Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Dr. Cengiz Topel MERMER : Keşmir’de Yaşanan
Gelişmeler Nasıl Okunmalı ???


21 Ağu 2019





Hindu milliyetçisi BJP
(Bharatiya Janata Parti-Hindistan Halk Partisi) liderliğindeki Hint Yönetimi
Mayıs 2019’da yapılan genel seçimlerden tarihi bir zaferle çıktıktan sonra
Keşmir’de radikal adımlar atmaya başladı. Önce Keşmir’deki güvenlik
kuvvetlerini takviye eden Hint Yönetimi, 13 Temmuz 1931’deki ilk kitlesel
Müslüman direnişine dayanan “Özgürlük Şehitlerini Anma Günü” anmaları öncesinde
ayrılıkçı Müslüman liderlerin tamamını gözaltına aldı. Müslüman halkın protesto
gösterilerini sertlikle bastıran Hint Yönetimi, ay sonuna kadar on binlerce
paramiliter kuvveti Bölgeye kaydırdı. Ayrılıkçı militanlara yönelik
operasyonları da artıran Modi yönetiminin operasyonlarda misket bombaları
kullandığı iddiaları gündeme geldi. Ağustos ayı başladığında Hint Yönetimi,
Bölgeye Hac Ziyareti için gelen Hindu vatandaşlar ile Bölgedeki bütün
turistlerden, “muhtemel terör olayları ihtimali” uyarısı ile Keşmir Vadisini
boşaltmalarını istedi. Bu arada Keşmir’de internet bağlantısı ve telefon
haberleşmesi da kesilmeye başlandı. Bu olağan dışı gelişmeler “Keşmir’de her an
her şeyin olabileceği” şeklindeki endişeleri artırdı.

 

Devamında yaşanan gelişmeler ile planlanan stratejinin detayları ortaya çıkmaya
başladı. 4 Ağustos 2019’da, Keşmir’in Hindistan’a bağlanmasında kilit rol
üstlenen Hindistan yanlısı Şeyh Abdullah’ın Başbakanlık yapan hanedanlık
üyeleri ve yine Keşmir’de Başbakanlık yapan Hindistan yanlısı Mehooba Mufti ev
hapsine alındı. Halkın tepkilerini engelleme kapsamında sokağa çıkma yasakları
ilan edildi ve iletişimin kısıtlanmasına yönelik tedbirler arttırılarak Bölge’nin
dış dünya ile irtibatı kesildi. Bölgede görev yapan güvenlik kuvvetlerinin
iletişimi için uydu telefonları dağıtıldığı haberleri basına yansıdı… 5
Ağustos 2019’da Rajya Sahba’da  (Eyaletler Meclisi – Üst Meclis) söz alan
İçişleri Bakanı (BJP’nin Başbakan Narendra Modi’den sonraki güçlü adamı) Amit
Şah, Keşmir’in Şeyh Abdullah vasıtası ile Hindistan’a bağlanmasında garanti
edilen ayrıcalıklı konumuna cevaz veren Madde 35-A ve 370’in kaldırılmasına
yönelik kanun teklifi verdi ve bu tasarı büyük bir çoğunluk ile kabul edildi.
Bir sonraki gün Lok Sahba’da (Halk Meclisi-Genel Meclis) benzer bir gelişme
yaşandı ve tasarı 9 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Tasarının
onaylanmasına yönelik sürecin Anayasaya uygunluğu (Madde 267) tartışmaya neden
olurken konunun ivedilikle ele alınmasına yönelik başvurular da Yüksek Mahkeme
tarafından reddedildi.

 

Çabucak hayata geçirilen bu tartışmalı anayasa değişikliği ile Budist
çoğunluğun yaşadığı Leh ve Ladak Bölgesi, 1999 yılında iki ülkenin çatışmasına
neden olan Müslüman ağırlıklı Kargil Bölgesi de dâhil olmak üzere, doğrudan
Merkezi Yönetime bağlı ve parlamentosuz Birlik Bölgesi (Ladak Birlik Bölgesi)
olurken, geri kalan Hindu çoğunluklu Cammu Bölgesi ile Müslüman çoğunluklu
Keşmir Vadisi, parlamentolu Birlik Bölgesi (Cammu ve Keşmir Birlik Bölgesi)
hâline getirildi. 31 Ekim 2019’da yürürlüğe girecek anayasa değişikliğine göre
bu iki bölge doğrudan bir “Süper Vali” aracılığı ile Merkezi Hükümete
bağlanacak. Yeni kurulan Cammu ve Keşmir Birlik Bölgesi Meclisi içinde 25
kişilik koltuğun boş bırakılarak, Pakistan kontrolündeki Keşmir temsilcilerine
ayrılması ise dikkat edilmesi gereken bir detay. Bu nokta Hindistan’ın, İngiliz
Hindistan’ının idari yapısı içindeki Cammu ve Keşmir Prensliği (Eyaleti) topraklarının
tamamını istediğini ve İngiliz Hindistan’ının devamı olduğu iddiasından
vazgeçmediğini göstermesi bakımından önem taşıyor.

 

Anayasa değişikliği ile Hint Yönetiminin, Eyalet statüsünden Birlik Bölgesi
statüsüne düşürülen Cammu ve Keşmir Birlik Bölgesi içinde, iskân ve ticaret
düzenlemeleri yapmasına yönelik engeller kaldırılmış oldu. Madde 35-A Keşmir
Yönetimine Eyalet dışından gelen Hindistan Birliği vatandaşlarına iskân
kısıtlaması hakkı verirken, Madde 370 de Dış Politika, İletişim ve Savunma konuları
dışında özel kanun yapma hakkı tanıyordu. Gerçi, Keşmir Yönetimine ülkeye
katılma sürecinde, 1950’li yıllarda verilen bu ayrıcalıklar 1963 yılından
itibaren sürekli olarak törpülenerek azaltılmış olsa da bu iki madde Keşmir
halkı için özel bir anlam taşıyor ve Hint Yönetiminin demografik yapı ile
oynamasını engelliyordu. Nitekim İçişleri Bakanı Amit Şah, tasarıyı sunarken
yaptığı konuşmada; Hint Yönetiminin bölgeden ayrılmak zorunda kalan Hindular
ile pozitif ayrıcalık yapılması planlanan düşük kast Hinduları Bölgeye
kaydırarak demografik yapıyı değiştireceğini ve ayrılıkçı Müslümanları
azınlıkta bırakarak terör sorununu bitireceğini net bir biçimde ifade etti.

 

Bu gelişmeler Pakistan tarafında şiddetli tepkiyle karşılanırken Hindistan
tarafında büyük çoğunlukla kabul gördü. Hindistan’ın seküler yapısının kurucusu
ve garantörü kabul edilen Kongre Partisi dahi çoğunlukla tasarıya destek verdi.
Tasarıya karşı tepki verme veya karşı görüntü vermenin sosyal linç getirdiği
Hindistan’da tasarı büyük bir zafer havası yarattı. Pakistan ve kontrolündeki
Keşmir’de protesto gösterileri ile Hindistan tarafında kutlamalar yaşanırken
Kurban Bayramını da güvenlik çemberi altında geçiren Keşmir Vadisinde yaşanan
gelişmeler ile ilgili sağlıklı bilgi almak mümkün olmadı. Md 35-A ve 370
kaldırılırken Keşmir halkının tasarı ile fikri alınmasa da yeni kurulan Ladak
Birlik Bölgesinin çoğunluğunu oluşturan Budist halkın değişikliği memnuniyetle
karşılayıp kutlamalar yaptığı medyaya yansıtıldı. Cammu Bölgesinin çoğunluğunu
oluşturan Hinduların sevinç gösterileri de aynı şekilde Hint medyasında
sergilendi.

Pakistan önce Hindistan ile diplomatik temsil seviyesini düşürerek Hint
Büyükelçisinin ülkeyi terk etmesini istedi. Devamında Hindistan ile ticaret ve
ulaşıma kısıtlamalar getirdikten sonra uluslararası toplumu harekete geçirmeye
çalıştı. Hindistan ile yaşadığı her ciddi krizde yaptığı gibi Çin Halk
Cumhuriyeti (ÇHC) desteği arayan Pakistan, Dışişleri Bakanı Kureyşi’yi ÇHC’ye
göndererek konuyu uluslararası mecrada canlı tutmak istedi. Pakistan ve
kontrolündeki Keşmir’de öfkeli kalabalıkların protesto gösterileri sürerken
Pakistan’da Bolywood filmlerinin gösterilmesi de yasaklandı. ÇHC, Hindistan’ı
kınayan açıklamalarının devamında konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
(BMGK)’ne taşısa da küresel aktörler konuyu klişe diplomatik
açıklamalar-tavsiyeler ile geçiştirdi. Hindistan’ın enerji bağımlılığı taşıdığı
Müslüman Ortadoğu ülkeleri ve İslam ülkeleri örgütlerinden benzer sükûnet ve
diyalog çağrıları ile hafif eleştiri dozlu açıklamalar geldi. Hatta Birleşik
Arap Emirlikleri’nin (BAE), konunun Hindistan’ın iç idari düzenlemesi olduğunu
açıklaması Pakistan’ı bir hayli şaşırttı. BAE müteakiben 19 Ağustos 2019’da,
Hindistan Başbakanı Modi’ye ülkenin özel ödülünü vereceğini açıkladı.

 

ÇHC’nin önerisi ile 16 Ağustos 2019’da BMGK kapalı bir oturum düzenledi.
Konunun BMGK’da görüşülmesine, oturumun kapalı olması şartıyla, Rusya
Federasyonu’nun (RF) onay vermesi dikkat çekici bir gelişme oldu. BMGK oturumu
sonrası yapılan açıklamalar, Hindistan’a Keşmir’de iletişimin restore
edilmesinin tavsiye edilmesi dışında, teamüllerin ötesinde yeni bir içerik
sunmadı. Bu arada Pakistan Başbakanı İmran Han ve Ordu Komutanı Orgeneral
Bajwa’nın, “Keşmir’den Asla Vazgeçmeyecekleri”ne yönelik açıklamaları Hint
tarafından “Restlerin Görüldüğü”nü içeren mesajlarla cevaplandı. Bu kapsamda
Hint Savunma Bakanı Rajnat Sing’in 16 Ağustos 2019’da, Hindistan’ın nükleer
çalışmalarının merkezi olan Pokran’da (Rajastan Eyaleti), nükleer doktrinlerini
değiştirerek ilk kullanım tercihini yapabileceklerini açıklaması dikkat çekti.

 

İki ülkenin nükleer silahlar üzerinden restleşmesinin yanı sıra Keşmir
sınırındaki rutin çatışmalar artışa geçince tüm dünya Keşmir Sorununa
odaklandı. Çünkü İki nükleer gücün çatışma ihtimalinin yükselmesi sadece
Bölgeyi değil bütün dünyayı tehdit eden bir gelişme. Peki, iki ülkenin
defalarca çatışmasına neden olan bu sorunun temelinde ne var? Keşmir Sorunu
tarafların anlam dünyasında ne ifade ediyor? Keşmir Sorunu söz konusu olunca
neden iki ülke halkı da milli temelde bütünleşebiliyor ve günlük krizleri
unutuyor? Bu noktaların anlaşılması için konunun geçmişini ve gelişimini
açıklamakta fayda var.

 

Keşmir Sorununun Temeli ve Gelişimi

 

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda
kalması üzerine 1947 yılında kurulan Hindistan ve Pakistan, din temelinde
ayrışan düşman kardeşlerin kurdukları devletlerdir. Müslümanların, çoğunluğu
oluşturan Hindulardan ayrı bir millet olduğu savı ile kurulan Pakistan; Hindistan’ı
arada bırakarak, Doğu ve Batı Pakistan olarak ikiye ayrılmıştır. Doğu Pakistan,
1971yılında yaşanan iç savaşa Hindistan’ın müdahalesi neticesinde Batı
Pakistan’dan ayrılarak Bangladeş adıyla bağımsız bir devlet haline gelmiştir.
19. asrın ikinci yarısında canlanan anti-sömürgeci mücadeleyi bölerek Bölgedeki
ömrünü uzatmayı başaran İngiltere, Hindistan ve Pakistan arasında önemli kriz
alanları bırakarak bu coğrafyadan ayrılmıştır. İki yeni ülke İngiltere’nin
miras bıraktığı sorunları büyük oranda çözmeyi başarırken, halkın çoğunluğu
Müslüman, yöneticisinin Hindu olduğu Cammu ve Keşmir Prensliği (Keşmir)’nin
statüsü konusunda anlaşamamıştır.

 

Keşmir’de çıkan iç savaşa, Sorunu kendi lehinde çözmek için müdahale eden
tarafların çatışması sonrasında Keşmir Ocak 1949’da bölünmüştür. Çatışmalar
sonrasında Batıda, Pakistan’ın kontrolünde, Cammu ve Keşmir Prensliği
topraklarının üçte birini kapsayan bir alanda, başkenti Muzaffarabad olan “Azad
Keşmir Yönetimi” kurulmuştur. Doğuda ise, başkenti Srinagar olan, Cammu ve
Keşmir Prensliği topraklarının üçte ikisini kapsayan alan Hindistan kontrolünde
kalmıştır. Hindistan ile Pakistan bu sorun temelinde iki defa daha savaşmış ve
iki defa da sınırlı çatışmaya girmiştir. Bütün bu çatışmalara rağmen, 1949
ateşkesi ile Keşmir’de tarafları ayıran tartışmalı sınır hattı pek fazla
değişmemiştir. Pakistan kontrolündeki Keşmir’in Müslümanlardan oluşan halkı
Pakistan Yönetimi ile sorun yaşamazken Hindistan kontrolündeki Keşmir’de,
nüfusun yaklaşık yüzde seksenini oluşturan Müslümanların Hindistan’a
entegrasyonu sorunlu olmuştur. Hindistan, istikrar sağlayabilmek maksadıyla yüz
binlerce güvenlik personelini Keşmir’de konuşlandırmış ve Olağanüstü Hal
Yasaları ile hâkimiyetini konsolide etmeye çalışmıştır.

 

Sorunun temelinde; Pakistan tarafında, Pakistan’ın kuruluş felsefesinin
taşıyıcı kolonlarından biri olan Keşmir’in büyük bölümünün Hindistan’da
kalmasının yarattığı “ulusun eksik doğduğu” travması ile Hindistan tarafında,
kadim Hindu coğrafyasının bir kısmının kaybedildiği hissiyatının neden olduğu
psikolojik kırılma yatmaktadır. “Keşmir’in kurtarılması” ideali Pakistan
yönetimlerine ulusal bütünleşme zemini sağlarken halka temel sorunları da
unutturmaktadır. Hindistan ise öncelikle kendi yönettiği Keşmir’in ülkeye
entegrasyonunu sağlamaya çalışmakta ve daha sonra Keşmir’in bütününe sahip
olmayı hedeflemektedir. Keşmir’de yaşanan Pakistan kaynaklı sorunlar da çok
parçalı etno-kültürel bir yapı ile ayrılıkçı bölgelere sahip olan ve kast
sisteminin böldüğü bu ülkenin ulusal birlik davasına hizmet edip halkı
bütünleştirirken başarısız yönetimlere de meşruiyet kazandırmaktadır.

 

Keşmir Sorunu, başlangıçtan itibaren küresel güç mücadelesindeki jeopolitk
adımlardan da beslenerek çapını büyütmüştür. 1962 ÇHC-Hindistan Savaşı ile
Hindistan kontrolündeki Keşmir’in Axai-Çin Bölgesini işgal eden ÇHC zamanla
sorunun dolaylı bir tarafı hâline gelmeye başlamıştır. Bu savaş sonrasında ÇHC
ile ittifak kurarak, kendi kontrolündeki Keşmir topraklarından bir bölümünü
ÇHC’ye bırakan Pakistan, ÇHC’nin soruna nüfuz etmesini teşvik etmiştir.
Afganistan üzerinde Soğuk Savaş dönemimde yaşanan rekabet de Keşmir Sorunu
üzerinde etkili olmuştur. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline direnen
cihadist yapıların Keşmir’deki ayrılıkçı hareketleri desteklemesi ve Sovyetler
Birliği’nin 1989’da Afganistan’dan çekilmesi sonrasında ayrılıkçı Müslüman
örgütlerin Hint Yönetimine isyan etmesi bölgedeki tansiyonu yükseltmiştir.
Hindistan, bölgeyi dış dünyaya kapatarak güvenlik çemberine almış ve istikrarı
kısmen sağlayabilmiştir. Çok sert güvenlik tedbirleri uygulayan Hindistan 1995
sonrasında, kademeli olarak, güvenliği sağlamayı başarmıştır.

 

Soğuk Savaş sonrasında, küresel baskıların hafiflemesinden doğan çözüm zeminini
değerlendirmeyi tercih etmeyen Hindistan ve Pakistan silahlanma yarışına
girerek nükleer silah üretmiş ve Keşmir Sorunu yirminci asır sonunda tüm dünya
için nükleer tehdit kaynağı haline gelmiştir. İki ülke arasındaki Keşmir
Sorununu çözme kapsamında yapılan barış görüşmeleri, genellikle dış zorlamaların
yanı sıra küresel ve bölgesel işbirliği örgütlerinin bir araya getirmesiyle
rutinleşen kısır diyaloglarla zaman zaman tekrarlansa da ya iç siyasetin
aşılmaz tabu duvarlarına çarpmış ya da Keşmir kaynaklı bir provakasyon ile
sonlanmıştır. ÇHC ile Hindistan’ın küresel arenadaki yükselişi ve küresel
rekabetin yeni milenyumda Asya-Pasifik Bölgesine kaymasına paralel olarak
Hindistan-Pakistan/Keşmir Sorunu ÇHC-Hindistan rekabetinin bir alt unsuru
olmaya doğru evrilmiş ve küresel (nükleer) tehdit içermediği müddetçe geri
planda kalmıştır.

 

Keşmir Sorununun Tekrar Canlanması

 

İki ülke ilişkilerinin bugün yeniden çatışma üretebilecek bir noktaya gelmesi
yine Keşmir gelişmeleri üzerinden okunmalıdır. Hindistan, 1989-1996 yılları
arasında Keşmir Vadisinde çıkan Müslüman ayrılıkçı isyanı
(Hartallar-Ayaklanmalar Dönemi) bastırdıktan sonra 1996 yılında yapılan
seçimler ile kademeli olarak güvenliği sağlamayı başarmıştır. Kısmen kontrol
altına alınabilen Müslüman ayrılıkçılık, Burhan Wani adındaki genç ve popüler
bir Hizb-ül Mücahidin liderinin 08 Temmuz 2016’da güvenlik güçlerince
öldürülmesi sonrasında canlanma sürecine girmiştir. Bu olayı protesto eden
göstericilere Hint güvenlik güçlerinin sert müdahalesi olayları
tırmandırmıştır. Müteakiben Hindistan’da bir Hava Üssüne Pakistan kökenli
militanların 2017’de yaptığı saldırı sonrası Hint Özel Kuvvetleri, “Azad
Keşmir”deki örgüt kampına bir baskın düzenlemiştir. Bu gelişme Hint kamuoyunda,
BJP Yönetiminin “Terör Örgütlerini Kaynağında Vuracağı” söyleminin hayata geçirilmesi
olarak değerlendirilmiş ve memnuniyetle karşılanmıştır. 

 

14 Şubat 2019’da, Keşmir’in Pulwana bölgesindeki Hint paramiliter birlik
konvoyuna intihar saldırısı düzenleyen bir Ceyş-i Muhammed Örgütü militanı 48
güvenlik personelinin ölümüne sebep olmuştur. Hint güvenlik güçlerinin verdiği
en ağır zayiat olarak tarihe geçen bu saldırının ertesi günü Hint savaş
uçakları, Pakistan’ın Balakot bölgesinde, Ceyş-i Muhammed Örgütü kampının
konuşlu olduğu iddia edilen bir alanı bombalamıştır. Bu saldırı Hindistan’ın,
“Azad Keşmir” dışındaki bir Pakistan toprağını vurması anlamında bir başka ilki
teşkil eder. Sonraki hafta, Keşmir’deki ateşkes hattı üzerinde uçan iki Hint
jetinin Pakistan tarafından düşürülmesi ve bir Hint pilotunun esir alınması ise
tansiyonu zirveye çıkarmıştır. Hindistan tarafında rövanş beklentileri
artırmışken, küresel aktörler devreye girmiş ve gerilimi azaltmıştır. Mayıs
2019 ayı içerisinde Hindistan’da yapılacak genel seçimlerin yaklaşıyor olması
da gerilimin azalmasına katkı yapmış ve rövanş beklentileri seçim sonrasına
ertelenmiştir.



Mevcut Gelişmeler Nasıl Değerlendirilmeli?

 

Mayıs 2019’da yapılan genel seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan ve her iki
mecliste de çoğunluğu ele geçiren BJP’nin klasik söylemlerini hayata geçirmesi
için artık önünde bir engel kalmamıştı. BJP’nin seçimler öncesi Keşmir’de
askıya aldığı rövanş adımını Haziran ayından itibaren atması da beklenen bir
gelişmeydi. Radikal söylemlerle geçen asır sonlarında yükselişe geçen BJP’nin
Keşmir’in özel statüsünü kaldırma ve Bölgeyi Hindistan Birliği’ne tam entegre
etme yönündeki söylemleri de biliniyordu. Bu kapsamda yeni Modi Hükümetinden
beklenen adımlar Temmuz ayından itibaren gelmeye başladı. İlk önce Müslüman
azınlığa tanınan ve erkeğin eşini üç defa “boş ol” diyerek  (sms veya
email vs ile mümkündü ) boşama hakkının (Triple Talaq) Yüksek Mahkeme
vasıtasıyla kaldırılması sağlandı. Bu arada Keşmir’e yapılan yığınak sonrası
ayrılıkçı liderler tutuklanırken büyük çaplı antiterör operasyonları icra
edildi. Keşmir’de bir sonraki adımın ne olacağı merakla beklenirken, Hint
Yönetimi planlı bir biçimde Keşmir’in özel statüsünü kaldırma stratejisini
hayata geçirdi ve Bölgedeki tansiyonu artırdı.

Mevcut gelişmeler, Hint Yönetiminin hayata geçirdiği politikanın uzun ve dikkatli
bir planlamanın ürünü olduğunu, yapılan stratejik değerlendirmelerin dış dünya
ile ilgili kısmının tuttuğunu ve Pakistan’ın, Hindistan’ın bu adımı
atabileceğini öngöremediğini gösteriyor. ABD, RF, ÇHC ve uluslararası camianın
tepkileri ile Pakistan’ın karşı adımları dikkate alındığında Hindistan’ı
şaşırtan bir gelişme yaşanmadığı görülüyor. Atılan adımların zamanlaması,
küresel ve bölgesel gelişmelerin dikkate alınarak bu politikanın hayata
geçirildiğini düşündürüyor. Küresel reaksiyonların ifade ediliş şekli, Hint
devlet mekanizmasının planlama safhasında ABD ve RF ile perde gerisinde temasa
geçerek bilgi paylaşımı yaptığını akla getiriyor. Neticede Hindistan’ın dış
dinamikleri iyi değerlendirip stratejik bir hamle yaptığı anlaşılıyor.

 

Hindistan’ın stratejisinin ülke içine yönelik bölümü de şu ana kadar
beklentiler ile paralel gidiyor görüntüsü veriyor. BJP İktidarı söz konusu
tasarıyı kendi meclis aritmetiğinin de üzerinde bir destek ile geçirdikten
sonra Cumhurbaşkanı onayı sağladı. Tasarının anayasaya uygunluğu hayli
tartışmalı bir seyir izlediği halde Yüksek Mahkeme konunun ivedilikle
görüşülmesini ret ederek Yürütmeye beklediği desteği verdi. Bu gelişme sonrası
Modi Yönetiminin eli iyice rahatladı. Müslüman azınlığa karşı attığı her adımda
halk desteği kazanan Modi Yönetimi bu özgüven ile Babri Mescid Sorununu da,
klasik Hindu milliyetçi söylemleri çerçevesinde, çözerek Babri  Mescid
alanına bir Hindu tapınağı yapılması sürecini başlatabilir. 2016 yılında
reorganize edilmesine başlanan yeni Vatandaşlık Yasası sonrasında Assam
Eyaletindeki Bangladeş göçmeni Müslümanların ayıklanmaya başlanmasının Hindu
çoğunluğun Modi’ye olan desteğini artırdığı dikkate alındığında, bir Babri
Mescid hamlesinin gelmesi muhtemel gözüküyor. Böyle bir “Başarı” Modi’ye,
Keşmir politikasını devam ettirebilmek için ihtiyaç duyacağı, kararlılık gücünü
verecektir.

 

Buraya kadar yaşanan gelişmeler, her şeyin Modi Yönetiminin planladığı şekilde
gittiği görüntüsü veriyor. Halk desteğini de arkasına alan Modi Yönetimi,
Keşmir Vadisi Müslümanlarını dış dünyaya kapatıp diz çöktürerek, sorunu Hindu
milliyetçisi söylemleri paralelinde ve kesin olarak çözmeye kararlı bir tablo
çiziyor. BJP’nin Keşmir stratejisinin en can alıcı noktası da burada yatıyor.
Bu noktada Keşmir Müslümanlarının reaksiyon ve direnme potansiyeli önem
kazanıyor. 1846 yılında imzalanan Amritsar Antlaşmasından bu yana yaklaşık iki
asır boyunca Hindu baskısı altında yaşayan, 1949 sonrasında ciddi kayıplar
veren ve özellikle 1989 sonrasında normal insanların tahammül edemeyeceği bir
baskı düzeni altında yaşayan Keşmir Müslümanlarının korku duvarını aştığı da
biliniyor. İşte bundan sonraki süreçte; Hint Yönetiminin sindirme ve
Müslümanları azınlığa düşürme politikasının başarı derecesini, Keşmir
Müslümanlarının vereceği tepki ve göstereceği direncin seviyesi belirleyecek.
Bu konuda yorum yaparken bile içim acıyor; korkarım Keşmir Vadisi için sıklıkla
kullanılan “Asya’nın Filistin’i” metaforu bu kez bir realite haline gelecek.

 

Keşmir gelişmeleri üzerinden Pakistan ve Hindistan’ın yeniden çatışma noktasına
gelmesi sürecinde yaşanan olaylar gerek ülkemizde gerekse dünyada yüzeysel bir
analiz ve magazinsel bir tüketim mantığı içinde yer aldı. Hâlbuki atılan her
bir adımda taraflar hem birbirine hem de iç ve dış kamuoyuna önemli mesajlar
veriyor. Ayrıca Hindistan’ın yeni Keşmir stratejisinin zamanlaması ve uygulama
tarzının uzun vadeli bir planlamanın izlerini taşıdığını da görmek gerek.
Keşmir’de yaşanan bu gelişmeler Asya-Pasifik gelişmeleri ile kronolojik
paralellik taşıyor ve yalnız başına Bölge dinamikleri çerçevesinde
değerlendirmek yanlış olur. Hint Altkıtası gelişmeleri 19. asır başlarından
itibaren Orta Asya ve Afganistan gelişmeleri ile paralel bir mantık süzgecinden
geçiyor. Birleşik Krallık ile Çarlık Rusyası arasında yaşanan Great Game (Büyük
Oyun), 20. asır ve sonrasında bu aktörlerin yerini alan küresel güçler
tarafından dikkatle uygulanıyor.

 

Keşmir’de yaşanan gelişmelerin yeni milenyumda küresel güç mücadelesinin
merkezine oturan Asya-Pasifik denklemleri ile bu dönemin yükselen güçleri ÇHC
ile Hindistan arasındaki tarihi rekabet ile de sıkı bir bağı var. Afganistan
gelişmeleri, Hong Kong olayları, Şincan Uygur Özerk Bölgesi gelişmeleri,
Kore’lerin birleştirilmesi çabaları, Sri Lanka ve Myanmar gelişmeleri, Nepal ve
Maldivler’de yaşanan siyasi gelişmeler, ÇHC’nin OBOR (One Belt One Road- Bir
Kuşak Bir Yol ) Projesi ve bu projenin temel ayaklarından CPEC (ÇHC-Pakistan
Ekonomik Koridoru) Projesi, Güney Çin Denizi gelişmeleri, ABD-ÇHC Ticaret
Savaşı; Japonya’nın Silahlı Kuvvetlerini güçlendirmesine izin verilmesi, Taiwan
gelişmeleri ve Tibet gelişmeleri (yakın bir gelecekte muhtemelen gündeme
gelecektir) dikkate alınmadan Keşmir‘de son dönemde yaşanan tarihi gelişmelerin
değerlendirilmesi bu kapsamda eksik olacaktır.

 

 * Dr. Cengiz Topel Mermer, “Keşmir Sorunu ve Hindistan-Pakistan
İlişkileri Üzerine Etkileri” konu başlıklı Doktora Tezini yazmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış