolojik, ister telkine dayalı yahud başka cinsten olsun,
günümüzde ulaştığı gelişmelerin getirdiği avantajla birçok coğrafyada hâlâ
revaçta.


Cezaevlerindeki
tutuklu ve mahkumları zorla kobay yapan HZİ Vakfı’nın (vakıf, HZI Research
Center – Tıbbi Araştırma Merkezi olarak, New York-Tarrytown’da faaliyet
göstermektedir) sahibi ve aynı zamanda hem CEEG’nin –EEG cihazından alınan
beyne ait elektromanyetik grafikleri gelişmiş bilgisayarlarla analiz edebilen
sistem- ve hem de patentli-patentsiz sayısız ilacın kaşifi bir psikofarmakolog
olan Prof. Turan M. İtil’in, 12 Eylül döneminden yıllar önce (1972) -kökeni
Mesmer’e (1734-1815) hatta daha öncesine dayanan manyetik ve hipnotik uykuyu da
içine alıcı şekilde- HİPNOTİZMA üzerine literatürde önemli yer edinen
çalışmaları da, eski ve yeni üzerine yaptığımız tesbit ışığında
değerlendirilebilir. Hem özelde Prof. İtil’in ve hem de geniş mânâda tüm bilim
adamlarının hem akademik ve hem de ticari kaygılarının eseri olarak yaptıkları
uğraşılar değil elbette konumuz. Zihin Kontrolü bahsi üzerinden gidiyoruz.


Prof.
İtil’in kimlerle ve hangi kurum ve kuruluşların çatısı altında çalıştığını
biraz açarsak; eser-müessir ilişkisini biraz deşersek, meramımız daha iyi
anlaşılır sanırız. Prof Turan M. İtil’in mesai arkadaşlarından biri, daha
önceki yazılarımızda ele aldığımız, bilhassa cezaevlerinde yaptığı Zihin
Kontrol deneyleriyle meşhur Stanford Araştırma Enstitüsü’nden (SRI), bu
enstitünün gözbebeklerinden, İtil gibi Missouri Üniversitesi’ne yıllarını
vermiş psikiyatri profesörü George A. Ulett. İtil ve Ulett dışında bir kişi
daha bulunmuş bu “hipnoz” çalışmalarında: Nöroloji Profesörü Şevket Akpınar.
[2]


Şevket
Akpınar, 1974-1989 yılları arasında GATA Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığı
görevini yürütmüş bir “Tuğgeneral” aynı zamanda. [3]


Pentagon
güdümündeki projelerin yuvası durumundaki birkaç akademik merkezden biri olan
Missouri Psikiyatri Enstitüsü’nde EEG, Nörofizyoloji, Psikofarmakoloji ve
“Uyku” laboratuvarlarında direktör olan Prof. Turan İtil’in yanında doktorasını
verdikten sonra, 1971 yılına kadar enstitüdeki laboratuvarlarda çalışmış bir
TSK mensubudur Akpınar. [4]


Gerek
İtil’in ve gerekse Ulett’in 1958 yılında yollarının kesiştiği bir başka ünlü
akademisyen de Profesör Max Fink.


1923 doğumlu
olan Fink, psikiyatri ve nöroloji sahasının duayenlerinden. “Amerikan ECT’sinin
babası” olarak tanınan Fink’in çalışmaları ve eserleri ders kitabı olarak
okutuluyor dersek sanırız konu daha da iyi anlaşılır.


Prof. Fink’i
daha yakından tanımak için, neredeyse ömrünü verdiği ECT’yi -Electroconvulsive
Therapy-, bizdeki ifadesiyle EKT’yi kısaca izah edelim:


Birçok
psikiyatrik bozukluğun tedavisi için, daha çok ilaca dirençli major depresyon,
katatonik durumlar, ilaca dirençli psikotik rahatsızlıklar gibi vak’alarda tek
çözüm gibi görülen ve anestezi uygulandıktan sonra, hastanın alnına
yerleştirilen iki elektrot vasıtasıyla kısa aralıklarla elektrik akımı verme
yoluyla “beyinde epileptik nöbet” ortaya çıkarılması esasına dayanan biyolojik
bir tedavi metodudur EKT. Günümüzde dahi bunu ilmî-tıbbî bir metod olarak kabul
etmeyen hekimler vardır. [5]


Bu denli
hayatî önem arzeden bir metod olmasına rağmen, EKT’nin etki mekanizması tam
olarak bilinmemektedir.


Hasta için
bu uygulamadan sonra “hafıza kaybı” söz konusudur. Bununla ilgili çok
spekülasyon yapılsa da, uzmanlara göre bu hafıza kaybı kalıcı değildir.
Unutulanların tekrar hatırlanabilmesi ise 6 aydan 1 yıla kadar bir süreç
gerektirebilir.


1958 yılında
İtil’le tanışan Max Fink’in daha sonra Türkiye’yi ziyaret ettiğini görüyoruz.
Bir açıklamasında “İlk KATATONİ hastasını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi’nde, 1962 yılında gördüm” diyen Fink’in sicili ise, çok uzun yıllar
mesai arkadaşlığı yaptığı ve 12 Eylül dönemi Türkiyesi’nde 5000 civarında
tutuklu ve mahkumu rızaları olmadan kobay olarak kulllandığı bilinen Profesör
Turan M. İtil’in sicilinden farklı değil.


Profesör Max
Fink, Cihazlı Zihin Kontrolüne uzanan süreçte CIA şemsiyesi altında başlatılan
ilk temel projelerden olan olan MK-ULTRA ve ARTICHOKE projelerinde, bazı
birimlerde direktörlük de yapmış etkili isimlerden.


Bakırköy
demişken bir parantez açalım:


European
Forum for Electroconvulsive Therapy (EFFECT) yıllık toplantıları 2006 yılından
bu yana sürdürülmektedir. 2009 Eylül’ündeki uluslararası toplantıya Sinan
Gülöksüz, Ömer Saatçioğlu, Medaim Yanık, Özge Canbek gibi “Bakırköy Mazhar
Osman” menşeli hekim ve öğretim görevlileri –Medaim Yanık, hastanenin
başhemliğini de yapmış hocadır- evsahipliği yapmış, yurtdışından bu dalda söz
sahibi seçkin misafirler katılmışlar. Her ne kadar Türkiye’deki toplantıya Fink
teşrif etmese de, 2006’da Paris ve 2007’de Viyana’da yapılan toplantılara
katılmıştır. [6]


Fink’in ilk
dönem çalışmaları uyuşturucular ve farmakoloji ağırlıklıyken, sonrasındaki
akademik mesaisini tamamen ECT üzerine yaptığı çalışmalar doldurdu. Aynı
zamanda bu son cümlemiz ABD’deki Zihin Kontrolü çalışmalarının büyük ölçüde
karakteristiğini de ele vermekte. Çünkü ilk dönem MK-ULTRA ve ARTICHOKE gibi
Zihin Kontrolü projeleri genel anlamda LSD gibi uyuşturucular ve dolayısıyla
farmakolojiye ve hipnoz veya telkin gibi ilkel(!) metodlara dayalı idi.


Bu noktada,
sadece Max Fink – Turan İtil tanışmasını (1958) MK-ULTRA ve ARTICHOKE
projelerindeki dönüşümde milad olarak vasıflandırmak abartılı olacaktır ancak
önemlidir. Bu iki projede yürütücü laboratuvar kadrosu lideri ve –CIA’ya-
danışmanlık görevini üstlenen Fink, Profesör Turan İtil ve Dieter Bente ile
birlikte yukarıda zikrettiğimiz metodlardan yine farmakoloji ile birlikte
bilgisayar ve nörolojiyi ön plana çıkaran ve daha sonrasında tamamen bilgisayar
arayüzleri ve elektromanyetizmayı ihtiva eden Cihazlı Zihin Kontrolü’ne geçiş
döneminin mimarları oldular. [7]


Bu üçlünün
etkili olduğu akademisyenler grubunun öngörüsüyle bilgisayar ağırlıklı
işbirliğine karar verildi. Akabinde ilk önce International Pharmaco-EEG
Group/IPEG’i kurdular. Adından da anlaşılacağı üzere farmakoloji ve
bilgisayarın birlikte kullanımını öne alan laboratuvar çalışmalarını ifade eden
bir yapılanmaydı bu. Fink daha önce de araştırma ve deney merkezli çeşitli
birim ve dernekler kurmuş; kiminde danışman kiminde ise daire müdürlüğü
yapmıştı. Elbette tüm bunların finansmanı da CIA’nın örtülü ödeneğinden
sağlanıyordu.


Fink, ismi
proje ile adeta özdeşleşen Morse Allen’le birlikte ARTICHOKE’ta AMNEZİ-hafıza
kaybı üzerine çalışırken; sorgulamalarda etkisini geliştirmek amacıyla
kimyasallarla birlikte “elektroşok”u da kullanıyordu, sonrasında İtil-Bente ve
onların geliştirdiği elektromanyetizma ve bilgisayar destekli yeni metodlarla
projelerinin çehresini büyük ölçüde değiştirdiler.


Farmakolojinin
ve kimyasalların da işin içinde olduğu, bilgisayar sistemlerinin ön planda
tutulduğu çalışmaları işbirliği içinde yürüttüler. Bununla birlikte, Prof.
Donald Klein’ın da aralarında bulunduğu grup, ANKSİYETE –fizikî belirtilerin
yanısıra sebebsiz endişe ve korku hâli- üzerine çalışmalarda bulundular.


Grubun
Amnezi ve Anksiyete üzerindeki çalışmaları elbette ki sadece bu
rahatsızlıkların giderilmesi ve tedavisi anlamında tıbbî araştırmalar değildi.
CIA’nın örtülü ödeneğinden finanse edilen ve yine CIA kontrolünde yürütülen bu
araştırmalar, Zihin Kontrolü projesi olarak tarihe geçen MK-ULTRA’dan sonraki
projenin parçasıydı. Çalışmalar tahmin edileceği üzere “Anti-Terör” başlığı
altında, “ulusal güvenlik” adına yapılıyordu.


Prof. Dr.
Turan M. İtil’in EEG’nin gelişmiş versiyonunu keşfetmesi ve daha o günlerden
itibaren parlak gelecek vaad eden başarılı akademik etiketi, Max Fink ile
birlikte, ABD ordusunun-Pentagon’un ve CIA’nın gözbebeği bir Zihin Kontrolü
projesinde yıllarca emek vermesine vesile olmuştur.


Yazımızı
bitirirken, konuya ilgi duyan okuyucu için İtil ve Fink’in çalışmalarını da
ihtiva eden ve Yazarları Edward Shorter ile David Healy olan “Shock Therapy: A
History of Electroconvulsive Treatment in Mental Illness”
 isimli kitabı tavsiye
edelim. Yine bu yazarlardan David Healy’nin Fink’le yaptığı röportajda Turan
İtil ve Donald Klein’la birlikte yaptıkları çalışmaları ınternetten okumak
isteyenler için de bir link verelim. [8]


Fink’in
Tavistock’la olan alakasını gördüğümüzde ise, “kulakların çınlasın Altındal
Hoca. Tavistock’un üstünde bu kadar çok durman boşuna değilmiş!” demeden
edemedik.


Bilindiği
gibi ABD’nin siyasî ve sosyo-kültürel dokusundaki maya Britanya hamurundandır.
Hatta gerek CIA ve gerekse ondan önceki OSS’nin (Office of Strategic Services)
oluşumunda ve günümüze kadarki tatbiklerinde içten içe Britanya’nın etkisi
vardır. Bu cümlelerimizdeki Britanya vurgusu bilinen şekliyle bir millet veya
devlet mânâsında değil; Tavistock kurumu gibi, hem askerî, istihbarî, iktisadî
alanlarda, hem de bilim ve bilhassa tıb kullanılarak toplum mühendisliğinde boy
gösteren yönlendirici ve emir merkezi siyonist yahudi ve siyonist hristiyan
elit merkezleri kastendir.


Tavistock’un
tıb alanında kendi meşreblerine uygun bilim adamlarına verdiği bir ödül var.
İsmi Tavistock’la özdeşleşen Dr. Thomas W. Salmon (1876-1927) adına 1942’den bu
yana verilen ödüle iki yıl önce Prof. Turan M. İtil’in “yakın dostum” dediği,
MK-ULTRA projesinin danışmanlarından ve araştırma ünitesi direktörlerinden
mahut Prof. Max Fink layık görüldü. Daha öncesinde de yine bu ikiliyle birlikte
MK-ULTRA’da çalışan Donald F. Klein, 1993’te bu ödülü almıştı. 1973 yılındaki
ödül ise yine MK-ULTRA’nın ağır toplarından ve Fink’in hamisi olarak tanınan
Lauretta Bender’in olmuştu. Bayan Bender, çocuk nöropsikiyatristi ve mezkur
projede çocuklara yaptığı korku filmlerini aratmayan uygulama ve deneylerle
tarihe geçmiş biriydi.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet